Bahsedilen cümle şu şekildedir:
Şu âyet-i câmianın ifade ettiği vücûb ve vahdâniyet-i İlâhiye ve evsâf ve şuûnât-ı Rabbâniyeye, âlem-i asgar ve ekber olan insan ve kâinâtın vech-i delâletlerini, mücmel ve kısa bir sûrette beyânlarını isteriz. Çünki münkirler pek ileri gittiler. “Ne vakte kadar وَهُوَ عَلٰي كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ deyip elimizi kaldıracağız?” diyorlar. 1
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin yaşadığı dönemde özellikle materyalizm, pozitivizm ve natüralizm gibi akımlar, her şeyi sebeplerle açıklamaya çalışıyorlardı. Onlara göre canlıların ortaya çıkışı tabiatın eseri, düzen fizik kanunlarının sonucu, insan ise tesadüflerin ürünüydü. Münkirlerin/inkârcıların Allah'ı inkâr fikri yaygınlaşmıştı. Münkirlerin bu itirazlarına karşı îmân hakikatlerinin delillerini öğrenmek ve göstermek ihtiyacı vardı.
Cümlede geçen “Ne vakte kadar وَهُوَ عَلٰي كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ deyip elimizi kaldıracağız?” sözünü söyleyenler, Allah'ın varlığını ve kudretini inkâr eden veya bunlar hakkında şüphe uyandırmaya çalışan kâfirlerdir. Onlar, Müslümanların her meselede "Allah her şeye kadirdir" diyerek cevap vermelerini yeterli görmüyor, hatta bununla alay ederek "Ne zamana kadar böyle söyleyip meseleyi kapatacaksınız?" demek istiyorlardı. Bir çiçeğin yaratılışını soruyoruz, Allah yaptı diyorsunuz. İnsan nasıl yaratılıyor diye soruyoruz, Allah yaptı diyorsunuz. Kâinatın idaresini soruyoruz, Allah yaptı diyorsunuz diyorlardı. Yani maksatları hakikati öğrenmekten çok, müminleri susturmak ve onları delilsiz göstermekti.
Onlara göre her şey tabiatın, sebeplerin ve tesadüflerin neticesidir. Bir ağacın meyve vermesini ağaca, yağmurun yağmasını bulutlara, canlıların meydana gelişini tabiata ve fizik kanunlarına veriyorlardı. Hatta bazıları, Allah'ın varlığını tamamen inkâr ederek kâinatın kendi kendine meydana geldiğini iddia ediyordu. Bu sebeple müminlere karşı, "Her meselede Allah yaptı demek kolaydır. Asıl mesele bunun nasıl olduğunu ve niçin Allah'a verilmesi gerektiğini gösterebilmektir." diyerek itiraz ediyorlardı. Rabbimiz bir âyetinde şu şekilde buyurmaktadır:
Onlara hem âfâkta (kendi dışlarındaki âlemlerde), hem de kendi nefislerinde (enfüste) delillerimizi göstereceğiz; tâ ki onun (o Kur’ân’ın) gerçekten hak olduğu onlara belli olsun! (Bu hususta) Rabbin yetmez mi ki şüphesiz O, her şeye hakkıyla şâhiddir. 2
Üstad Bediüzzaman Hazretleri de tüm bu düşüncelere karşı 33. Mektup Pencereler Risalesi'nde çok kuvvetli delillerle Allah'ın varlığını, birliğini ve bütün sebeplerin dizginlerinin O'nun elinde olduğunu bu ayetin bir tefsiri niteliğinde izah ve ispat etmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 346.
Fussilet, 41/53.

