Sözlükte “arınmak, saflaşmak, kurtulmak” mânasındaki hulûs/halâs kökünden türetilmiş olup “bir şeyi, içine karışmış ve değerini düşürmüş olan başka şeylerden temizleyip arındırmak, saflaştırmak” anlamına gelen ihlâs kelimesi, terim olarak “ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir. İslâmî literatürde ihlâs daha geniş olarak şirk ve riyadan, bâtıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve genel mânada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızâsını gözetmeyi ifade eder.1
Çok sayıdaki adları arasında, İslâm dininin temel ilkesi olan tevhid inancının bir ifadesi olduğu için verildiği anlaşılan İhlâs ve aynı zamanda sûrenin ilk âyeti olan “Kul hüvallāhü ahad” en çok kullanılanlarıdır. Sûre özellikle Türk sözlü kültüründe “Kul hüvallah”, bunun da kısaltılmışı olan “Kul hü” şeklinde, ayrıca “İhlâs-ı şerif” diye de anılır. Sûreye, Allah’ın birliği inancını öz olarak ifade ettiği için “tevhid”, aynı inancın İslâm’da temel akîdeyi oluşturması sebebiyle “esâs”, sûrede hiçbir şeyin Allah’a benzetilemeyeceği, O’nun her şeyden başka ve üstün olduğu anlatıldığı için “tecrîd”, Allah’a burada anlatıldığı şekilde inananlar bu sayede kurtuluşa erecekleri için “necât”, kişi bu sûrede anlatıldığı şekilde iman ettiği takdirde Allah’ın sevgisi ve dostluğunu kazanacağı için “velâyet” adları da verilmiştir. Fazla yaygın olmamakla birlikte “tefrid, mârifet, cemâl, nisbet, bereket, berâet, müzekkire, nûr, mânia, eman” gibi isim ve niteliklerin kullanıldığı da belirtilmektedir. İhlâs sûresi Kâfirûn ile birlikte “İhlâseyn” ve “Mukaşkışateyn” (tedavi eden), Felak ve Nâs sûreleriyle birlikte “Muavvizât” adlarıyla da anılır.2
İhlâs sûresinin ismi ile alakalı âlimler şöyle demişlerdir:
Râzî'ye göre: Burada zikredilen sıfatlara ihlâs ile îmân eden bir kimsenin, cehennemden kurtulacağı rivâyet olunduğundan, bu sûreye de aynı isim verilmiştir.3
Elmalılıya göre: Bu sure, dinin temel ilkesi olan tevhidi en halis ve en güzel şekilde dile getirdiği için "ihlas" adını almıştır. Bundan dolayı "Esas" adıyla da anılır. Bundan dolayı bu sureye "Tevhid Suresi", "Tefrid Suresi", "Tecrid Suresi", "Necat Suresi", "Velayet Suresi", "Ma'rifet Suresi" dahi denilmiştir. Çünkü bu surenin içeriğini tam kavramakla Allah tanınmış olur.4
İsmail Hakkı Bursevî'ye göre: İhlâs, samîmî olmak, dine içtenlikle bağlanmak, onun esâslarını sırf Allah rızâsı için tatbik etmek mânâsına gelir. İslâm’ın tevhid akîdesinin en özlü ve anlamlı ifâdesidir.
İbn-i Kesir'e göre ise bu surede Allah Teala'nın celal sıfatlarından ibaret olan selbi sıfatlarından başka hiçbir sıfatı zikredilmemiştir. Ayrıca bu sıfatlara inananlar, Allah'ın dininde ihlaslı olarak yer alırlar. Bu sıfatlara inanarak ölenler cehennemden kurtulurlar.5
Sonuç olarak, İhlâs Sûresi, hem ihlâs kavramının hem de tevhid inancının en temel ifadesi olarak İslâm inancının merkezinde yer alır. Bu sûre, Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden tanımayı, imanı şirk ve riyadan (gösteriş) arındırmayı ve bütün kulluğu yalnızca O’nun rızâsına yöneltmeyi öğretir. Âlimlerin ortak kanaatiyle İhlâs Sûresini hakkıyla anlayıp iman eden kimse, itikadını sağlamlaştırır ve kurtuluşa giden yolu tutmuş olur.
Süleyman Ateş, "İhlâs", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2000, c. 21, s. 535.
Emin Işık, "İhlâs Sûresi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2000, c. 21, s. 537.
Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 16, s. 176.
Elmalılı M. Hamdi Yazır, "Hak Dini Kur'an Dili", Azim Dağıtım Zehraveyn Yayın, c. 10, s. 56-57.
İbn-i Kesir, “Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri”, Çağrı Yayınları, 2008, c. 15, s. 8758.

