Bağış Yap

Mezhepler

11.12.2020

2766

Mutezile ve Ehl-i Sünnete Göre Hüsün ve Kubuh Meselesi

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

16.12.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Mu‘tezile ile Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat arasındaki mühim ihtilaflardan biri, bir şeyin güzel veya çirkin oluşunun neye bağlı olduğu meselesidir. Yani bir fiil veya eşya, zatında güzel yahut çirkin olduğu için mi Allah onu emretmiş veya nehyetmiştir; yoksa Allah emrettiği için mi güzel, nehyettiği için mi çirkin olmuştur? İhtilafın düğüm noktası burasıdır.
Mu‘tezile, fiil ve eşyada güzel ve çirkinliğin zati olduğunu söyler. Yani bir şey, kendi mahiyetinde güzel olduğu için emredilmiş; çirkin olduğu için de yasaklanmıştır, der. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle nakleder:

Birinci merhem: Bu gibi vesvese ehl-i i‘tizale layıktır. Çünkü onlar derler: Medar-ı teklif olan ef‘al ve eşya, kendi zatında ahiret i‘tibariyle ya hüsnü var, sonra o hüsne binaen emredilmiş. Veya kubhu var, sonra ona binaen nehyedilmiş. Demek eşyada ahiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubuh zatidir. Emir ve nehy-i İlahi ona tabi‘dir. 1

Bu anlayışın neticesinde insan, yaptığı amelde daima “Acaba amelim nefsü’l-emirdeki güzel surette yapılmış mıdır?” diye bir vesveseye düşebilir. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu açıkça şöyle bildirir:

Bu mezhebe göre, insanın her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: Acaba amelim, nefsü’l-emirdeki güzel surette yapılmış mıdır?2

Yani kişi namazını, abdestini veya başka bir ibadetini zahiren doğru yapmış olsa bile, hakikatte o amel, olması gereken tam güzel surette oldu mu, olmadı mı diye tereddüde düşer.
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ise, güzel ve çirkinliği Allah’ın emrine ve nehyine bağlar. Allah bir şeyi emreder, sonra o şey hasen, güzel olur; nehyeder, sonra çirkin olur. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki ifadesi şöyledir:

Ama mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: ‘Cenab-ı Hakk bir şeye emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabih olur.’ Demek emir ile güzellik; nehiy ile çirkinlik tahakkuk eder. 3

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’i mezheb-i hak olarak ifade etmektedir. Bu düstura göre kişi, ibadetin veya bir amelin şartlarına uygun hareket etmişse ve bilmediği gizli bir fesat sebebi varsa, o amel onun hakkında hem sahih hem hasen olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle bir misal verir:

Mesela, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki namazını ve abdestini fesada verecek bir sebeb, nefsü’l-emirde varmış. Lakin sen ona hiç muttali‘ olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. 4

Mu‘tezile ise böyle bir amelin hakikatte hasen olmadığını söyler; fakat cehil ve özür sebebiyle kabul edileceğini ileri sürer. Üstad Bediüzzaman bu durumu şöyle ifade eder:

Mu‘tezile der: Hakikatte kabih ve fasiddir. Lakin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin. Ve özrün var. 5

Demek ki Ehl-i Sünnet, şartlarına uygun yapılan ve bilinmeyen gizli bir kusur sebebiyle bozulduğu fark edilmeyen ibadeti, kişi hakkında hem sahih hem hasen görür. Mu‘tezile ise onu hakikatte fasid ve kabih sayar; yalnız cehalet ve özür sebebiyle kabul edildiğini söyler.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız