Bağış Yap

Sorular

"Her Şeyi, Kemal-i İntizam ve Mizan İçinde Muhafaza Edip, Bir Türlü Muhasebe İçinde Netîcelerini Eleyen Bir Hafiziyet..." Ne Demektir?

"Hiç mümkün müdür ki , gökte , yerde , karada , denizde , yaş kuru , küçük büyük , âdî âlî her şeyi , kemâl-i intizâm ve mîzân içinde muhâfaza edip , bir türlü muhâsebe içinde netîcelerini eleyen bir hafîziyet..." Bu parçada geçen "kendilerine mahsus bir muhasebe içinde neticelerini eleyen bir hafiziyet" ifadesini hangi açılardan ele alabiliriz? Örnek vererek izah eder misiniz?

“Sevap Cihetinde Yaşıyorum, Yalnız Günah Cihetinde Ölüyorum” Ne Demektir? Şirket-i Maneviye Dahil Olmanın Şartları Nelerdir?

21. Lem'a'nın 2. Düsturu'nun haşiyesinde geçen “O rûhlar vâsıtasıyla sevâb cihetinde yaşıyorum, yalnız günâh cihetinde ölüyorum.” ifadesiyle ilgili üç sorum var:Bu sözün kaynağı nedir?Bu manevi ihsan bütün Ehl-i sünnet toplulukları için geçerli midir? Herhangi bir Ehl-i sünnet topluluğuna mensup kişi bu ifadeyi kullanabilir mi?Bu ihsandan faydalanmak için mutlaka bir topluluğa mensup olmak gerekir mi? Kendini ümmete ait hisseden, Müslümanlarla beraber olup onlara hizmet eden, ancak belirli bir topluluğa katılmak istemeyen bir kişi de ümmetin sevabından hissedar olabilir mi?

Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz Nasıl ve Kaç Yaşında Şehit Edilmişlerdir?

Peygamber Efendimizin (sav) ilk torunu Hz. Hasan (ra), Peygamber Efendimizin (sav) sevgili kızı Hz. Fâtıma ile Ali b. Ebî Tâlib'in büyük oğludur. Hicretin 2. yılında doğduğu rİvâyet edilmekte ise de, kaynakların çoğunluğu hicretin 3. yılı Ramazan ayının ortasında doğmuş olduğunda birleşirler.Hz. Ali'nin şehadetinden sonra kısa bir süre halifelik yapmış, ardından Müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemek ve ümmetin birliğini sağlamak amacıyla hilafetten Hz. Muaviye lehine feragat etmiştir. Hayatının kalan kısmını Medine'de ibadetle geçiren Hz. Hasan Efendimiz, hicretin 49. yılında haince yapılan bir suikast neticesinde zehirlenerek 46 yaşında şehit edilmiş ve Medine'deki Cennetü'l-Baki kabristanına, annesi Hz. Fatıma'nın yanına defnedilmiştir. Bu durumu Kadı İyaz şu şekilde izah eder:Resul-i Ekrem Efendimiz'in (sav), diğer torunu Hz. Hüseyin ile birlikte “Cennet gençlerinin efendisi” olduklarını söylediği Hz. Hasan, torunları içinde kendisine en çok benzeyendi. Medine'de yaşadı ve hicretin 49. yılında (miladi 669), kırk altı yaşındayken orada zehirlenerek vefat etti. Cennetü'l-Baki'ye annesi Hz. Fatıma'nın yanına defnedildi. 1İsmail Hakkı Bursevi de tefsirinde şu açıklamaları yapar:Şeyh Üftade Hazretleri (ks) demiştir ki: Hz. Hasan (ra) zehirlenerek, Hz. Hüseyin de (ra) boğazı kesilerek şehit edilmiştir. 2İslam Ansiklopedisi'nde ise şu bilgiler yer alır:Hz. Hasan rivayete göre Yezid b. Muaviye ile evlendirilmek vaadiyle kandırılan eşlerinden Ca'de bint Eş'as b. Kays tarafından zehirlendi ve 28 Safer 49 tarihinde vefat etti. 3Resulullah'ın (sav) gözbebeği iki torunundan ikincisi olan Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib, 5 Şaban 4 tarihinde, Medine'de doğmuştur. Peygamber Efendimizin (sav) ikinci torunu Hz. Hüseyin (ra), Kufelilerin daveti üzerine Irak'a doğru ilerlerken, Yezid b. Muaviye'nin Kufe valisi Ubeydullah b. Ziyad'ın sevk ettiği ordu tarafından Kerbela mevkiinde etrafı sarılmıştır. Günlerce susuz bırakılan Hz. Hüseyin ve beraberindeki Ehl-i Beyt mensupları, Ubeydullah b. Ziyad'ın ordusuyla çarpışmışlardır. Hz. Hüseyin, hicretin 61. yılı Muharrem ayında 57 yaşında şehit edilmiştir. Bu durum kaynaklarda şu şekilde açıklanmıştır:Hz. Hüseyin'e Şemir b. Zülcevşen'in emriyle her taraftan hücum edildi. Sinan b. Enes en-Nehai önce bir harbe saplayıp onu yere düşürdü, sonra da atından inerek saçlarını ve daha sonra başını kesti; oradakiler de cesedini soyup her şeyini, ardından da çadırları yağmaladılar. Bu arada Hz. Hüseyin'in hasta yatağındaki oğlu Ali Zeynelabidin öldürülmek istendiyse de Ömer b. Sa'd buna engel oldu (10 Muharrem 61 / 10 Ekim 680).4Ayrıca BakınızPEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) HZ. HASAN VE HÜSEYİN EFENDİLERİMİZE HUSUSİ İLGİ VE ALAKA GÖSTERMESİHZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLERHZ. HÜSEYİN EFENDİMİZİ ŞEHİT EDEN YEZİD'İN ÖLÜMÜ NASIL OLMUŞTUR?KaynakçalarKadı İyaz, Şifa-i Şerif Şerhi, Tahlil Yayınları, İstanbul 2017, c. 2, s. 190.İsmail Hakkı Bursevi, Ruhul Beyan, Erkam Yayıncılık, İstanbul 2013, c. 7, s. 314.Ethem Ruhi Fığlalı, "Hasan", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1997, c. 16, s. 282-285.Ethem Ruhi Fığlalı, "Hüseyin", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1998, c. 18, s. 518-521.

"Kendinin Zail Ve Hayatıyla Bağlı Kararsız Dünyasını Harici Dünyaya İltibas Etmemektir..." Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Evet, dünyanın fani yüzüne karşı olan aşk-ı mecazi, eğer o aşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, baki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve ayine-i esma-yı İlahiye ve mezraa-i ahiret olan iki diğer yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-i meşru' mecazi aşk, o vakit aşk-ı hakikiye inkılaba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zail ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını harici dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalalet ve gaflet gibi, kendini unutup, afaka dalıp, umumi dünyayı hususi dünyası zannedip ona aşık olsa, tabiat bataklığına düşer, boğulur. Meğerki harika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın.1Burada geçen “iltibas etmemek”, birbirine karıştırmamak, bir şeyi başka bir şey zannetmemek demektir. Bediüzzaman Hazretleri, bu ifadeyle insanın kendi şahsi dünyasını, yani kendi hayatıyla sınırlı olan ve ölümle sona erecek dünyasını, bütün dış dünyayla karıştırmaması gerektiğini nazara vermektedir. Çünkü insanın kendi dünyası; sevdiklerinden, malından, gençliğinden, sağlığından, hatıralarından ve yaşadığı hayattan meydana gelir. Bunların hepsi zamanla değişir ve bir gün sona erer. İnsan, bu geçici dünyayı hiç bitmeyecekmiş gibi düşünür ve bütün sevgisini ona bağlarsa, kaybetmekten korktuğu şeyler yüzünden sıkıntı çeker. Halbuki dünyanın yalnızca bu fani yüzü yoktur. Dünya, aynı zamanda Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellilerini gösteren bir ayna ve ahiret hayatı için hazırlık yapılan bir tarladır. İnsan, kendi şahsi hayatının geçiciliğini kabul ederken dünyanın bu diğer yönlerini de görebilmelidir.Mesela bir insan, gençliğine, güzelliğine veya sahip olduğu mallara aşırı derecede bağlanırsa, gençliğinin geçmesi, güzelliğinin değişmesi veya malını kaybetmesi karşısında büyük bir üzüntüye kapılabilir. Bunun sebebi, kendi geçici dünyasını kalıcı zannetmesidir. Halbuki gençliğin geçmesi, Allah'ın sanatını ve kudretini gösteren dünyanın sona ermesi demek değildir. İnsan, gençliğini Allah'ın bir nimeti olarak görüp onu hayırlı işlerde kullanabilir. Malını ise ihtiyaç sahiplerine yardım etme ve ahiretini kazanma vesilesi olarak değerlendirebilir. Böylece dünyanın fani güzelliklerine duyduğu sevgi, Allah'ın isimlerini tanımaya ve ahiret için çalışmaya yönelen hakiki bir sevgiye dönüşür. Demek ki burada önemli olan, insanın kendi hayatıyla sınırlı olan geçici dünyasını bütün dünyanın hakikatinden ibaret sanmamasıdır. Aksi halde insan, geçici olanı kalıcı zannederek ona bağlanır. Oysa dünyanın Allah'ın isimlerine ayna olma ve ahirete hazırlık yeri olma yönünü fark ettiğinde, sevgisini daha doğru bir istikamette kullanmayı öğrenir. Bediüzzaman Hazretleri konunun devamında bu durumu şöyle bir örnekle açıklamaktadır:Meselâ, şu güzel ziynetli odanın dört duvarında dördümüze âit dört endâm aynası bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri hakîkî ve umûmî, dördü misâlî ve husûsî. Her birimiz kendi aynamız vâsıtasıyla husûsî odamızın şeklini, hey'etini, rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vursak kırmızı, yeşil boyasak yeşil gösterir. Ve hâkezâ, aynada tasarrufla çok vaz'iyetler verebiliriz. Çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz. Fakat hâricîve umûmî odayı ise, kolaylıkla tasarruf ve tağyîr edemeyiz. Husûsî oda ile umûmî oda, hakîkatte birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harâb edebilirsin. Ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.2Yani, dört kişinin aynı odada bulunduğunu ve her birinin önünde odanın görüntüsünü yansıtan bir ayna olduğunu düşünelim. Ortada bir tane gerçek oda, aynalarda ise dört kişinin kendine ait dört ayrı oda görüntüsü vardır. İnsan, aynadaki görüntüyü istediği gibi değiştirebilir, aynayı kırmızı bir boyayla kapatırsa oda kırmızı, yeşil bir boya ile kapatırsa yeşil görünür. Fakat bu değişiklikler gerçek odada değil, yalnızca aynadaki görüntüde meydana gelir. İşte insanın şahsi dünyası da böyledir. Olayları kendi düşünceleri, duyguları ve bakış açısıyla farklı şekillerde algılayabilir. Fakat bu, dış dünyadaki hakikatin değiştiği anlamına gelmez.Mesela bir insan, sevdiği bir yakınının ölümünü veya sahip olduğu bir nimetin elinden çıkmasını düşünerek bütün dünyayı karanlık ve anlamsız görebilir. Burada kararan, aslında onun kendi şahsi dünyasıdır. Yoksa Allah'ın isimlerini gösteren ve ahirete hazırlık yeri olan bütün dünya hakikati ortadan kalkmış değildir. İnsan kendi bakış açısını, düşüncelerini ve duygularını değiştirebilir. Ancak dış dünyadaki her şeyi kendi isteğine göre değiştiremez. Bu sebeple kendi şahsi dünyasında meydana gelen üzüntüleri bütün dünyanın hakikati gibi görmemelidir. Böylece geçici duygularının etkisiyle dünyaya küsmek yerine, olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakabilir ve dünyanın Allah'ı tanımaya, O'nun nimetlerini görmeye ve ahirete hazırlanmaya vesile olan yönünü fark edebilir.Ayrıca BakınızDÜNYA HAYATINA BAKIŞ AÇISIİKİNCİ SÖZ'DE ANLATILAN MÜ'MİNLE KÂFİRİN BAKIŞ AÇISI FARKITAHKİKİ İMANI ELDE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?İMAN VE KÜFÜRKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 6.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 6-7.

"Sen de Tecelliyata Muntazır, Zuhurata Tabi Ol" Ne Demektir?

Bu söz şair Sâib-i Tebrîzî'ye nispet edilen ve "Mücevherât-ı Sâib-i Tebrîzî" adıyla anılan eserde aktarılan bir sözdür. M. Kemal Sayar'ın "Kendi Özünü Bil" adlı kitabında da ele alınmıştır. Şöyle geçmektedir:Azizim! Ufacık bir matlabın adem-i husûlünden dolayı me'yûs ve mükedder olma! A'zamına muntazır ol! Çünkü felekte yıldız kaybolunca âfitâb tulû ediyor. Sen de tecelliyâta muntazır, zuhûrâta tâbi ol!1Yani küçük bir isteğin gerçekleşmedi diye üzülme, daha büyüğünün gerçekleşmesini bekle. Çünkü gökyüzünde yıldız kaybolduğunda güneş doğar. Buradaki tecelliyat, ortaya çıkan haller ve İlâhî tecelliler (yansımalar). Muntazır, bekleyen. Zuhurat ise beklenmedik şekilde ortaya çıkan olaylar demektir. Dolayısıyla sözün anlamı şudur: Hayatın her zaman senin planladığın şekilde ilerlemesini bekleme, karşına çıkan gelişmeleri sabırla karşıla, yeni imkanlara ve farklı seçeneklere açık ol. Hangisi hayırlıdır bilinmez. "Çünkü felekte yıldız kaybolunca âfitâb tulû ediyor." Yani yıldız sönünce güneş doğar. Mesela çok istediğin bir iş gerçekleşmediğinde bunu dünyanın sonu gibi görme. Belki daha hayırlı bir kapı açılacaktır. Ancak bu söz, hiçbir gayret göstermeden oturmak veya her şeyi kadere bırakmak anlamına da gelmemektedir. İnsan elinden geleni yapar, tedbirini alır, kendi iradesi dışında gelişen olaylar karşısında da sabırlı ve metanetli olur.Ayrıca BakınızTEVEKKÜL SAHİBİ OLMAKALLAH'A TEVEKKÜL ETMENİN KAZANIMLARI"İMAN TEVHİDİ, TEVHİD  TESLİMİ, TESLİM TEVEKKÜLÜ, TEVEKKÜL SAADET-İ DAREYNİ İSTER."TEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKSEBEPLERE RİAYETTEN SONRA NETİCEYİ ALLAH'TAN BEKLEMEK (TEVEKKÜL)İMAN HİZMETİYLE MEŞGUL OLANLARIN TEVEKKÜL VE TESLİMİYETLERİNİ CANLI TUTMALARININ YOLLARIGELECEK KAYGISI NASIL YENİLİR? İSLÂM'DA TEVEKKÜL VE TEDBİR DENGESİ"TEVEKKÜL EDENLER YALNIZ ALLAH'A DAYANSIN" İBRAHİM SURESİ 12. AYETİN TEFSİRİKaynakçalarhttps://1000kitap.com/zuhurata-tabi-olmak--4911892

131

Abdestte Kadınların Başörtüsü veya Çarşaf Üzerine Saçlarını Mesh Etmesi

Bizler yurt dışında yaşıyoruz ve çarşafı şerif giyiyoruz elhamdülillah. Dışarıya gittiğimizde vatanımızdaki gibi abdest yerleri olmuyor. Tuvaletler var fakat gayrimüslim bir kadında bizim için erkekler hükmünde olduğu gibi haram olduğundan dolayı abdest almamız müşkil oluyor. Sualimiz odur ki abdest alırken başı mesh etmek farz illa el saça temas etmesi gerekir mi yoksa bir avuç suyu çarşafı şerifin üstünden başına koysak saçımızın dibi ıslandığını hissettiğimizde şu çarşaftan geçiyor çünkü basın dörtte biri ıslanıyor bu şekilde yapınca farz yerine gelir mi? çünkü çarşaf üstünden de yapınca saçın dibi ıslanıyor . Bu soru bizim için çok önemli Allah hizmetlerinizi kabul eylesin Allah razı olsun

Geçmişte Harama Bulaşan Bir Genç Kız Nasıl Tövbe Edip Manevi Olarak Arınabilir?

