Risale-i Nur külliyatında, doğrudan yazı yazmamanın zararları şeklinde müstakil bir başlık ya da liste bulunmasa da, zıddından yola çıkarak yazı yazmamanın çok ciddi manevi kayıplarından bahsedilebilir. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın kazandırdığı beş nevi ibadeti anlatmasıyla aslında yazmamanın nelerden mahrum bıraktığını da ilan eder. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın beş türlü ibadet olduğunu şu şekilde ifade ederek kalemle hizmetin ehemmiyetini ortaya koyar:Beş türlü ibadettir:1- En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı manen mücahede etmektir.2- Üstadına neşr-i hakîkat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.3- Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.4- Kalemle ilmi tahsil etmektir.5- Bazen bir saati bir sene ibâdet hükmüne geçen, tefekkürü olan bir ibadeti yapmaktır.1Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın beş türlü dünyaya ait faydası olduğunu ise bize şöyle söylemektedir:Beş türlü dünyevi faidesi var:1- Rızıkta bereket.2- Kalbde rahat ve sürur.3- Maişette suhulet.4- İşlerinde muvaffakıyet.5- Talebelik faziletini almakla, bütün Risale-i Nur talebelerinin has dualarına hissedar olmaktır2Bununla birlikte, aşağıda geçen çok önemli faydaları ve kazançları kaçırmak gibi zararları vardır.Bu zararlardan bazıları şunlardır: Talebelik şartlarından çok önemli birisini yerine getirmediği için talebeliği kaçırma tehlikesi, manevi şehitlik makamını kaçırmaktır. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın kazandırdığı muazzam manevi kârları ve bu hizmetin meyvelerini şöyle ifade buyurmaktadır:Kalemle Nurlara hizmet ve sadakatle talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır. Birincisi, Âyât-ı Kur'âniye işaretiyle imanla kabre girmektir. İkincisi, bütün şakirtlerin nur dairesindeki şirket-i maneviye sırrıyla, umum onların hasenatlarına hissedar olmaktır.3Elimize kalem alıp bu nurlu hakikatleri yazmak veya yaymak, aslında kalbimizi sönmez bir nurla aydınlatmaktır. Bu kalemin ucu, bize iki büyük kapı açar.Birincisi, yazdığımız her harf ruhumuza öyle bir iman nakşeder ki ölüm anında o nur bizim kandilimiz olur ve kabre imanla gireriz inşaallah.İkincisi, o kalemi oynattığımız an dev bir manevi aileye dâhil oluyoruz. Biz sadece kendi sayfamızda küçük bir ışık yakarız ama o bağlılık sayesinde dünyadaki milyonlarca kardeşimizin tüm duaları ve sevapları bizim de defterimize bir nehir gibi akar. Yani kalemimiz, bizi hem son nefesimizde yalnız bırakmaz hem de bizleri bitmez tükenmez bir sevap havuzuna ortak eder.Bediüzzaman Hazretleri, başka bir eserinde Risale-i Nur'u yazmanın, okumanın ve onunla meşgul olmanın insana faydasından şu şekilde bahsetmektedir:Risale-i Nur ile kıraaten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir.4Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur talebesinin en önemli vazifesi hakkında şöyle buyurmaktadır:Risale-i Nur'a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır. Ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında her yirmi dört saatte benim lisanımla, belki yüz defa, bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevi kazançlarımda hissedar olmakla beraber benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına hissedar olur. Hem, dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde, hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadisin hükmüyle bir saat tefekkür, bazen bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-i imaniyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsnühattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan Üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir. Ben kasemle temin ederim ki, bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye hükmüne geçer, belki her bir sahifesi bir okka şeker kadar beni memnun eder.5Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinden risaleleri yazmalarını, Risale-i Nur'a intisap edip bağlanmanın en ehemmiyetli şartı olarak şart koşuyor. Eğer yazmaları mümkün olamıyorsa kendi bedeline başkalarına yazdırmalarını istiyor. Ancak bu şekilde Nur talebesi ünvanını alacaklarını beyan ediyor.Bu şekilde bir yandan risaleler yayılırken bir yandan da Kur'ân harflerinin toplumca terk edilmesinin önüne geçiliyordu. Herkesin artık eski harfler terk edildi, kimse kullanmıyor, bilmiyor dediği bir dönemde memleketin dört bir yanında Nur talebeleri, manevi bir cihat ruhuyla Kur'ân yazısıyla meşgul oluyor, öğreniyor, öğretiyordu. Bu şekilde memleketimizde Kur'ân yazısı ile olan bağımız incelse de kopmamış, gittikçe kuvvetlenerek günümüze kadar ulaşmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazan talebelerine şöyle dualar etmektedir:Yazan zatların defter-i a'maline Cenâb-ı Hak her bir harfine mukabil on hasene ihsan eylesin.6Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmayan talebelerin talebelik vasfından çıkarıldığını şu şekilde ifade etmektedir:Vazifedarane kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvanı icmalisinde her yirmi dört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususi isimlerle has şakirdler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi.7Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'u bizzat el yazısıyla çoğaltan ve bu hizmette aktif rol alanları, has talebeler dairesinde özel bir makama yerleştirir. Onlara hususi dualar ederdi. Onun nazarında Kur'ân hattını öğrenmek ve nurları bu hatla yazmak, sadece bir teknik gereklilik değil, aynı zamanda şahs-ı maneviye dâhil olmanın ve hakiki talebeliğin en mühim şartlarından biridir. Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'A TALEBE OLMANIN ŞARTLARI NELERDİR?YAZI YAZMANIN MANEVİ CİHAD OLUŞUKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 385.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 102.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 52.