Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

13.12.2020

2711

Dördüncü Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Sözdeki 4. Reşha'yı izah eder misiniz?

13.12.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili bölümü cümle cümle şöyle açıklayalım:

Bak! Öyle bir ziyâ-yı hakîkat neşreder ki: Eğer o zâtın o nûrânî dâire-i hakîkat-i irşâdından hâric bir sûrette kâinâta baksan; elbette kâinâtın şeklini bir mâtemhâne-i umûmî hükmünde; ve mevcûdâtı birbirine ecnebî, belki düşman ve câmidâtı dehşetli cenazeler; ve bütün zevi’l-hayâtı zevâl ve firâkın sillesiyle ağlayan yetimler hükmünde görürsün.

Buradaki “ziyâ-yı hakikat” ifadesinden maksat, iman ve İslâm’ın esaslarıdır. Bu esasları insanlara öğreten ve açıklayan ise Peygamber Efendimizdir (sav).

Eğer Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği bu nur olmasaydı, bütün kâinat manen karanlık bir hâl alırdı. Yani kâinatta meydana gelen varlıkların ve hadiselerin taşıdığı manalar anlaşılamaz, insan ne için yaratıldığını bilemez ve çevresinde cereyan eden olaylara doğru bir anlam veremezdi.

Nitekim bugün de iman nazarıyla hadiselere bakamayan insanlar, varlıkları ve hadiseleri birbirinden kopuk ve hatta birbirine düşman olarak algılayabilmektedir. Hâlbuki iman nazarı, kâinattaki varlıklar ve hadiseler arasındaki hakikî münasebetleri görmeyi ve onların taşıdığı manaları doğru okumayı sağlar. Buna işareten Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” 1

Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği nur olan Kur’ân’ın öğrettiği şekilde hadiselere bakmadığımız, yani olayları imanî bir nazarla değerlendirmediğimiz zaman, meydana gelen hadiselerin arkasındaki hikmeti ve manayı anlayamayız. Bundan dolayı her şeyi başıboş ve manasız görür, varlıkları ve hadiseleri birbirine düşman zannederiz.

Nitekim hadiselere bu şekilde bakan bazı felsefî yaklaşımlar, “Güçlü olan güçsüzü ezer, güçlü olan haklıdır.” anlayışıyla kâinatta meydana gelen olaylara doğru bir mana verememişlerdir. Bu bakış açısında varlıklar, birbirine karşı mücadele eden ve birbirini yok etmeye çalışan zorbalar olarak görülmektedir.

Bu nazarla bakıldığında kâinat ve içindeki varlıklar manasız ve değersiz bir hâle gelir. Hayat sahibi olmayan varlıklar adeta birer cenaze hükmünde görülür; hiçbir mana ifade etmezler. Hayat sahibi varlıklar ise zaman seline kapılmış, her an birbirinden ayrılmaya, kaybolmaya ve yok olmaya mahkûm varlıklar olarak müşahede edilir.

İnsan da bu bakış açısıyla, çevresindeki varlıkları kendisini ölüme ve yokluğa sürükleyen düşmanlar şeklinde algılamaya başlar. Çünkü zaman, hastalıklar, başına gelen musibetler ve belalar, onu sürekli ölüm ve yokluk cihetine doğru sevk etmektedir.

Sosyal hayat açısından da durum aynıdır. İnsanlar ancak iman nazarıyla birbirlerine baktıklarında hakikî dost ve kardeş olabilirler. Bu ise Peygamber Efendimiz’in (sav) insanlara öğrettiği güzel ahlâkı ve davranışları benimsemek, yani onun sünnet-i seniyyesine tâbi olmakla mümkündür.

Eğer hadiselere bu iman nazarıyla bakılmaz ve iman hakikî manada gönüllere yerleşmezse, insanlar birbirlerini rakip ve birbirine üstünlük sağlamaya çalışan kimseler olarak görmeye başlayabilirler. Böylece dostluk ve kardeşliğin yerini rekabet, çekişme ve düşmanlık alır. Hâlbuki iman nazarı, hem kâinattaki varlıkların hem de insanlar arasındaki münasebetlerin hakikî manasını göstererek insanı dostluk, kardeşlik ve yardımlaşmaya yönlendirir.

Şimdi bak: O zâtın neşrettiği nûr ile o mâtemhâne-i umûmî, şevk ve cezbe içinde bir zikirhâneye inkılâb etti. O ecnebî, düşman mevcûdât, birer dost ve kardeş şekline girdi. O câmidât-ı meyyite-i sâmite birer mûnis me’mur, birer müsahhar hizmetkâr vaz‘iyetini aldı. Ve o ağlayıcı ve şekvâ edici kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazîfe paydosundan şâkir sûretine girdi. 2

Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği nur olan Kur’ân’ın öğrettiği şekilde hadiselere baktığımızda, her şeyde bir hikmet ve güzellik görebiliriz. Adeta bütün varlıklar, hep birlikte Allah’ı zikreden ve birbirleri vasıtasıyla yaratıcılarını tanıtan birer tanıtıcı dost ve kardeş hükmüne geçerler. Onlara bu nazarla bakan insan da her bir varlığın, Rabbimizi tanıtan birer delil ve O’nun kudretini ilan eden birer işaret olduğunu müşahede eder. Böylece insan, ölüme dahi güzel bir nazarla bakabilir ve ölümün arkasındaki rahmet ve hikmetleri görerek ondan korkmak yerine hakikî manasını anlayabilir.

Peygamber Efendimiz’in (sav) dersini dinleyen mübarek sahabeler de bu iman dersinin neticesinde öyle yüksek bir hâle gelmişlerdir ki, kendi ihtiyaçları olduğu hâlde kardeşlerini kendilerine tercih etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm, onların bu üstün fedakârlığını şöyle ifade etmektedir:

Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. 3

İşte bu nur ile nurlananlar, kendi aralarında şefkatli ve merhametli oldukları gibi, diğer canlılara karşı da adeta birer şefkat ve merhamet abidesi hâline gelmişlerdir. Merhametin en yüce mertebelerini hayatlarında yaşayarak bizlere güzel birer örnek olmuşlardır. Kendi çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar kalpleri katı olan insanlar, bu nur kalplerine girdiğinde karıncaya dahi basamayacak kadar şefkat ve merhamet sahibi olmuşlardır.

Peygamber Efendimiz’in (sav) getirdiği İslâm ve iman hakikatlerini öğrenip bu nur ile kâinata ve içindeki varlıklara baktığında, insan canlı-cansız bütün varlıkların Allah’ı zikredip tesbih ettiğini anlamaya başlar. Bu anlayış, onun kâinata ve içindeki varlıklara karşı bakışını ve davranışlarını da değiştirir. Artık her varlığa, Allah’ın bir eseri ve O’nu tanıtan bir işaret nazarıyla bakar; davranışlarını da bu iman şuuruna göre düzenler.

Kaynakçalar
  1. Bakara, 2/257. Ayrıca bkz: Maide, 5/16. Ahzab, 33/43.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.322

  3. Haşr, 59/9.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız