RİSALE-İ NUR

12.12.2012

11301

Risale-i Nur'dan Ezber Yapmanın Hikmetleri ve Faydaları

Çevremizdeki insanlardan gelen; "Neden Risale-i Nur'dan ezber yapıyorsunuz?" sorusuna ikna edici nasıl bir cevap verebiliriz? Risale-i Nur'dan ezber yapmanın faydaları nelerdir?

25.12.2012 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlmi elde etmek ve devamlı yanında o ilmi hazır etmenin çeşitli yolları vardır. Bunlar: okumak, yazmak, dinlemek, ezber ve mütalaa gibi şeylerdir.

Bu sayılanlar içinde ilmi sağlamlaştıran ve şuur haline getiren en önemli vasıta ezberdir. Ezber, bilgiyi zihinde “dışarıdan alınmış malzeme” olmaktan çıkarıp kişiye ait, her an kullanılabilir bir sermaye hâline getirir. Anlayarak ezberlenen bir metin zihinde hazır halde bulunur. Bu şekilde elde edilen bilginin tekrar tekrar hatırlanma ve kullanılma imkânı olur. Bundan dolayı eskiden beri ilim talipleri ezber yapmışlardır. 

Bu konuda İmam-ı Gazali Hazretlerinin başından geçen kıssa ibretliktir. Şöyle ki:

Gazalî, talebelik devresinde Tûs'tan uzaklara gitmeye başlar, Cûrcan'da bulunan meşhur âlim Cüveyni'yi de ziyaret edip, ilim ve irfanından faydalanır Bu seyahatleri sırasında bir ara Tûs'a dönerken eşkıyaların saldırısına maruz kalır. Soyguncular, kervanın ait eşyalar arasında Gazalî'nin yazdığı notları ile kitapları da gasbederler. Gazalî buna hiç tahammül edemez, arkalarından koştuğu eşkıyaların reisine sızlanır: "Ben ilim peşinde koşan bir talebeyim. Aldığınız eşyaların içinde ilmî yazılarımı içeren notlarım ve kitaplarım var. Onları kaybedersem benim hâlim nice olur? Emeklerim boşa gider!"
Eşkiyaların reisi buna kahkahayla cevap verir: "Sen nasıl ilim sahibisin ki, kâğıtların elinden alınınca ortada kalıyorsun, sermayen yok olup gidiyor?"
Bu cevap Gazali'nin zihninde şimşekler çakmasına sebep olur. Artık kitaplardaki ilme güvenmekten vazgeçer ve ilmi hâfızasına alma gayreti başlar. Ne okuyorsa ya ezberler ya da fikir olarak hazmedip, özetini benimsemeyi esas alır. Bu gayret ve azmi sayesinde kısa zamanda yaşadığı devrin tek âlimi olmaya namzet hale gelen Gazalî, Tûs'tan ayrılıp Bağdat'ta Nizamiye medresesine gelir. Burada meşhur Nizamülmülk'ün dikkatini çeker. Nihayet en yüksek pâyeye erişerek Nizamiyye medresesinin başmüderrisliğine tayin edilir.

EZBER NEDİR?

Ezber, Farsça kökenli bir kelime olup, "kalpten, gönülden, göğüsten" demektir. Ezberleme (yürektenlik, kuşkusuzluk) ise bir bilginin "değişmez tek doğru" olarak benimsenmesi, öyle olduğuna ilişkin kalben duyulan güvenin akıl yoluyla irdelenme işidir. Ezber, doğruluğuna dair şüphe duyulmaksızın bilginin aynen kabullenilmesidir. Akılda tutulan bilginin doğruluğuna dair şüphe yok ise bellenen bilgi ezber, şüphe var ise ezber değildir.

"EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE EZBERCİ OLMAMAK GEREKİR" CÜMLESİNİ NASIL ANLAMALIYIZ?

Eğitim ve öğretimde ezberci olmamak; kuşkucu, sorgulayıcı, araştırıcı olmak hep tavsiye edilir ve öğrenmenin olmazsa olmaz bir şartı olarak gösterilir. Halbuki kişiden kişiye, zamandan zamana, şarttan şarta değişen göreceli hükümler ile her yerde zamanda ve şartta daima geçerli ve değişmez hakikatın (mutlak doğrunun) arasını ayırmamız gerekir. Öğrenmek istenilen şeyi, aklı ve anlamayı devre dışı bırakarak ezberlemek elbette tasvip edilecek bir şey değildir. Fakat ezberin tarifinde de geçtiği üzere, öğrenmek istediğimiz bilgi ‘değişmez tek doğru' yani hakikatin ta kendisi ise, onu aynen anlayarak ezberlemek neden gereksiz olsun? Hususen o bilgi, imana ve Kur'ân'a âit İlâhî bir hakikat ise tam bir teslimiyetle gönülden gelen bir arzuyla, ihtiyacını da hissederek ve anlayarak yapılan bir ezber, o hakikatin akılda, kalpte ve ruhta kökleşmesi için son derece önem arz etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri çeşitli risalelerinde şöyle buyurmaktadır:

