Sorular

5.334

Risaleleri Yazarken Tefekkür İle İlim Tahsili Birbirinden Nasıl Ayrılır?

Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek ve mana üzerinde derinleşmektir. Risaleleri yazarken içindeki iman hakikatlerini anlamaya çalışmak, o hakikatler üzerinde durup zihni ve kalbi çalıştırmak bir tefekkür ibadetidir. Çünkü burada maksat sadece okumak değil, manaya nüfuz etmektir. Kalemle ilmi tahsil etmek ise risalelerdeki iman ve Kur'an hakikatlerini öğrenmek, kaydetmek ve elde etmektir. Bu, bilginin kazanılması safhasıdır. Tefekkürde anlamaya çalışma ve derinleşme varken, ilim tahsilinde o bilgiyi doğrudan elde etme, tabir-i caizse ilmi cebine koyma hali vardır. İlim tahsil etmenin çeşitli yolları vardır. Bunlar ise okumak, yazmak, ezberlemek, doğrudan hocadan ders almak, soru sormak gibi. Bunların hepsi bilginin kazanılmasına hizmet eder. Tefekkür ise elde edilen bu ilimleri zihinde tartmak, kalpte yoğurmak ve manasını kavramaya çalışmaktır. Netice olarak ilim, tahsili biriktirmektir, tefekkür ise biriktirilen o ilmi diriltmek, derinleştirmek ve hakikate dönüştürmektir. Biri temelleri atar, diğeri o temelin üzerine mana sarayını inşa eder. Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Kalemle ilmi tahsil: نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ Mademki hakîkat ilmi tedris edilmiyor, elbette mahfi hikmetlere binaen mahdut insanların eline geçen, kulağına giren bu nevi derslerin ciddi tahsili için, bilhassa okuması, yazması olanların bizzat yazmak suretiyle bu neticeyi bulacaklarına şüphe edilmemelidir. Bir şeyi yazmak, onu okumak, anlamak, sonra başka kağıda nakletmektir ki, bu tarzla matlup istifadenin temin edileceği muhakkaktır.1Kalemle ilim tahsil etmek, Allah'ın Kalem suresinin başında kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin ederek bu hakikate bir yönüyle mazhar olmaktır. Yani insan, yazarak öğrenir ve öğrendiğini daha sağlam hale getirir. Günümüzde hakikat ilmi her yerde derinliğiyle anlatılmadığı için, bu dersleri gerçekten anlamak isteyen birinin bizzat yazarak çalışması çok önemlidir. Çünkü yazmak, ilmi hem satırlarda yani defterde, hem de sadırlarda yani kalpte ve zihinde korumanın en güvenli yollarından biridir. İnsan yazarken daha dikkatli olur ve göz, zihin, el birlikte çalışır. Sadece okumak bazen yüzeysel kalabilir, fakat yazmak konuyu daha iyi anlamayı ve kalıcı hâle getirmeyi sağlar. Ayrıca kişi yazarken anlamadığı yerleri fark eder ve eksiklerini görür. Böylece bilgi sadece gazete gibi okunmuş olmaz, gerçekten sahiplenilmiş olur. Kısacası okumak bilgiyle tanışmaksa, yazmak o bilgiyi içselleştirip zihne ve kalbe yerleştirmektir. Ahmed Hüsrev Altınbaşak Hazretleri tam da bu konuyla alakalı olarak bilmana şöyle dermiş: Kardeşlerim! Siz yazı yazarken o hakikatleri kâğıda değil kalbinize yazıyorsunuz."Ayrıca BakınızRİSALELERDEKİ TEFEKKÜRRİSALELERİ YAZARKEN TEFEKKÜRÜ NASIL YAPACAĞIZBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TEFEKKÜR ÜZERİNDE DURMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 272.

5.011

Allah'ın Varlıkları "Mualecesiz ve Mübaşeretsiz" Yaratması Ne Demektir?

"Muâlece" kelimesi sözlükte, bir hususta çalışıp çabalama manasında kullanılır. "Mübâşeret" ise temas etme, manasına gelir.Bu iki kelime, Risale-i Nur'da genelde beraber kullanılarak Allah'ın varlıkları “muâlecesiz ve mübâşeretsiz” yaratması; yani kolaylıkla, süratle, aşamasız, perdesiz yaratması manalara gelir. Diğer bir tabirle varlıkların ânî; bir anda, sebepsiz, engelsiz, aşamasız bir şekilde yaratılmayı ifade eder. Bu iki ıstılaha Bediüzzaman Hazretleri şu cümle ile dikkatimizi çekmektedir:...Kādir-i Mutlak, o derece suhûlet ve sür'atle ve muâlecesiz ve mübâşeretsiz eşyâyı halk eder ki, yalnız sırf bir emir ile îcâd eder gibi görünüyor, fehmediliyor.1Kur'ân-ı Kerîm'de de bu gerçeğe işaret eden şu iki ayet zikredilmektedir:Bir şeyi(n olmasını) dilediği zaman, O'nun emri, ona sâdece “Ol!” demektir; (o da) hemen oluverir.2Kıyâmetin kopması ise ancak bir göz açıp kapama gibidir.3Şöyle bir örnek üzerinden konuyu izah edelim: Dünyamızda sayısını bilemeyeceğimiz kadar hayat sahibi canlı var. Bunların hayat kesitlerinden sadece 1 dakikasını düşünelim. Bir kısmı yeni dünyaya gelirken bir kısmı vazifesini bitirip gitmektedir. Hayatı devam edenlerin de rızıklandırılması, ihtiyaçlarının tedarik edilmesi, irtibatta olduğu diğer canlı-cansızlarla temaslarının sağlanması gibi birçok iş, gayet kolay ve bir anda, sıra beklemeksizin, masrafsızca halledilir.Sanki büyük bir ordudaki on binlerce askerin tek bir komutan tarafından, tek bir emirle düzene sokulması ve idare edilmesi kadar rahat ve kolaydır. O askerler komutu aldıkları anda sıra beklemeksizin, önlerine arkalarına bakmaksızın, anında ve kolaylıkla o emre itaat ederler. Risale-i Nur'dan diğer bir cümle ile izahımıza devam edelim:Sâni'-i Kadîr külfetsiz, muâlecesiz, sür'atle, suhûletle her şeyi, o şeye lâyık bir sûrette halk eder. Külliyâtı, cüz'iyât kadar kolay îcâd eder. Cüz'iyâtı, külliyât kadar san'atlı halk eder.4Sanatlı ve gücü her şeye yeten Allah, yarattıkları gibi çalışıp çabalama olmadan, zaman ve mekân kayıtlarına girmeden, hızlıca ve kolaylıkla her şeyi, o şeyin ihtiyacı ne ise ona lâyık bir şekilde yaratır. Bu kolaylık, sadece Rabbimize ait öyle bir kolaylıktır ki yüz binler de binler de bir de birdir. Yaratılmaları, kudret noktasında birbirine eşittir.Meselâ, istatistiklere göre 1 saatte dünyaya gelen insan sayısı ortalama 15.000; vefat eden sayısı da 8.000 ile 10.000 arasında değişmektedir. Şimdi bu rakamları dakikalara, saniyelere bölecek olsak; üstüne bir de hayvan ve bitki türlerini dâhil etsek, kısa bir zamanda ne kadar çok ve geniş çaplı bir faaliyetin olduğunu daha iyi anlamış olacağız. İşte “muâlecesiz ve mübâşeretsiz yaratma” sıfatları tam da burada devreye girmektedir. Çünkü bizim kanunlarımıza göre bu derece çok ve geniş bir faaliyet, kısa bir zamanda ve kolaylıkla yapılamaz.Bizler yapılacakları; zor, kolay ya da öncelikli, az öncelikli gibi bir derecelendirmeye tabi tutmamız gerekir ki kaos çıkmasın, işler tamamlansın. Fakat hiçbir şekilde yarattıklarına benzemeyen Cenab-ı Hakk, tüm sıfatları gibi kudreti de zatına mahsus olduğu için; hâdis, yani sonradan olmadığı için; başka bir şeyin olmasına bağlı olmadığı için; yaratacaklarını sayısı, şekli, yeri, zamanı ne olursa olsun, kolaylıkla, hızla ve aşamasız olarak her şeyi bir şey kolaylığında yaratır.Cenab-ı Hakk'ın varlıklar ile teması sadece yaratmaktır. Bir çiçeği bahara nispeten daha kolay yaratır, baharı cennete kıyasla daha kolay yaratır, cenneti yaratması ise biraz zordur denilemez. Kudretine nispetle her şey aynı kolaylıktadır. Var olan her şey, O'nun emrine karşı tam bir itaatle ve tek bir “Ol!” emriyle vücuda gelir.Ayrıca BakınızKUDRETİN YARATMASINDAKİ KOLAYLIKTEK BİR YARATICININ HER ŞEYİ BİR ANDA İDARE ETMESİALLAH TEALA HERŞEYİ BİR ANDA NASIL YÖNETİYORALLAH KOCA KAİNATI TEK BAŞIYLA NASIL İDARE EDİYORALLAH'IN KUDRETİNİN NİHAYETSİZLİĞİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 37.Yâsîn, 36/82Nahl, 16/77Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 38.

