Soru

Risale-i Nur'da Letaif-i Tevafukiye

29. Sözün başında bulunan ve ekser yerlerde geçen Risale-i Nur'un tevafuk ile alakalı kerametleri ne anlama gelmektedir? Neden Üstad bu tevafukları sık sık dile getiriyor?

Tarih: 1.07.2021 09:15:33
Okunma: 427

Cevap

Tevafuk, iki şeyin birbirine uygun ve denk gelmesi demektir. Hususen tesadüfe verilme ihtimali olmayan ve arkasında İlâhî bir kasıt ve iradenin varlığı hissedilen denk gelmelere tevafuk denir. Tevafuk; hoş ve zarif bir şekilde varlıkların veya olayların birbirine denk gelmesi, uyum içinde olması anlamlarına gelen İslâmî bir terimdir. Tevafukta, İlâhî iradenin takdiri söz konusudur. İlâhî iradenin takdiri ve onayı olmadan hiçbir şeyin gelişemeyeceği bu kelime ile ifade edilmiş olur. Öyleyse kelimeler ya da hadiseler arasında nizamî bir uyum ve denk gelme varsa, o zaman o uyum ve düzeni sağlayan küllî bir irade var demektir. Bunun içindir ki tevafuk, tevhide işaret eder ve tevhidi gösterir.

Bu kâinata dikkatle bakan her bir insan görür ki; kâinattaki her bir işte ve işleyişte pek muhteşem bir ahenk, göz kamaştırıcı bir güzellik, harika bir isabet ve fevkalade bir tevafuk vardır.

Risâle-i Nûr hizmetinde, tevafukun pek çok çeşidi görünmektedir. Gerek yazılan risalelerde gerekse yaşanan hadiselerde o kadar çok tevafuklar vardır ki; tüm bunlar Risâle-i Nûr’un makbûliyetini ve hakkâniyetini bildirmeleri bakımından oldukça önemlidir.

Mesela 10. Söz Haşir Risalesindeki tevafuklarla alakalı olarak Hz. Üstad şöyle der: ‘’… Birden ihtâr edildi ki: “O tevâfuk altında çok ehemmiyetli mes’eleler vardır. Hem madem tevâfukta Risâletü’n-Nûr’a karşı bir inâyet-i hâssa ve bir iltifât-ı rahmâniye tezâhür etmiştir. O iltifâta karşı yapılan hüsn-ü şükrân ve memnuniyet ve müteşekkirâne sevinç, ne kadar ifrâtkârâne de olsa, israf olmaz…’’ [1]

Bu ifadelerden yola çıkarak, risalelerdeki tevafukların; hem Risâle-i Nûr’un İlâhî ve hususi bir yardım altında olduğunu hem de Allah’ın has iltifatına ve rızasına mazhar olduğunu anlamaktayız.

Yukarıdaki metnin devamında tevafukla alakalı olarak mana itibariyle şunlar söylenmektedir: Küçük büyük her şeyde İlâhî bir kasıt ve iradenin hükmettiği ve tesadüfün hakiki olarak bulunmadığı ifade edilir. Bununla beraber hiçbir şeyin Allah’ın sınırsız ilim ve kudretinin dışında olmadığı gibi, irade ve rızası dairesinde meydana geldiğini, dolayısıyla dağınıklığa çok müsait harf ve kelimelerde dahi bir uyumun gözetilip intizamla iş görüldüğü haber verilmektedir. Her şeyde ve her yerde olan Allah’ın umumî iradesinin bir cilvesinin hususi bir inayet ve yardım suretiyle Risâle-i Nûr’da görüldüğü, bu noktada bir imtiyazı olduğu ifade edilmektedir.

Metnin son kısmında ise, risalelerdeki tevafukların özellikle risale başlarında çoklukla ayrıntılı olarak ‘şükür ve minnetdarlık cihetiyle öne çıkarılmasındaki hikmeti’ şöyle anlatılır: ‘’Risâletü’n-Nûr yüzünde, irâde-i âmme içinde inâyet-i hâssa iltifâtı, tevâfuk zarfıyla ihsân edilmiş. Elbette tevâfuka dâir tafsîlât ve tasvîrât, fiilî teşekkürâtın bir nev‘idir. Ve sevincin ve minnetdârlığın heyecanlı bir tereşşuhâtıdır. Evet, böyle bir zâtın iltifâtını gösteren maddî kırk para ihsânına karşı ve kırk bin liraya değer iltifâtına mukābil, ne kadar teşekkür eylese, israf değildir.’’[2]

Yani burada, Risâle-i Nûr’un makbul bir tefsir olduğunu, bu zamanda Allah’ın razı olduğu ve hususi yardım ve koruması altında olduğunun bir alâmeti olarak, İlâhî yardım ve iltifatların ‘Tevafuk zarfına’ sarılarak ihsan edildiğini ifade edilir. Dolayısıyla Allah’ın bu özel hediyesine ve iltifatına karşı ne kadar minnettâr olunup teşekkür edilse azdır. Zira tevafuka dair detaylı anlatımların özünde, Allah’a şükür ve hamdin olduğu vurgulanmaktadır.

Bu izahları destekler mahiyette Risâle-i Nûr’daki bazı ifadeleri buraya alalım;

‘’Evet, Risâle-i Nûr’un bir silsile-i kerâmetinin menbaı olan tevâfuk…’’[3] Bu cümlede, Risâle-i Nûr’un pek çok farklı farklı kerametleri olduğu ve o kerametlerin kaynağının da tevafuk olduğu ifade ediliyor.

‘’İkinci Mes’ele: Dünkü gün, beş tevâfuk-u latîfeden kat‘î bir kanâat bize geldi ki, en cüz’î ve ehemmiyetsiz işlerimizde inâyetkârâne bir dikkat altındayız.’’ [4] Burada, Nur hizmetindeki ehemmiyetsiz basit işlerin dahi Allah’ın yardımıyla dikkatle halledildiği vurgusu vardır.

‘’Evet, nasıl ki kelimâtta ve kelimât-ı mektûbede tevâfuk, bir kasıd, bir inâyet-i hususiyeyi gösteriyor. Bazen hârika olup kerâmet derecesine çıkıyor. Bazen latîf bir zarâfet veriyor…’’[5] Bu cümlede, yazılan kelimelerdeki tevafukun harika bir tarzda hatta keramet derecesinde olduğu, aynı kelimelerin latif ve şık bir tarzda uyumlarıyla Allah’ın iradesini ve hususi yardımını bildirdiği ifade ediliyor.

‘’Fakat madem şu tevâfuk, acîbdir. Elbette “Beni yaz” diye işaret ediyor. Ve inanmayanlara kendini inandıracak ki, yazdırmak istiyor. Cenâb-ı Hakk’a yüz bin şükür ediyorum ki, bana hem büyük bir teselli, hem da‘vâma büyük bir delil gösterdi. Ve tevâfukun beş-altı nevi‘, bize ve mesleğimize medâr-ı imtiyâz ve vesîle-i teşvîk olarak verilmiştir. Ve her me’yûsiyet ve gevşeklik zamanımızda bir kamçı ve teşvîk ve bir kerâmet ve hizmet-i Kur’âniyeye medâr bir tevâfuk-u latîfe imdâdımıza yetiştiği gibi, bu def‘a da yetişti.’’ [6]

Bu metinde tevafukun; Üstadın Kur’ân davasında büyük bir delili ve teselli kaynağı olduğu nazara veriliyor. Aynı zamanda tevafukun çok çeşitleri olduğu, bazı kısımlarının da Risâle-i Nûr’un imtiyazlı, ayrıcalıklı halini bildirmesi ve talebelerini hizmete teşvik vesilesi olduğu izah edilmektedir. Ne zaman ki bir ümitsizlik ve gevşeklik hali ortaya çıksa, tevafuklar kerametvârî bir tarzda bir ‘teşvik kamçısı’ olup yapılan Kur’ân hizmetinin makbûliyetini tatlı ve hoş bir surette hatırlattığı ifade ediliyor.  

19. mektup Mu‘cizât-ı Ahmediye (asm) Risalesinde, 60 sayfanın iki sayfası müstesnâ olmak üzere diğer bütün sayfalarda tam bir ölçü ile, iki yüzden fazla ‘Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm' kelimeleri birbirine bakıp latif bir tarzda tevafuk etmesi gösteriyor ki; kim insaf ile baksa, tesâdüf olmadığını tasdîk edecektir. Bu latif hakikatin anlatıldığı yerde Hz. Üstad şöyle der: ‘’Hem sekiz ayrı ayrı müstensihin bozamadığı bir tevâfukun, kuvvetli bir işâret-i gaybiye içinde olduğunu gösterir.’’ [7] Yani Nur Risalelerinin gaybî bir işaret ve gözetim altında olduğunun alâmetidir.

Buraya kadar yapılan izahlardan Risâle-i Nûr’daki tevafukların öne çıkarılıp ısrarlı bir şekilde beyan edilmesindeki nurânî maksatları kısaca şöyle maddeleyebiliriz;

  1. Risâle- i Nûr’un Allah katında makbuliyetini ve hakkaniyetini bildirmek,
  2. Risâle-i Nûr’un İlâhî hususi bir inâyet ve yardım altında olduğunu anlatmak,
  3. Risâle-i Nûr’un Allah’ın hususi iltifatına ve rızasına mazhar olduğunu göstermek,
  4. Her şeyde İlâhî bir kasıt ve iradenin hükmettiğini ve âlemde tesadüfün bulunmadığını ifade etmek,
  5. Risâle-i Nûr hizmetindeki İlâhî yardım ve iltifatların tevafuk zarfına sarılarak ihsan edildiğini beyan etmek,
  6. Risâle-i Nûr hizmetinde silsile halinde görülen kerametlerin kaynağının tevafuk olduğu cihetini nazara vermek,
  7.  Tevafukun, Üstadın iman ve Kur’ân davasında büyük bir delili ve teselli kaynağı olduğunu göstermek,
  8. Gevşeklik ve ümitsizlik zamanlarında bir gayret ve teşvik vesilesi olduğunu bildirmek,
  9. Risâle-i Nûr’un ve şakirtlerinin gaybî bir gözetim altında olduklarının alâmeti olduğunu bildirmek, gibi maddeleri sıralayabiliriz.
 

[1] (Sikke-i Tasdik, 39)

[2] (Sikke-i Tasdik, 39)

[3] (Sikke-i Tasdik, 26)

[4] (Kastamonu Lahikası, 324)

[5] (Kastamonu Lahikası, 288)

[6] (Sikke-i Tasdik, 123)

[7] (Mektubat, 251)


Yorum Yap

Yorumlar