Sorular

1

Hamilelikte Ayva Yemenin Çocuğu Güzelleştireceğine Dair Sahih Hadis Var mıdır?

Hamile kadının ayva yemesinin çocuğu güzelleştireceği ile ilgili Peygamberimizden direk bir rivayete rastlayamadık. Ancak Sevgili Peygamberimizden (sav) aktarılan zayıf bir hadis şöyledir:Ayva yiyiniz; çünkü o, kalbi rahatlatır (dinlendirir), kalbe (yüreğe) cesaret verir ve çocuğu güzelleştirir.1Bununla birlikte geçmiş zamanlarda yaşayan bir peygamberin bu yönde ilahî bir vahiy aldığı da kaynaklarımızda bulunmaktadır. Buna göre İmam Gazzali İhya'sında şöyle bir kıssa anlatır:"...Rivayet edildiğine göre, bir topluluk peygamberlerine çocuklarının çirkinliğinden şikayet ettiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ o peygambere şöyle vahyetti: 'Onlara, hamile kadınlarına ayva (sefercel) yedirmelerini emret! Çünkü ayva çocuğu güzelleştirir.' Bu işlemin özellikle (gebeliğin) üçüncü ve dördüncü aylarında yapılması istenir; zira Allah Teâlâ çocuğu o dönemde şekillendirir. Nitekim eskiler hamile kadına ayva, lohusa kadına ise taze hurma (rutab) yedirirlerdi.2Ayrıca Sevgili Peygamberimiz 'in (sav) ayva ile ilgili şöyle rivayetleri de vardır:Ayvayı aç karnına yiyiniz; çünkü o, göğüsteki sıkıntıyı (veya kalpteki ağırlığı) giderir.3"...Talha şöyle anlatmıştır: 'Resûlullah (sav)'in huzuruna girdim. Elinde bir ayva (sefercel) vardı. Onu bana doğru attı ve şöyle buyurdu: Al bunu ey Ebû Muhammed! Çünkü o; kalbi kuvvetlendirir, nefsi güzelleştirir/hoş tutar ve göğüsteki ağırlığı giderir. 4Ayrıca BakınızYENİ DOĞAN BEBEK İÇİN SÜNNET VE MÜSTEHAP OLAN UYGULAMALARLOHUSALIKTA ALBASMASI İNANCILEZZETLİ YEMEKLERİ VE GÜZEL MEYVELERİ ALLAH NAMINA SEVMEK NE DEMEKTİR?ZAYIF HADİSLE AMEL ETMEKZAYIF HADİSLER KONUSUNDA NE YAPMALIYIZKaynakçalarSuyuti, Camiu'l Ehadis, c.15, s. 391. (Hadis No: 15.779); Suyuti, Fethü'L Kebir, c.2, s. 301 (Hadis No: 8673);Suyuti, Camiu'l Kebir, c.6, s. 452,İmam Gazzali, İhyâü Ulûmi'd-Dîn, Darü'l Marife, Beyrut ts., c.4, s. 285.Ebu Nuaym el-İsfehani, Tıbb-ı Nebevî, Daru'l İbn Hazm, 2006, c.6, s. 793.Ebu Nuaym el-İsfehani, Tıbb-ı Nebevî, Daru'l İbn Hazm, 2006, c.6, s. 792.

12

Sakal Bırakmakta Eşin Rızası Şart mıdır?

Sakal bırakmak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) fiili sünnetlerindendir. İbn Ömer (ra), Rasûlüllâh (sav)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:Müşriklere muhalefet edin; sakalları bırakın, bıyıkları kısaltın.1Dolayısıyla sakal bırakmakta eşin rızası şart değildir. Çünkü sakal, erkekler için sünnettir. Sünnet olan bir ibadet şahsî beğeniye ve başkasının rızasına tâbi olmaz. Ancak aile içindeki nezaket, ülfet ve karşılıklı anlayış da gözetilmelidir. Yani eşin gönlünü almak, hikmetli ve yumuşak bir üslûpla hareket etmek güzeldir; fakat bu, hükmü değiştirmez. Eş istemiyor diye sakalı terk etmek doğru değildir.Ayrıca BakınızSAKAL SÜNNETİNİN KAYNAĞI VE FAZİLETİKOCANIN SAKAL BIRAKMASINI İSTEMEKSAKALI KESMEK HARAM MIDIR?TOP SAKAL BIRAKMAKTA SAKINCA VAR MI?KaynakçalarBuhârî, Libâs 62

3.186

Kadının Yüzündeki Tüyleri ve Kaşlarını Almasının Hükmü

Kadına nisbetle yüz, güzelliğin aynası ve odak noktasıdır. Yaratılışın güzelliği de onda tezahür eder. Allah her şeyi olduğu gibi yüzü de cemalinin bir tecellisi olarak âhenkli, dengeli ve mükemmel yaratmıştır. Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:Allah yüz tüylerini yolan ve yolduran kadına lânet etsin...1Bunun için hayatî ve zarurî bir maslahat yoksa, vücutta bulunan mevcut durumu değiştirmeye gitmemek lâzımdır. Çünkü böyle rast gele yapılan bir tasarruf insanı ağır bir mesuliyet altına sokabilir. Bu konu ile ilgili bir hadis de şöyledir:Abdullah b. Mesud şöyle demiş: “Allah dövme yapan ve yaptıran kadınlara yüz yolan ve yolduranlara, güzellik için diş törpülettirenlere, Allah'ın yarattığı şekli değiştirenlere lânet etmiştir.”Bu söz Benî Esed kabilesinden Ümmü Ya'kub denilen bir kadının kulağına varmış. Ümmü Ya'kub Kur'ân okuyor­du. Hemen Abdullah'a gelerek:— Ne o senden kulağıma gelen söz! Sen dövme yapanlara ve yaptı­ranlara, yüzden kıl yolduranlara, güzellik için diş törpüîetenlere Allah'ın yarattığı şeklî değiştirenlere lanet okumuşsun! dedi. Abdullah da :— Resûlüllahın (sav) Iânet ettiklerine ben ne­den lânet etmiyecekmişim? Hem bu Allah'ın kitabında vardır, cevabını verdi. Kadın :— Yemin olsun ben Mushafın iki kabuğu arasındakileri okudum. Ama bunu bulamadım, dedi. Abdullah:— Gerçekten onu okudunsa mutlaka bulmuşsundur. Allah (Azze ve Celle);“Peygamber size ne verdiyse, artık onu alın; size neyi de yasakladıysa, ondan hemen kaçının!”[1] buyurmuştur, dedi. Bunun üzerine kadın:— Gerçekten ben şimdi senin hanımının üzerinde bundan bir şey görüyorum, dedi. Abdullah:— Git de bak! dedi. Arkacığından kadın Abdullah'ın hanımının yanı­na girdi. Fakat bir şey göremedi. Ve Abdullah'ın yanına gelerek:— Bir şey görmedim, dedi. Abdullah:— Bana bak, bu olsaydı biz onunla bir arada olamazdık. Mukabele­sinde bulundu.”2Sonuç olarak fıkıh âlimleri bu hadisten hareket ederek, yüzünde sakal ve bıyık biten kadının onları gidermesinin caiz olacağını; ancak kaşları inceltmenin, tabi şeklinden çıkarmanın, kirpikleri düzeltmenin veya takma kirpik kullanmanın caiz olmadığını belirtirler. Çünkü diş, kaş ve kirpik birer aza mesabesindedir. Aslında olmayıp sonradan biten yüzdeki kıllar ise bu sınıfa girmediğinden, kadının bunları gidermesin de bir mahzur görülmemektedir. Aynı şekilde kadının bacağındaki kılları gidermesinde de bir mahzur yoktur. Çünkü bu kaş gibi bir uzuv mesabesinde değildir.Ancak, insanlar tarafından aşırı derecede yadırganan (iki kaşın birleşmesi veya kaşların çok dağınık olması gibi) ve insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olacak ölçüde bir anormallik veya fazlalık bulunursa, o zaman kadının kaşlarını uygun hale getirmesinde dinen bir sakınca yoktur.Ayrıca BakınızERKEKLERİN KAŞLARINI ALMASININ HÜKMÜKADINLARIN KAŞ YAPTIRMASI (KAŞ KONTÜRÜ)KaynakçalarBuhârî, “Libâs”, 84; Müslim, “Libâs”, 120Buhari, 'Libas', 84; Müslim, 'Libas', 120.

