İslâmî açıdan meseleye baktığımızda burada iki ayrı konu vardır:
Birincisi, insanların size karşı tavırlarıdır. İkincisi ise henüz gerçekleşmemiş bir olayı düşünüp üzülmenizdir.
İlk mesele hakkında şunu bilmek gerekir: Haset, insan nefsinin hastalıklarından biridir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığınırım.1
Demek ki haset gerçektir ve bazı insanlar farkında olarak veya olmayarak buna kapılabilirler. Bunların akraba olması da bunu imkânsız kılmaz. Tarihte kardeş kardeşi kıskanmış, akraba akrabaya haset etmiştir. Size düşen Allah'a sığınmak ve onlara aldırış etmemektir.
Fakat burada asıl üzerinde durulması gereken ikinci meseledir. Çünkü şu anda ortada gerçekleşmiş bir hadise yokken, günlerce bunun üzüntüsünü yaşamak insana ağır gelir.
Bu noktada şeytanın önemli bir hilesi vardır. Geçmişte yaşanan bir olayı alır ve geleceğe taşır. “Geçen sefer böyle olmuştu, yine olacak.” dedirtir. Ardından da “Ya bana kötü davranırlarsa, ya beni çekemezlerse, ya arkamdan konuşurlarsa?” gibi düşüncelerle insanı meşgul eder. Böylece henüz yaşanmamış bir olayı sanki yaşanıyormuş gibi defalarca yaşatır.
Hâlbuki sizin vazifeniz insanların gelecekte ne yapacağını kontrol etmek değildir. Sizin vazifeniz, nimet gelirse şükretmek, tevazu göstermek, kimseye karşı üstünlük taslamamak, verilen nimeti Allah’tan bilmek ve insanların değil Allah’ın rızasını esas almaktır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyerek bu gibi şeylere ehemmiyet vermemeyi tavsiye etmektedir:
Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musîbete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür, küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafîf olur, mahfî kalır. 2
Yani siz "Ya bana kötü davranırlarsa?", "Ya yine aynı şeyler yaşanırsa?" düşüncesine ne kadar ehemmiyet verirseniz, o kadar büyür. Düşüncenin kendisi değil, ona verilen önem onu büyütür. Kendi kendinize şöyle düşünebilirsiniz:
“Şu anda ortada gerçekleşmiş bir şey yok. Bu, gerçekleşmemiş bir senaryodur. Ben vazifemi yapacağım. İnsanların kalbi Allah’ın elindedir. Kötü davranırlarsa sabrederim, iyi davranırlarsa şükrederim. Şimdiki huzurumu gelecekteki ihtimallere feda etmeyeceğim.”
Ayrıca sık sık “Hasbünallah Venimel Vekil-Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” duasını okuyabilirsiniz.
Son olarak şunu ifade etmek gerekir: Sizin durumunuzdaki asıl problem, insanların ileride ne yapacağı değil; zihninizin henüz gelmemiş bir güne giderek bugününüzü meşgul etmesidir. Geçmiş tecrübeler tedbir almak için kullanılabilir; ancak onları geleceğin kesin haberi gibi görmek insana gereksiz yük yükler.
Allah nasip ederse o güzel konuma geldiğinizde belki düşündüğünüzün tam tersi olacak; belki bazı insanlar değişecek, belki hiç umursamayacak, belki de sizi tebrik edeceklerdir. Siz ise henüz gerçekleşmemiş onlarca ihtimal arasından en üzücü olanını seçip onunla mücadele ediyorsunuz.
Bu durumda yapılacak şey, neticeyi Allah’a bırakmak ve bugünkü vazifenize dönmektir. Tevekkül tam da burada başlar.
Felak Sûresi, 113/5
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.98.

