Sorular

17

Moğol İstilâsı İslâm Dünyasını Nasıl Sarstı, Neden Yıkamadı?

Moğol istilâsı, İslâm dünyasında çok büyük bir tahribata sebep oldu; fakat İslâm'ı mağlûp edemedi. Şehirler yıkıldı, kütüphaneler harap edildi, milyonlarca insan öldürüldü. Hususan Bağdat'ın düşmesi, hilâfet merkezinin sarsılması bakımından çok ağır bir darbe oldu. Fakat bu yıkım, İslâm'ın hakikatini ortadan kaldırmadı; bilâkis maddî merkezler yıkılsa da îman ve Kur'ân hakikatleri yaşamaya devam etti.Tekrar yükselişin sebebi, İslâm'ın yalnız bir devlet veya coğrafya ile kaim olmamasıdır. İslâm'ın kuvveti, Kur'ân'a dayanır. Devletler zayıflasa da medreseler, âlimler, tasavvuf mektepleri, halkın îmanı ve ümmet şuuru İslâm hayatını yeniden ayağa kaldırdı. Nitekim bir müddet sonra Moğolların bir kısmı da İslâmiyet'i kabul etti. Böylece başlangıçta yakıp yıkan kuvvet, daha sonra İslâm dairesine girdi.Bu hâdise, bâtıl kuvvetlerin geçici; hakikatın ise bâkî olduğunu gösterir. Tarihte bazen ehl-i hak büyük musîbetlerle sarsılır; fakat bu, nihâî mağlûbiyet değildir. Kur'ân'ın nuru söndürülmez. Moğol istilâsından sonra Memlükler, Anadolu'daki İslâm merkezleri ve daha sonra Osmanlı gibi büyük yapılarla İslâm dünyası yeniden kuvvet bulmuştur. Yüce Rabbimiz İslam'ın her daim galip geleceğini şöyle müjdelemiştir:Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; hâlbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu tamamlayıcıdır!1Netice olarak, Moğol istilâsı İslâm dünyasını siyasî, askerî ve ilmî bakımdan çok yaralamış; fakat İslâm'ın özünü yıkamamıştır. Çünkü İslâm'ın hakikati ilâhîdir; geçici mağlûbiyetler onun nurunu söndüremez.KaynakçalarSaf, 61/8.

151

Mana, Kelime, Ses ve Zulmetten Meleklerin Yaratılması

Elbette o Kadîr-i Hakîm bu kusursuz kudretiyle, bu noksansız hikmetiyle; nur gibi, esîr gibi ruha yakın ve münasib olan sair seyyalat-ı latîfe maddeleri ihmal edip hayatsız bırakmaz, camid bırakmaz, şuursuz bırakmaz. Belki madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esîr maddesinden, hattâ manalardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halkeder ki; hayvanatın pekçok muhtelif ecnasları gibi pekçok muhtelif ruhanî mahlukları, o seyyalat-ı latîfe maddelerinden halkeder. Onların bir kısmı melaike, bir kısmı da ruhanî ve cin ecnaslarıdır. 29 sözde geçen bu metinde; zulmetten, mânâdan, kelimelerden ruhani mahlûkların yaratılması ne demektir, nasıl olur, bilgisine mazhar olabildiğimiz örneği var mıdır? İzah eder misiniz?

368

Bir Ortamın Manevî Havası Neye Göre Şekillenir?

İnsanlar bir ortamın manevî havası ve gayb âlemi hakkında konuşurken çoğu zaman cinlerle ilgili konulara yöneliyor; ancak bu konuşmaların önemli bir kısmı hurafelere dayanıyor ve çoğu zaman faydadan çok zarar veriyor. Oysa bir ortamın manevî atmosferi yalnızca cinlerle ilgili değildir; meleklerin varlığı da bu atmosferin önemli bir parçasıdır. Her ortamın manevî durumuna göre şeytanların, cinlerin ve meleklerin etkisi farklılık gösterebilir. Ayrıca orada bulunan insanların ihlası, amelleri ve konuşmaları da o ortamın manevî havasını etkileyebilir. Bu çerçevede bir ortamın manevî atmosferi nasıl oluşur? Meleklerin, cinlerin ve şeytanların bu ortamlardaki varlığı ve etkileri hakkında sahih kaynaklara dayalı doğru bilgi nedir?

9

Peygamber Efendimiz (sav) Ud Kokusunu Sever miydi?

Sevgili Peygamberimizin (a.s.m) mübarek hanesinde temizlik ve güzel kokuya ayrı bir önem verilirdi. Evde zaman zaman misk, kâfur, amber ve ud (öd ağacı) gibi hoş kokulu maddeler yakılır; böylece ortama yayılan latif kokularla hane tütsülenirdi.1Ayrıca BakınızMELEKLERİN KAHVE KOKUSUNU SEVDİĞİ İLE ALAKALI HADİS VAR MIDIR?Kaynakçalarİbn Sa'd, s.113; M Hamidullah, İslam Peygamberi-trc.Salih Tuğ, c. 2, s. 1063.

10

İkindi Vaktinde Gelen Huzursuzluk Neden Olur?

İnsanların hangi duyguları hissedecekleri ve duyguları hissetme yoğunlukları; fıtratlarına, manevi yaşantılarına, geçmiş yaşantılarına, travma deneyimlerine, durumlara, ortama ve zamana göre değişebilmektedir. Örneğin duygusal açıdan biraz hassas bir çocuk, ailesinden "Akşam ezanından önce evde olacaksın." şeklinde bir talimat alır ve eve her geç kaldığında şiddetli tepkiler görürse, akşam ezanları olumsuz duyguları çağrıştıracak şekilde kodlanabilir. Başka bir örnek verecek olursak; çalışma saatleri akşamla başlayan, işini sevmeyen ve işe gitmek istemeyen bir insan, ikindi vaktinde işe gitmek için hazırlıklara başlayacaktır. Olumsuz duygulara sebep olan sürecin hemen öncesinde olduğundan, ikindi vakti huzursuzluğu tetikleyebilir. Dolayısıyla bu tarz durumlarda hissedilen duygunun tetikleyicisi, geçmiş bir deneyim veya yakın zamanda yapılacak keyifsiz bir iş olabilir. Duygular söz konusu olduğunda çok fazla etken bulunduğundan, bu duygu değişimlerinin nedenlerini tamamen net olarak ortaya koymak çoğu zaman mümkün olmamaktadır.Kişisel birtakım etkenler dışında, ikindi vaktinin insan üzerinde bazı fizyolojik ve psikolojik etkileri olabilmektedir. İkindi vakitlerinde sabahları bizi zinde tutan kortizol hormonu düzeyinin düşük seviyelere inmesi, gün ışığının farklı bir renge dönüşmesiyle beraber havanın değişmesi, öğle yemeğinden birkaç saat sonra yaşanan glikoz seviyesinin düşmesi ve bu vakitlerin günün bitişini çağrıştırması gibi nedenler, insanın iç âlemini etkileyebilmektedir.Özetle ikindi vaktinde hissedilen duyguları; kişisel, çevresel ve durumsal nedenler ile ikindi vaktiyle beraber yaşanan fizyolojik ve psikolojik değişiklikler etkileyebilmektedir.

9

Bezm-i Elest Meselesi Nasıl Anlaşılmalıdır? Ayetler ve Risale-i Nur'dan İşaretler

"Bezm" kelimesi, Farsça'da sohbet meclisi anlamına gelir. "Elestü", Arapça'da “ben değil miyim” anlamında çekimli bir fiildir. Bu ikisinin birleşiminden oluşan Bezm-i Elest; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” hitabının yapıldığı ve ruhların da “evet” diye cevap verdikleri meclisi ifade eder. Aynı zamanda bu ezelî ahid, misak ve yemini de ifade eder. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hakikat şöyle bildirilir:Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkarıp da onları kendilerine karşı şâhid tutmuştu (ve buyurmuştu ki:) “(Ben) sizin Rabbiniz değil miyim?” (Bütün ruhlar) قاَلُوا بَلٰي (dediler ki:) “(Evet! Sen bizim Rabbimizsin!) Şâhid olduk!” Tâ ki kıyâmet günü: “Doğrusu biz bundan habersiz kimselerdik!” demeyesiniz.1Bezm-i elest, dolaylı olarak Rûm suresinde şöyle geçer:(Ey Resûlüm!) Öyle ise hakka yönelmiş olarak yüzünü (hak) dîne doğrult! Allah'ın, insanları onun üzerine yarattığı (İslâm) fıtratına! (Ki her çocuk, İslâm fıtratı üzere doğar.) Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte doğru din budur! Fakat insanların çoğu bilmezler.2İslam âlimleri bu meseleyi hakiki ve temsili olmak üzere iki şekilde açıklamışlardır. Birinci izaha göre ruhlar gerçekten toplanıp konuşmuşlardır. İkinci izaha göre ise bu ayetler, insanın fıtratına, yaratılışına konmuş olan Cenab-ı Hakk'ı bulma ve tanıma kabiliyetine işaret etmektedir. İnsanın Rabbi'ni tanımaya kabiliyetli olduğunu, kulluğun ve marifetullahın insan fıtratına yerleştirildiğini gösterir.Risale-i Nur'da bu kavram doğrudan geçmemektedir. Fakat "Bezm-i Elest"in izahı olan Cenab-ı Hakk'ı tanıma kabiliyeti ise, külliyatın pek çok yerinde karşımıza çıkar. Bediüzzaman Hazretleri, insanın vicdanında ve fıtratında marifet ve ubûdiyet (Allah'ı tanıma ve kulluk) istidatlarının yerleştirildiğini anlatır. İnsanın mahiyetinde, Rabbini tanıyacak, O'na yönelecek ve O'nu tasdik edecek çekirdekler bulunduğunu beyan eder. Yani Bezm-i Elest, yalnız geçmişte olmuş bir hitap değil aynı zamanda insan vicdanında her zaman hissedilen marifet ve ibadet bilincidir. Risale-i Nur'dan bu hakikate misal olacak bazı yerleri aşağıya balıyoruz:Hem dahi ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet. "Gayr-i meşrû' bir muhabbetin netîcesi, merhametsiz azâb çekmektir" kāidesi sırrınca, siz fıtratınızdaki Cenâb-ı Hakk'ın zât ve sıfât ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve ma'rifet isti'dâdını ve şükür ve ibâdât cihâzâtını, nefsinize ve dünyaya gayr-i meşrû' bir sûrette sarf ettiğinizden bilistihkāk cezâsını çekiyorsunuz. 3Beşer fıtraten, şu kâinâtın Hâlik'ına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır.4Cenâb-ı Hak, hadsiz kudretini ve nihâyetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz ve nihâyetsiz bir fakr derc eylemiştir. 5Ayrıca BakınızELEST BEZMİ'NDE/ KALU BELA'DA ALLAH'A VERİLEN SÖZÜN HATIRLANMAMASIKaynakçalarA'râf, 7/172.Rûm, 30/30.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 303.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 58.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 9.