RİSALE-İ NUR

22.11.2024

738

Yedinci Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Yedinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?

27.11.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

19. Söz'ün 7. Reşhasını cümle cümle kısaca izah edelim. Şöyle ki:

Yedinci Reşha: İşte bak! Şu cezire-i vasiada vahşi ve adetlerine mutaassıb ve inadcı muhtelif akvamı, ne çabuk adat ve ahlak-ı seyyie-i vahşiyanelerini def‘aten kal‘ ve ref‘ ederek, bütün ahlak-ı hasene ile techiz edip, bütün aleme muallim ve medeni ümeme üstad eyledi.

İşte bak! Şu geniş Arap Yarımadası'nda, cahiliyet devrinde vahşi, âdetlerine aşırı bağlı ve inatçı farklı kavimleri ne kadar kısa bir sürede vahşi olan âdet ve ahlaklarından kurtarıp, bir çırpıda kökünden söküp atarak onları tam bir güzel ahlak ile donatıp, bütün aleme öğretmen ve medeni ümmetlere üstad eyledi.

Dünyanın en büyük yarımadası olan Arap Yarımadası'nda, İslamiyet'ten önce yaşayan kabileleri incelediğimizde; kendi çocuklarını diri diri toprağa gömen, kan davalarıyla meşhur bir topluluğu görüyoruz. Kadınlara ve kölelere değer verilmiyor; içki, fuhuş, kumar, sosyal adaletsizlikler, ırkçılık ve çapulculuk yaygındı. Örf ve âdetlerine körü körüne bağlı, atalarının dinlerine (putperestliğe) sorgusuz sualsiz tabi olunuyordu. Kabileler arasında yüz yıllar süren savaşlar vardı.

İslamiyet ile öyle değiştiler ki İslam'ın ruhuna uymayan âdetlerini, kötü ahlaklarını ve vahşi kanunlarını Peygamber Efendimiz'e (sav) uymakla değiştirdiler. Halbuki İslam'dan önce âdetlerine sımsıkı bağlı kimseler idiler. “Asr-ı Saadet'ten evvelki zamanlarda kalplerdeki katılık, merhametsizlik öyle bir hale gelmişti ki, onları evlendirmekten utanıp bunun yerine kızlarını diri diri gömerlerdi. Asr-ı Saadet'te İslamiyet'in doğurduğu merhamet, şefkat, insaniyet sayesinde, evvelce kızlarını gömerken kalpleri sızlamayanlar, İslamiyet dairesine girdikten sonra karıncaya bile ayak basamaz oldular.” 1

Hz. Peygamber'in (sav) yaptığı bu değişim ve dönüşümle İslam öncesi dönemde vahşi, kaba ve cahil olan o topluluk, Peygamber Efendimiz'e (sav) iman etmekle sahabe makamına çıkıp medeni milletlere/süper devletlere imam ve öğretmen oldular. Birer diplomat olup İslam devletinin temsilcisi olarak diğer devletlerle ilişkiler kurdular.

Bak! Değil zahiri bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir etti. Mahbub-u kulub, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu. 2

Bak! Kendini baskı ile onlara kabul ettirmek değil, belki akıllarını, ruhlarını, kalplerini, nefislerini fethederek rızalarıyla itaat etmelerini sağladı. Sevgili Peygamberimiz (sav), bütün müminlerin kalplerinin sevgilisi, akıllarının hocası, nefislerin terbiye edicisi ve ruhlarının sultanı oldu.

Gönül iklimleri aşk-ı peygamberi ile abad olmuş sahabeler, Rasulullah'ın (sav) meclisinde otururken sanki başlarının üzerinde bir kuş varmış da ses çıkarsalar veya kımıldasalar uçuverecekmiş gibi sükunet, huzur ve hürmet içinde durur, 3 Efendimiz'i (sav) büyük bir dikkatle ve anlamaya çalışarak dinlerlerdi. Ondan aldıkları dersleri ruhlarına ve kalplerine nakşederlerdi.

Sevgili Peygamberimiz (sav), baskı ve zorlama ile değil, akli ve mantıki izahlarla ikna olacakları şekilde insanlara dinini tebliğ etmiştir.

Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.4

Bu düstur ile hareket edip farklı kültürlerden, farklı kabilelerden gelen ve farklı seviyelerde olan insanlara anlayacakları şekilde, karakter ve ihtiyaçlarına göre hitap ederdi.

Bu Reşha'da Peygamber Efendimizin (sav) nebevi eğitim metodu ve tebliğ vazifesinde başarılı olmasının sırları da anlatılmaktadır. Eğitimde ve tebliğde en önemli nokta, kalplere girebilmektir. Kalplerde muhabbet olunca doğruyu ve yanlışı anlatmak, yani öğreticilik, daha etkili ve faydalı olur. Doğruyu ve yanlışı güzelce anlattıktan sonra yanlışı kaldırıp yerine doğruyu koymak, yani terbiye kısmına geçmek gerekir. Böylece kişi, kendisine tebliğde bulunan kişiyi canından aziz bilip nasihatlerinden tam istifade eder. Peygamber Efendimiz (sav) hem ahlakıyla hem de davranışları ile asrında çok sevilip takdir edilmiştir. Akrabalık bağlarını kuvvetli tutması, fakir ve düşkünlere el uzatması, mazlumları koruması vb. davranışlarıyla gönüller sultanıydı. Asla kimseye haksızlık etmez ve kaba davranmazdı. Enes b. Malik, Rasulullah ile birlikte geçirdiği yıllarla ilgili olarak şöyle diyor:

Rasulullah'a on yıl hizmet ettim. Bu süre zarfında bana bir kez olsun asla "üf" bile demedi. Yapmış olduğum bir şeyden dolayı "bunu niye yaptın", terk ettiğim bir şeyden dolayı da "bunu neden yapmadın" demedi. Rasulullah, insanlar içinde ahlakı en güzel olan idi. 5

Konuyla ilgili Kur'an'da şöyle buyrulmaktadır:

İşte Allah’tan bir rahmet iledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Halbuki kaba, katı kalpli olsaydın, elbette (onlar) etrafından dağılırlardı.6

Bunların neticesinde onlar Peygamber Efendimiz'i (sav) o kadar sevdiler ki "Anam babam ve tatlı canım sana feda olsun ya Resulallah!" diyerek ondan korktukları için değil, ona olan sevgileri ile tabi oldular. Zira korku ile olsaydı o sevgi, o asırda dahi bu kadar yayılmaz, hemen vefatıyla son bulurdu.

Peygamber Efendimiz (sav) o asırda en sevilen kişi olduğu gibi, bütün asırlarda dahi en sevilen kişi yine O'dur (sav). Günümüzdeki bütün Müslümanların en sevdiği, kalplerinin sahibi, akıllarının muallimi, nefislerinin terbiyecisi, ruhlarının sultanıdır. O'nun (s.a.v.) ismi anıldığında yürekler çarpar, eller hemen kalbe, diller hemen salavata yönelir. Yeryüzünde Peygamber Efendimiz'den (sav) başka böylesine sevilen bir insan olmamıştır, olmayacaktır. Bu sevginin kaynağı onun Allah'ın resulü olmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) insanlığı karanlıklardan aydınlığa, vahşetten saadete taşımıştır. Bu durum dahi O'nun (sav) peygamberliğinin en büyük delillerinden birisidir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016,160

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.323

  3. et-Taberani Süleyman b. Ahmed, el-Mu’cemu’l Kebir, nşr. Hamdi Abdü’l-Mecid es-Selefi, Beyrut, 1984, s.471.

  4. Buhari, İlim 11, Edeb 80, Cihad 164; Müslim, Cihad 6-7. Ayrıca bk. Ebu Davud, Edeb 17

  5. Tirmizi, Birr ve Sıla, 69

  6. Al-i İmran 3/159


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız