Sorular

4.414

Cennette Allah İle Konuşmak Mümkün Olacak mıdır?

Bilindiği üzere Kelam Allah'ın subuti sıfatlarındandır. Bu sıfatın bu dünyadaki tecellisini nazara aldığımızda konuşma olarak adlandırılabilir. Bu konuşmanın nasıl olduğu konusunda bir bilgimiz olmadığı gibi mahiyeti de bizce meçhuldür. Kesinlikle insanların konuşma tarzı gibi aklımıza gelmemelidir. Böyle bir konuşma tarzını Allah'a nisbet etmek yanlış ve hatalı olur.Kelam sıfatı, nefsi ve lafzi olmak üzere ikiye ayırılmıştır. Nefsi kelam Allah'ın Zatı ile kaim, mahiyetini idrak edemediğimiz ezeli bir sıfattır. Lafzi kelam ise nefsi kelama delalet eden ses ve harflerden müteşekkil olan Kur'an'ın lafzıdır. Bu lafzi kelam ezeli olmayıp, hadistir.Bu dünyada Allah'ın kelam sıfatının varlıklar üzerindeki yansıması, bizde harfler ve sesler yoluyla konuşma şeklinde tezahür etmektedir. Çünkü biz konuşurken harfleri sıralayarak tedrici bir şekilde konuşuruz. Konuşmamız zorunlu olarak bir sıralamaya, tertibe ve zamansal akışa bağlıdır. Fakat Sübhan olan Rabbimizin konuşması maddi ve fiziksel tüm unsurların dışında tasavvuru mümkün olmayan bir şekilde bilmediğimiz bir tarzda gerçekleşecektir. Bunu bizim dünyevi ve maddi şartlarla anlamaya çalışmamız mümkün değildir. Fakat biz bazı ayetlerden ve sahih hadislerden yola çıkarak Allah'ın cennette müminlere nida edeceğine inanıyoruz. Fakat bunun nasıl olacağını ve mahiyetinin ne olduğunu maalesef dünya şartları içinde algılamamız mümkün değildir. Konuyla ilgili Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:Çok merhametli Rab'den (onlara) hitâben (bir de) selâm vardır.1Bu ayeti tefsir eden Cerir et-Taberi hazretleri şu ifadeleri kullanır:Bu ayet-i kerime farklı şekillerde izah edilmiştir. Bu izahlardan biri me­alde verildiği gibidir. Diğer bir izah tarzına göre de ayetin manası şöyledir: "Cennetlikler için arzuladıkları her şey vardır. Bu da Allah'ın, onları güvenlik içinde kılması ve esenliğe kavuşturmasıdır. Bu, rahman olan Rab tarafından bir sözle gerçekleşir.Cabir b. Abdullah'tan bu ayet-i kerimeyi izah eden şu hadis-i şerif rivayet edilmiştir: "Cabir diyor ki: "Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennetlikler kendilerine verilen nimetler içinde yaşarken birden onları bir nur kaplar. Onlar başlarını kaldırırlar bir de ba­karlar ki Rableri üstten onlara bakmaktadır. Ve "Ey cennet ehli selam olsun si­ze." der. Allah'ın: "Bir de Rahim olan Rablerinden onlara söz olarak selam var­dır." sözü bunu ifade eder. Allah onlara bakar. Onlar da ona bakarlar. Cennetlik­ler Allah'a baktıkları müddetçe hiçbir nimete iltifat etmezler. Nihayet Allah on­lara görünmez olur. Ancak Allah'ın nuru ve bereketi onların yurtlarında, üzerle­rinde devam eder. 2Peygamber Efendimiz de (sav) bazı hadislerinde bu konuda şunları bildirmiştir:Allah Cennetliklere şöyle buyuracak: Ey Cennetlikler! Onlar da Ey Rabbimiz buyur, emret emrini yerine getireceğiz derler. Allah: Cennete girmekten dolayı memnun musunuz? Cennetlikler diyecekler ki: “Nasıl memnun olmayız yarattıklarından hiç kimseye vermediğini bize verdin.” Allah: “Ben bundan daha iyisini size vereceğim” Onlar: Bundan daha üstün şey ne olabilir? Diyecekler. Allah'ta şöyle buyuracak: Sizden razı olduğumu bildirecek ve asla gazab etmeyeceğim. 3Allah Ya Adem! diyecek. O da:Lebbeyk ve Sa'deyk. Bütün hayır senin yed-i kudretindedir diye cevap verecek. Allah Teala Hazretleri: Cehennem heyetini çıkar buyuracak. Adem Aleyhisselam: Cehennem heyeti ne kadardır? diye soracak? Allahü Zülcelal: "Her bin kişinin dokuz yüz doksan dokuzudur." buyuracak.Ya Resulallah! Acaba bu (binde bir zat) hangimiz olacak? dediler. Bunun üzerine Resulallah (sav): Müjde size! Ye'cüc ile Me'cüc'den bin, sizden bir kişi buyurdu. 4Ayet ve hadisler beraber değerlendirildiğinde, Allah cennet ehline nida edecek, selam verecek ve rızasını bildirecektir. Bu, Allah'ın kelam sıfatının ahiretteki tecellisidir. Ancak bu hitap ve konuşma, beşeri konuşma tarzı gibi ses, harf, dil, titreşim, zaman ve mekân gibi kurallara bağlı bir konuşma değildir. Mahiyeti bilinmeyen, keyfiyeti idrak edilemeyen, yalnızca Allah'a mahsus ilahi bir kelamdır.Allah maddeden, zamandan, mekândan ve bütün mahlukat kayıtlarından münezzehtir. Bu sebeple O'nun konuşması da varlıkların konuşmasına benzemez. Konuşma vardır fakat nasıllığı bilinmez. Bu nedenle ne inkâr edilir, ne teşbih edilir (insan konuşmasına benzetilir), ne de tasvir edilmeye çalışılır. Sadece Allah'ın kelam sıfatına iman edilir ve bunun ahirette cennet ehli üzerinde ilahi bir hitap olarak tecelli edeceği kabul edilir.Sonuç olarak denilebilir ki, Allah Cennet ehline nida edecek fakat bunun nasıl olacağını bizim bilmemiz mümkün değildir. Cennet ehli için cennette en büyük nimet; ne köşklerdir, ne ırmaklardır, ne de maddi nimetlerdir. En büyük nimet, Allah'ın rızasına ermek, O'nun hitabına muhatap olmak, selamına mazhar olmak ve cemalini görmektir.Ayrıca BakınızALLAH'IN KELAM SIFATIKaynakçalarYasin, 36/58.Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi, İstanbul 1996, c.7, s. 54-55.Müslim, Cennet, 3.Buhari, Rikak, 46.

1.003

“Cehennem Hurileri” Tabiri Kimleri İfade Eder? Cehennemde Huri Var mıdır?

Huri kelime manası olarak gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar anlamındadır. Istılah olarak ise Allah'ın, cennetliklere vadetmiş olduğu güzel kızlardan her biridir. Hurilerin mahiyeti, dünyadaki ölçülerle tam ihata edilemeyecek derecede ahirete mahsus bir yaratılış ve nimettir. Bu sebeple hurilerin tafsilatı tam olarak bilinememektedir. Bazı ayetlerde huriler şu şekilde tasvir edilmiştir:İşte böyle! Hem onları iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir. 1(İnciden) çadırlar (cibinlikler) içinde perdelenmiş hûriler!2Sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmış kimseler olarak! Hem onları iri (güzel) gözlü hûrilerle evlendirmişizdir. 3Şübhesiz ki biz onları (Cennetteki o kadınlarını yeni) bir yaratılışla yarattık. İşte onları (dâimî) bâkireler kıldık! Eşlerine düşkün ve (onların hepsi) aynı yaştadırlar. (Bunlar) Ashâb-ı Yemîn içindir! 4Bu ayetler dikkate alındığında hurileri, iri gözlü, inciden yapılmış çadırlar içinde muhafaza edilmiş, eşlerine düşkün ve aynı yaşta olarak tasvir etmek mümkündür. Ayrıca bu ayetlere bakıldığında huriler cennet nimetleri olarak karşımıza çıkarlar. Bunun için diyebiliriz ki cehennemde huriler yoktur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri cehennem hurileri tabirini Kastamonu Lahikasında şu şekilde ifade eder:Bir zaman Eskişehir hapishanesinin penceresinde oturmuştum. Karşısında bulunan lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ederken, onları o dünya cennetinde cehennem hurileri hükmünde gördüm. Fakat birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Onların gülmeleri elim ağlamaları suretini aldı. 5Cehennem hurilerinden maksat, cehennem ehli olan kadınlardır. Zira o kadınlar ki yaratılış gayeleri olan iman, ibadet, tesettür, iffet ve ahlak gibi esaslara zıt hareket ederek açık saçıklığı, ahlaksızlığı ve haramları tercih ederler. Büyük günahlara beyinsizce dalarlar. Nefis ve şeytanın komutasında hareket ederek özellikle gençleri zina gibi büyük günahlara sevk ederek imanlarını zedelerler. Dünyanın geçici zevk ve eğlenceleri adına ahiret hayatlarını seve seve feda ederler. Böylelikle cehenneme layık bir hale gelerek cehennem hurileri olurlar.Huri tabirinin kullanılma sebebi ise, fitnenin en kuvvetli tarafı cazibe ve süs olmasıdır. Huri kelimesi, zihinlerde en ileri derecede güzellik ve cazibe manasını çağrıştırır ve böylece şehveti çeken cazibenin şiddeti ifade edilir. Yani şehveti tahrik eden cazibe, insana cennet gibi gösterilir fakat neticesi cehennemdir.Kelimenin başına cehennem ifadesinin getirilmesi ise tezat yoluyla gafleti kırar. Yani, cenneti hatırlatan bir kelime, cehennemle yan yana gelince cennet zannedilen bir lezzetin cehenneme açılan kapı olabileceği hissedilir.Bilindiği üzere, güzellik bir nimettir. Nimete şükredilse manen ziyadeleşip artar. Şükredilmezse değişir, çirkinleşir ve son bulur. Dünyada çok günahları kazanan ve kazandıran çıplak bacaklar, o kadınlara kabirde yılan suretinde görünecek ve cehennemde çirkinleşmiş olan o a'zalarının yanmalarının azabını çekeceklerdir.Ayrıca BakınızCEHENNEMİN YERİCEHENNEM NASIL BİR YER? ÂYET VE HADİSLERDE CEHENNEM AZABIMÜSLÜMANLAR CEHENNEMDEN ÇIKAMAYACAK MI?CEHENNEMİ KÜBRA CEHENNEMİ SUĞRAŞU AN CENNET VE CEHENNEME GİRMEK VAR MIDIR? / CENNETTEKİLER, CEHENNEME GİDECEK YAKINLARI İÇİN ÜZÜLECEKLER Mİ?HADİSLERDE CEHENNEME GİRECEK OLANLARIN ÇOĞUNUN KADINLAR OLARAK BİLDİRİLMESİNİN HİKMETİCEHENNEMDE AZAP GÖREN BEDENLERİN SÜREKLİ YENİLENMESİKaynakçalarDuhan, 44/54.Rahman, 55/72Tur, 52/20Vakıa, 56/35-38.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 61.

9

Sakal Bırakmakta Eşin Rızası Şart mıdır?

Sakal bırakmak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) fiili sünnetlerindendir. İbn Ömer (ra), Rasûlüllâh (sav)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:Müşriklere muhalefet edin; sakalları bırakın, bıyıkları kısaltın.1Dolayısıyla sakal bırakmakta eşin rızası şart değildir. Çünkü sakal, erkekler için sünnettir. Sünnet olan bir ibadet şahsî beğeniye ve başkasının rızasına tâbi olmaz. Ancak aile içindeki nezaket, ülfet ve karşılıklı anlayış da gözetilmelidir. Yani eşin gönlünü almak, hikmetli ve yumuşak bir üslûpla hareket etmek güzeldir; fakat bu, hükmü değiştirmez. Eş istemiyor diye sakalı terk etmek doğru değildir.Ayrıca BakınızSAKAL SÜNNETİNİN KAYNAĞI VE FAZİLETİKOCANIN SAKAL BIRAKMASINI İSTEMEKKaynakçalarBuhârî, Libâs 62

25

Peygamberlere Verilen Mucizevî Hususiyetler Bir Ayrıcalık mı, Yoksa Ağır Bir Mesuliyet mi?

Kur'an'da Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. Meryem ve Hz. İsa üzerinden anlatılan 'seçilmiş soy' (Âl-i İmrân) ve 'beşikte konuşma' gibi doğuştan gelen mucizevi lütuflar, fırsat eşitliği ve ilahi adaletle nasıl bağdaştırılabilir? Bir kişinin belirli bir soya mensup olduğu için 'hayırlı' kılınması veya Hz. İsa'nın bebekken peygamberlik vasfı taşıması, çaba-ödül dengesini ve sıradan insanın sınavıyla kıyaslandığında bir tür ontolojik avantaj ya da pozitif ayrımcılık oluşturur mu?

7.248

"Zerrat-ı Esasiye ve Ecza-yı Asliye" Tabirlerinin Anlamı

"Hem hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını, bütün cesetlerinin taburlarında kemâl-i intizam ile, zerrâtı emr-i kün feyekûn ile kaydedip yerleştiren, ordular icat eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misâl, cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliyesini, bir sayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi?" Bu cümlede geçen zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliyeden kasıt nedir?

588

Tesbihatta Geçen "Yâ Muhsin" İsminin İki Defa Zikredilmesinin Hikmeti

Tesbihatta okuduğumuz, Allah'ın isimleri olan Dua-yı İsm-i Âzam, baştan “Yâ Fettâhu Yâ Allah” ifadesi dâhil olmak üzere Ziyaeddin Gümüşhânevî Hazretlerinin Mecmûatü'l-Ahzâb eserinde geçmektedir.“Yâ Alîm Yâ Allah”tan başlayıp “Yâ Muhsin Yâ Allah”a kadar olan ilâvenin Husrev Efendi'ye ait olduğu belirtilince, burada tertibin yalnız lafzî tekrar değil, aynı zamanda bir dua ve niyaz silsilesi olduğu görülür. Bu bakımdan ilk “Yâ Muhsin”, isimler arasında bir tecellî ve tâlim mânâsına; sondaki “Yâ Muhsin” ise bütün o esmânın neticesi olarak kulun Allah'tan ihsan istemesine bakıyor olabilir.Bu sebeple tesbihatta iki defa geçen Yâ Muhsin isminde görünüşte tekrar bulunsa da hakikatte bu tekrar mânâsız değildir. Her bir zikrin ayrı bir münâsebet, makam ve faydaya bakması mümkündür. Benzer bir mesele olan âyetlerin tekrarı hakkında Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur:Bilirsiniz ki, her bir âyetin bir zâhiri vardır, bir bâtını vardır. Bir haddi vardır, bir matlaı vardır. Ve her kıssanın da çok vecihleri, hükümleri, fâideleri, maksadları vardır. Binâenaleyh, muayyen bir âyet her yerde bir münâsip vecih için, bir fâide için zikredilebilir. Bu i'tibârla zâhirde tekrar görünse bile, hakîkatte tekrar değildir. 1Bu itibarla tesbihattaki Yâ Muhsin isminin iki defa zikredilmesinde de farklı hikmetler, ayrı münâsebetler ve duaya bakan incelikler bulunabilir. Fakat bizim bunların hepsini bilmemiz mümkün değildir.Ayrıca BakınızİSM-İ A'ZAM VE TERCÜMÂN-I İSM-İ A'ZAM DUALARINDAKİ FARKLILIKLARIN HİKMETİNAMAZ TESBİHATININ EHEMMİYETİ VE FAZİLETİ NAMAZ TESBİHATINI CEMAATLE YAPMAK BİD'AT MIDIR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.221