İslam'a göre, işlenen günahın boyutu ve niteliği ne olursa olsun, ilâhî merhamet kapısı her zaman açıktır. Kişinin düştüğü hatadan dolayı manevi temizliğini ve iffetini ebediyen kaybettiğini düşünerek karamsarlığa kapılması, dinin rahmet prensibiyle bağdaşmaz. Kur'an-ı Kerim, bu husustaki en net müjdeyi şu ayet-i kerime ile vermektedir:De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.1Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de samimi bir yönelişin neticesini şöyle ifade etmiştir:Günahtan tam olarak dönüp tövbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.2 Bu beyan, ilâhî affa mazhar olan bir kimsenin manevi sicilinin tamamen temizlendiğini açıkça ortaya koymaktadır.Geçmişteki hatalardan arınmak, manevi iffeti yeniden tesis etmek ve Allah katında tertemiz bir sayfa açmak için şu fıkhî ve ahlakî adımların titizlikle tatbik edilmesi gerekmektedir:Kesin ve Samimi Tövbe (Tövbe-i Nasuh): Yapılan hatadan dolayı kalpte derin bir nedamet (pişmanlık) duymak, o fiili derhal terk etmek ve aynı günaha bir daha dönmemek üzere Allah'a kesin bir iradeyle söz vermek şarttır. Arınmanın temel esası bu samimiyettir.Günaha Götüren Zeminlerin Terk Edilmesi: Manevi korunmanın en güçlü kalkanı, kişiyi hataya sürükleyen etkenlerden uzaklaşmaktır. İlgili arkadaş çevreleri, iradeyi zayıflatan sosyal medya alışkanlıkları ve zaaf oluşturan her türlü iletişim kanalı kesin bir kararlılıkla kesilmelidir.İyilik ve İbadetlerin Çoğaltılması: Kur'an-ı Kerim'deki "Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir"3 ilâhî beyanı gereğince, geçmişin manevi hasarı ibadetlerle onarılmalıdır. Farz namazlara hassasiyet göstermek, nafile ibadetlere yönelmek ve hayır işleriyle meşgul olmak kalbi temizler.Günahın İfşa Edilmemesi (Setr): İslam ahlak hukuku gereği, kişinin işlediği ve tövbe ettiği bir günahı başkalarına anlatması kesinlikle tasvip edilmez. Allah'ın rahmetiyle örttüğü bir kusuru kulun da gizlemesi esastır. Tövbe ile kapatılmış geçmiş hatalar, vicdanı rahatlatmak maksadıyla dahi olsa sırdaş kabul edilen arkadaşlara veya gelecekteki eş adayına aktarılmamalıdır. Hata, yalnızca kul ile Allah arasında bir sır olarak kalmalıdır.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA TEVBE VE İSTİĞFARLA ALAKALI YERLERNASUH TEVBESİTEKRAR TEKRAR TÖVBEYİ BOZMAKGENÇLİK NİMETİNİN ŞÜKRÜ: İFFET, İSTİKAMET VE HELÂL DÂİREKaynakçalarZümer 39/53İbn Mâce: Zühd, 30 (Hadis No: 4250)Hûd Suresi, 114

Risale-i Nur'un Çözdüğü Yüze Yakın Din Tılsımı ve Kur'an Muamması Nelerdir?

"Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımını ve Kur'an muammalarını çözmüştür." Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadeyle kastettiği din tılsımları ve Kur'an muammaları nelerdir? Bunların tamamına veya mümkün olduğunca çoğuna ulaşmak istiyoruz. Ancak yaptığımız araştırmalarda bunların hepsini bir arada bulamıyoruz. Bu konuda kaynaklarıyla birlikte kapsamlı bilgi verebilir misiniz?