Bağış Yap

Sorular

Kadınların Kol ve Bacak Kıllarını Alması Caiz midir? Vücut Kıllarının Temizlenmesinin Dini Hükmü Nedir?

İslam fıkhına göre kadının kol ve bacaklarındaki kılları temizlemesinde (ağda, epilasyon, tıraş vb. yöntemlerle almasında) dinen hiçbir sakınca yoktur ve caizdir. Vücudun bu bölgelerindeki kılların alınması genel olarak mübah kılınmıştır. Koltuk altı ve kasık (etek) kıllarını temizlemek kadın ve erkek için fıtrat gereği sünnettir. Kol, bacak, göğüs ve sırt gibi bölgelerdeki tüylerin alınması caizdir. Ayrıca kadının yüzünde sonradan çıkan sakal ve bıyık benzeri sert kılların temizlenmesi de caiz ve hatta müstehaptır.1Ayrıca estetik veya kişisel bakım amacıyla lazer epilasyon ya da ağda yaptırırken, kadının kadınlara karşı olan avret mahallini (göbek ile diz kapağı arasını) bir başkasına açması ve baktırması dinen kesinlikle helal değildir.2Ayrıca BakınızVÜCUT KILLARIVÜCUTTA BULUNAN KILLARIN HİKMETLERİ/FAYDALARIKASIK VE KOLTUK ALTI KILLARINI TEMİZLERKEN TIRAŞ MAKİNESİ KULLANMAK CAİZ MİDİR?KADINLARIN KAŞ YAPTIRMASI (KAŞ KONTÜRÜ)KADININ YÜZÜNDEKİ TÜYLERİ VE KAŞLARINI ALMASININ HÜKMÜKAŞLARIN RENGİNİ AÇTIRMAK (TEŞKİR) CAİZ MİDİR?KaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 228-229.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 337.

Mesnevi-i Nuriye Nasıl Bir Eserdir? Hangi Konuları Ele Alır, Hangi Risalelerden Oluşur ve Ne Zaman Telif Edilmiştir?

ESERİN KİMLİĞİRisâlenin İsmi: el-Mesnevî en-Nûrî el-Arabî Türkç: Mesnevî-i Nuri'yeTelif Tarihi ve Yeri: 1921-1923 yılları arasında büyük kısmı İstanbul'da, bir kısmı ise Ankara ve Van'da telif edilmiştir.Dili: Arapçadır.Konusu: Allah'ın varlığı ve birliği başta olmak üzere imanın esaslarını ve İslam'ın hakikatlerini akıl ve kalbi birleştirerek ispat eder.Müellife Göre Değeri: Bediüzzaman Hazretletine göre sonradan telif ettiği Risale-i Nurların çekirdeği, fidanlığı hükmündedir.Risalenin Metodu: Gaye ve Nizam delili, Kıyas-ı Temsili, Burhan-ı İnni, Burhan-i Limmî vs.Bediüzzaman Hazretleri, Mevlâna Hazretleri'nin meşhur kitabı Menevî-i Şerif'in mübarek isminden alarak "Risale-i Nur'un Mesnevî'si" anlamında "Mesnevî-i Nuriye" adını vermiştir. Mesnevî, beyitler halinde yazılan eserlere denir.Bu eser de kısa paragraflar halinde yazıldığından Mesnevî-i Şerif'in beyitlerine benzetilerek ve onun gibi hakikat ve ilim deryası olduğuna telmihen bu isim verilmiş olsa gerektir.Bediüzzaman Hazretlerinin onayından geçen, Risale-i Nur talebelerinin şu sözü bu risalenin kıymet ve ehemmiyetini ortaya koymaktadır:Kur'anın Arabî bir tefsiri ve Risale-i Nur'un Arabî Mesnevî-i Şerifi olan ve Zülfikar büyüklüğünde ve altunla yazılmağa lâyık bir mecmua dahi inşâallah teksir edilecek.1Evet Kur'ânın bir tefsiri olan ve çok derin ve büyük hakikatleri ihtiva eden ve telif edildiğinde alimlerin de beğenisini alan bu risale hakikaten altınla yazılmaya layıktır.Mesnev-i Nûriye eserinde şu risaleler bulunmaktadır:MukaddimeLemalar RisalesiReşhalar RisalesiLâsiyyemâlarKatre RisalesiKatrenin ZeyliHabab RisalesiZeylü'l-HababHabbe RisalesiZeylü'l HabbeZeylü'l-ZeylZehre RisâlesiZerre RisâlesiŞemme RisâlesiOnuncu RisâleOn Dördüncü ReşhaŞu'le RisâlesiŞu'le' nin ZeyliNokta RisâlesiOn Dördüncü Lem'a'nın İkinci MakamıFihristDuaMUKADDİMEMukaddime Beş Nokta'dır. Bu kısımlarda;Bediüzzaman Hazretleri, Mesnevi-i Nuriye eserinin mahiyetini izah eder.Kur'an'ın dersiyle İmam Gazali (ra), İmam Rabbani (ra) ve Mevlana Celaleddin-i Rumi (ra) gibi kalp, ruh ve akıl gözleri açık bir şekilde hakikate yol bulduğunu ifade eder.Eski Said'den Yeni Said'e geçiş döneminde Arapça olarak Lem'alar, Habab, Katre, Habbe, Zehre, Zerre ve Şemme gibi risaleler telif eder.Mesnevi-i Nuriye'nin Risale-i Nur'un bir çekirdeği olduğunu ve bu eserde hakikatlere gayet kısa işaretler yapıldığından dolayı ancak dikkatli alimler tarafından anlaşılabileceğini belirtir.Bu eserdeki her bir i'lemin adeta ayrı bir risalenin şifresi olduğunu ifade eder.LEM'A'LARTevhidin yani Allah'ın varlığının ve birliğinin on dört delilini barındıran bu risale Risale-i Nur'daki yirmi ikinci sözün temelidir.REŞHALAR RİSALESİRisale-i Ahmediyeyi yani Peygamber Efendimizin (sav) peygamberliğini çok güçlü delillerle ispat eden bu risale on dokuzuncu sözün temelidir.LÂSİYYEMÂLARKelime anlamı olarak 'özellikle' demektir. Haşri konu alan bu risale bir yönden onuncu söz haşir risalesinin temeli ve yirmi sekizinci sözün Arapça ikinci makamının Türkçesidir.KATREBediÜzzaman Hazretleri'nin nefis ve şeytanıyla yaptığı mücadelelerden Kur'ân'dan aldığı ders ile zaferle ayrıldığını anlatan bu risalede her bir kelime kazandığı zafere işaret eder.Bu risale bir Bâb, bir Hâtime, dört Hakikat, beş Nükte, beş Nokta ve İ'tizardan oluşmaktadır.KATRENİN ZEYLİBediüzzaman Hazretleri, On Sekiz Remiz'de on sekiz farklı konuyu ele alır.HABAB RİSÂLESİBediüzzaman Hazretleri bu risâlede 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak kırk farklı hakikate, sonradan on yedinci söze de alınmış olan bir farisî münacata ve Türkiye Büyük Milet Meclisinde irat ettiği namaza dair hutbeye yer vermektedir.ZEYLÜ'L-HABABHabab Risâlesi'nin Zeyli olan bu kısımda ise Bediüzzaman Hazretleri yine 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak on sekiz farklı hakikati izah etmektedir.HABBE RİSÂLESİBu parçada ise her defasında 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak otuz bir farklı hakikati izah etmektedir. Sonunda ise Bediüzzaman Hazretleri'nin Arapça hüzünlü bir duası bulunmaktadır.ZEYLÜ'L-HABBEHabbe Risâlesi'nin Zeyli olan bu kısımda ise 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak on dokuz farklı hakikati izah etmektedir.ZEYLÜ'Z-ZEYLZeylin Zeyli olan bu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak altı farklı hakikati izah ederZEHRE RİSÂLESİBediüzzaman Hazretleri'nin Arapça yazdığı risalelerden biridir. Hz. Üstad daha sonra kendisi Türkçeye çevirmiş ve On Yedinci Lem'a ismini vermiştir. Bu risale On Yedi Nota'dır. Her bir notada farklı hakikat izah edilmiştir.,ZERRE RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak otuz dört farklı hakikati ele almıştır.ŞEMME RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak yirmi iki farklı hakikati izah etmiştir. Sonunda ise Hz. Üstad'ın, Abdükâdir-i Geylanî Hazretlerinin (ra) diliyle yaptığı dua vardır.ONUNCU SÖZBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak kırk dokuz farklı hakikati izah etmiştir. Bu risale Onuncu Söz Haşir Risalesi İle karıştırılmamalıdır.ON DÖRDNCÜ REŞHAPeygamber Efendimiz (sav)'in nübüvvet delillerinin ve Kur'ân'ın tarifinin, tekrarlarındaki hikmetin, üsluptaki bazı özelliklerini açıklayan Altı Katre ve Allah'ın isimlerinde kullanılan üstünlük zarfı 'EN'in tevhide eksiklik getirmediğin açıklayan bir tane 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayan bölümden oluşmaktadır.ŞU'LE RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak on altı farklı hakikati izah etmektedir.ŞU'LENİN ZEYLİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak beş farklı hakikati izah etmektedir.NOKTA RİSÂLESİÜç kısımdır.Birinci Kısım: Tevhidin dört geniş delilini gösterir.,İkinci Kısım: Haşir, Melaike ve Beka-i Ruha ait hakikatlerini izah eden kısımdır. Ancak bu hakikatleri yirmi dokuzuncu söz parlak bir şekilde izah ettiğinden Mesnevî-i Nuriyye risalesine alınmamıştır.Üçüncü Kısım: Nurun İlk Kapısı adında müstakil olarak yazılmıştır.ON DÖRDÜNCÜ LEM'ANIN İKİNCİ MAKAMIBesmelenin altı mühim sırrı izah edilir.FİHRİSTRisale-i Nur talebeleri tarafından Mesnevî-i Nuriye'ye yazılan ilk fihrist'tir.DUASonunda ise Bediüzzaman Hazretleri'nin âdeti olduğu üzere Ahmed Hüsrev Efendi'ye ve yardımcılarına dua ile bitirir.Ayrıca BakınızMESNEVİ-İ NURİYE İSMİEMİR ÂLEMİ / KALP ÇEKİRDEĞİ / MESNEVİ-İ NURİYEİŞARATÜL İCAZ MESNEVİ İ NURİYE TERCÜMELERİ"BİR MEYVE BİR ŞECERENİN BİR MİSÂL-İ MUSAGGARIDIR" CÜMLESİNİN İZAHI / MESNEVİ-İ NURİYEKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4 s. 442

"Her Şey İçin İki Suret ve Şekil Vardır. Biri Maddiyedir... Diğeri Ma'kuledir..." Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:...Arkadaş! Her şey için iki sûret ve şekil vardır. Biri maddiyedir ki, âdetâ bir gömlek gibi her şeyin vücûduna göre kaderin takdîriyle biçilmiş şu görünen suretlerdir. Diğeri ma'kūledir ki, bir şeyin yaşadığı bir ömürde mürûr-u zamanla değiştirdiği muhtelif maddî sûretlerin ictimâından tasavvur edilen bir sûret-i vehmiyedir.1Bu kısım,, Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat eden yerlerden birisidir. Bediüzzaman Hazretleri ilgili yerde bir atom üzerinden örnek vermektedir. Havadaki veya topraktaki bir atom, herhangi bir bitkinin, çiçeğin, meyvenin içine girebilir. Hangi ortama girerse girsin, oraya dahil olduğu andan itibaren o ortamın içinde çalışmaya başlar. Ardından o bitkiyi veya meyveyi bir hayvan veya bir insan yese, o hayvanın veya insanın bir herhangi biri organında çalışmaya başlar.Bitkiler, çiçekler, meyveler, hayvan ve insanların organları… Bunların herbirisi adeta birbirinden çok farklı fabrikalardır. Aynı atom bu fabrikaların hepsine girebiliyor. Hangisine girse, sanki senelerdir o fabrikanın işçisiymiş gibi çalışıyor.Buna şöyle bir örnek verebiliriz. Bir insan hangi fabrikaya girse, birden bire büyük bir usta gibi çalışmaya başladığını farzedelim. Otomotiv, tekstil, gıda, kimya, demir-çelik, cam, elektronik, çimento, ayakkabı, vs. Hangi fabrikaya girse, o anda hiç acemilik göstermeden ustalığını konuşturuyor. Bu durumu gördüğümüzde, bu kişinin normal bir insan olmadığını, olağan üstü güçlere sahip olduğunu düşünürüz.Atomların hâli, bu örnekten çok daha gariptir. Çünkü farklı fabrikalara girip çalışan insan akıl sahibidir. Fakat atomlar, akıl ve şuur sahibi olmamalarına rağmen, girdikleri her fabrikada en doğru bir şekilde vazifelerini yerine getirmektedirler. Bu durum, o atomların kendi kendilerine değil, sonsuz bir kudret tarafından idare edildiklerini ispatlamaktadır. Sadece atomlar dahi, bize Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini göstermek için yeterlidir.Başka bir örnek ise, meyvelerin çekirdekleridir. Bir çekirdek toprağa düşünce ağaca dönüşür. Çünkü o ağacın nasıl şekilleneceğine dair olan kanunlar, mucizevi bir şekilde ağaçın meyvelerinin çekirdeklerine kaydedilir. Daha sonra da o çekirdeğe kayıtlı olan o kodlar, mucizevi bir şekilde toprak tarafından okunarak yeni bir ağaca dönüşür. Bu işleri ağaca, çekirdeğe, toprağa vermek mümkün değildir. Yine, bütün kâinatı içine alan sonsuz bir ilim ve kudrete ihtiyaç vardır.İşte tam da burada Bediüzzaman Hazretlerinin “ma'kūle” kavramıyla ifade ettiği hakikat ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir varlığın şu anki hâli ve görüntüsü Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat eder. Fakat zaman içerisinde o varlığın başına gelen olaylar, bunu çok daha güçlü bir şekilde ispatlar. Atomların varlıklar içine girip çalışması, ağaçların programlarının çekirdeklere kaydedilmesi, hayvanların programlarının yumurtalara kaydedilmesi, bitkilerin programlarının tohumlarına kaydedilmesi, tekrar o programlardan ağaçların, hayvanların, bitkilerin ortaya çıkması o kadar büyük icraatlardır ki, ancak sonsuz ilim ve kudret sahibi olan bir Zât bunları yapabilir.Dolayısıyla bir varlığın şu anki hâline göre, hayatı boyunca geçirdiği bütün hâller, Cenab-ı Hakk'ı daha aşikar gösterir. Bediüzzaman Hazretleri bu önemli noktayı göz önüne koyarak bizlere çok farklı bir bakış açısı kazandırmıştır.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.29-30.

Kadınların Kabir Ziyareti Yapması Caiz midir? Hanefi ve Şafii Mezheplerine Göre Hükmü Nedir?

Kadınların kabir ziyaretinde bulunmaları hakkında Hanefi ve Şafii mezheplerine göre üç sorum var:Kadınların hayızlı veya temiz oldukları dönemlerde kabir ziyareti yapmaları caiz midir?Kadınların bu dönemlerde sık sık kabir ziyareti yapmalarında bir sakınca var mıdır? Bu durum takva ve fazilet açısından uygun mudur?Halk arasında, kadınların hayızlı veya temiz oldukları dönemlerde kabir ziyareti yaparken avret mahallerine yedi kat örtü koymaları gerektiği söylenmektedir. Bu iddianın Hanefi ve Şafii mezheplerinde bir dayanağı var mıdır? İzah eder misiniz?

"Ekser Mevcudatın Tesbihat ve İbadetlerine Müdahale Ederek Zabitlik ve Müşahidlik Derecesine Çıksın..." Ne Demektir?

Bediüzzaman Hazretleri'nin Haşir Risalesi'nde geçen “Acaba hiç kabil midir ki, … ekser mevcudatın tesbihat ve ibadetlerine müdahale edip zabitlik ve müşahedelik derecesine çıksın da, … Mahşere gidip mahkeme-i kübrayı görmesin? Hayır ve asla!” ifadelerindeki “tesbihat ve ibadetlerine müdahale etmek” tabirini nasıl anlamalıyız?Mevcudatın Cenab-ı Hakk'ı tesbih etmesinin yanı sıra, ineğin süt vermesi ve arının bal yapması gibi fıtri vazifelerinin de bir nevi ibadet olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede insanın namaz ve tefekkür yoluyla diğer varlıkların ibadetlerini manen Cenab-ı Hakk'a takdim etmesinin yanı sıra; arıcılık yapması, hayvanları sevk ve idare etmesi ve tabiattan istifade etmesi gibi fiili faaliyetleri de bu ifadeler kapsamında değerlendirilebilir mi? Konuyu bu yönleriyle izah edebilir misiniz?

Birini İncitmek, Kalbini Kırmak ve Hayal Kırıklığına Uğratmak Kul Hakkına Girer mi?

Evet, insanları incitmek, kalplerini kırmak, umutlarıyla oynamak ve onları üzmek de kul hakkı kapsamına girer. Kul hakları; insanların canları, bedenleri, manevi şahsiyetleri ve saygınlıklarıyla ilgili kişilik haklarının yanı sıra mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklarını da kapsar1Kul hakkı denildiğinde genellikle bir kimsenin malını veya parasını haksız yere almak, borcunu ödememek, diyet hakkını ihlal etmek ya da bir başkasının maddî zarara uğramasına sebep olmak gibi durumlar akla gelir. Hâlbuki kul hakları maddî ve mânevî olmak üzere ikiye ayrılır. Mânevî kul hakları, çoğu zaman göz ardı edilen, yeterince önemsenmeyen ve ihlal edildiğinde helalleşilmesi gerek görülmeyen haklardandır. Hak kavramı, öncelikle korunması ve gözetilmesi gereken değerleri ifade eder. Bu çerçevede insanın bedenine ve malına yönelik haksız müdahaleler maddî hakların, kalbine ve ruhuna verilen zararlar ise mânevî hakların ihlali olarak değerlendirilmektedir.2Dolayısıyla bir kimsenin duygularıyla bilerek oynamak, onu kırmak, incitmek veya zor durumda bırakmak da başkasının hakkını ihlal etme kapsamına girer. Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), insanlara karşı güzel ahlaklı olmayı, onların haklarını gözetmeyi ve incitici davranışlardan kaçınmayı öğütleyen pek çok hadis buyurmuştur. Bunlardan birkaçını zikretmekle yetineceğiz. Bu hadislerden bazıları şöyledir:(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah'ın yasakladıklarını terkedendir.3Kim, cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah'a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın.4Mü'min; insanları kötüleyen, lânetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir.5Muâz b. Cebel şöyle anlatır: “Bir gün, "Ey Allah"ın Resûlü, beni cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana söyle." dedim. Buyurdu ki, "Büyük bir şey sordun ama o, Allah Teâlâ"nın kolaylaştırdığı kimse için kolaydır. Allah"a ibadet eder, O"na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Kâbe"yi haccedersin." Sonra da dedi ki, "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, bir kalkandır. Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahları söndürür. Geceleyin bir kimsenin namaz kılması da böyledir." Daha sonra, "Onların vücutları (gece namaz kılmak için) yataklarından uzaklaşır, korku ve ümitle Rablerine dua ederler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. Onların yaptıkları amellere mükâfat olarak kendileri için göz aydınlığı olacak nimetlerden neler gizlenmiş olduğunu şimdi kimse bilmez." 67 mealindeki âyetleri okudu. Ondan sonra, "Dinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah"ın Resûlü." dedim. "Dinin başı teslimiyet, direği namazdır, zirvesi de cihaddır." buyurdu. Ondan sonra da "Bu dediklerimin hepsini kemale erdiren ve tamamlayan şeyin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?" diye sordu. "Evet, ey Allah"ın Resûlü." dedim. Mübarek dilini eliyle tutup, "İşte şunu tut." buyurdu. "Ey Allah"ın Resûlü, biz söylediğimiz sözler sebebiyle de mi sorgulanacağız?" dedim. Resûl-i Ekrem, "Annen hasretine yansın ey Muâz! İnsanları yüzükoyun burunları üzerinde sürünerek cehenneme götüren, dilleriyle kazandıkları değil midir? " buyurdu.”6Görüldüğü gibi hadislerde, insanların onurunu, şerefini ve saygınlığını zedelemenin normal bir davranış olarak görülemeyeceği; mânevî hakların da can ve mal hakları gibi korunması gereken önemli haklar olduğu açıkça ortaya konulmuştur.Ayrıca BakınızKUL HAKKINDA SADECE HELALLİK İSTEMEK YETERLİ MİDİR? KUL HAKKI NASIL TELAFİ EDİLİR?KUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI? KUL HAKKI İLE ALLAH'IN HAKKI ARASINDAKİ FARK NEDİR?KUL HAKKI İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER NELERDİR?KUL HAKKI VE TEVBEKUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI? KUL HAKKI İLE ALLAH'IN HAKKI ARASINDAKİ FARK NEDİR?KaynakçalarMustafa Çağrıcı, “Kul Hakkı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 2Ocak 2020).Sancaklı, Saffet. “Hadisler Bağlamında Kul Hakkı Açısından Trafik Olgusunun Analizi / Değerlendirilmesi.” İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 6/2 (Güz 2015), 11-12.Buhârî, Îmân 4, 5, Tirmizî, Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11Müslim, İmâre 46. İbni Mâce, Fiten 9Tirmizî, Birr,48Tirmizî, “İmân”, 8.

“Sevap Cihetinde Yaşıyorum, Yalnız Günah Cihetinde Ölüyorum” Ne Demektir? Şirket-i Maneviye Dahil Olmanın Şartları Nelerdir?

21. Lem'a'nın 2. Düsturu'nun haşiyesinde geçen “O rûhlar vâsıtasıyla sevâb cihetinde yaşıyorum, yalnız günâh cihetinde ölüyorum.” ifadesiyle ilgili üç sorum var:Bu sözün kaynağı nedir? Konu ile ilgil ayet ve hadisler nelerdir?Bu manevi ihsan bütün Ehl-i sünnet toplulukları için geçerli midir? Herhangi bir Ehl-i sünnet topluluğuna mensup kişi bu ifadeyi kullanabilir mi?Bu ihsandan faydalanmak için mutlaka bir topluluğa mensup olmak gerekir mi? Kendini ümmete ait hisseden, Müslümanlarla beraber olup onlara hizmet eden, ancak belirli bir topluluğa katılmak istemeyen bir kişi de ümmetin sevabından hissedar olabilir mi?

120

Bediüzzaman Hazretleri'nin Hüsrev Efendi'ye Dişini Hediye Etmesinin Hikmeti Nedir?

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin hayatı boyunca defalarca maruz kaldığı ağır zehirlenmeler ve esaret/hapis yıllarının getirdiği şiddetli sıkıntılar, vücudunda büyük tahribatlara yol açmış ve dişlerinin dökülmesine sebep olmuştur. Nitekim kendisi bir mektubunda bu durumu şöyle ifade eder:Dokuzuncu sene-i esaretimde sıkıntıdan o sene dokuz dişim düştüler. O münasebetle Isparta'ya me'zuniyetle gitmek, o senede oldu.1Bediüzzaman Hazretleri, dökülen dişlerinden bir tanesini Hüsrev Efendi'ye hediye etmiştir. Hüsrev Efendi, bu manidar hediye karşısında sevincini şu şekilde dile getirmiştir.Hususuyla bu çok kusurlu Hüsrev'in en büyük sevinçlerinden birisi: Cenab-ı Hakk'ın perişaniyet sinesine çökmüş olan şu asır insanlık deryasının korkunç dalgalar içerisinde cehennemi bir ölümle pençeleşen zavallı beşeriyeti sahil-i selamete isale vesile ettiği Risale-i Nur'un mazharı olan sevgili Üstadımız'ın kalb-i mübareklerinden fışkıran feyizlerin fem-i saadetine akmasına yardım ettiği mübarek dişlerinden birisini, hiç de layık olmayan talebesi Hüsrev'e, mübarek sevgili Üstadı ihda ediyorlar ki, iman ve İslam'dan sonra Risale-i Nur'a ve siz sevgili Üstadıma intisab ile iftihar eder. Hakikaten çok kusurlu talebeniz Hüsrev, bu mübarek dişe mazhariyetten dolayı cihan dolu bir süruru kalbinde bulmuştur.2Görüldüğü üzere Hüsrev Efendi, Üstadının diş hediyesine karşı memnuniyetini ifade etmektedir. Ayrıca çok büyük bir şeref ve sevinç duyduğunu ve bu hediyeyi yalnız şahsi bir hatıra değil; Risale-i Nur hizmetine intisabının, Hz. Üstad'a muhabbet ve bağlılığının çok kıymetli bir nişanesi olarak gördüğünü ifade etmektedir.Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretleri'yle tanıştıktan sonra çalışmakta olduğu memuriyetten ayrılarak kendisini Risale-i Nur'un neşrine adamıştı. Adeta bu hizmet için manen seçilmiş ve ona göre hazırlanmış gibi büyük bir hızla ilerlemeye başladı. O sıralarda gayet manidar bazı rüyalar gördü. Bu rüyalardan birisinde Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin dişlerini görür. Hüsrev Efendinin gördüğü rüyanın dişle alakalı kısmı şu şekildedir.Bir gün bir vakıada (rüyada) sevgili Üstad'ım sizi görüyorum. Yanınızdabeş altı kişi vardı... Sevgili Üstad'ım, boyunuz benden yüksek olduğu için konuşurken ağzınızı görüyordum. Ağzınızın içinde ve üst çenede birbiri içinde üç sıra dişiniz vardı. Uyandım; gece vakti idi, tekrar uyudum.3Bediüzzaman Hazretleri bu manidar rüyaya şu şekilde cevap verir:Hakikatli, sıddık kardeşim Ahmed Hüsrev!Yazdığın Kur'an cüzleri bizlere kanaat verdi ki, senin kalemin Kur'an'a hizmet için memurdur. Sizi tebrik ediyoruz… Sen Üstad'ının ağzında gördüğün üç sıra diş ise, o ağzın mecrasıyla çıkan Sözler'de üç sıra hasiyet vardır ki hem şeriata, hem tarikata, hem hakikate hizmet ettiği gibi; hem marifetullaha, hem i'caz-ı Kur'aniye'ye, hem risalet-i Ahmediye'ye dair burhanları nesceden (dokuyan) ve tahlil eden manevi dişler var olduğuna işarettir...El-Baki Hüve'l-Baki. Said-i Nursi”4Hz. Üstad'ın ağzından çıkan hakikatler çok kuvvetlidir; o hakikatler hem şeriata, hem tarikata, hem hakikate hizmet etmektedir. Ayrıca marifetullahı, Kur'an'ın i'cazını ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın risaletini isbat eden kuvvetli delilleri içinde taşımaktadır. Burada diş, hakikati öğüten, işleyen, kuvvetlendiren ve beyan eden manevi bir vasıta manasında kullanılmıştır.Bu sebeple rüyada görülen dişler, doğrudan doğruya manevi ilim, kuvvetli beyan, hakka hizmet ve Kur'an hakikatlerini neşretme vazifesine işaret eder.Gerçek hayatta Hz. Üstad'ın kendi dişini Hüsrev Efendi'ye hediye etmesi de bu manaya uygun şekilde anlaşılabilir. Yani denilebilir ki Hz. Üstad, kendi ağzından çıkan iman ve Kur'an hakikatlerini temsil eden bir alameti Hüsrev Efendi'ye vermiştir.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 194Bediüzzaman Said Nursi, Lahikaya Parlak Bir Zeyl, Hayrat Neşriyat, Isparta 2026, s.120Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1s.424Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1s.427

111

Abdestte Unutulan Bir Uzuv Sonradan Yıkanırsa Abdest Geçerli Olur mu?

Evet, abdest esnasında veya abdest bittikten sonra bir uzvun yıkanması unutulup sonradan hatırlanırsa, sadece o unutulan kuru yerin yıkanması yeterlidir. Abdesti en baştan almak gerekmez. Hanefi mezhebine göre abdest organlarını sırayla yıkamak (tertip) ve ara vermeden peş peşe yıkamak (müvalat) sünnet olduğundan, aradan zaman geçmiş olsa dahi hatırladığı an sadece unutulan kuru yeri yıkamak abdesti tamamlamak için yeterlidir1Ayrıca BakınızABDEST ALIRKEN BOĞAZA SU KAÇMASI ORUCU BOZAR MIKUR'AN'I KERİM'E ABDESTSİZ DOKUNMAK VE OKUMAKGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN KONUŞMAKABDEST ALIRKEN BOYNU MESHETMEKABDESTTE UZUVLARI OVMAK ŞART MIDIR?ŞAFİİ MEZHEBİNDE ABDEST NİYETİ KALPTEN YAPILIR MI?KaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 163.

Önceki Vaktin Namazını Kılmayı Unutan Kişi, Sonraki Vaktin Ezanı Okununca Cem-i Tehir Yapabilir mi?

Hanefî mezhebinde namazları cem etmek yalnızca belirli şartlarda caiz görülür. Cem-i takdimde, birinci namaz henüz kılınmadan cem etmeye niyet edilmesi gerekir. Cem-i tehirde ise birinci namazın vakti içinde, namazı ikinci namazın vaktine bırakmaya niyet edilmelidir.Bir sonraki vaktin ezanı başlamışsa önceki vaktin farz namazı artık kaza olarak kılınır; bu durum cem-i tehir sayılmaz. Cem-i tehir, ancak şer'an caiz görülen mazeretler sebebiyle belirli namazların sonraki vakitte birlikte kılınmasıdır. Dolayısıyla vakti çıkmış bir namaz, yeni vakit girdikten sonra cem-i tehir niyetiyle değil, doğrudan kaza niyetiyle kılınmalıdır.Detaylı bilgi için lütfen bakınız:Ayrıca BakınızNAMAZLARI CEM ETMENİN (BİRLEŞTİRMENİN) HÜKÜMLERİ

Evvabin Namazı Nedir? Nasıl Kılınır?

Evvabin kelimesi, tövbe edip Allah'a yönelenler anlamına gelmekte olup İslam fıkhında, akşam namazının farzı ve sünneti eda edildikten sonra kılınan nafile namaz için kullanılmaktadır. Evvabin namazı, genel kabul gören görüşe göre altı rekattır. Bu namaz, isteğe göre ikişer rekat halinde üç selamla, dörder ve ikişer rekat olarak iki selamla ya da altı rekatın tamamı tek bir selamla kılınabilir. Fıkıh alimlerinin çoğunluğu ve faziletli kabul edilen uygulama, ikişer rekat kılınarak her iki rekatta bir selam verilmesi yönündedir.1İkişer Rekat Halinde ve Üç Selamla Kılınacak Evvabin Namazının Kılınışı Şu Şekildedir: İlk iki rekata, "Niyet ettim Allah rızası için Evvabin namazı kılmaya" diye niyet edilerek tekbir alınır ve eller bağlanır. Birinci rekatta Sübhaneke duası okunduktan sonra Euzü-Besmele çekilir, Fatiha suresi ve ardından zamm-ı sure (en az üç kısa ayet veya bir sure) okunur. Rüku ve secdeler yapıldıktan sonra ikinci rekata kalkılır. İkinci rekatta sadece Besmele çekilip Fatiha ve zamm-ı sure okunduktan sonra rüku ve secdelere gidilir. İkinci secdeden sonra oturuşa geçilerek sırasıyla Tahiyyat, Salli-Barik ve Rabbena duaları okunup sağa ve sola selam verilir. Aynı şekilde ikişer rekatlık kılınış iki defa daha tekrarlanarak altı rekat tamamlanmış olur.Eğer Evvabin Namazı Dört Veya Altı Rekat Olarak Tek Bir Selamla Kılınacak Olursa; ikinci rekatın sonundaki ilk oturuşta Tahiyyat duasıyla birlikte Salli ve Barik duaları da okunur. Üçüncü rekata ayağa kalkıldığında namazın başına dönülmüş gibi tekrar Sübhaneke okunur, Euzü-Besmele çekilir, Fatiha ve zamm-ı sure okunarak kılınışa devam edilir. Nafile bir namaz olduğu için evvabin namazının her rekatında Fatiha suresinden sonra zamm-ı sure okumak vaciptir.2Ayrıca BakınızTEHECCÜD VE EVVABİN GİBİ NAFİLE NAMAZLAR SESLİ KILINABİLİR Mİ?NAFİLE NAMAZ VE VESVESENAFİLE NAMAZLARDA İHLAS SURESİ'Nİ BİRDEN FAZLA OKUMAKİSLÂM'DA NAFİLE SÜNNETLERİ DEĞİŞTİRMENİN / BEĞENMEMENİN HÜKMÜNAFİLE NAMAZ KILINAMAYAN VAKİTLERKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 189-190.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 493.