Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Vahiy iki kısımdır. Biri, vahy-i sarîhîdir ki, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdâhalesi yoktur. Kur'ân ve bazı ehâdîs-i kudsiye gibi. İkinci kısım, vahy-i zımnîdir. Şu kısım mücmel ve hulâsası, vahye ve ilhâma istinâd eder. Fakat tafsîlâtı ve tasvîrâtı Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a âittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsîl ve tasvîrde Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazen yine ilhâma ya vahye istinâd edip beyân eder. Veyahud kendi firâsetiyle beyân eder. Ve kendi ictihâdıyla yaptığı tafsîlât ve tasvîrât, ya vazîfe-i risâlet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyân eder. Veyahud örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyân eder. 1Sünnetin vahiy ile ilişkisini anlayabilmek için önce vahyin iki kısmını bilmek gerekir.Birinci kısım vahy-i sarîhtir. Buna vahy-i metlüv de denilir. Bu, açık ve doğrudan vahiy demektir. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bu kısımda Allah'tan gelen vahyi olduğu gibi tebliğ eder; kendi tarafından bir ilâve yapmaz. Yani burada vazifesi, gelen vahyi insanlara eksiksiz bildirmektir. Kur'ân-ı Kerîm bu vahyin en açık misâlidir. Bazı hadîs-i kudsîler de bu kısma dahil edilmiştir.İkinci kısım ise vahy-i zımnîdir. Buna vahy-i gayr-ı metlüv de denilir. Bu kısımda vahyin özü ve esası Allah'tan gelir; fakat açıklanışı, misallerle anlatılması ve tafsil edilmesi Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm kendisine gelen bu özlü hakikati bazen yine vahiy ve ilhâm ile, bazen de firâset ve hikmetle beyan etmiştir. Bu sebeple hadîslerde yer alan her ayrıntıyı, Kur'ân âyetleri gibi lafzıyla doğrudan vahiy kabul etmek doğru değildir. Burada önemli olan nokta şudur: Bazı hakikatler Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'a özet hâlde bildirilmiş, o da bunları insanların anlayışına uygun bir üslûpla açıklamıştır. Bu açıklamalarda hem peygamberlik vazifesinin nûru hem de beşeriyet hâlinin gerektirdiği ifade tarzı birlikte görülebilir. Onun için hadîsleri değerlendirirken bu incelik göz önünde bulundurulmalıdır.Sünnet; kelime olarak yol, gidişat, yaşayış tarzı ve takip edilen usûl demektir.2 Kur'ân-ı Kerîm'de “sünnetullah” ifadesi, Allah'ın kâinatta ve insan hayatında cari olan değişmez kanunlarını anlatır. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sünneti ise onun sözleri, fiilleri, tavırları ve onaylarıdır. İslâm âlimleri sünneti kendi ilim dallarına göre farklı şekillerde tarif etmişlerdir; fakat hepsinin ortak noktası şudur: Sünnet, Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dinin yaşanışını fiilen göstermesidir. Bu itibarla sünnet, Cenâb-ı Hakk'ın vahiy ile bildirdiği hakikatlerin, Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hayatında yaşanmış ve uygulanmış şeklidir.Kısaca sünnet; Kur'ân ve hadîs-i kudsî gibi doğrudan vahiy olmamakla beraber, vahyin gölgesinde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Allah tarafından makbul ve râzı olunmuş söz, fiil ve hâllerinin hayata akseden şeklidir.Ayrıca BakınızSÜNNETİN GÜNLÜK HAYATTAKİ FAYDALARIFARZ VE SÜNNETİN EHEMMİYET SIRASIRİSALE-İ NUR'DA SÜNNET-İ SENİYYE BAHİSLERİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 230.MURTEZA BEDİR, "SÜNNET", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010, c. 38, s. 150.https://islamansiklopedisi.org.tr/sunnet--peygamber#1 (18.05.2026).