Sorular

Ergenlikten Önce İşlenen Günahlar Affedilir mi? Kul Hakkı Ne Olur?

Ergenlikten önce yapılan fiillerde dinen teklif ve günah sorumluluğu yoktur. Zira Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur.Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan, akli dengesi yerine gelinceye kadar deli ve benzeri kişilerden.1Bu sebeple İslam hukukuna göre bir kişinin dini ve hukuki anlamda mükellef olabilmesi için ehliyet şartını taşıyor olması gerekmektedir. Ehliyet için de akıl sahibi olmalı ve büluğ çağına ulaşmış olması lazımdır. Büluğ çağı en geç 15 yaştır. 15 yaşından önce büluğa erenlerin sorumluluğu, hangi yaşta büluğa erdiyse o zaman başlar. Eğer büluğ gecikmiş ise 15 yaşından sonra sorumlu olur.Her ne kadar dini ve hukuki anlamda mükellefiyet büluğ çağında başlıyor olsa da kul hakkı ayrı bir meseledir. Bir çocuğun ergenlikten önce birinin malına zarar vermesi, bir şeyi alması veya maddi bir hakka tecavüz etmesi halinde, o hak çocuğa bakmakla yükümlü olan kişi veya kişiler üzerinden iade edilmeli ve helallik istenmelidir. Eğer çocuk yetişkin olduktan sonra bu hakkı hatırladı ise doğru olan, kul hakkına girdiği kişiyi bularak helalleşmeye çalışmasıdır.Çocuk günah cihetiyle mükellef sayılmaz; fakat hak sahibinin hakkı da zayi edilmez. Bu sebeple mesele iki yönlüdür: Günah ve uhrevi mes'uliyet bakımından ergenlikten önceki çocuk mükellef değildir. Kul hakkının telafisi bakımından ise verilen zarar mümkünse ödenir, alınan şey iade edilir, hak sahibiyle helalleşilir. Eğer ortada maddi bir zarar varsa, bu zararın karşılanması gerekir. Şayet manevi bir incitme, kırma veya haksızlık söz konusuysa, fırsat varsa özür ve helallik yoluna gidilmesi gerekir. Hak sahibi bulunamıyorsa onun adına dua etmek, sadaka vermek ve istiğfar etmek de güzel bir yoldur.Netice olarak, ergenlikten önce günahkâr olunmaz; fakat kul hakkı doğmuşsa onu gidermeye çalışmak gerekir.Ayrıca BakınızERGENLİK/MÜKELLEFİYET YAŞI NEDİR? İNSAN NE ZAMANDAN İTİBAREN SORUMLU OLUR?KUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI?KUL HAKKI İÇİN HELALLEŞMEKaynakçalarTirmizi, Hudud, 1

5.637

Reenkarnasyon

Reenkarnasyon idda eden kişiler aşağıdaki ayetleri delil getiriryorlar bunu açıklarmısınız? Bu ayetler neyi ifade ediyor. "Ey insanlar Allah isterse sizi götürür, başkalarını getirir" (Nisa, 133) ve "Allah isterse sizi götürür ve yeni yaratılmışlar getirir" (İbrahim, 19) Onları biz yarattık ve yaratılışlarını sapa sağlam yaptık. Dilersek onların yerine benzerlerini de getiririz" (İnsan, 28) "Yer yüzündeki bütün hayvanlar ve gökte kanat çırpıp uçan bütün kuşlar sizin gibi bir ümmettirler (En'âm, 38) "Dediler ki, Rabbimiz bizi iki kere öldürdün iki kere dirilttin artık günahlarımızı itiraf ettik. Çıkış için bir yol var mı?"(Mü'min,11)

1950-1960 Yılları Arasında Bediüzzaman Hazretlerinin Yanında Hangi Talebeleri Bulunuyordu?

Bediüzzaman Hazretlerinin 1950 ile 1960 yılları arasındaki hayatı genel çerçevede Isparta'da geçmiştir. Eskişehir, Ankara, Konya, İstanbul, Barla, Emirdağ gibi pek çok beldeleri ziyaret etse de ikamet ettiği ana adres Isparta'dır.Hükümet, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini " Emirdağ veya Isparta'da kalabilir" diye serbest bırakması sonucu Üstad hazretleri 18 Kasım 1951 yılında Isparta'ya gelir. Risale-i Nur'un kahramanı namını verdiği Hüsrev Efendi Bediüzzaman Hazretlerine evinin üst katında kalmasını teklif eder. Bunun üzerine bu en sevgili talebesinin evinde üç ay kadar birlikte kalırlar.Bediüzzaman Hazretlerinin, Hüsrev Efendinin evinde kaldığını işiten insanlar akın akın Hüsrev Efendinin evini ziyaret etmeye başlarlar.Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin Hüsrev Efendi'yle birlikte kalmayı tercih etmesinde, onun Nur Hizmeti'ndeki fevkalâde katkılarının yanında, Üstad'ına karşı son derece sevgi ve hürmet taşıyan ve hiçbir zaman Hazret-i Üstad'ı incitmeyen hassas ruhunun mühim hissesi vardır. Bunu Bediüzzaman Hazretleri'nin Lâhikalardaki pek çok ifadelerinden anlayabiliyoruz. Mesela daha önce bahsi geçen bir mektubda Hz. Üstad şöyle diyordu:Gül ve Nur Fabrikası namına Hüsrev'in tebrik mektubu, beni sevinçle ağlattırdı. Zaten Hüsrev'in mümtaz bir hâsiyeti budur ki; şimdiye kadar bana gelen bütün mektublarının hiçbirisi beni incitmiyor, elîm (acılı) zamanlarımda da yumuşak geliyor, ruhumu okşuyor. Bu cihette dahi ona şahsım itibariyle çok minnetdarım.1Üstad Hazretleri'nin Hüsrev Efendi'nin evinde kalması diğer Nur Talebeleri'ni de gayet memnun etmiş, kendisinin Bediüzzaman Hazretleri'ne ne derece yakın olduğunu bir kez daha görmüş ve takdirlerle karşılamışlardı. O günlerin şâhidlerinden olan Mustafa Sungur şöyle rivayet ediyor:Hazret-i Üstad'ın Hüsrev Ağabey'in evine yerleşmesi ve onun misafiri olması bütün Nur Talebeleri arasında Hüsrev Ağabey için bir sevinç ve takdirle karşılandı. Ben bizzat şahit olduğum; Kastamonu'dan Mehmed Feyzi Ağabey'in Hüsrev Ağabey'e yazdığı bir mektubunda takdir ve tebriklerini hayranlıkla ifade etmişti.2Hz. Üstad, Hüsrev Efendi'nin evinde üç ay kaldı. Sonra, “Ben burada iken Hüsrev'e hizmet ettirmiyorlar. Yakında başka bir yer bulalım.” buyurdu. Bunun üzerine, Hüsrev Efendi'nin evine yakın olan Fitnat Hanım'ın evi kiralandı. Hz. Üstad, ömrünün sonuna kadar bu evde kaldı.Bu evde üstadımızın yanında Tahiri Mutlu, Zübeyir Gündüzalp, Şaban Akdağ gibi pek çok talebe münavebeli (nöbetleşe) olarak kaldılar.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.1, s.141Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s.1048