Ahlak

03.11.2015

6014

Amellerde İhlaslı Olmak Ne Demektir?

09.11.2015 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sözlükte “arınmak, saflaşmak, kurtulmak” manasındaki hulûs/halâs kökünden türetilmiş olup “bir şeyi, içine karışmış ve değerini düşürmüş olan başka şeylerden temizleyip arındırmak, saflaştırmak” anlamına gelen ihlâs kelimesi, terim olarak “ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir. İslâmî literatürde ihlâs daha geniş olarak şirk ve riyadan, bâtıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.

Fudayl b. İyâz, “İnsanların hatırı için ameli terk etmek riya, onları memnun etmek için amel etmek şirk, bu iki durumdan kurtulmaktır, der.1 Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda şöyle demektedir:

Amelinizde rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer o râzı olsa, bütün dünya küsse, ehemmiyeti yok. Eğer o kabûl etse, bütün halk reddetse, te’sîri yok. O râzı olduktan ve kabûl ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktizâ ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabûl ettirir, onları da râzı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya; yalnız, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını esas maksad yapmak gerektir.2

Yani yapılan işi yalnızca Allah’ın rızası için yapmak esastır. İhlâs, insanın amelinde insanların beğenisini, takdirini veya eleştirisini ölçü almaması, sonucu sadece Allah’ın kabulüne bağlamasıdır. Bu sebeple, Allah razı olduktan sonra bütün insanların karşı çıkması değersizdir, Allah kabul etmedikten sonra da herkesin alkışlaması hiçbir anlam taşımaz. Çünkü gerçek etkiyi ve değeri veren, insanların kanaati değil, Allah’ın kabulüdür. İhlaslı insan, hizmetini ve amelini doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’a yöneltir, sonucu ve kabul görmesi için ayrıca bir talepte bulunmaz. Allah dilerse, hikmeti gereği, insan istemese bile o ameli insanlar arasında da makbul kılar. Bu yüzden ihlâs, hedefin yalnızca Allah rızası olmasıdır. Şeytanın ihlaslı kişilere zarar veremeyeceği şu âyetle söylenmektedir:

(İblis) dedi ki: “Rabbim! Beni azdırmandan dolayı, (ben de) mutlaka onlara yeryüzünde (günahları) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım! Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiş olan kulların müstesnâ.3

Fahreddin er-Râzî, tefsirinde ihlası şöyle tanımlamaktadır. İhlâsın “bir şeyi karışımdan temizleyip saf hale getirmek” şeklindeki sözlük anlamını hatırlattıktan sonra insanın bir ameli ya sırf Allah için ya da Allah’tan başka biri için veya her iki amacı birlikte gözeterek yapacağını, sonuncu durumda ya Allah rızâsını veya başkasını memnun etmeyi öne alacağını belirtmekte, bunlardan sadece birinci amelin makbul olduğunu, ameline gösteriş karıştırmakla birlikte Allah rızasını önde tutanların da ihlaslı kimselerden sayılmasının umulduğunu söylemektedir.4

Sonuç olarak ihlas, yapılan ibadet ve hayırlı işleri her türlü gösterişten, çıkar hesabından ve insan beğenisi arzusundan arındırarak yalnızca Allah’ın rızasını esas gaye edinerek yapmaktır. Gerçek değer ve kabul, insanların övgüsünde değil, Allah’ın kabulündedir. Bu bağlamda ihlas, kalbi şirkten ve riyadan koruyan, ameli bereketlendiren ve kişiyi şeytanın tuzaklarına karşı muhafaza eden en temel manevi güçtür.

Kaynakçalar
  1. Süleyman Ateş, "İhlâs", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2000, c. 21, s. 535.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 167.

  3. Hicr, 15 / 39-40.

  4. Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 19 s. 188-189.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız