Tarikat ve tasavvuf tarihini ilim erbabı üç döneme ayırmıştır.
1- Zühd Dönemi: 6. ile 8. asır arası dönem
2- Tasavvuf Dönemi: 8. ile 12. asır arası dönem
3- Tarikat Dönemi: 12. asırdan itibaren günümüze kadar gelen dönem
Her tarikat piri yahut mürşidi, tarikatının Hazret-i Muhammed (a.s.m.)'a kadar dayandığını ifade eder. Zira asıl yol onun yolu olmakla, “O ne demiştir?” sorusu her dönem insanın soracağı bir sorudur. Hazret-i Peygamberin (a.s.m.) yaşadığı asırda ashabına nefis tezkiyesi ile ilgili farklı zaman ve zeminlerde emir buyurduğu tavsiyelerden hareketle, silsile yoluyla her tarikat; özünü Kur'ân ve sünnetten almak kaydıyla, silsilenin başına Hazret-i Muhammed'i (a.s.m.) ve raşit halifelerini koymuştur.
Görüldüğü gibi tasavvufun ve tarikatın temeli erken döneme kadar uzanmaktadır. Tarikatta takip edilen bir kısım uygulamalar (tevbe alma, ip uzatma vb.) tarikat adabına ait olan meselelerdir. Tevbe etmek Kur’ân’ın bir emridir. Resulullah Efendimizin (sav) bir tavsiyesidir. Fakat tarikattaki tevbe etme şekli, "tarikatın içinde bir adap" olarak gelişim göstermiştir.
Tarikatta müridin bir şeyhe ihtiyacı vardır. Tarikata göre mürit, şeyhsiz hiçbir şeydir. Müridin terbiyesi tevbe ile başlar. Tevbe tarikatta mürşide değil, Hz. Allah’a yapılır. Mürşidin vazifesi, müridine yardımcı olmaktır. Ona yol göstermektir. Hâşâ, mürşit günahları affetme yetkisine sahip değildir. Günahları ancak Rabbimiz affeder. Mürşit ancak müridinin affedilmesi için Allah’a tazarru ve niyazda bulunur. Mürşit, tarikata giren müridini şeytan ve nefsin saldırılarına karşı, müridinin kuvve-i maneviyesini arttırmak için ona bir nevi manevi destekçidir. Meselenin özeti budur. Bu meseleyi sadece o yola teslimiyetle girmiş olanlar anlayabilir. Esasında bu durum da o yolun bir şartıdır. Yani dışarıdan bakan veya başkalarının bu meselede bilmeden aykırı yorum yaparak aktarmaya çalışanların anlayacağı bir mesele değildir.
Kısaca tarikat; temelini, esasını ve ruhunu İslâm’dan alır. Fakat bir kısım şeklî uygulamalar, tarikatın adabı diyebileceğimiz uygulamalardır. Tevbe İslâm'da vardır. Şeyh vasıtasıyla tevbe almak veya ip uzatmak, tarikatın adabı içinde gelişim gösteren bir uygulamadır. Bu noktada en önemli husus, İslâm'ın ortaya koyduğu temel prensibin zedelenmemesidir. O da kısaca şudur: Tevbe Allah'a yapılır. Mürşit günahları affedemez. Günahları ancak Allah affeder. Mürşit, müridine yol gösterip yardımcı olur. Müridinin affı için Allah'a dua eder.