Kelâmın ulviyetine, hüsnüne, cemâline kuvvet veren (mütekellim, muhâtab, maksad, makam) olmak üzere dört şeydir. Edîblerin zannettikleri gibi yalnız makam değildir. Demek bir kelâmın derece-i kuvvetini anlamak istediğin zaman, fâiline, muhâtabına, gayesine, mevzû‘una bakmak lâzımdır. Bunların dereceleri nisbetinde kelâmın derecesi anlaşılır.1

Cumhûr-u avâmı , burhândan ziyâde, me’hazdeki kudsiyet imtisâle sevk eder.2

Üstâd Bedîüzzamanın bu iki ifâdesinden şunu rahatlıkla anlayabiliriz: Bir sözün kuvvet derecesi, ‘kim söylüyor', ‘kime söylüyor', ‘hangi maksatla söylüyor', ‘ne söylüyor' gibi dört şeyle anlaşılır. Sözü söyleyen Allahu Teâlâ (Kur'ân), tefsîrini yapan Bedîüzzaman Hazretleri (Risâle-i Nur), muhâtap başta nefsimiz olmak üzere bütün insanlık, mevzu da Kur'ân ve îman hakikatleri ise, bu maksada hizmet eden Risâle-i Nurların anlayarak, ihtiyacını hissederek ve tam bir ihlas ile ezberlenmesinin ne kadar lüzumlu olacağı âşikârdır. Çünkü Risâle-i Nur, Kur'ân-ı Azîmüşşan'ın hakikatlerinin çok kuvvetli ispatı, delili ve tefsiridir.

EZBERİN İLİM TAHSİLİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri, Kur'an-ı Kerîm'in, her gün iki cüzünü ezberlemek suretiyle hıfzına niyet eder. Kur'an'ın mühim bir kısmını bu şekilde ezberleyen Hz. Üstad, kalbine gelen iki sünûhâttan (kalbe doğan manalardan) dolayı Kur'an'ı ezberlemeye ara verir. Birincisi, bu kadar süratle Kur'an ezberi, Kur'ân'a hürmetsizliktir. İkincisi ki meselemiz olan ezber meselesinden bahsediyor. Şöyle ki: Kur'an hakâikının (hakikatlerinin) hıfzının daha ziyade lüzumu var. Onun için, Kur'an hakikatlerinin anahtarı olacak ve şüphelere karşı muhafaza ve mukabele edecek hikmet ve İslâmi fenlere dair kırk risâleyi iki senede hıfzına aldı. Daha sonra Kur'an ezberini kaldığı yerden devam ederek tamamlamıştır. Bu sayı daha sonra yaptığı ezberlerle doksana ulaşmıştır. Her gün bir parça ezberden okumak suretiyle, hepsini üç ayda ancak devrediyordu.

İman ikiye ayrılır. Biri taklidî iman, diğeri ise tahkikî imandır. Taklidî iman, hiç araştırmadan, delile ihtiyaç duymadan, aklı devre dışı bırakarak etrafındaki insanları taklit ederek elde edilen imandır. Cennet ve cehennem haktır, öldükten sonra tekrar dirileceğiz ve ebedî bir cennet yada cehennem hayatı bizi bekliyor şeklinde ispat ve delil aramadan ‘işittim ve kabul ettim' tarzında bir itikattır. Tahkikî iman ise, araştırmaya, delile, ispata dayanan akıl ve mantık düsturlarıyla elde edilen bir imandır.

Bu hususta Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri şöyle der:

Hem îmân, yalnız ilim ile değil. Îmânda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif a‘sâba, muhtelif bir sûrette inkısâm edip tevzî‘ olunuyor. İlim ile gelen mesâil-i îmâniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre rûh, kalb, sırr, nefis ve hâkezâ; letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksândır. 3

Burada aklı bir mideye benzetip akıl midesine gelen imanî meselelerin bütün his ve duygulara dağıtıldığını ve oraları nurlandırdığını ifade etmektedir.

Buradan şunu çok rahat çıkarabiliriz: Anlayarak yani aklederek yapılan imanî ve Kur'anî hakikatlere ait bir ezber, bütün his ve duygularımızı nurlandırıp gıdalandırıyor. Nitekim Nur hizmetinde Üstadından aldığı bayrağı hakkıyla yeni ufuklarda dalgalandıran Ahmed Hüsrev Efendi Üstadımız da "Ezber, birikmiş bir hazinedir. Ezberle hakikatler bütün lâtifelere yerleşir, çıkmaz. Az da olsa ezber yapın!" diye hayatta iken yapmış olduğu sohbet ve derslerinde bu hakikatin hep altını çizmiştir.

Ezber yapılan metnin eğer mânâsı bilinmezse, yani anlayarak ezber yapılmazsa, ezberden beklenen yukarıdaki faydalar kısmen kaybolur, elde edilemez.

Mesela Onuncu Söz Risâlesi'nde geçen "dâimî bir cemâl, zâil müştâka râzı olamaz4" cümlesi, âhiret âleminin ve cennetin varlığını ispat eden son derece veciz ve mükemmel bir hakikatin ifâdesidir. Bu cümleyi okuyan veya ezberleyen birisi eğer ‘cemâl', ‘zâil' ve ‘müştâk' kelimelerinin anlamlarını biliyorsa, o zaman "Madem ki Cenâb-ı Hakk'ın ebedî bir güzelliği var, öyleyse o ebedî güzelliğe iştiyak ve arzu duyanların da ebedî olması gerekir, fânilere rıza göstermez." diyerek imanını artırır ve Cennet'in varlık delillerinden birini ders alıp zevk edebilir. Bu mananın kavranmasıyla bütün his ve duygular da bu îman hakikatinden feyzini ve nasibini alacaktır. Fakat eğer bu üç kelimenin manaları bilinmezse, zikrettiğimiz bu mükemmel iman hakikati büyük bir ihtimalle anlaşılmayacaktır.

Aşağıya Bedîüzzaman Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatından aldığımız ifadelerden de anlaşılıyor ki Bedîüzzaman Hazretleri de ezbere çok ehemmiyet vermiştir.

Bediüzzaman Hazretleri bu arada Siirt’e bağlı, medreseleriyle meşhur Tillo Kasabası’na gitti. Orada bulunan “Kubbe-i Hâsiye” denen tarihî bir kubbeye kapandı. Orada harika olarak “Kâmus-u Okyanus”5 adındaki büyük Arapça Lügatini sin harfine kadar ezberledi. Ne fikre binaen bu kamusu ezberlediği sorulduğunda: "Kâmus her kelimenin kaç manaya geldiğini yazıyor; ben de bunun aksine olarak her manaya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kâmus meydana getirmek merakına düştüm” cevabında bulundu.6

Mirkat7 ismindeki kitabı, hâşiye ve şerh olmaksızın hıfz etmeye başladı. Bilâhare eline geçen mezkûr kitabın haşiye ve şerhi ile kendi nokta-i nazarını karşılaştırmış; bütün meseleler muvâfık olup, ancak üç kelime tevâfuk etmemiş. Bu tevcihleri de ulemanın tahsinine mazhar olarak kabul edilmiştir.8

4. "UNUTKANLIK HASTALIĞI" VE EZBER

Bedîüzzaman Hazretlerinin, aşağıya alacağımız ifâdeleri meselemize çok güzel ışık tutuyor kanaatindeyiz:

Evet, masnûâtta hiç bir eser yok ki, çok ma‘nâlı bir lafz-ı mücessem olmasın, Sâni‘-i Zülcelâl’in çok esmâsını okutturmasın. Mâdem şu masnûât elfâzdır, kelimât-ı kudrettir , ma‘nâlarını oku. kalbine koy. Ma‘nâsız kalan elfâzı bilâ-pervâ zevâlin havasına at. Arkalarından alâkadârâne bakıp meşgul olma.9

Yani, sanatlı yaratılan şu varlıklar çok manaları içeren cisimleşmiş bir kelime gibidir. Cenab-ı Hak isimlerini o varlıklar vasıtasıyla bizlere tanıttırıyor. Biz onlara bakarak Allah'ı tanıyoruz. İmtihanımızın gereği olarak bunu yapmak varken bize Allah'ı tanıtmayan, manasız şeylerin peşinden koşup ömrümüzü heba etmemeliyiz. Onlarla meşgul olmamalıyız.

Edebi sanatlarda "Söz, mânânın elbisesidir. Lâfız, mânânın kalıbıdır." ibaresi meşhurdur. Yani mânâ gibi soyut bir hakikat, ancak ‘söz' elbisesiyle aklın anlayış sahasına girer, ‘lafızlar' (kelimeler) ile gözle görünür kalıplara dökülür. Lafızlar da sözler de manaya hizmet eder, onun için vardır. Mânâ iç ve özse, söz ve lafız da kabuktur, elbisedir.

Hakikatleri kalp ve ruhumuza nakşetmek niyetiyle yapılan bir ezberin ardından söz ve lafızlar unutulsa da bütün his ve duygulara yerleşen ve kökleşen o hakikatler ve manalar oralarda kalıcı olarak bulunur. Bu konuda Ahmed Hüsrev Efendi Üstadımız talebelerini zaman zaman şu şekilde uyarırmış:

Talebelerine zaman zaman, “Ezber, birikmiş bir hazinedir. Ezberle hakikatler bütün latifelere yerleşir, çıkmaz. Az da olsa ezber yapın!” diyordu. “Efendim unutuyoruz, hâfızamızdan siliniyor!” diyen talebelerine “Varsın silinsin, vakti gelince kendini gösterir. Siz ezberinizi unutsanız bile mutlaka hâfızanızda bir izi kalır. Bir muarızla karşılaştığınız zaman ona Risale-i Nur’dan ezber okuyun!” şeklinde cevap veriyordu.10

Tarihçe-i Hayat'tan aşağıda nakledeceğimiz ifadeler Bedîüzzaman Hazretlerinin ezberin önemi ve yapılan ezberi hâfızada tutulması noktasında nasıl bir yol takip ettiği hususunda bize bir fikir verir kanaatindeyiz:

Bediüzzaman Hazretleri, Bitlis’te kaldığı o sıralarda on altı yaşlarındaydı. O zamana kadar bütün malûmatı kalbine doğan sünûhatlara dayandığı için uzun uzadıya mütalaaya lüzum görmezdi. Fakat o zaman bülûğa erdiğinden mi veyahut siyasete karıştığından mı, her nedense eski sünûhat yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Bunun üzerine her türlü ilme ait eserleri tetkike koyuldu. Bilhassa İslâm Dini’ne gelen şüpheleri reddetmek için “Metâli”11 ve “Mevâkıf”12 gibi eserler ile ulûm-u âliye ( آلِیَه ) ve â‘liyeye (عَالِیَه )13 dair kırk kitabı iki sene zarfında ezberledi. (Bu sayı daha sonra yaptığı ezberlerle doksana ulaşmıştır.)

“Mirkat” 14 ismindeki kitabı, haşiye ve şerh olmaksızın ezberlemeye başladı. Bilahare eline geçen mezkûr kitabın haşiye ve şerhi ile kendi anlayışını karşılaştırmış, bütün meseleler uygun olup ancak üç kelime uymamıştır. Bu üçü hakkındaki anlayışı da âlimlerin beğenisini kazanarak kabul edilmiştir.
Bediüzzaman Hazretleri’ne harika bir hâfıza verilmiş, o da, bu nimete şükür olarak çokça kitap ezberlemişti. Ondaki harika ilmin temelinde, her türlü ilmin esaslarını teşkil eden kitapları ezberlemesinin bulunduğunda şüphe yoktur. Doksan cilt kitap ezberlediğini ve bunları günlük üç saat tekrar ile ancak üç ay içerisinde bitirebildiğini... 15

Tüm bu sebeblerden dolayı iman hakikatlerinin izahının şuur haline gelerek hem kendimize hem de başkalarına faydası olur diye Risale-i Nur'dan ezber yapıyoruz.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 223,224.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 497.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 157.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 9.

  5. Feyruzâbâdî’nin bu meşhur Arapça lügatinin asıl adı Kamusu’l-Muhît olup 1200 büyük sayfadan oluşur.
    Üstad’ın ezberlediği kısım 444 sayfadır.

  6. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 65.

  7. Molla Hüsrev’in Hanefî fıkıh usulüne dair bir eseridir.

  8. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 72.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.

  10. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 943.

  11. Metâliü’l-Envar fi’l-Mantık, Kadı Siraceddin Mahmut el-Urmevî’nin mantık ilmine dair eseridir.

  12. Adudüddin el-Îcî’nin iman ve akaid esaslarına dair kelâm kitabıdır. Cürcânî’nin buna yazdığı Şerhü’l-
    Mevâkıf adlı eseri meşhurdur.

  13. Ulum-ı âliye ( عَالِیَه ) ile Tefsir, Hadis gibi asıl gaye olan dînî yüce ilimler, ulûm-u âliye ( آلِیَه ) ile ise sarf,
    nahiv gibi dînî ilimleri elde etmeye vesile olan alet ilimleri kastedilir.

  14. Molla Hüsrev’in Hanefî fıkıh usulüne dair bir eseridir.

  15. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 72.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız