Böyle düşünen kimselere şu şekilde cevap verilebilir:
Öncelikle Allah’a inanıp dini kabul etmemek tuhaf ve çelişkili bir durumdur. Çünkü bir yaratıcının kâinatı yaratıp sonra kendisini tamamen gizlemesi, insanlara niçin yaratıldıklarını bildirmemesi hikmetli bir durum değildir. Düşünün ki siz çok değerli bir kitap yazıyorsunuz fakat kitabın üzerinde adınız yok, başka insanlar çıkıp o eseri sahipleniyor ve bütün övgüleri onlar alıyor. Aynı şekilde atomdan galaksilere kadar muhteşem bir düzen kuran Allah’ın da insanlara kendisini tanıtan, hayatın anlamını açıklayan ve yaratılış gayesini bildiren bir rehber göndermesi hikmetinin gereğidir.
Diğer taraftan bazı insanlar “Ben yalan söylemiyorum, zina yapmıyorum, kimseye zarar vermiyorum, önemli olan iyi insan olmak” derler. Elbette bunlar güzel davranışlardır ve İslam da bunları emreder. Ancak burada şu soru ortaya çıkar: Bu kurallara neden uyulmalıdır? Eğer ortada ilahî bir ölçü yoksa, bir başkası çıkıp "Ben yalan söylemeyi yanlış görmüyorum" veya "Benim için farklı kurallar geçerlidir" diyebilir. O zaman kimin haklı olduğuna neye göre karar verilecektir? Ahlâkın sadece kişisel tercihlere bırakılması, ortak bir ölçünün ortadan kalkmasına yol açar.
Mesela bir ülkede hiçbir kanun, ceza ve kural bulunmasa insanlar suç işlemeden durabilir mi? Belki bazı insanlar vicdanlarıyla doğru davranır fakat toplumun tamamının düzen içinde yaşaması mümkün olmaz. Çünkü kurallar yalnızca iyi insanları değil, herkes için ortak bir ölçü oluşturur. Aynı şekilde din de sadece bireysel ahlakı değil, toplumun huzurunu sağlayan İlâhî bir düzendir. İnsanların kendi vicdanlarına göre hareket etmeleri yeterli olsaydı, tarih boyunca yaşanan savaşlar, zulümler ve haksızlıklar ortaya çıkmazdı.
Sonuç olarak mesele yalnızca bazı ahlaki davranışları yapmak değildir. Asıl mesele, bu davranışların kaynağını ve ölçüsünü kabul etmektir. Allah’a inanıp O’nun gönderdiği rehberliği reddetmek, bir öğretmeni kabul edip derslerini reddetmeye benzer. Eğer Allah'a inanıyorsak, bizi yaratma amacını bildiren bir din göndermesi de hikmetinin ve rahmetinin bir gereğidir.

