Hac ibadeti, İslam’ın beş şartından biri olan temel bir esastır. Bu ibadetin kökeni ve Resul-i Ekrem (a.s)’dan önceki gelişimi şu şekildedir:
1. Haccın Temeli ve Başlangıcı
Hac, Allah'ın emriyle Hz. İbrahim (a.s.) tarafından başlatılmıştır. İslam’ın üzerine bina edildiği beş esastan biri olan haccın tarihçesi, Kâbe'nin inşasıyla başlar. Peygamber Efendimiz (sav), bu ibadetin İslam'daki yerini şöyle ifade etmiştir:
İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe'yi haccetmek, Ramazan orucu tutmak."1
2. Cahiliye Dönemi ve İnanç Sapmaları
Hz. İbrahim’den (a.s.) sonra asırlar içinde haccın tevhid mahiyeti bozulmuştur. Resul-i Ekrem (a.s) gelmeden önce haccı yapanların durumu şöyledir:
Müşriklerin İnancı: Haccı hâlâ kutsal bir görev görseler de Allah’a ortak koştukları putlar için yapmaya başlamışlardı. İslam'ın şartı olan "Allah'tan başka ilah olmadığı" hakikati terk edilmişti.
Hanifler: Sayıları az da olsa Hz. İbrahim'in dinine sâdık kalanlar, haccı putlara bulaşmadan ifa etmeye gayret ediyorlardı.
3. İslam Dini ile Aslına Dönüş
İslamiyet ile birlikte hac, hadis-i şerifte buyurulan o temel rükün hâline tekrar dönmüştür. Peygamber Efendimiz (sav), cahiliye dönemindeki bid'atları kaldırarak haccı yalnızca Allah rızası için yapılan, İslam’ın beş şartından biri olan ve tevhid esasına dayalı bir ibadet olarak yeniden tanzim etmiştir.
Özetle; hac her zaman vardı ancak İslam'ın beş şartından biri olarak ilân edilmesiyle birlikte, içindeki tüm putperest unsurlar temizlenmiş ve Hz. İbrahim'in (a.s.) o saf davetine geri dönülmüştür.
Buhârî, İman 1,Tirmizî, İman 3.

