Sorular

4871 sonuç bulundu
Arama ikonu

5.471

Hz. Peygamber (sav) Peygamber Olmadan Önce Hangi Zikir ve Virdleri Yapardı?

Peygamber Efendimiz (sav) hangi virdleri ve zikrileri yapardı tam olarak bilemiyoruz. Ancak, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allah-u ekber, Lâ ilâhe illallâh gibi namazın özü olan takdis, tahmid, tekbir, tahlil ile meşgul olduğu anlaşılmaktadır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu noktada şöyle söylemiştir:"Namazdan sonraki tesbihatlar, tarîkat-ı Muhammediye'dir (sav) ve velayet-i Ahmediye'nin (sav) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikatı böyle inkişaf etti: Nasılki risalete inkılab eden velayet-i Ahmediye bütün velayetlerin fevkindedir; öyle de, o velayetin tarîkatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarîkatların ve evradların fevkindedir." 1Ayrıca BakınızNUR TALEBESİNİN ZİKİRLERİRİSALE-İ NUR'DA ZİKİR VE EVRADLA ALAKALI KISIMLARNAMAZ TESBİHATINAMAZ TESBİHATININ ÖNEMİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, s.131

3.084

Kadının Yüzündeki Tüyleri ve Kaşlarını Almasının Hükmü

Kadına nisbetle yüz, güzelliğin aynası ve odak noktasıdır. Yaratılışın güzelliği de onda tezahür eder. Allah her şeyi olduğu gibi yüzü de cemalinin bir tecellisi olarak âhenkli, dengeli ve mükemmel yaratmıştır. Gerek bu anlayışın esas alınması, gerekse Hz. Peygamber'den (sav) rivayet edilen bazı hadisler sebebiyle, yüzdeki kılları yolmanın, kaşları inceltme (aldırma) ve kirpikleri uzatmanın şer'î hükmü İslâm âlimlerini bir hayli meşgul etmiştir. Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:Allah yüz tüylerini yolan ve yolduran kadına lânet etsin...1Çoğunluğa göre kadının, kocası için ve onun izniyle yüzünde biten kılları alması, makyaj yapması, hatta kaşını düzeltmesi/inceltmesi câiz olup hadisteki yasak, kadının dışarı çıkmak için yüz kıllarını yolması ve kaş aldırması ile ilgilidir.Mâlikîler de dahil bir grup âlim ise, bunu yaratılışı değiştirme olarak değerlendirdiğinden her ne surette olursa olsun câiz görmemekte veya mekruh görmektedir. Hadiste yasaklanan kıl koparmayı, yüzde sonradan biten ve yüzü çirkinleştiren yüz kıllarını koparma değil de, kaşları inceltmek veya yukarı kaldırmak için kaş kıllarını yolma olarak anlamak daha doğru görünmektedir.2Bunun için hayatî ve zarurî bir maslahat yoksa, vücutta bulunan mevcut durumu değiştirmeye gitmemek lâzımdır. Çünkü böyle rast gele yapılan bir tasarruf insanı ağır bir mesuliyet altına sokabilir. Bu konu ile ilgili bir hadis de şöyledir:Abdullah b. Mesud şöyle demiş: “Allah dövme yapan ve yaptıran kadınlara yüz yolan ve yolduranlara, güzellik için diş törpülettirenlere, Allah'ın yarattığı şekli değiştirenlere lânet etmiştir.”Bu söz Benî Esed kabilesinden Ümmü Ya'kub denilen bir kadının kulağına varmış. Ümmü Ya'kub Kur'ân okuyor­du. Hemen Abdullah'a gelerek:— Ne o senden kulağıma gelen söz! Sen dövme yapanlara ve yaptı­ranlara, yüzden kıl yolduranlara, güzellik için diş törpüîetenlere Allah'ın yarattığı şeklî değiştirenlere lanet okumuşsun! dedi. Abdullah da :— Resûlüllahın (sav) Iânet ettiklerine ben ne­den lânet etmiyecekmişim? Hem bu Allah'ın kitabında vardır, cevabını verdi. Kadın :— Yemin olsun ben Mushafın iki kabuğu arasındakileri okudum. Ama bunu bulamadım, dedi. Abdullah:— Gerçekten onu okudunsa mutlaka bulmuşsundur. Allah (Azze ve Celle);“Peygamber size ne verdiyse, artık onu alın; size neyi de yasakladıysa, ondan hemen kaçının!”[1] buyurmuştur, dedi. Bunun üzerine kadın:— Gerçekten ben şimdi senin hanımının üzerinde bundan bir şey görüyorum, dedi. Abdullah:— Git de bak! dedi. Arkacığından kadın Abdullah'ın hanımının yanı­na girdi. Fakat bir şey göremedi. Ve Abdullah'ın yanına gelerek:— Bir şey görmedim, dedi. Abdullah:— Bana bak, bu olsaydı biz onunla bir arada olamazdık. Mukabele­sinde bulundu.”3Sonuç olarak fıkıh âlimleri bu hadisten hareket ederek, yüzünde sakal ve bıyık biten kadının onları gidermesinin caiz olacağını; ancak kaşları inceltmenin, tabi şeklinden çıkarmanın, kirpikleri düzeltmenin veya takma kirpik kullanmanın caiz olmadığını belirtirler. Çünkü diş, kaş ve kirpik birer aza mesabesindedir. Aslında olmayıp sonradan biten yüzdeki kıllar ise bu sınıfa girmediğinden, kadının bunları gidermesin de bir mahzur görülmemektedir. Aynı şekilde kadının bacağındaki kılları gidermesinde de bir mahzur yoktur. Çünkü bu kaş gibi bir uzuv mesabesinde değildir.Ancak, insanlar tarafından aşırı derecede yadırganan ve insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olacak ölçüde bir anormallik veya fazlalık bulunursa, o zaman kadının kaşlarını uygun hale getirmesinde dinen bir sakınca yoktur.KaynakçalarBuhârî, “Libâs”, 84; Müslim, “Libâs”, 120Heyet, İslam İlmihali-2 (İslam ve Toplum), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları s.81Buhari, 'Libas', 84; Müslim, 'Libas', 120.

11.729

Dinimize Göre "Satranç" Oynamanın Hükmü

Şafiilerin dışında kalan cumhura yani Hanefi, Maliki ve Hanbeli1 mezheplerine göre satranç haramdır.2 Bununla beraber İmam Yusuf'tan gelen bir rivayete göre ve bazı Hanefi âlimlerinin tercih ettiği görüşe göre satranç bazı şartlara riayet edildiği taktirde haram değildir.3 Satranç ile alakalı Hz. Ali şöyle demiştir:"Satranç da kumar türündendir"4"Hz. Ali (r.a.) satranç oynayan bir grubun yanından geçmiş ve şöyle demiştir: "Şu önlerinde eğildiğiniz putlar da ne oluyor? 5Şafiilere göre ise satranç oynamak mekruhtur.6 Çünkü din konusunda kendisinden yararlanılan bir oyun da değildir; onu oynamayı gerektiren bir ihtiyaç da yoktur. O bakımdan terkedilmesi evladır; fakat haram değildir. Çünkü İbni Abbas, İbni Zübeyr, Ebu Hureyre ve Said b. el-Müseyyeb (r.a.)'in satranç oynadıkları rivayet edilmektedir; haram olduğuna dair her hangi bir nas da gelmemiştir. Hakkında nas bulunan oyunlara da benzememektedir. Eşyada aslolan ise mübahlıktır.7 Ömer Nasuhi Bilmen şöyle demektedir:İslam dininde meşru eğlenceler, mubahtır. Lehv ve leab denilen bir takım muzır, faydasız eğlenceler ise caiz değildir. Bunlann bir kısmı haramdır, bir kısmı dâ tahrimen mekruhtur. Bunlar, haddi zatında abes şeylerdir. İnsanın hayatı ise pek kıymetlidir, daima faydalı şeylere sarf edilmelidir. Zararlı, faydadan hâli şeylere sarf edilmesi doğru olamaz. Meselâ: Kumar oyunu haramdır. Hanefi Mezhebinde Tavla, satranç gibi oyunlar da tahrimen mekruhtur. Bunlar, kıymetli vakitlerin ziyanına sebep ve kumara sebep olacağı cihetle iyi şeyler değildir. Yalnız İmam Şafiî Hazretleri ve bir rivayete göre İmam Ebu Yusuf Hazretleri de satrancın mubah olduğuna kail olmuştur. Fakat bu ibahe, satrancın kumar yoluyla oynanmadığı ve bir vâcib vazifenin yapılmasına mâni olmadığı takdirdedir.8Bütün bunlarla beraber  'Muhit' ve 'Bahir' gibi kitaplarda Hanefi imamlarından İmam Ebu Yusuf'tan gelen cevaz rivayeti tercih edilmiş; İbni Abidin gibi bazı muhakkikler de cevaz yönüne meyletmişlerdir.9Kumar veya namazı terk illetleri bulunmadığı takdirde satrancın mübah olacağı, Ebu Zeyd el-Hâkim tarafından da dillendirilmiştir. Hanefi Âlimi Serahsi'de bunu nakletmiştir. Bu bilgiyi veren 'Muhit' sahibi, böylece satrancın hükmünün hafiflediğini, satrancı zihni açması maksadıyla oynayana selam vermekte bir beis olmadığı ifade etmiştir.10 Buradan ibahayı anlamak mümkündür. Aynı ifade Hindiyye'de mevcuttur11 Bütün bu bilgilerden hareketle İbn Abidin şöyle demiştir:'Bahir' sahibi ve diğerlerinin bunu nakledip ikrar etmiş olmaları bize yeter...Tahkik ehlinden bazıları şöyle demiştir: Nerd (tavla) haramken, satranç helaldir. Zira satrançta hata yapan kendi aklını suçlar. Nerd de ise kaybeden kadere küfreder. Böyle bir şeye iten saikin de haram olması icap edecektir.12Sonuç olarak satrançla ilgili olarak âlimler arasında ihtilaf olmakla beraber son dönem Hanefi uleması da kumara aracı kılınmadığı, dinî ve dünyevî yükümlülükler ihmal edilmediği, taraflar arasında kin ve nefrete yol açacak tutumlardan uzak durulduğu taktirde helal olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca Osmanlı döneminde padişahların zekalarını kuvvetlendirmek için oynadığı da bilinmektedir.Ayrıca BakınızTAVLA, SATRANÇ VB. OYUNLARİSLÂM'A GÖRE ZAR İLE OYUN OYNAMANIN HÜKMÜOKEY VE TAVLA GİBİ ZARLA OYNANAN OYUNLARIN HÜKMÜMAĞAZA VE MARKET ÇEKİLİŞLERİ KUMAR MIDIR?PİYANGO HARAM MIDIR?Kaynakçalar İshak b. Mensur el-Mervezi, Mesailü'l-İmam Ahmet b. Hanbel ve İshak b. Rahaveyh, r.3363.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.4, s. 376Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s 434Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.4, s. 376Beyhaki, es-Suğra, h.n: 4316.İmam-ı Şafii, el-Ümm, c.7, s.54.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.4, s. 376Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s 434 İbn Nüceym; el-Bahru'r-raik, c.7, s.91.Burhanettin İbni Maze, el-Muhitu'l-burhani, c.9, s.174.Heyet, Fetava'l-hindiyye , c.2, s.117.İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut 1994,  c. 6, s. 394-395

3

Sosyal Medyanın Zararlarından İmanımızı Korumanın Yolları

Günümüzde sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla pek çok günah hem görünür hâle gelmiş hem de adeta meşrulaşmış olsa da, onların günah olduğu ve kaçınılması gerektiği gerçeği değişmez. Ne var ki gafletle bu günahlara düşebiliyor ve büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Özellikle sosyal medya girdabına kapılınca bu hâl bir bağımlılığa dönüşüyor. Peki, böyle bir zamanda kendimizi nasıl muhafaza edebiliriz?