Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

3834

Melekütiyyet İle Her Şeyin Allah'ın Kudretine Karşı Eşit Olması

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

29. Söz'ün "fail muktedirdir" bahsinde, Allah'ın kudretinin eşyanın melekütiyyet cihetine tesir ettiğini, bu yüzden zerrenin şemse denk olduğu söyleniyor Bunu nasıl anlamalıyız?

05.09.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

İnsan aklı, dünyayı tanımaya başladığı andan itibaren her şeyi kendi acizliği ve dar tecrübeleriyle tartma eğilimindedir. Ağır bir taşı kaldırmanın bir tüyü kaldırmaktan daha zor olduğuna şahit olan insan, bu "zorluk ve kolaylık" kıyasını farkında olmadan kâinatın yaratıcısına da atfeder. Oysa varlığın sadece dış kabuğuna takılıp kalan bu bakış açısı, hakikati bütünüyle kavramaktan uzaktır. Bediüzzaman Hazretlerinin Yirmi Dokuzuncu Söz’de ele aldığı "kudretin melekûtiyet cihetine taalluku ve zerrenin şemse denkliği" hakikati, insanın dar zihin kalıplarını kırarak ilâhî kudretin sonsuzluğunu ve haşrin kaçınılmaz kolaylığını gözler önüne serer. İlgili yerde Hz. Üstad şöyle der:

Evet kâinâtın ayna gibi iki yüzü var. Biri mülk ciheti ki, aynanın renkli yüzüne benzer. Diğeri melekûtiyet ciheti ki, aynanın parlak yüzüne benzer. Mülk ciheti ise, zıdların cevelângâhıdır. Güzel çirkin, hayır-şer, küçük-büyük, ağır-kolay gibi emirlerin mahall-i vürûdudur.1

Eşyanın hakikatine nüfuz edebilmek için öncelikle varlığın iki yüzünü doğru okumak gerekir: Mülk ve Melekût. Varlığın "mülk ciheti", bizim gördüğümüz, dokunduğumuz, şehadet âlemine bakan dış yüzüdür. Bu yön, bir aynanın arkasındaki karanlık, sırlı yüzeye benzer. Mülk dairesinde sebepler devreye girer; hastalıklar, çürüme, güzellik-çirkinlik, büyüklük-küçüklük gibi zıtlıklar bu sahadadır. İlahî izzet ve hikmet, akılların zahiri kusurları doğrudan kudrete vermemesi için mülk cihetine sebepleri perde kılmıştır. Ancak bu sebeplerin hiçbir gerçek yaratıcı gücü yoktur; onlar yalnızca sahnedeki dekorlardan ibarettir.2 Üstad Bediüzzaman, varlıkların melekûtiyet cihetini şöyle tarif edr:

Melekûtiyet ciheti ise, her şeyde parlaktır, temizdir. Teşahhusâtın renkleri, müzahrafâtları ona karışmaz. O cihet vâsıtasız, kendi Hâlik’ına müteveccihtir. Onda terettüb-ü esbâb, teselsül-ü ilel yoktur. Ona illiyet, ma‘lûliyet giremez. Eğri-büğrüsü yoktur. Mâni‘ler müdâhale edemezler. Zerre şemse kardeş olur.3

Asıl tasarrufun gerçekleştiği yer ise eşyanın yani varlıkların "melekûtiyet ciheti"dir. Bu yön, aynanın pürüzsüz, lekesiz, ışığı doğrudan yansıtan parlak ön yüzüne benzer. Melekût ciheti doğrudan Allah'a bakar; orada sebepler, mesafeler, ağırlıklar ve engeller hükümsüzdür. Her şey temiz, safi ve şeffaftır. Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudreti, eşyanın işte bu lekesiz iç yüzüne vasıtasız olarak tecelli eder.4 İlâhî kudret zâtî olduğu için içine zıddı olan acizlik asla karışamaz; dolayısıyla bu kudret karşısında bir engelin, direncin ya da yorulmanın bahsi dahi geçemez.

İşte "zerrenin şemse (güneşe) denk olması" sırrı burada tecelli eder. Nasıl ki pürüzsüz bir aynaya vuran ışık için küçücük bir mum alevini yansıtmakla koca güneşi yansıtmak arasında hiçbir zorluk farkı yoksa; ilâhî kudret için de bir atomu sevk ve idare etmekle gökyüzündeki güneşi yörüngesinde döndürmek aynı derecede kolaydır. Ne güneş büyüklüğüne güvenip o kudrete nazlanabilir ne de zerre/atom küçüklüğünden dolayı ihmal edilir. Melekûtiyet planında hacimler ve kütleler direnç gösteremez; her şey yalnızca "Ol!" emrine boyun eğen itaatkâr bir nefer hükmündedir.

Bu kavrayış, insanın aklına en çok gelen "Bütün insanlar öldükten sonra nasıl yeniden diriltilecek?" sorusuna da kesin bir cevap sunar. Kıyamet ve haşir, mülk perdesinin aralanıp melekût nizamının açıkça görünmesidir. Her ilkbaharda milyonlarca bitki ve hayvan türünün zerrelerini bir araya getirip yeryüzünü kusursuz bir intizamla yeniden dirilten kudret, insan bedenini de aynı kolaylıkla diriltecektir. Kur'an-ı Kerim’in şu fermanı, melekût cihetindeki bu sınırsız kolaylığı bildirir:

Sizin yaratılmanız da (Öldükten sonra) diriltilmeniz de tek bir kişinin yaratılması ve (Öldükten sonra) diriltilmesi gibidir5

Sonuç olarak, mülk dairesinin sebeplerine takılıp kalan bir göz, haşri imkânsız veya ağır bir yük gibi görebilir. Ancak bakışlarını eşyanın melekût yüzüne çeviren bir kalp, ilâhî kudret karşısında en büyük ile en küçüğün eşitlendiğini idrak eder. Bu tefekkür, ölümün bir son değil, melekût şeffaflığında yeni bir dirilişin başlangıcı olduğunu göstererek insanın ahiret inancını sarsılmaz bir yakîne dönüştürür. Zira sonsuz kudretin nazarında, tek bir çiçeği yaratmak bütün bir baharı yaratmaktan, atomu yaratmak ahiret âlemlerini yaratmaktan farklı değildir. Az-çok, fert-nev ve küçük-büyük aynı seviyededir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.206

  2. Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2021 s. 138.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.206

  4. Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2021 s. 138.

  5. Lokmân (as), 21/28. Ayet

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız