Bahsettiğiniz kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Kader, ilim nev‘indendir. İlim, ma‘lûma tâbi‘dir. Yani nasıl olacak, öyle taalluk eder. Yoksa ma‘lûm, ilme tâbi‘ değildir. Yani ilim desâtiri, ma‘lûmu hâricî vücûd noktasında idare etmek için esas değil. Çünki ma‘lûmun zâtı ve vücûd-u hâricîsi, irâdeye bakar ve kudrete istinad eder.1
Öncelikle bu metin, Allah bizim kaderimizi önceden biliyorsa, o halde bu tercihlerimizi hür irademizle değil, mecburen yapmış olmuyor muyuz? sorusuna verilen cevap niteliğindedir. Bu bağlamda “İlim ma‘lûma tâbidir” kaidesi, kader meselesinde şu manaya gelir: Allah’ın ilmi, olacak şeyleri zorunlu kıldığı için değil, o şeyler nasıl ve hangi tercihle gerçekleşecekse onları öylece bildiği için o şekilde ortaya çıkar. Yani bilgi, olayları fiile dönüştüren bir güç unsuru değildir. Bir inşaatın tüm bilgisinin ve çiziminin elinizde olması inşaatı yapmaz, o bilgiyi faaliyete geçirecek ustalara ihtiyaç vardır. İşte bilmek, kudret ve güç değildir, yani bilgi iş yapmaz. Bilgi, olaylar hangi şartlar ve tercihlerle meydana gelecekse, onları o haliyle bilmektir.
Mesela bir öğretmenin, çalışmayan bir öğrencinin sınavdan kalacağını önceden bilmesi, öğrenciyi mecburen başarısız yapmaz, öğrenci çalışmadığı için kalır, öğretmenin bilgisi buna tâbi olur. Aynı şekilde güneşin yarın doğacağını bilmemiz, güneşi doğmaya zorlamaz, -yani biz bildik diye güneş o saatte doğmaz- güneşin tabiatı ve ilahi düzeni öyle olduğu için biz onu öyle biliriz. Yani bir şeyin fiili olarak ortaya çıkması ilme değil, iradeye ve kudrete bakar.
"Kader, ilim nev‘indendir" ifadesi ise de bu bağlamda değerlendirdiğinde, kaderin bilinmesinin yaptırıcı ve zorlayıcı hiçbir yönü yoktur. Çünkü kader, ilimdir yani bilgidir. Bilgi kudret ve güç değildir, zorlayıcı bir yönü yoktur. İnsan bir fiili kendi iradesiyle seçer, Allah da kudretiyle onu yaratır, Allah'ın ilimi ise bu seçimin ve yaratmanın sonucunu baştan bilir. Dolayısıyla “Allah bildiği için insan yaptı” değil, “insan nasıl yapacaksa Allah onu öyle bildi” denir. Bu da kaderin, insan iradesini iptal etmediğini açıkça gösterir.
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 84.

