ŞERÎAT
Sözlükte, insanların ırmak ve benzeri su membalarından su almaya vardıkları yer; insanı bir ırmağa, bir su kaynağına götüren yol; doğru, açık ve geniş yol; “din” anlamında kullanılmaktadır. Istılah olarak şerîat, insanların Allah’ın emirlerini ve yasaklarını alarak O’nun rahmetine ve yakınlığına erdikleri kaynak anlamında kullanılmaktadır. İnsanların hem kandıkları hem de temizlendikleri yerdir. Şerîat, yüce Allah’ın kulları için koyduğu ve tayin ettiği dinî ve dünyevî hükümlerin hepsine denir. Bir başka tarif ile şerîat, bir peygamber tarafından tebliğ edilen ilâhî kanuna denir. Bu kanunu insanlara tebliğ etmiş olan peygambere “şâri‘” unvanı verilir. Cenâb-ı Hakk’a da “Şâri‘-i Mübîn” denir. 1
TARÎKAT
Sözlükte “gidilecek yol, izlenecek usul, hal ve gidiş” anlamındaki tarîkat (çoğulu tarâik) terim olarak “Allah’a ulaşmak isteyenlere mahsus âdet, hal ve davranış” demektir. 2 Manevi makamlara yükselmek ile Cenabı Hakk’a giden yola girmek ve O’nun rızasını kazanmak için takip edilecek yol demektir. 3
HAKÎKAT
Sözlükte sabit, vakıa, bir şeyi kap sayan kaynak, bir şeyin son noktası, korunması gereken nesne, ırz, namus, vefâ ve sancak manasında kullanılmaktadır. 4 Bahsettiğiniz söz, Hacı Bayram Veli Hazretlerine ait olmakla beraber şöyle geçmektedir:
Şeriatte şu senindir bu benim.
Tarikatta hem senindir hem benim.
Hakikatte ne senindir ne benim.
Zerre dahi Mevla'nındır her daim...
Şeriate göre herkes mal ve mülk sahibi olabilir. Tarikate göre ise birlikte kullanmak ve kardeşlik vardır. Hakikatte ise her şey Cenab-ı Hakk'ındır. Bediüzzaman Hazretleri şerîat, tarîkat ve hakikat ile ilgili şöyle söylemektedir:
Şerîat; doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, sırr-ı ehadiyet ile rubûbiyet-i mutlaka noktasında hitâb-ı İlâhînin neticesidir. Tarîkatin ve hakîkatin en yüksek mertebeleri, şerîatın cüz’leri hükmüne geçer. Yoksa dâimâ vesîle ve mukaddime ve hâdim hükmündedirler. Neticeleri, şerîatın muhkemâtıdır. Yani hakāik-i şerîata yetişmek için, tarîkat ve hakîkat meslekleri vesîle ve hâdim ve basamaklar hükmündedir. Git gide en yüksek mertebede, nefs-i şerîatta bulunan ma‘nâ-yı hakîkat ve sırr-ı tarîkate inkılâb ederler. O vakit şerîat-ı kübrânın cüz’leri oluyorlar. Yoksa bazı ehl-i tasavvufun zannettikleri gibi, şerîatı zâhirî bir kışır, hakîkati onun içi ve neticesi ve gayesi tasavvur etmek doğru değildir.5
Şerîat, doğrudan doğruya Allah'ın ilahi hitabının neticesidir. Tarîkat ve hakîkatin en yüksek mertebeleri şerîatın küçük kısımları hükmüne geçer. Tarîkat ve hakîkat her zaman şerîatın hizmetçileri hükmündedir. Yani Tarîkat ve hakîkat, şerîatın anlaşılmasına hizmet eden basamaklardır. Zamanla şerîattaki en yüksek seviyede anlaşılacak olan hakîkatın manasına ve sırrına dönüşürler. O zaman ezeli ve ilahi şerîatın alt başlıkları hükmüne geçerler. Yoksa bazı tasavvuf erbabının anladığı manada şerîatı kabuk, tarîkat ve hakîkati onun meyvesi kabul etmek doğru değildir.
Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s.172
https://islamansiklopedisi.org.tr/tarikat
Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s.180
Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s.62
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.338

