Muhtelif Meseleler

13.02.2010

9940

Ateizm Nedir? Ateizmin Neticeleri

Ateizm hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz?

13.02.2010 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlhâd (ateizm), sözlükte “meyledip yönelmek, gerçekten sapmak, emredileni yerine getirmemek, kuşku duymak, mücadele ve münakaşa etmek” gibi anlamlara gelen ilhâd kelâm terimi olarak “Allah’ın varlığı veya birliğini, dinin temel hükümlerini inkâr etmek, bunlar hakkında kuşku beslemek veya uyandırmak, dinî kuralları hafife almak” mânasında kullanılır. İlhâda sapan kimseye mülhid (inançsız) denir.1

Ateizmin Tarihi Seyri ve Sebepleri

İnsanlık tarihinde, insanların aya, güneşe, taşlara, putlara taptıkları çoklukla görülse de ateist oldukları yani bir yaratıcının varlığını reddettikleri pek görülmemiştir. Âdem'den (as) bu yana bütün Peygamberler müşrik kavimlerle -yani Allah’a inanan, fakat putları ona ortak koşan kimselerle- mücadele etmişler ve onları tevhide (tek İlâh inancına) davet etmişlerdir. Keza İslâm’ın ilk döneminden günümüze kadar da İslâm toplumlarında (çok az bir kısım filozofun haricinde) ateist insanlar olmamıştır. İslâm âlimleri toplumda ateistlerle değil, Mutezile, Şia gibi bâtıl fırkalarla mücadele etmişlerdir. Bunun yanı sıra Yeniçağa gelinceye kadar Avrupa da dahi ateizme pek rastlanmamaktadır.

Allah’ı inkâr dediğimiz ateizmin dünya çapında yaygınlaşması, modern zamanlara has bir özelliktir. Orta çağ Avrupa’sında kilise baskısı, kilisenin akla mantığa ters inançları, filozofların kiliseden nefret etmesine ve bilimsel çalışmaların ateizme kaymasına sebep oldu.

Mesela kilise, coğrafi keşiflere çıkmayın, uzun okyanus seyahatleri yapmayın çünkü oralarda dev dalgalar/girdaplar ve farklı yaratıklar var diyordu. Kilisenin bu söylemi asırlarca etkisini göstermiş ta ki coğrafi keşiflerle asılında böyle bir durum olmadığı anlaşılmıştır. Yine Endüljans yani Hıristiyanlıkta, işlenen günahlardan dolayı dünyada çekilecek cezanın belirli şartlar karşılığında kilise tarafından affedilmesi anlamında kullanılıp insanlara para karşılığında cennetten arsa satma durumuna kadar gidilmiştir.2 Bu ve benzeri tüm durumlar haliyle Avrupa'da dinden bir kopukluk meydana getirmiştir. Bu sebeple akılda ve mantık bağlamında dini atıp onun yerine bilimi ikame etmişlerdir. Din sadece kalben inanılacak bir olgudur, akıl ve bilim ise dinden üstündür algısı yani "Fideizm" düşüncesi yaygınlaşmıştır.3

Önceleri filozoflar arasında yaygınlaşan ateizm daha sonra halkı da etkisi altına alarak Avrupa toplumlarını ateist toplumlara dönüştürdü. Batı kültürünün bütün dünya milletlerini etkilemesiyle ateizm bir veba gibi her yere yayıldı. Diğer milletlerin Avrupa karşısında aşağılık kompleksine kapılması ateizmin yaygınlaşmasını kolaylaştırdı. Böylece Hristiyanlık dininin akıldan uzak tutumuna bir tepki olarak ortaya çıkan ateizm mantığı ve aklı ön planda tutan İslâm içinde de aynı mantıkla uygulanmaya çalışıldı. Ve tüm dinlere bir tepki haline dönüştü.
Ateizmin çıkış sebepleri ve yayılışına bakacak olursak;
1-Kilisenin Baskısı
Orta çağ Avrupa’sında kilise toplum hayatına hâkimdi. Bu dönemde Avrupa’da yapılan ilmi çalışmalar daima kilisenin baskı ve tenkidiyle karşılaştı. En küçük bir mesele bile kilisenin bilim adamlarını tekfir etmesine, hatta işkencelerle öldürmesine sebep olabiliyordu. O dönemde Engizisyon mahkemelerince öldürülen insanların sayısının 300.000 olduğu tahmin ediliyor. Bunların 32.000’i diri diri yakılarak öldürülmüştü.4 Kopernik’in kitabı 1616’dan, 1835 yılına kadar 200 yıl boyunca yasak kitap ilan edildi. Meşhur Galileo, Kopernik’in fikirlerini savunduğu için muhakeme edildi, işkence ve ölüm tehditleri yüzünden görüşlerinden vaz geçtiğini söylemek zorunda kaldı. Galileo ölümden kurtuldu, fakat ölünceye kadar ev hapsine mahkûm edildi. Bilim adamlarından Bruno ise, diri diri ateşte yakıldı.5 Kilisenin aşırı baskıcı ve sert hali bilim adamlarında ve halkta büyük bir nefreti netice verdi. Bu nefret Reform ve Rönesans hareketleri sonrasındaki bütün bilimsel çalışmaların dinsiz (seküler) bir mecraya dökülmesinin sebebi oldu. Bedîüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:

Fransızlarda havâs ve hükûmet adamları elinde çok zaman dîn-i Hristiyânî, bâhusus Katolik mezhebi, bir vâsıta-i tahakküm ve istibdâd olmuştu. Havâs, o vâsıta ile nüfûzlarını avâm üzerinde idâme ediyorlardı. Ve serseri ta‘bîr ettikleri avâm tabakasında intibâha gelen hamiyetperverlerini ve havâs zâlimlerin istibdâdına karşı hücum eden hürriyetperverlerin mütefekkir kısımlarını ezmeye vâsıta olduğundan ve dört yüz seneye yakın Firengistanda ihtilâller ile istirâhat-i beşeriyeyi bozmaya ve hayat-ı ictimâiyeyi zîr u zeber etmeye bir sebeb telakkî edildiğinden, o mezhebe dinsizlik nâmına değil, belki Hristiyanlığın diğer bir mezhebi nâmına hücum edildi. Ve tabaka-i avâmda ve feylesoflarda bir küsmek, bir adâvet hâsıl olmuştu ki, ma‘lûm hâdise-i târîhiye vukūa gelmiştir.6

Yani Fransa’da Katolik Hristiyanlık, uzun süre üst tabaka ve devlet erkânı tarafından halk üzerinde baskı kurmanın bir aracı olarak kullanılmıştır. Bu durum, zulme karşı çıkan özgürlükçüleri ve düşünen kesimleri sindirmeye yaradığı için toplumda dine karşı bir küskünlük ve düşmanlık doğurmuştur. Asırlar süren bu baskılar, ihtilallerle toplumsal düzeni sarsmış ve dinin bizzat kendisi hedef hâline gelmiştir. Neticede ortaya çıkan bu durum, dine değil hakikatte dinin istismarına karşı bir isyanın ürünüdür.

2-Yanlış Akıl Yürütme
Kopernik’in (1473-1543) dünya merkezli değil, güneş merkezli kâinat görüşünü ortaya atmasından, 19. yüzyıla gelinceye kadar batı düşüncesi büyük bir değişim geçirdi. Bu değişim kademeli olarak akla mantığa ters inançları olan kilise zihniyetini bitirecek ve ateizmi netice verecek bir şekilde oluştu. Bir kısım bilim adamları böyle bir neticeyi istememiş olsa bile bu neticeyi değiştirmedi.
Bilim adamları fizikî âlemde görünen olayları ele alırken bir bilim metodolojisi (yöntem bilim, epistemoloji) geliştirdiler ve bu metodoloji ile fen bilimlerini oluşturdular. Bu metodolojinin fen bilimlerinin gelişmesine büyük katkısı olduğu tartışılmaz. Fakat bu metodolojinin kendi sahasının dışında, metafiziğe (fizik ötesine) de uygulanması, büyük bir hataydı ve bu hal ilerde insanlık âleminin manevî yönlerini bütünüyle tahrip edip yıkacaktı.
Modern felsefenin başlatıcılarından Francis Bacon deney ve tecrübeye, Descartes ise akla büyük önem veriyordu. Newton evrende sebep-sonuç ilişkisinin kesinliğini savundu, mekanik bir kâinat modeli ortaya koydu. Kant insan aklının metafiziği kavrayamayacağını ve ispat edemeyeceğini iddia etti. Yapılan bütün çalışmalar, meydana gelen olayları doğa kanunlarıyla, sebep-sonuç ilişkisiyle izah ediyor ve bu durum yaratıcıyı inkâra kapı aralıyordu. Allah’a inanan (veya inandığını söyleyen) bilim adamlarının çalışmaları bile (belki de farkında olmadan) ateizme hizmet etti.

Kilisenin ateizm karşısında mukavemet edemeyişi ise Hıristiyanlığın fikri yapısının sağlam olmayışından kaynaklanıyordu. Örneğin kilise, teslis (üçleme), asli günah, vaftiz vb şeylerin mantıki bir izahını yapamıyordu. Yine İncil'de bir yaratıcının vasfına aykırı olarak şöyle bir pasaj geçmektedir.

Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.7

Kilisenin çoğu zaman felsefesinden istifade ettiği Aristo’da kâinata müdahale etmeyen bir tanrı anlayışına sahipti. Neticede kilise toplum hayatındaki etkisini kaybetti. 19. yüzyıla gelindiğinde ateizm için büyük bir alt yapı hazırlanmıştı. Bu yüzden materyalizm, pozitivizm, evrim, kominizim gibi ateist felsefeler bu çağda büyük bir alaka gördü ve yaygınlaştı. Böylelikle dinin yerine bilim geçti, bilimin her meseleyi çözeceği iddia edildi.
3-Özgürlük ve Nefsanî Arzular
Din duygusu insanın nefsanî arzularını sınırlandırır ve engeller. Örneğin Dostoyevski “Tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu” derken, filozof Sartre de “Tanrı varsa özgürlük yok demektir” der. Nefisperest insanlar bu sınırlandırmadan kurtulabilmek için ateizme sarılırlar. Ateizm onlara sınırsız bir hürriyet ve zevk bahşeder. Bu hürriyet ve zevke düşkünlükle gurur, kibir, kin gibi duyguların; yeme, içme, fuhuş, hırsızlık, adam öldürme, zulüm gibi fiillerin önü açılır. İnsanı sınırlandıran, engelleyen hiçbir şey kalmaz.
Psikolog Antoino Vergote zevklerin meşrulaştırılmasını ateizmin en mühim sebeplerinden sayar. Simon de Beauvoir, kendi otobiyografisinde bunu kaçamaksız doğrulamaktadır ve şöyle der:

İlâhî otorite ve bağımsızlık isteği arasındaki çatışma çoğu zaman zevk ve mutluluk sorunundan hareketle hızlanmaktadır. Özellikle cinsel zevk arzusunun iman tutumunu parçalaması muhtemeldir.8

Ateist felsefecilerin hayatı incelendiğinde çoğunun nefsî bir hayat sürdüğü görülür. Aydınlanma çağının meşhur filozofu Jean-Jacques Rousseau'nun gayrı meşru 5 çocuğu olmuştur.9 İlk çağ filozoflarından Epikür’ün “haz” felsefesi yeniçağda bazı filozoflar tarafından benimsendi.10 Rönesans döneminde ahlaksızlık sanata dönüştü, Freud psikolojisiyle de ilmi bir kimlik kazandı. Günümüzde modern insan için Allah’ın varlığı, yokluğu önemli değildir. Onun için önemli olan kendi hayatı, menfaati ve lezzetleridir. İnsan “eğer Allah varsa bile benim hayatıma karışmasın” diye düşünür. Günah işleyip de vazgeçemeyenler cehennem azabını hatırladıkça rahatsız olurlar. Bu rahatsızlıktan kurtulmak için inkâra saparlar. Böylelikle kendilerini, rahatlatırlar. Bazen bu tür insanlar hakkı, gerçeği bile bile ateizme gidebilirler.
3-Taklit
Sanayi inkılâbı sonrasında Avrupa, siyasi ve teknolojik gücüyle bütün dünya milletlerine üstünlüğünü kabul ettirdi. Bu üstünlük diğer dünya milletlerine büyük bir aşağılık, eziklik kompleksi vererek, Avrupa kaynaklı ateizmin her tarafta yaygınlaşmasını sağladı. Şöyle ki, İbn-i Haldun'a göre mağlup milletlerin giyimde, kuşamda, mezhepte, dinde ve pek çok meselelerde daima galipleri taklit ettiğini, bunun sebebinin de galip milletlerde var olan her şeyin onları üstün kıldığına inanmışlık olduğunu söyler. Denilebilir ki, İslâm ülkelerindeki ateizmin en mühim sebebi de budur.
Osmanlı ilk defa 1699’da Karlofça anlaşmasıyla toprak kaybetti. Kaybedilen topraklar 350 bin km2 civarında idi.11 Daha sonraları da mağlubiyetler ve toprak kaybı artarak devam etti. Bir zamanlar 20 milyon km2 olan Osmanlı toprakları II. Abdülhamit döneminde 9 milyon km2’ye düştü. Böylece Avrupa’nın ekonomik ve siyasi üstünlüğü Osmanlıda, Avrupa’nın her alanda üstün olduğunu hissettiren psikolojik bir hali ve aşağılık kompleksini netice verdi. Bu hal ateizmin de İslâm âleminde kolaylıkla yayılmasına sebep oldu. O dönemde geri kalmışlığımızı İslâm’a yıkanlar, Osmanlı’nın Hıristiyan veya ateist olursa ilerleyeceğini iddia edenler dahi vardı. Diğer dünya milletlerinin durumu da Osmanlı'nın durumundan farklı değildi.
Ateizmin Neticeleri
Bilim dünyayı, varlıkları tanımamıza, teknoloji hayatımızın kolaylaşmasına vesile olmuştur. Fakat 19. yüzyıldaki algının aksine bilim her şeyi bilip, her problemi halledememiştir. Günümüzde bilimin cevaplandıramadığı ve çözemediği problemler oldukça çoktur. Ateizmin cevap veremediği en mühim sorular şüphesiz; “Hayat niçin var? Hayatın gayesi nedir? Niçin ölüm var?” sorularıdır. Rus yazar Tolstoy “İtiraflarım” adlı eserinde küçükken dini bir eğitim aldığını, fakat kolej eğitiminden sonra ateist olduğunu, çok sonraları “Niçin varım, hayatın anlamı ne, ölüm niçin var?” soruları üzerinde durduğunu ve bu sorulara cevap bulamamaktan dolayı depresyona girdiğini anlatır. Yazar bu halden ancak Allah’a inanmakla kurtulabilmiştir. Tolstoy’un anlattıklarına benzer ifadelere başka filozoflarda da rastlanmaktadır.

Sonuç

Ateizm, insanlık tarihinde yaygın ve doğal bir inanç biçimi olmamış, daha çok modern çağlarda ortaya çıkan fikrî ve toplumsal şartların bir sonucu olarak oluşmuştur. Orta Çağ Avrupa’sında kilisenin dini baskı ve istibdat aracı olarak kullanması, bilime karşı sert tutumu ve akla aykırı öğretileri, insanları dinden uzaklaştırmıştır. Ayrıca bilimin başarıları yanlış genellemelerle metafiziğe uygulanmış, bu da Allah inancının inkârına zemin hazırlamıştır. Bunun yanında sınırsız özgürlük ve nefsanî arzular isteği, ateizmi cazip hâle getirmiştir. Batı’nın siyasi ve teknolojik üstünlüğü ise diğer milletlerde taklit ve aşağılık kompleksi doğurarak ateizmin yayılmasını hızlandırmıştır. Neticede ateizm, insanın varlık ve hayatın anlamı gibi temel sorularına cevap verememekte; bu da onun kalıcı ve tatmin edici bir dünya görüşü olmadığını göstermektedir.

Kaynakçalar
  1. Mustafa Sinanoğlu, "İlhâd", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2000, c. 22, s. 90.

  2. Ömer Faruk Harman, "Endüljans" TDV İslâm Ansiklopedisi, 1995, c. 11, s. 209-211.

  3. Hulusi Arslan, "Kur’an’ın İman Öğretileri Işığında Fideizm’in Kritiği", İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011/2(1), s. 50-53.

  4. Ali Hasan En-Nedvi, "Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti", Kayıhan Yayınları, 2024, s. 211.

  5. Robert Downs, "Dünyayı Değiştiren Kitaplar", Ötüken Neşriyat, 2007, s. 195.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 321.

  7. https://incil.info/kitap/gen/2

  8. Antoine Vergote, (çev. Hayati Hökelekli), "Ateizmin Psikolojisi", Uludağ Ün. İlh. Fak. Dergisi, say. 3, c. 3, 1991, s. 244.

  9. https://plato.stanford.edu/archIves/win2023/entries/rousseau/

  10. https://www.britannica.com/topic/Epicureanism

  11. Yılmaz Öztuna, "Büyük Türkiye Tarihi", Ötüken Neşriyat, 1983, c. 6, s. 213.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız