1.224
Kuran Meali Okumak Hatim Yerine Geçer mi
Kuran'ın Türkçe yazılışını yani meali okumak hatim yerine geçer mi?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
1.224
Kuran'ın Türkçe yazılışını yani meali okumak hatim yerine geçer mi?
4.381
Ahir zaman insanı olarak imanı kaybetmekten yada kaybetmiş olmaktan çok korkuyorum ve bunu nasıl anlarım? İman kaybedilmiş ya da kaybedilmemiş olsa dahi nasıl geri kazanırız ve güçlendiririz?
1.240
Yatsı namazını geciktirip gece geç vakitte kılmak doğru mu?
3.528
"Bir zaman Emirdağ'ında ikāmete me'mur edildim. Tek başıma bir menzilde, âdetâ bir haps-i münferid içinde bana çok ağır gelen bu tarassudlar ve tahakkümlerle bana işkence vermelerinden, hayattan usandım. Hapisten çıktığıma teessüf ettim. Ruh u cânımla Denizli hapsini arzuladım ve kabre girmeyi istedim. “Hapis ve kabir, bu tarz-ı hayata müreccahtır” diyerek, ya hapse veya kabre girmeye karar verirken, inâyet-i İlâhiye imdâda yetişti. Kalemleri teksîr makinesi olan Medresetü'z-Zehrâ şâkirdlerinin ellerine yeni çıkan teksîr makinesini verdi. Birden Nûr'un kıymetdar mecmûalarından bir kalemle her mecmûadan beş yüz nüsha meydana geldi. Fütûhâta başlamaları o sıkıntılı hayatı bana sevdirdi. “Hadsiz şükür olsun!” dedirtti." Burada kabre girmeye karar verirken ifadesi ehl-i tenkid kimseler tarafından intihar olarak algılanmış bizler nasıl anlamalıyız açıklar mısınız?
1.284
Eş kelimesinin karı koca için kullanılmasının sebebi nedir?
1.232
"Kader fetva verdi" cümlesinin hakikati nedir?
1.169
Zekat hesaplanırken bir senelik ihtiyacımızı (gıda vb) birikmiş paramızdan düşmek gerekir mi?
1.217
6 yıl önce dolar üzerinden bir akrabama borç para verdim. Fakat ne zaman ödeyebilir onu da bilmiyorum. Bu paranın zekâtı var mıdır? İkinci sorum ise şöyle: Maaşla çalışan kişiyim. Zekât için 1 sene temel ihtiyaçları çıkıp, kalan miktara mı zekât vereceğim?
1.199
Kocasının ağır sözlerine dayanamayan bir hanımefendi üç kere "Boş ol" derse nikahlarına bir zarar gelir mi?
Bu konuda Halil Gönenç Hoca Efendi şöyle demektedir:Bir Müslüman bir kafirin hizmetinde bulunsa, yani bizzat kendi şahsına hizmet ederse, mutemede göre tenzihen mekruhtur. Fakat şahsına değil, tarla, fabrika, ziraat ve ticaret gibi işlerinde çalışırsa mekruh sayılmaz.1Bu görüşten hareketle, bir Müslümanın gayr-i müslim birinin yanında çalışması mutlak olarak haram değildir. Ancak işin mahiyeti önemlidir. Şahsına hizmet nevinden bir işte bulunmak tenzihen mekruh görülmüş; buna karşılık tarla, fabrika, ticaret ve benzeri işlerde çalışmak caiz kabul edilmiştir. Eğer hizmet, sırf geçim temini veya güzel muamele ile İslam'a ısındırma maksadıyla yapılıyorsa bunda ruhsat vardır; fakat karşı tarafın dininden veya dünyevi mevkiinden dolayı tazimkar bir tavırla hizmet etmek mekruh olur. Nitekim Hz. Ali'den gelen şu hadis bu konuda delil olmuştur:Bir kış sabahı aç bir şekilde (evden) çıktım. Soğuk beni bitkin hale getirmişti. Isınmak için yanımızda olan yün bir elbiseyi aldım ve boynuma geçirip göğsüme sardım. Vallahi! Evimde yiyebileceğim bir şey yoktu. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında da bana verilebilecek bir şey yoktu. Medine'nin kenar mahallerine çıkıp bahçesinde olan bir Yahudi'nin yanına gittim ve duvarının gediğinden kendisine baktım. Yahudi:"Neyin var ey bedevi! Her kova (su) için bir hurma ister misin?" deyince, ben: "Evet, bana bahçenin (kapısını) aç." dedim. Adam bahçenin kapısını açınca girip su çekmeye başladım. Yahudi, her kova çekişimde bana bir hurma veriyordu. Avucum dolusu hurmam olunca: "Senden aldıklarım şimdilik bana yeter." deyip hurmaları yedim. Suyun yanından döndüm ve Mescid'de bir grupla oturmakta olan Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gelip oturdum...2Başka bir rivayette de Peygamber Efendimizin (sav) bu hurmadan Hz. Ali ile birlikte yediği anlatılmaktadır. 3 Bununla beraber, bir Müslümanın yanında çalışmakta olup gayr-i müslim birine hizmet etmesinde sakınca görülmemiştir. Bu konuda alimlerimiz şöyle demiştir:Parasını almak veya onu İslam'a ısındırmak için hizmet ederse, bunda bir sakınca yoktur. Ama ona saygı duyduğu için hizmet ederse, bu mekruhtur. Bunun gibi, bir gayr-i müslim bir Müslümanın dükkanına veya oturduğu yere geldiğinde, Müslümanın onun önünden kalkması mekruhtur. Ancak onu İslam'a ısındırmayı, Müslümanın dini gereği çok saygılı bulunduğunu anlatmak istiyorsa, buna cevaz verilmiştir. Bilhassa o gayr-i müslim zengin olduğu veya bir makam sahibi bulunduğu için Müslüman ona saygı gösterip ayağa kalkıyorsa, kerahet işlemiş olur.4Bununla birlikte, sorudaki gibi bir durumda bakıma muhtaç kişinin bakımının öncelikle mahrem olan yakınları tarafından, yoksa hemcinsleri olan bakıcılar tarafından yapılması gerekir. Tüm bu kişilerden bakıcı bulunamadığı takdirde, bir kadına bir erkeğin yahut bir erkeğe bir kadının bakılması zaruret haline gelirse böyle bir durumda temizlik ve bakım için ve zaruret miktarınca, bakıma muhtaç kişilerin avret mahallerine bakmasında dinen bir sakınca yoktur 5 Bu ruhsat, ihtiyaç kadarla sınırlıdır; keyfi şekilde genişletilemez.Netice olarak, sorudaki iş, İslam'a aykırı başka unsurlar taşımıyorsa sırf gayr-i müslim kurumda çalışmak sebebiyle haram denilemez. Fakat Müslüman bir kadının yaşlı erkeklerin mahremiyet alanına giren bakımını üstlenmesi, ancak hemcins bakıcının bulunmaması ve işin zaruret haline gelmesi durumunda, zaruret miktarınca caiz olur. Bunun dışında, mümkünse yalnız kadın hastalara bakılması veya görev taksiminin buna göre düzenlenmesi daha uygun olur.Ayrıca BakınızKÂFİRLERE KARŞI SEVGİ VE MUHABBET CAİZ MİDİR?KÂFİRİN CEVHER-İ RUHUNUN BOZULMASI VE SONSUZ CEHENNEME MÜSTEHAK OLMASIKÂFİRİN SALAH VE HAYRI KABULE LİYAKATİNİN KALMAMASI NE DEMEKTİR?KAFİRLERİN KÖTÜ AHLAKLARIGAYR-İ MÜSLİMLERLE İLİŞKİKaynakçalarHalil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.2, s. 56Tirmizi, el-Camiʿ, 2473.Ahmed b. Hanbel, , thk. Şuayb el-Arnaut vd., (Beyrut: Müessesetü'r-Risale, 1. bs., 1421/2001), 2/350.Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı: İbadat-Muamelat-Feraiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y., c.4, s. 1812.Merğinani, el-Hidaye, VII, 190
6.462
Allah'ın sonsuz merhametinden söz edilir. Peki nasıl olur da iman etmeyen bir kimse, sadece bu gerekçeyle geçici değil, ebediyen Cehennem'de azap görür?
9.553
Bediüzzaman'ın takip ettiği tebliğ tarzı nedir? Maddeler halinde anlatabilirmisiniz?
Ebedi olarak cehennemde kalacak kâfir ve müşriklerin ahiretteki azapları sadece iman etmemeleri ve inkârları sebebiyle mi olacaktır? Yoksa iman etmedikleri hâlde namaz kılmamaları, oruç tutmamaları gibi farzları yerine getirmemeleri sebebiyle de ayrıca azap görecekler midir?
826
Sözlükte “yiyecek vermek, rızıklandırmak” anlamına gelen rızık kelimesi, terim olarak Allah Teala'nın canlılara yeme içme ve başka hususlarda yararlanmak üzere verdiği her şeyi ifade eder. Kur'an'da rızık konusunda endişeye düşülmemesi gerektiğini Rabbimiz şu ayetiyle bildirir:Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. 1Ancak insanın yanlış bir tevekkül anlayışına sığınmak yerine karada ve denizlerde rızkını araması da şu ayetle emredilir:Ve iki deniz bir olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu gidericidir, içmesi kolaydır; şu da tuzludur, acıdır (içilmez)! Bununla beraber her birinden taze bir et (balık) yersiniz ve (inci, mercan gibi) kendisini takınacağınız bir ziynet (eşyası) çıkarırsınız. Ayrıca gemileri onda suyu yara yara giden (vasıta)lar olarak görürsün ki O'nun lütfundan (rızkınızı) arayasınız. Ve ta ki şükredesiniz.2Bununla beraber helal ve temiz rızıklardan faydalanılması istenir. Rabbimiz şöyle buyurur:Öyle ise Allah'ın sizi rızıklandırdığı helal ve temiz şeylerden yiyin; eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın ni'met(ler)ine şükredin!3Ehl-i sünnet alimleri, insanların iradi fiillerinin görünüşte kendi arzu ve teşebbüsleri sonunda meydana geldiğini kabul etmekle birlikte, bu fiillerin her şeyin yaratıcısı olan Allah'ın iradesi sayesinde vücut bulduğunu söyler. Bu sebeple de rızık, “Cenab-ı Hakk'ın hayatlarını sürdürebilmeleri için canlılara verdiği her türlü imkan” şeklinde tarif edilir. Bu tanıma göre gayri meşru yollardan elde edilen imkanlar da rızık kavramı içinde yer alır.Kısaca, haram yoldan elde edilip yenen şey, yenilmesi ve kazanılması cihetiyle haramdır; fakat Allah'ın yaratması ve kulun ona kavuşması cihetiyle yine rızıktır. Çünkü yeryüzünde kulun eline geçen her şey, yaratma bakımından Allah'tandır; fakat helal veya haram oluşu, kulun onu hangi yoldan kazandığına ve nasıl kullandığına bakar. Bu sebeple “her rızık helaldir, haram rızık olmaz” denilmez. Her rızık helal değildir; haram yoldan gelen de rızıktır, fakat mesuliyeti olan bir rızıktır. İnsan o rızka meşru olmayan bir yolla ulaştığı için mesul olur. Mühim olan, rızkı Allah'tan bilip helal dairede aramak ve haramı geçim bahanesi yapmamaktır. Çünkü hakiki rızık taahhüd-i Rabbani, yani Rabbimizin güvencesi altındadır; haram yol ise bereketi kaldırır, mesuliyet getirir ve manen zarar verir.Ayrıca BakınızRIZIK İKTİDAR İLE TERS ORANTILIDIR VE İNSANA ANCAK ÇALIŞTIĞI VARDIR HAKİKATLERİNİN İZAHIHELAL RIZIK İÇİN ÇALIŞMAK İBADET MİDİR?ALLAH'IN RIZKA KEFİL OLMASI NE DEMEKTİR?HELAL GIDAHARAM VE ŞÜPHELİ GIDALARIN İBADETE VE DUAYA ETKİSİHARAM OLAN ŞEYLERE NİMET DENİLİR Mİ?KaynakçalarHud, 11/6.Fatır, 35/12.Nahl, 16/114.
181
Üstad Bediüzzaman, rızkın iktidar ile ters orantılı olduğunu; hatta ağaç gibi hareketsiz varlıkların daha çok rızıklandığını, tilki ve maymun gibi çabalayan hayvanlar aç kalırken balık gibi hareketsiz ve “aptal” hayvanların semiz olduğunu ifade ediyor.Ancak Kur'an'da “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” buyuruluyor. Büyüklerimiz de “Nerede hareket, orada bereket” diyor. O hâlde insan çalıştıkça, rızkını aradıkça rızkının artmayacağı mı anlaşılmalıdır? Elbette böyle değildir. Peki, Bediüzzaman'ın rızıkla iktidar arasındaki bu izahı ile çalışmayı teşvik eden ayet ve “harekette bereket” düsturu nasıl birlikte anlaşılmalıdır?
5.389
Kâfirlerin cehennemde ebediyen yanmasının sebebi nedir? Bu adalet midir? Risale-i Nur'da bu konu nasıl izah edilmiştir?
15.477
Bediüzzaman Hazretlerinin yeni harflere bakışı nasıldır? Risalelerin Latin harfleriyle basılmasına ne zaman ve ne için izin vermiştir? Sonradan Latin harfleriyle baskının durdurulmasını emrettiği doğru mu? Risaleleri Osmanlıca okumak zorunlu mudur?
7.501
Osmanlıca Risale-i Nurlar'da cümlelerin üzerine çekilen kısa çizgilerin önemi nedir? Bediüzzaman Hazretleri'nin kendisi mi emretmiş? Bu çizgiler ve kırmızı renkli yazılar Osmanlı zamanında da kullanılıyor muydu?
5.556
"İmansız İslâmiyet sebeb-i necât olmadığı gibi, İslâmiyet'siz iman da medâr-ı necât olamaz." Cümlesini açıklar mısınız?
6.362
Sözlükte “tâbi olmak, desteklemek; şâyi olmak, çoğalmak” anlamlarındaki şiyâ' kökünden türeyen şîa kelimesi “taraftar, yardımcı, destekleyici; bir işi gerçekleştirmek için bir kimse etrafında toplanan grup” manasına gelir. Tekil olarak şîî biçiminde kullanılır. Terim olarak Resûl-i Ekrem'in (sav) vefatının ardından devlet başkanlığının Hz. Ali'ye (ra) ve onun evladından belli kimselere geçmesi gerektiğini savunan grupları ifade eder.1Bu bağlamda Şiilik, Hz. Ali'nin (ra) tarafını tutarak hilafetin kıyamete kadar onun ve soyunun hakkı olduğuna inanan, inanç ve amel yönlerinden ehl-i sünnetten ayrılan bir fırkadır. Bu fırkanın beş vakit namaz ile Ramazan orucunu inkar eden bazı kısımları ile peygamberliğin Hz. Muhammed (sav) yerine Hz. Ali'ye geldiğini savunan ya da Hz. Aişe'ye hıyanet iftirası atan İsmailiyye gibi aşırı kolları, Kur'an'ın açık hükümlerine ters düştükleri için Müslüman sayılmazlar. Buna karşılık, ilk üç halifenin hilafetini reddetmeyip Hz. Ali'nin (ra) imamete daha layık olduğunu savunan Yemen'deki Zeydiyye fırkası gibi ehli bidat sayılan kolları ise Müslüman kabul edilir ve ehl-i sünnete en yakın fırka olarak görülür.2Şia'nın en büyük fıkhi kolu olan Caferiyye (İmamiyye) ise sahabelerin birçoğunu tekfir edip ilk iki halifeyi gaspçı olarak nitelemekte, On İki İmam'a imanı Allah'a imanın bir cüzü sayarak bunu inkâr edenin Müslüman olmayacağına inanmaktadır.3İmamiyye fırkası, abdestte ayakları yıkamak yerine meshetmeyi kabul etmekte, geçici nikahın (mut'a) mübahlığı, talaka şahit tutma zorunluluğu, ehl-i kitab'ın kestiğinin haramlığı ve onlarla evlenmenin yasaklanması gibi yaklaşık on yedi meşhur ameli meselede ehl-i sünnetten ayrılmaktadır. Fıkıh sistemlerinde kıyası reddedip icmayı inkar eden bu ekol, Kur'an'dan sonra sadece ehl-i beyt imamlarının rivayet ettiği hadisleri esas alır. Ehl-i Sünnet ile Şia arasındaki asıl ayrılık temelde akide veya fıkıhtan ziyade tarihsel hükümet ve imamet (liderlik) meselesine dayanmaktadır.4Sonuç olarak Şiilik, özü itibarıyla İslam tarihinin erken dönemlerindeki hilafet ve liderlik (imamet) tartışmalarından doğmuş olsa da zamanla kendine has fıkhi ve itikadi sınırları olan çok katmanlı bir yapıya dönüşmüştür. Bu oluşum bünyesinde, temel İslami akideleri tahrif eden aşırı kolları barındırdığı gibi, Ehl-i Sünnet'e yakınlığıyla bilinen ılımlı fıkhi ekolleri de bulunduran bir karakter sergilemektedir. Ehli- sünnet ise İslam'ın dengeli ve mutedil yapısı, sahabeye hürmeti korumayı ve ümmetin birliğini sarsacak ifrat ile tefrit (aşırılıklar) yaklaşımlarından uzak durmayı her dönemde en selametli yol olarak benimsemektedir.Ayrıca BakınızİMAMET MESELESİ / ŞİAŞİALARIN NAMAZI 3 VAKİT KILMALARININ SEBEBİŞİA GRUPLARINA AİT İLAHİLERİ DİNLEMEKŞİİLİK, ALEVİLİK VE EHLİ SÜNNET HAKKINDAKaynakçalarMustafa Öz, "Şia", TDV İslam Ansiklopedisi, 2010, c. 39, s. 111.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi (el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletühü), çev. Ahmet Efe... (İstanbul: Risale Yayınları / Feza Yayıncılık, 1994), c. 1, s. 35-37.İmam Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybânî, Kitâbü'l-Asl (Mebsut), tahk. Ebu'l-Vefa el-Afgani, çev. Osman Eskicioğlu (İstanbul: t.y.), c. 4, s. 119.Zuhayli, a.g.e., s. 36.
Özel bir kurumda aynı unvandaki çalışanlardan yaşça büyük olanlar, “kıdem ve hürmet” gerekçesiyle nöbet görevinden tamamen muaf tutulmuş ve tüm nöbet yükü genç çalışanlara verilmiştir. Bu muafiyete karşılık genç personele herhangi bir ek ücret veya kolaylık sağlanmamaktadır.Özellikle sıcak veya soğuk havalarda genç çalışanların öğle arasında iki saat dışarıda nöbet tutarken, muaf olanların dinlenmesi ciddi bir eşitsizlik oluşturmaktadır.İslam ahlakı ve muamelatı açısından aynı kadrodaki çalışanlardan bir grubun zor görevlerden muaf tutulup diğerlerinin bu külfete mecbur bırakılması, kul hakkı ve adalet ilkelerine uygun mudur? Yaşa hürmet ile iş hayatındaki adalet ve sorumluluk dengesi dinen nasıl olmalıdır?