4.813

Pahalı ve Lüks Kıyafetlerden Satın Almak Dinen Caiz midir? İsraf Sayılır mı?

Dinimiz, insanın temiz, düzenli ve güzel giyinmesini teşvik eder; ancak bunu yaparken israf, gösteriş ve kibirden uzak durmayı temel ölçü olarak belirler. Bu nedenle bir kıyafetin pahalı olması tek başına yanlış kabul edilmez. Asıl önemli olan, o kıyafetin hangi niyetle alındığı ve kişinin hayatındaki dengeyi bozup bozmadığıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda şöyle genel bir ölçü verilmiştir:Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.1Âyet, sadece yeme içme değil, bütün harcamalarda ölçülü olmayı emreder. Müfessirler, bu ayetin giyim dâhil tüm tüketim alanlarını kapsadığını ifade ederler.2İnsan her türlü hâlinde ölçüyü korumalıdır; çok fazla alınıp yıllarca dolapta duran elbise ve ayakkabılar israf sınıfına girer. Güzel, kaliteli ürünlerin alınması elbette israf değildir; fakat buradaki ölçü, kıyafete verdiğimiz para bizi yapacağımız hayırlardan alıkoyacak seviyedeyse ve diğer insanlara karşı büyüklenmeye sevk ediyorsa, bu bizim için bir güzellik değil günah olur. Nitekim Peygamber Efendimizin (sav) hadisleri de bu dengeyi net olarak şöyle ortaya koymaktadır:İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!" buyurmuştu. Bir adam: "Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: "Allah Teâla hazretleri güzeldir, güzelliği sever! Kibir ise hakkın ibtali, insanların tahkiridir" buyurdular."3Harcamalarda ölçünün korunmasını buyuran Peygamberimizin (sav) başka bir hadisi ise şöyledir:Yiyin, için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının.4Ayrıca kibirle giyinmenin tehlikesine dikkat çeken şu hadis de niyetin önemini ortaya koyar:Kim kibirlenerek elbisesini yerde sürürse Allah kıyamet günü ona rahmet nazarıyla bakmaz.5İslâm âlimleri de bu ayet ve hadisleri esas alarak ortak bir hükme varmışlardır. İmam Nevevî, İmam Gazâlî ve İbn Âbidîn gibi âlimler, imkânı olan kimsenin güzel giyinmesinin mubah olduğunu; fakat bunun gösterişe dönüşmesi hâlinde mekruh veya haram olabileceğini belirtirler.6 Yani İslâm'da ölçü, fiyat değil; niyet, ihtiyaç ve dengedir.Sonuç olarak; dinimizce lüks sayılabilecek kıyafetler giymek tek başına israf değildir. Kişi imkânı ölçüsünde, kibir ve gösterişten uzak bir niyetle giyinirse bu güzeldir. Ancak ihtiyaç dışı savurganlık ve üstünlük taslama amacı devreye girerse bu davranış israf ve ahlâkî bir kusur hâline gelir. Dinimizin öğrettiği denge, nimeti inkâr etmeden ama ölçüyü de kaybetmeden yaşamaktır.Ayrıca BakınızCÖMERTLİK VE İSRAF ARASINDAKİ DENGEİKTİSAD, KANAAT, İSRAF, CİMRİLİK VE TEBZİRİSRAF SEFÂHETİN, SEFÂHET SEFÂLETİN KAPISIDIRKaynakçalarA'râf 7/31İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'ânMüslim, İman 147; Ebu Dâvud, Edeb 29. (4091); Tirmizi, Birr 61, (1999)Nesâî, Zekât, 66; İbn Mâce, Libâs, 23Buhârî, Libâs, 5; Müslim, Libâs, 42Riyâzü's-Sâlihîn, İhyâ-u Ulûmi'd-Din, Reddü'l-Muhtâr

5

Sıralı Cüz Paylaşımıyla Yapılan Kur'an Hatmi, Şahsî Hatim Sayılır mı?

Ramazan ayında 30 kişilik bir grup, her gün herkesin farklı bir cüz okumasıyla 30 gün sonunda tüm Mushaf'ı tamamlayacak şekilde bir "sıralı cüz paylaşımı" organizasyonu yapmaktadır. Böylece grupça her gün 30 cüzün tamamı okunarak müşterek bir hatim oluşmaktadır.Bu bağlamda üç soru sorulmaktadır:Bu yöntemle okunan Kur'an, kişi için fıkhen ferdi bir "tam hatim" sayılır mı?Aynı amelle hem cemaat hatmine iştirak edip hem de şahsi hatim sevabı almak mümkün müdür?Uygulamanın Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre fıkhî hükmü nedir?

8

Vefk Nedir? İslam'a Göre Vefk Yap(tır)mak Caiz midir?

Türkçe'de uyum anlamına gelen vefk, bir dörtgen şekil içindeki bölümlere birtakım sayı ve harfler yazılarak meydana getirilen şekil olup, bunu yapanlar, vefk aracılığıyla Allah'ın kendilerini koruyacak bir cin görevlendireceğini iddia ederler.İslam dini, tevhid inancına zarar verdiği için falı, tılsımı ve büyüyü kesin olarak yasaklamıştır.1Cinlerden ve şeytanlardan yardım isteme anlamına gelen ve manası anlaşılmayan sihir ve tılsımlar insanı şirke kadar götürebilecek işlerdir.2 Zira bu gibi işlerde hep aldatma, kötülük ve zarar söz konusudur.34Yani vefkler; tılsım, harf oyunları, bilinmeyen semboller veya sihir unsuru içeriyorsa, bu yasak veya sihir kapsamına girer, caiz değildir. Eğer Kur'an, Allah'ın isimleri, meşru/helâl dua ve anlamı açık şeylerden oluşuyorsa ve tesiri Allah'tan biliniyorsa, bazı âlimler bunu taʿvîz kapsamında caiz görmüştür.5Ayrıca BakınızBÜYÜ VEYA SİHİR YAPILMIŞ KİŞİLER TEDAVİ OLMAK İÇİN NE YAPMALARI GEREKİR? HOCALARA MÜRACAAT CAİZ MİDİR?Kaynakçalarel-Fetâvâ'l- Hindiyye, V, 459Nevevî, el-Mecmu', IX, 66Cassâs, Ahkâmu'l-Kur'an, I, 61https://kurul.diyanet.gov.tr/soru/vefk-nedir-yapilmasi-ya-da-yaptirilmasi-caiz-midir/0193c42d-443f-7083-b45a-09a93749b561İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, c. 6, s. 364

6.716

Kur'ân, Hadîs ve Risale-i Nur'da Dâbbetü'l Arzın Ne Olduğu

DÂBBETÜ'l-ARZ دابّة الأرضKıyametin büyük alâmetlerinden biri olarak ortaya çıkacağına inanılan canlı demektir. Arapça'da “yavaş ve sessizce yürümek, emeklemek, sürünmek, sirayet etmek” mânalarına gelen debb veya debîb kökünden türemiş sıfat olan dâbbe, “yeryüzünde yürüyen erkek ve dişi her türden canlı” demektir. Mutlak olarak kullanıldığında erkek-dişi bütün hayvanları kapsadığı gibi akıllı olan ve olmayan bütün canlıları içine almaktadır. 1KUR'ÂN'DA DÂBBETÜ'l-ARZO (azab) sözü) başlarına geldiği (kıyâmet yaklaştığı) zaman ise, onlara yerden bir dâbbe (hareketli bir canlı) çıkarırız; (o,) gerçekten insanların âyetlerimize kat'î olarak inanmıyor olduklarını kendilerine söyler. 2Artık onun (Süleymân'ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, onlara (Süleymân'ın) ölümünü ancak asâsından yemekte olan dabbetü'l-arz (bir ağaç kurdu) fark ettirdi. Bunun üzerine (Süleymân) yere yıkılınca, (onun ölümünü ancak bu şekilde anlamalarıyla) cinler için açıkça belli oldu ki, eğer gaybı biliyor olsalardı (o öldüğü hâlde), o aşağılayıcı azâb içinde kalmazlardı. 3HADÎS-İ ŞERÎFLERDE DÂBBETÜ'L-ARZAbdullah bin Amr (ra) şöyle dedi:Ben Resulullah (sav)'in bir sözünü ezberledim ki, duyduğumdan beri hiç unutmadım. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Çıkacak kıyamet alâmetlerinden ilki, güneşin batıdan doğması ve bir kuşluk vakti insanlara karşı Dâbbe'nin zuhurudur. Hangisi önce olursa diğeri akabinde yakındır.” 4Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “Dâbbe çıkar, insanların burunları üzerine mühür vurur. Sonra onlar, mühürlenenler sizin aranızda yaşarlar. Bir adam bir hayvan satın alır, ona 'kimden satın aldın?' diye sorulur. O da 'mühürlü adamdan aldım' der.” 5Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Dabbe çıkar ve insanların burunlarını damgalar. Sonra o damgalananlar sizin içinizde yaşarlar. Hatta deve satın alan birine diğeri: Onu kimden aldın? diye sorar. O da: Burnu damgalı olanların birinden aldım, der.” 6RİSALE-İ NUR'DA DÂBBETÜ'L-ARZAma dâbbetü'l-arz, Kur'ân'da gayet mücmel bir işaret ve lisân-ı hâlinde kısacık bir ifade ve bir tekellüm var. Tafsîli ise, ben şimdilik başka mes'eleler gibi, kat'î bir kanâatle bilemiyorum. Yalnız bu kadar diyebilirim: لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ nasıl ki kavm-i Firavun'a, çekirge âfeti ve bit belâsı; ve Ka'be'nin tahrîbine çalışan kavm-i Ebrehe'ye, Ebâbîl kuşları musallat olmuşlar. Öyle de, Süfyânın ve Deccâlların fitneleriyle bilerek ve severek isyana ve tuğyâna; ve Ye'cûc ve Me'cûc'ün anarşistliğiyle fesâda ve canavarlığa giden ve dinsizliğe ve küfür ve küfrâna düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak. Zîr-u zeber edecek. اَللّٰهُ اَعْلَمُ o dâbbe bir nev'dir. Çünki gayet büyük bir tek şahıs olsa, her yere ve herkese yetişemez. Demek dehşetli bir tâife-i hayvâniye olacak. Belki اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَاْكُلُ مِنْسَأَتَهُ âyetinin işaretiyle o hayvan, “dâbbetü'l-arz” denilen ağaç kurtlarıdır ki, insanların kemiklerini, ağaç gibi kemirecek. İnsanın cisminde, dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü'minler îmân bereketiyle, sefâhet ve sû'-i isti'mâlâttan tecennübleriyle kurtulacaklarına işareten, âyet îmân hususunda o hayvanı konuşturmuş. 7Bediüzzaman Hazretleri, Dâbbe'nin tek bir varlık değil, çoğul yapıda bir tür olacağını; zira tek bir varlığın her yere ve herkese yetişemeyeceğini, bu sebeple bir hayvan topluluğundan söz edildiğini ifade eder. Ayrıca Sebe suresinde zikredilen, insanın kemiklerini ağaç kurdu gibi kemiren varlıkları hatırlatarak, mü'minlerin hem imanın bereketiyle hem de İslâm'ın haram kıldığı gıdalardan uzak durmaları sayesinde bu musîbetten korunacaklarını beyan eder.Demek Dabbetü'l-Arz, kıyamete yakın bir zamanda Müslümanlarla kâfirleri birbirinden ayıracak özelliklere sahip, mahiyeti ancak Rabbimizin bildiği bir kıyamet alâmetidir.Ayrıca BakınızDECCAL VE SÜFYANMEHDİKUR'AN VE HADİSLERDE KIYAMET ALAMETLERİAYET VE HADİSLERDE KIYAMETİN NASIL KOPACAĞIKaynakçalarİlyas Çelebi, "DÂBBETÜ'l-ARZ", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c.8, s.393Neml, 27/82Sebe, 34/14Müslim, 2941; İbni Mace, 4069Albânî, Sahihu'l-Cami, 2927Ahmed bin Hanbel, Müsned, 5/268, 22664; Buhari, Tarih, 3/172; Mecmau'z-Zevaid, 8/9; Albânî, Silsiletu'l Ehâdîsi's Sahîha, 322Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 84.

6.013

Kulun Fiillerinin Yaratılması Meselesi

"Evet eğer abd hâlık-ı ef'ali bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref' olurdu. Çünki ilm-i usûl ve hikmette مَا لَمْ يَجِبْ لَمْ يُوجَدْ kaidesince mukarrerdir ki: "Bir şey vâcib olmazsa, vücuda gelmez." Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise; ma'lulü, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz." Risale-i Nur'da geçen bu kısmı izah eder misiniz?

708

Peygamber Efendimize (sav) Verilen En Büyük Mucizeler Nelerdir?

Sevgili Peygamberimizin (sav) hayatında çok sayıda mucize gerçekleşmiştir. Hadis, siyer ve Delâilü'n-Nübüvve gibi kaynaklarda rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimizin (sav) binden fazla mucizesi nakledilmiştir.“Mucize” kelimesi, insanı aciz bırakan, yani insanların benzerini yapamayacağı olağanüstü bir olay anlamına gelir.1 Bu sebeple bütün mucizeler insan için hayret verici ve olağanüstüdür.Bununla birlikte mucizeler arasında da derece farkı vardır. Bazı mucizeler diğerlerine göre daha kapsamlı, daha etkileyici ve daha büyük olabilir. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en büyük ve en kalıcı mucizesi ise Kur'ân-ı Kerîm'dir.Kur'ân içinde yüzlerce peygamberlik delilini barındıran, kıyamete kadar devam eden ebedî bir mucizedir. Âlimler Kur'ân'ın mucize oluşunu farklı yönlerden incelemiş ve kırk ayrı açıdan mucize olduğunu ortaya koymuşlardır.2Kur'ân'dan sonra Peygamber Efendimizin (sav) en büyük mucizesi ise kendi zatıdır. Onun ahlâkı, yaşayışı, insanlara davranışı, öğrettiği sünnet bütünüyle incelendiğinde başlı başına bir mucize olarak görülür. Bu konu ile alakalı Bediüzzaman Hazretlerinin ifadeleri şöyledir:Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Kur'ân'dan sonra en büyük mu'cizesi kendi zâtıdır. Yani onda ictimâ' etmiş ahlâk-ı âliyedir ki, her bir haslette en yüksek tabakada olduğuna, dost ve düşman ittifâk ediyorlar. Hatta şecâat kahramanı Hazret-i Alî mükerreren diyordu: Harbin dehşetlendiği vakit, biz Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın arkasına ilticâ edip tahassun ediyorduk. Ve hâkezâ. Bütün ahlâk-ı hamîdede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye mâlik idi. 3Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân'ı Sevgili Peygamberimizin (sav) en büyük mucizesi, O'nun (sav) ahlakını da Kur'ân'ı takip eden ikinci en büyük mucizesi olarak ifade etmektedir. Çünkü onun hayatında toplanmış olan yüce ahlâk, insanlık tarihinde benzeri zor görülen bir seviyededir. Peygamber Efendimizin (sav) doğruluğu, merhameti, cesareti, sabrı, affediciliği ve adaleti gibi bütün güzel özellikler onda en yüksek derecede bulunuyordu. Bu durum sadece onu sevenler tarafından değil, düşmanları tarafından bile kabul edilmişti. Peygamber Efendimiz'in (sav) bütün övülmüş hasletlerde yetişilemeyecek derece en yüksek seviyedeydi.Kur'ân'dan ve ahlakından sonra diğer bir büyük mucizesi ise getirdiği dindir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri yukarıdaki metnin devamında şöyle demektedir:Hem pek büyük ve dost ve düşmanla musaddak bir mu'cize-i Ahmediye, şerîat-ı kübrâsıdır ki, ne misli gelmiş ve ne de gelecek.4Yani Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en büyük mucizelerinden biri de getirdiği büyük şeriattır. Bu şeriat, hem dostları hem de düşmanları tarafından kabul edilen çok büyük bir peygamberlik delilidir.Bunların yanında İsrâ ve Mi'rac olayı ile Şakku'l-Kamer (ayın yarılması) gibi hadiseler de Peygamber Efendimizin (sav) büyük mucizeleri arasında sayılır. Ayrıca onun duasıyla gerçekleşen pek çok olağanüstü olay, az bir yiyeceğin çoğalması, parmaklarından su akması, bazı hayvanların onunla konuşması gibi birçok mucize de güvenilir rivayetlerde yer almaktadır. Sonuç olarak; Peygamber Efendimizin (sav) mucizeleri çok çeşitlidir. Bu mucizeler hem onun Allah'ın elçisi olduğunu göstermiş hem de insanlara doğru yolu bulmaları için güçlü deliller sunmuştur. Kur'ân ise bu mucizelerin en büyüğü ve kıyamete kadar devam edecek olanıdır.Ayrıca gösterdiği diğer mucizeler de büyük mucizelerdir. Zira mucize, insanlığı acze düşüren, tabiatüstü hadiseler demektir ki en başta da dediğimiz gib bu tür hadiselerin her birisi büyük birer mucizedir.Ayrıca BakınızKUR'ANIN KIRK ÇEŞİT MUCİZE YÖNÜVERİLİŞ GAYELERİNE GÖRE MUCİZENİN TASNİFİMUCİZE NEDİR? MUCİZENİN ÇEŞİTLERİNİ ÖRNEKLERLE İZAH EDER MİSİNİZ?ALLAH'I İNKÂR EDEN BİRİSİNE MİRAC MUCİZESİNİN İSPATIAYET VE HADÎSLERLE MİRAC MUCİZESİPEYGAMBER EFENDİMİZ'İN (SAV) GÜZEL AHLAKINDAN ÖRNEKLERRİSALE-İ NURDAKİ RİSALET DELİLLERİKaynakçalarAbdulkadir Ertaş, Risale-i Nur'da İsra, Mir'âc ve Şakk-ı Kamer, Süeda Yayınaları, Isparta 2023, s. 49.Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 213.Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 304.Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 304.

17

Hayat Sigortası Yaptırmak Caiz midir?

Çocuğun geleceğini güvence altına almak için yapılan hayat sigortası caiz midir? Örneğin ayda 200 lira ödenip çocuğun 20 yaşına kadar sigortalanması seçiliyor. Bu süreçte şirket parayı işletiyor; kazanç olursa primler belirli bir oranda artırılıyor, zarar olursa para değer kaybedebiliyor ancak zarar için bir limit var veya alternatif olarak yatırılan para kaybedilmeden iade ediliyor. Şirketler bu parayı hisse senedi, tahvil ve gayrimenkule yatırıyor. Bu konunun cevazı var mıdır?