Sünnete Uygun Musafaha (Tokalaşma) Nasıl Yapılır?
Bayanların ve erkeklerin kendi aralarında selamlaşma ve tokalaşmaları sünnete uygun bir şekilde nasıl olmalıdır?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
Bayanların ve erkeklerin kendi aralarında selamlaşma ve tokalaşmaları sünnete uygun bir şekilde nasıl olmalıdır?
İslâmî hakikatleri delilleriyle anlattığımız halde kabul etmeyen insanlar neden inkârda ısrar ederler ve böyle kimselere karşı tebliğde nasıl bir usûl takip edilmelidir?
356
Guslün farzları, ağzı, burnu ve bütün vücudu birer kez yıkamak üzere üçtür. 1 Dolayısıyla kişi ağza ve burna su verdikten sonra deniz, havuz vb. temiz su birikintisine bütün vucudu ile girerek gusletmiş olacaktır. Bu konuda Ömer Nasuhi Bilmen İslam İlmihalinde şunları ifade etmektir:Bir kimse, ağzına ve burnuna su almak suretiyle akar bir suya veya büyük bir havuza dalsa veya yağmur altında durup bütün vücudu ıslansa gusül farizasını yerine getirmiş olur. Bu hallerde uzuvlarını kımıldandırsa veya su içinde abdest ile gusle müsait bir müddet durursa sünnete de riayet etmiş olur.2Ayrıca BakınızGUSÜLÜN FARZLARI VE FARZLARDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLARGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN NİYET VE SIRA ŞART MIDIR?GUSÜL ABDESTİNDE KULAKLARIN İÇİNİ YIKAMAKGUSÜLSÜZ YAPILAMAYACAKLAR ŞEYLERGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN GELEN AŞIRI VESVESEKaynakçalarÖmer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yay., İstanbul ts., s.84Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 86.
268
Bir rivayette, sizler dinin onda birini tatbik etmezseniz helak olursunuz; fakat öyle bir zaman gelecek ki dinin onda birini tatbik ettiklerinde kurtuluşa erecekler, geçiyor. Bu mana hadis midir? Böyle bir rivayet biliyor musunuz?
Nübüvvetten sonra gelen hilâfet, ısırıcı saltanat ve ceberut krallık dönemlerinden haber veren hadisler neyi ifade eder; bu safhalar İslâm tarihinde nasıl tahakkuk etmiş ve yeniden nübüvvet yolu üzere bir hilâfet müjdesi nasıl anlaşılmalıdır?
547
Namazda kısa bir ayet de olsa Kur'an okumak farzdır. Üç ve dört rekâtlı farz namazların ikişer rekâtında, iki rekâtlı farz namazlar ile vitir ve nafile namazların her rekâtında Kur'an okumak farzdır ve kıyamda iken okunur.1 Namazda Fâtiha suresini okumak ve farz namazların ilk iki rekâtında, vitir ve nafile namazların her rekâtında sure veya zamm-ı sure okumak ise vaciptir.2Ayrıca BakınızBEŞ VAKİT NAMAZ İLE KAZANILAN SONSUZ HAYAT/ DÖRDÜNCÜ SÖZHANGİ KIRAAT HATALARI NAMAZI BOZARKUR'ÂN VE SÜNNETTE NAMAZIN ÖNEMİNAMAZI BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLERKaynakçalarLütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 147.Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 147.
110
Keçeli ne demektir? Üstad Bediüzzaman neden talebelerine keçeli diye mi hitap etmiştir?
254
Kadın, kocasından izinsiz dışarı çıkamaz, bir yere gidemez diye bir hadis-i şerif var. Koca, hanımını bir arkadaşının Kur'ân-ı Kerîm okumaya çağırdığını söylüyor, hanım da "Nasipse gelirim." diyor. Bunun üzerine eşi, "Benden izin almadan gelirim, dedin." diye günlerce küsüyor ve bu hadis-i şerifi öne sürüyor. Bu davranış doğru mudur?
Vahhabilik bahsinde Hz. Üstadın 2. Nüktede zikrettiği esasların 3.sünde sadece "Sükut..." yazıyor. Bunun hikmeti nedir? Bu esasla ilgili şifahen gelen bir detay var mıdır?
Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Diğer bir şart da verilen kimselerin durumudur. Bunlar ise şöyledir: Fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb adı verilen kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenen kimseler, esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış olanlardır. 1Bu itibarla, görüldüğü gibi doğrudan hastaların tedavi masrafları zekât olur ifadesi yoktur. Ancak fakir ve miskin tabirleri vardır. Bunlar ise temel ihtiyaçları dışında herhangi bir maldan nisap miktarına sahip olmayan kimselerdir. Ancak temel ihtiyaçları dışında, ister artıcı (nâmî) vasıfta olsun ister olmasın, herhangi bir maldan nisap miktarına sahip olan kimseler, fakir veya miskin kapsamında olmazlar.2Bu iki şart çerçevesinde, hasta bir kimseye zekât verilebilmesi için öncelikle zekât alacak kişinin dinen zengin sayılmaması, yani nisap miktarı mala sahip olmaması gerekmektedir. Şayet hasta çocuk ise çocuğun malî durumu değil, nafakasını üstlenmekle yükümlü velisinin malî durumu esas alınır. Buna göre, velisi nisap miktarı mala sahip ise çocuğa verilen zekât sahih olmayacaktır.İkinci olarak, zekât malının hasta kişiye temlik edilmesi, yani mal üzerindeki tasarruf hakkının tamamen kendisine devredilmesi gerekmektedir.Bu sebeple, zekâtın doğrudan hastane masraflarına tahsis edilmesi veya tedavi giderlerinin zekât veren kişi tarafından bizzat karşılanması, temlik şartı gerçekleşmediğinden, zekâtın geçerliliği için yeterli değildir. Elbette bu kişi, kendisine zekât olarak verilen malı hastalık ve tedavi masrafları için kullanabilir.Ayrıca BakınızEVİ OLMAYAN ZEKAT VERECEK Mİ?ZEKAT HAKKINDAZEKAT NİSABIBORÇLUYA PARAYI BAĞIŞLAMAK ZEKAT YERİNE GEÇER MİZEKAT VEREN KİŞİ, VERDİĞİ KİŞİYE HARCAMA ŞARTI KOŞABİLİR Mİ?KaynakçalarTevbe, 9/60İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, c. 2, s. 266.
Müslümanların çırılçıplak değil de kefenle diriltileceği, diğer insanların çırılçıplak, anadan doğma haşr olacağı konusunda bir hadis var mı? Varsa sıhhati nasıl? Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?
Sekarât hâline giren kimseye telkin vermek farz mıdır? Özellikle hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde bulunan, yalnız olan veya bilinci kapalı hâlde vefat eden hastalar için telkin verilememiş olmaktadır. Hastanın yakınlarının son anlarında yanında bulunamaması ve bu sebeple telkin verememesi, hasta veya yakınları açısından bir sorumluluk doğurur mu? Böyle bir durumda ne yapılmalıdır?
321
“Acemlerin / Arap olmayanların birbirine karşı saygı göstermek için kalktıkları gibi kalkmayın.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 165) hadisi nasıl anlaşılmalıdır? Büyüklerin veya saygı duyulan kimselerin karşısında ayağa kalkmak bu hadise aykırı mıdır? Günümüzde büyük zatlara ve hocalara saygı göstermek amacıyla ayağa kalkmanın hükmü nedir?
Tehaddi; Kur'ân-ı Kerîm'in ilâhî kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur'an'ın benzerini getirmeleri hususunda meydan okuması anlamında bir terimdir. İnsanların Kur'an'ın benzerini ortaya koymaktan âciz olduğunu belirtmek için “Tehaddî âyetleri” olarak bilinen âyetlerle inkârcı muhataplara meydan okunarak onlardan Kur'an'ın benzerini getirmeleri talep edilmiştir.Tehaddî âyetlerinin nüzûl sırası hakkında farklı görüşler bulunmakla birlikte, tefsir ve belâgat âlimlerinin çoğuna göre bu âyetlerin nüzûl sırası şöyledir:Tûr, 52/33-34Hûd, 11/13Yûnus, 10/38Bakara, 2/23İsrâ, 17/88.Zemahşerî1, İbn Kesîr2, Cessâs,3 Semerkandî,4 ve Süyûtî5 gibi klasik dönem müfessirlerinin yanı sıra; Elmalılı Hamdi Yazır,6 Mustafa Merâğî,7 İbn Âşûr,8 Mevdûdî9 ve Şa'râvî10 gibi modern dönem müfessirleri ile Mustafa Sâdık er-Râfiî11 Mennâ'u'l-Kattân12 gibi i'câz araştırmacıları da tehaddî âyetlerinin bu sırayla nâzil olduğunu ifade etmişlerdir.Bununla beraber Kur'ân'ın i'cazı hakkında klasik dönemde yazılmış ve günümüze kadar ulaşmış önemli bazı kaynaklarda tehaddî âyetleri üzerinde durulduğu halde bunların nüzûl kronolojisi üzerinde doğrudan bir tartışmanın içine girilmediği anlaşılmaktadır. 13Bununla birlikte Hâlidî, tehaddî âyetlerinin belirli bir sıra içerisinde değerlendirilmesinin önemli olmadığını belirtmektedir. Ona göre asıl önemli olan, Kur'ân'ın muhataplarına onun bir sûresinin veya on sûresinin benzerini getirmeleri hususunda meydan okuması ve kâfirlerin bu meydan okumaya karşılık verememiş olmalarıdır. Kur'ân kâfirlere nicelik ile değil, tür ile meydan okumuş ve onların âcizliği nicelik olarak değil, tür açısından olmuştur.14Yukarıda zikredilen âyetlerin dışında, başta İbn Kesîr olmak üzere bazı müfessirler Kasas sûresinin 49. âyetini de tehaddî bağlamında değerlendirmişlerdir.15 Buna karşılık bazı müfessirler ise tehaddîyi yalnızca yukarıda zikredilen âyetler çerçevesinde ele almışlardır. Zira Kasas 49. âyette, Kur'ân'ın benzerinin getirilmesine yönelik açık bir talep bulunmadığını ifade etmişlerdir.16Mehmet Salmazzem söz konusu âyetin tehaddî bildirmediğini söylemenin güç olduğunu ifade etmektedir. Zira bir eserin benzersizliği ifade edilirken onun benzerinin getirilemeyeceği sonucu kendiliğinden ortaya çıkar.Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN'A GÖRE TEHADDİ/ KUR'AN'IN MEYDAN OKUMASINDAKİ DOKUZ MERTEBETEHADDİ NEDİR? TEHADDİ AYETLERİ NELERDİR?KaynakçalarCârullah Ebu'l-Kasım Mahmûd b. Ömer ez-Zemahşerî, el-Keşşâf 'an Hakaiki Gavamizi't-Tenzîl ve Uyûni'l-Ekâvîl fî Ucûhi't-Te'vîl, thk. Adil Ahmed Abdulmevcûd-Ali Muhammed Muavviz, Mektebetu'l-Ubeykan, Riyad, 1998, C. 3, s. 187.kkEbu'l-Fida İmâdüddin İsmâil b. Ömer, İbn Kesir, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, thk. Mustafa Seyyid Muhammed ve bşk., Müessesetu Kurtuba, Kahire, 2000, C. 1, s. 26.Ebû Bekr Ahmed b. Ali er-Râzî el-Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, thk. Muhammed Sadık Kamhavî, Daru İhyâi't-Turasi'l-Arabî/Müessesetu't-Tarihi'l-Arabî, Beyrût, 1992, C. 1, s. 34; Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, C. 4, s. 2770.Ebu'l-Leys Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim es-Semerkândî, Bahru'l-Ulûlm, thk. Ali Muhammed Muavviz ve bşk., Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye, Beyrût, 1993; C. 1, s. 102.Ebü'l-Fazl Celâlüddîn Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Suyûtî, el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân, thk. Şuayb el-Arnavûd, Müessesestu'r-Risâ-le, Beyrût, 2008, s. 646.Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, C. 4, s. 2770.Ahmet Mustafa el-Merâğî, Tefsiru'l-Merağî, Dâru İhyâi'tTurâsi'l-Arabî, Beyrût, 1985, C.1/1, s. 65.Muhammed Tahir İbn Âşûr, et-Tahrir ve't-Tenvîr, Daru Sahnun li'n-Neşri ve't-Tevzi', Tunus, trs., C. 2/1, s. 337.Ebü'l-A'la Mevdûdî, Tefhimu'l-Kur'ân, Çev. Komisyon, İnsan Yayınları, İstanbul, 1995, C. 2, s. 380, C. 5, s. 542.Muhammed Mütevellî eş-Şa'ravî, Tefsiru'ş-Şa'râvî, el-Ezher Mecmeu'l-Buhûsi'l-İslâmiyye, el-İdâretu'l-'Amme, el-Buhûs ve't-Telif ve't-Tercüme, Ahbaru'l-Yevm, Kahire, trs., C. 14, s. 8729, a.y., Mu'cizetu'l-Kur'ân, C.1, s. 120-121.Mustafa Sadık er-Râfiî, İ'câzu'l-Kur'ân ve Belâgatü'n-Nebeviyye, Dâru'l-Kitâbi'l-Arabî, Beyrût, 1973, s. 169-170.Mennâ'u'l-Kattân, Mebâhis fî Ulûmi'l-Kur'ân, Mektebetu Vehbe, Kahire, trs., s. 250-251.Bkz: el-Hattâbî, Beyânu İ'câzi'l-Kur'ân, s. 21-71; er-Rummânî, en-Nuket fî İ'câzi'l-Kur'ân, s. 75-113; el-Bâkıllânî, İ'câzu'l-Kur'ân, s. 19- 29.Hâlidî, el-Beyân fî iʿcâzi'l-Ḳurʾân, 70İbn Kesir, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, C. 1, s. 313-314; benzer görüşler için bkz.: Ebü'-Tayyib Muhammed Sıddîk Bahâdır Hân b. Hasan b. Ali el-Kannevcî, Fethu'l-Beyân fî Makâsidi'l-Kur'ân, el-Mektebetu'l-Asriyye, Beyrut, 1992, C. 1, s. 107.Salah Abdulfettâh el-Hâlidî, İ'câzu'l-Kur'âni'l-Beyânî ve Delâilu Mesderihi'r-Rabbânî, Dâru Ammâr, Amman, 2000, s. 51-52.
Tehaddi; Kur'ân-ı Kerîm'in ilâhî kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur'an'ın benzerini getirmeleri hususunda meydan okuması anlamında bir terimdir. İnsanların Kur'an'ın benzerini ortaya koymaktan âciz olduğunu belirtmek için “Tehaddî âyetleri” olarak bilinen âyetlerle inkârcı muhataplara meydan okunarak onlardan Kur'an'ın benzerini getirmeleri talep edilmiştir. Birinci safhada, müşriklerden Kur'ân'ın tamamına benzer bir kitap getirmeleri talep edilmiştir:De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o hâlde Allah katından, bu ikisinden (Kur'ândan ve Tevrât'tan) daha doğru bir kitab getirin de, (ben) ona uyayım!” 1(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Yemîn olsun ki, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardımcı da olsalar,(yine) onun benzerini getiremezler.”"2Eğer (iddiâlarında) doğru kimseler iseler, haydi onun benzeri bir söz getirsinler!3Müşrikler Kur'ân'ın bir benzerini ortaya koymaktan âciz kalınca, meydan okumanın ikinci aşamasında kapsam daraltıldı ve onlardan yardımlaşarak Kur'ân'daki sûreleri andıracak on sûre getirmeleri istendi. Mekke döneminde nâzil olan Hûd Sûresi'nde bu husus şöyle ifade edilmektedir:Yoksa: “Onu (o Kur'ân'ı, kendisi) uydurdu” mu diyorlar? (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o takdirde onun benzeri uydurulmuş on sûre getirin! (Yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırın!” 4Ancak inkârcılar, bu meydan okumaya da karşılık veremediler. Bunun üzerine üçüncü aşamada, Kur'ân'ın herhangi bir insan tarafından uydurulmuş bir söz olmadığı ve onun Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ tarafından gönderildiği vurgulanarak, inkârcılardan yardımlaşarak Kur'ân'ın sadece bir sûresinin benzerini getirmeleri istendi:Yoksa, “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “O hâlde (iddiânızda)doğru kimseler iseniz, (yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırarak onun benzeri bir sûre getirin!” 5İnkârcılar buna da cevap veremeyince, dördüncü safhada Kur'ân onları, yardımlaşarak tam misli olmasa da kısmen kendisine benzeyen bir söz söylemeye dâvet etti:Ve eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'ân)dan şübhe içindeyseniz, haydi onun benzerinden bir sûre getirin; eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, Allah'dan başka şâhidlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın!6Fakat müşrikler bu teklif ve meydan okumalara rağmen Kurân'a ve ümmî olan Sevgili Peygamberimize (sav) itiraz edemedikleri için bu meydan okumalar düşmanları tarafından her defasında karşılıksız kalmıştır.Kurân'ın bir benzerinin getirilmesi imkansızdır. Müşrikler; bir iki satırla muâraza edip Hz. Peygamberin (sav) davasını iptal etmek gibi rahat bir çareleri varken canlarını, mallarını ve sahip oldukları her şeylerini tehlikeye atacak en son yol olan savaş yolunu tercih etmişlerdir.Nitekim edebiyatta çok ileri olan bir kavmin uzman oldukları sahada en kısa, rahat ve hafif bir yolu terk edip, en tehlikeli ve bütün mal ve canını tehlikeye atarak savaş yolunu tercih etmeleri acizliklerinin en açık delilidir. Zira en iyi edebiyatçıları birkaç harfle muâraza edebilseydi Kur'ân, davasından vazgeçerdi, onlar da maddî ve mânevî olarak yok olmaktan kurtulurlardı.Halbuki onlar istemeseler de savaş gibi dehşetli, kendilerini hüsrana uğratan bir yolu tercih ettiler. Demek ki Kurân'a karşı sözle mücadele etmek mümkün değildi, imkânsızdı. Onun için kılıç ile muâraza etmeye mecbur oldular. Tarih boyunca Kur'ân'ın bir benzeri getirilememiştir. Bundan sonra asla yapılamayacağı da açıktır.7 Çünkü her asırdaki bilginler, edipler, filozoflar, eleştirmenler ve yazarlar Kurân'ın mucizeliğini; belagat, fesahat ve ifadede onun derecesine çıkmaktan aciz olduklarını itiraf etmişlerdir.8Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN'A GÖRE TEHADDİ/ KUR'AN'IN MEYDAN OKUMASINDAKİ DOKUZ MERTEBETEHADDİ AYETLERİ HANGİ SIRA İLE İNMİŞTİR?7 KÜLLİ VECH-İ İ'CAZKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİKUR'ÂN'IN BENZERİNİN İMKÂNSIZ OLUŞUNUN DELİLLERİKUR'ÂN'IN BELÂGAT MUCİZESİKUR'AN'IN MUCİZE OLUŞUKaynakçalarKasas, 28/49.İsrâ, 17/88.Tûr, 52/34.Hûd, 11/13.Yûnus, 10/38.Bakara, 2/23.Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 311.Detaylı izah için bakınız: Abdulkadir Ertaş, Peygamberliğin İspatı, Hayrat Neşriyat, Isparta 2014, s. 50-55.
Tehaddi ayetlerinin sebeb-i nüzullerini söyleyebilir misiniz?
İşârâtü'l-İ'câz'da geçen dokuz maddelik tehaddi kısmına karşılık gelen dokuz ayetin hangi ayetler olduğunu merak ediyorum. Ayrıca son maddede Üstad Bediüzzaman, “Şahitlerimiz yok” diye itiraz edilecek olursa şahitler getirilmesini söylüyor. Bu maddenin ne anlama geldiğini ve özellikle nasıl anlaşılması gerektiğini detaylı bir şekilde izah ederseniz memnun olurum.
Cuma namazının farzı iki rek'attır. Bunun yanında farzdan önce dört rek'at, farzdan sonra dört rek'at olmak üzere sekiz rek'at da sünneti vardır. 1 Zuhr-i âhir, son öğle namazı demektir. Bazı İslâm bilginleri, bir yerleşim yerinde birden fazla mescitte cuma namazı kılındığında ilk kılınan cumanın dışındakilerin sahih olmama ihtimaline binaen, ihtiyaten o günkü öğle namazının kılınmasını önermişlerdir. Zuhr-i âhir adıyla kılınan bu namaz, cuma namazına dâhil değildir. İşte bu şüpheli durumdan kurtulmak için içinde bulunulan cuma vakti kastedilerek ihtiyaten, zuhr-i âhir yani “vaktine ulaşılıp da eda edilemeyen son öğle namazı” niyeti ile dört rek'atlık bir namaz kılınması bazı âlimlerce uygun görülmüştür.2 Çünkü eğer cuma namazı sahih olmamış ise bu dört rekat ile o günün öğle namazı kılınmış olur.3 Zuhr-i âhir namazının ardındanda "sünneti vakit" niyetile tam sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz daha kılınır.4Hâsılı, Cuma namazının farzı 2 rekât olmakla beraber, farzdan önce 4 rekât Cuma sünneti, farzdan sonra 4 rekât Cuma sünneti, ardından 4 rekât Zuhr-i Âhir ve son olarak 2 rekât vaktin sünneti kılınır.Böylece Cuma günü kılınan bu namazların toplamı:4 + 2 + 4 + 4 + 2 = 16 rekâttır.Ayrıca BakınızCUMA VAKTİ VE CUMA GÜNÜNÜN BAŞLANGIÇ /BİTİŞ ZAMANICUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ HAKKINDA HADİSLERCUMA VAKTİNDE ALIŞVERİŞ HARAM MIDIR?ÜÇ CUMAYA GİTMEMEK MESELESİKADINLARIN CUMA NAMAZI KILMASIİSLÂM'A GÖRE YÖNETİLMEYEN ÜLKELERDE CUMA NAMAZI KILMANIN HÜKMÜ NEDİR?KaynakçalarKâsânî, Bedâi', 1/269-285İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/145-147; Karâfî, ez-Zahîre, 2/354-355; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/248; Şirbînî, Muğni'l-muhtâc, 1/544-545Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s.149.Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 146.
Borç para alarak umreye gitmek caizdir. Ancak alınacak borcun kesinlikle faiz içermemesi gerekir. Faizsiz bir borç alarak umreye gitmekte fıkhen bir sakınca yoktur. Bununla birlikte kişinin aldığı borcu ödeme imkânının bulunması da önemlidir.Buna karşılık bankalardan faizli kredi çekerek veya başka herhangi bir şekilde faizli borçlanarak hac ya da umre ibadetini yerine getirmek fıkhen uygun değildir. Zira faizli borç almak haramdır. Faizli krediyle umreye gitmek, bir sünneti yerine getirmek için haram olan bir fiile başvurmak anlamına gelir. Bir ibadeti gerçekleştirmek amacıyla dahi olsa haram bir yola başvurmak kesinlikle doğru değildir.Dolayısıyla umreye gitmek isteyen kimse, bunu faizsiz ve meşru bir borçlanma yoluyla gerçekleştirebilir; ancak faizli kredi kullanarak hac veya umre yapmak kesinlikle caiz değildir. Ayrıca BakınızPROMOSYON PARASI İLE UMRE YAPMAKUMREYE GİTMEDEN ÖNCE HELALLEŞMEK ŞART MIDIR?RAMAZAN UMRESİNİN FAZİLETİUMRE PARASINI FİLİSTİN'E GÖNDERMEKUMRENİN ŞARTLARI / YAPILIŞ ŞEKLİSUUDİ ARABİSTAN'A PARA KAZANDIRMAMAK İÇİN HAC VE UMRE İBADETİNİN TERK EDİLMESİ CAİZ MİDİR?
5.966
Bediüzzaman Hazretleri'nin seçimlerde Menderes'i desteklediğini biliyoruz. Ancak bazıları, “Menderes rakı dahi içen birisiydi. Sadece ezanı asli şekline çevirdi diye kendisine bu kadar kıymet verilir mi? Ona 'İslam kahramanı' denir mi?” şeklinde itiraz ediyorlar. Üstad Hazretleri'nin Menderes hakkında böyle sena edici sözleri var mıdır? Varsa, bu ifadeleri nasıl anlamak gerekir?
5.849
İslam Birlik ve Beraberlik Dinidirİslamiyet, Allah'ın birliğine imanı gerektirir. İmandaki bu birlemeyi sosyal hayatta temel düstur kabul eder. Birlik ve beraberliği emreden emirleriyle şahsi ve sosyal hayatın saadetini temin eder. İbadet ve dua vasıtasıyla kalplerin birliğini sağlayıp manevi hayatta da mutluluğa sebep olur.Yaratılan her şey, tek olan yaratıcının emriyle hareket eder. Güneş yeryüzünün sobası, yıldızlar lambalarıdır. Dağlar hazinelerle dolu direkleri, ağaçlar oksijen deposudurlar. Rüzgar havadaki buharı ihtiyaç olan yerlere taşır, yağmur olarak bırakır. Yağmurla beslenen bitkiler havayı temizler, insanlara gıda olurlar. Her şey, el ele omuz omuza vermiş, Allah'ın emriyle birbirine yardım eder. Yarattıklarını dayanışma içinde böyle terbiye eden Allah, yeryüzünün halifesi olan insanlara da birlik ve beraberliği emretmiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle emredilir:O halde hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın ve parçalanmayın!1İnsan, maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamada diğer insanlara muhtaçtır. Tek başına insanın bu ihtiyaçları elde etmesi imkansızdır. Mutlu ve huzurlu bir hayat için diğer insanların yardımına ihtiyaç duyar. Kalp sevip sevilmek, akıl düşünceleri paylaşmak, bütün hisler hoş bir sohbet ve sıcak bir dost ister. Peygamber Efendimiz (sav) saadetin yolunun birlikten geçtiğini şöyle ifade etmektedir:Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye eder; ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan, yalnız başına yaşayan insana yakın olup, beraber bulunan iki kişiden uzaktır.2Bediüzzaman Hazretleri de telif etmiş olduğu "Uhuvvet Risalesi"nde Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemi ile alakalı bazı hususlara dikkat çeker. Mesela şöyle der:Evet, tevhîd-i îmânî, elbette tevhîd-i kulûbü ister. Ve vahdet-i i'tikād dahi, vahdet-i ictimâiyeyi iktizâ eder.3Burada, imanda birliğin kalplerde de birliği gerektirdiğini beyan eder. Ayrıca muhabbetimize, birlik ve beraberliğime vesile bu kadar sebepler var iken, bunları göz ardı edip ehemmiyet kıymetsiz şeyler sebebiyle, bir kişinin mümin kardeşine düşmanlık beslemesi vahdet hakikatine hürmetsizlik olduğunu da şu cümlelerle beyan eder:... Hâlik'ınız bir, Mâlik'iniz bir, Ma'bûdunuz bir, Râzık'ınız bir, bir bir, bine kadar bir bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhîdi, vifâk ve ittifâkı, muhabbet ve uhuvveti iktizâ ettiği...4... Örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercîh edip mü'mine karşı hakîkî adâvet etmek ve kîn bağlamak, ne kadar o râbıta-i vahdete bir hürmetsizlik...5Ayrıca Ensar ve Muhacir kardeşliği, dünyada eşi bulunmaz bir beraberlik örneğidir. En zor şartlarda bile İslam'ın büyüyerek devam etmesi bu kardeşliğin sonucudur.Selamlaşmak, davete icabet, misafire ikram, ayıpları örtmek, komşuya iyilik gibi güzel hasletler, İslam'ın temel emirlerinden olup birlikteliğin devamını sağlar. Efendimiz (asm) bu hususa şu sözleri ile dikkat çeker:Mü'min kardeşine güler yüz göstermen sadakadır; iyiliği emredip kötülüklere engel olman sadakadır.6Ayrıca iyiliklere set çeken, birlik ve beraberliğimizi tahrip edici; kusurları araştırmak, gıybet, iki yüzlülük, yalan söylemek gibi kötülükleri de Sevgili Peygamberimiz (sav) yine şu sözleri ile yasaklamaktadır:Nemmam (insanlar arası laf taşıyarak onları birbirine düşüren) cennete giremeyecektir.7Cemaat halinde yapılan ibadetler de birlikteliğin önemini gösterir. Peygamberimiz (sav): "Cemaatle kılınan namaz, tek kılınan namazdan yirmi yedi derece üstündür." buyurarak ibadette de birlikte olmayı tavsiye etmiştir. Cuma ve bayram namazlarında, özellikle hacda milyonlarca insanın aynı ibadeti birlikte yapması, Allah'ın Müslümanların birliğinden razı olduğunu gösterir.Birliktelik sadece bir arada yaşamak değil, özellikle kalplerin bir olmasıdır. İnsan, dua ile kalben Müslüman kardeşleriyle beraber olduğunu gösterir.Son olarak; Peygamber Efendimiz (sav) in şu hadisi ile cevabımızı bitirelim;Müslüman bir kimsenin, din kardeşinin gıyabında yaptığı duası kabule şayandır. O kimsenin baş ucunda Allah'ın görevli bir meleği bulunur.- (o kişi) Din kardeşi için hayır dua yaptıkça, o melek de ona dua eder ve- (Melek) 'amin, kardeşin için istediğinin bir misli de senin için olsun.' der.8Dua etmek, birlik ve beraberliğin en önemli vesilelerindendir. En temiz toplulukla beraber olmakla kalpler en büyük teselliyi bulur.İslamiyet, günümüzde insanların birbirinden uzaklaştığı bir ortamda, birlik ve beraberliğe dair emirleriyle huzurun ve saadetin kaynağıdır. Sadece dünyada değil, ahiret hayatında da ebedi olarak birlikteliği temin eder.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA KARDEŞLİK, DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DÜSTURLARIVAHDET-İ İTİKAD NE DEMEK? TOPLUMSAL BİRLİK NASIL SAĞLANIR?HAK YOLDA OLANLARIN AYRILIKLARININ VE EHL-İ DÜNYANIN BİRLİKTELİĞİNİN HİKMETİKaynakçalarAl-i İmran, 3/103.Tirmizî, Fiten, 7Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 110Tirmizî, Birr, 36Sahih-i Müslim, Îmân, 168Müslim, Zikir, 86, Ebû Dâvûd, Vitir, 29