1.194

Hüdhüd Kuşunun Temel Özellikleri Nelerdir? Kur'an'da Nasıl Geçmektedir?

Hüdhüd kuşu hakkındaki temel bilgiler şöyledir:Fiziksel Özellikler: Başında açılıp kapanabilen yelpaze şeklinde bir sorguç (ibibik) bulunur. Kanatları siyah-beyaz çizgili, gövdesi turuncu-kahve rengindedir.Yaşam Alanı: Avrupa, Asya ve Afrika'da yaşarlar ve sonbaharda Afrika'ya göç ederler. Ağaç kovuklarında, kaya oyuklarında veya duvar deliklerinde yuva yaparlar.İslami/Kültürel Önemi: Kur'an'da adı geçen nadir hayvanlardan biridir. Hz. Süleyman'ın (a.s.) ordusunda yer aldığı, Sebe ülkesinden haber getirdiği ve Belkıs'ı İslam'a davet eden mektubu taşıdığı bilinir.Özellikleri: Eşine sadık olmasıyla bilinir. Ayrıca, anne-babasına hürmetkâr olduğu ve öldüklerinde onları başlarında taşıdığı inanışı nedeniyle "başında taç/sorguç" olduğuna dair hikayeler anlatılır.Sembolik Anlamı: Tasavvufta (özellikle Attar'ın Mantıku't-Tayr eserinde) mürşid-i kâmili (yol göstericiyi) temsil eder ve hakikat arayışında lider kuş olarak görülür. Kur'ân-ı Kerim'de, Hz. Süleyman'ın (a.s.) kuşlarla ve özellikle Hüdhüd kuşu ile ilgili kıssası şu ayetlerde geçmektedir:Süleymân da, Dâvûd'a vâris oldu ve dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize herşeyden verildi. Doğrusu bu, gerçekten apaçık lütuftur. Süleymân'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; böylece hepsi (bir arada) düzenli olarak sevk ediliyordu.1Ve kuşları teftîş edip, şöyle dedi: “Bana ne oldu da Hüdhüd'ü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu? Onu elbette şiddetli bir azâb ile cezâlandıracağım veya onu hakîkaten keseceğim yâhut kesinlikle bana (ma'zeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek! Derken çok geçmeden (Hüdhüd, Süleymân'a) gelip dedi ki: “(Ben) senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe' (şehrin)den doğru (ve mühim) bir haber getirdim.2Ayetlerde bahsedildiği üzere, Hz. Süleyman (a.s.) kuşların dillerini bilir ve onlarla konuşurdu. İnsan ve cinlerle beraber kuşlardan da oluşan bir ordusu vardı. Hz. Süleyman'ın (a.s.) kuşların içinde bulunan Hüdhüd kuşunu sormasının sebebini Fahreddin Râzî tefsirinde şu şekilde açıklamıştır:Hz. Süleyman (a.s), kuşları teftiş edince Hüdhüd'ü hususi bir işi için aradığı zannını uyandırmaktadır. Alimler, Hz. Süleyman'ın Hüdhüd'ü neden araştırdığı hususunda şu farklı izahları yapmışlardır: 1) Vehb b. Münebbih'e göre, Hüdhüd nöbetini ihlâl ettiği için, Süleyman (a.s) onu araştırmıştır. 2) Süleyman (a.s) onu, su ölçekleri ve bulma âletleri onda olduğu için aramıştır. Çünkü Hüdhüd, yakında olan su ile, uzakta olanı bilebiliyordu. Süleyman (a.s) buna ihtiyaç duyduğundan dolayı onu sordu ve araştırdı. 3) Hüdhüd, güneşe karşı, Süleyman (a.s)'a gölge yapardı. Ortalıktan kaybolunca, Süleyman (a.s) onu araştırdı.3Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA HÜDHÜD KUŞUYLA İLGİLİ BİR SORUBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN KUŞLAR ÜZERİNDE LATİFE VE HAKİKAT İZAHIMELEKLER VE HAYVANLAR İDRAK SAHİBİ MİDİR?HAYVANLARDA ŞUURKaynakçalarNeml, 27/16-17.Neml, 27/20-22.Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, Akçağ Yayınları: 17/414-415

8.079

"Her Cemâl Ve Kemâl Sâhibi, Kendi Cemâl Ve Kemâlini Görmek Ve Göstermek İster" İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Her cemâl ve kemâl sâhibi, kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultân-ı zîşân dahi istedi ki, bir meşher açsın. İçinde sergiler dizsin. Tâ, nâsın enzârında hem saltanatının haşmetini, hem servetinin şa'şaasını, hem kendi san'atının hârikalarını, hem kendi ma'rifetinin garibelerini izhâr edip göstersin. Tâ, cemâl ve kemâl-i ma'nevîsini iki vecihle müşâhede etsin. Bir vechi, bizzât nazar-ı dekāik âşinâsıyla görsün; diğeri, gayrın nazarıyla baksın.1Güzellik (cemal) ve mükemmellik (kemal) sahibi olan bir varlık, sahip olduğu bu güzelliği hem görmek hem de başkalarına göstermek ister. Nitekim Cenabı- Hak Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:Ben cinleri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım.2Bir hadisi-i şerifte de bu yaratılış sırrı şöyle ifade edilmektedir:Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.3Yani Allah, sahip olduğu sonsuz güzellik ve mükemmelliği, isim ve sıfatlarıyla kâinatta tecelli (yansıtmak) ettirerek âdeta kendini tanıttırmaktadır. Bu tanıttırma ise sadece sözle değil, bizzat yarattığı varlıklar üzerinden gerçekleşir. Kâinatta gördüğümüz her düzen, her sanat ve her hikmet, O'nun ilminin, kudretinin ve güzelliğinin birer yansımasıdır. Mesela bir çiçeğin zarif şekli ve kokusu, “Cemîl” ismine; kusursuz işleyen bir düzen ise “Hakîm” ismine işaret eder. İnsan da bu tecellileri anlayabilecek kabiliyette yaratıldığı için, varlığa bakarak Allah'ı tanıma görevine sahiptir.Burada akla şu soru gelebilir: Allah'ın kendini tanıtmaya -haşa- ihtiyacı mı var? Elbette yoktur. Çünkü ihtiyaç, eksiklikten doğar. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu noktada temel mantık, ihtiyaç değil, kemalin gereğidir. Nasıl ki çok yetenekli bir ressamın resim yapmaya ihtiyacı yoktur, yani yapmasa da bir eksiklik yaşamaz. Fakat onun içinde bulunan sanat kabiliyeti, bir şekilde ortaya çıkmak ister. Güzel tablolar yapması, onun muhtaç olmasından değil, sahip olduğu sanatın bir gereği olmasındandır. Aynı şekilde bir şairin şiir yazması ya da bir müzisyenin beste yapması da böyledir. Bu, bir zorunluluk veya ihtiyaç değil, güzelliğin ve yeteneğin dışa yansımasıdır.Bu bağlamda insanın yaratılış gayesi de burada ortaya çıkmaktadır. İnsana düşen kısım ise kâinata bakarak bu tecellileri görmek, anlamak ve Allah'ı tanımaktır. Kulluk da zaten bu tanımanın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Yani insan önce Allah'ı tanır, sonra O'na yönelir ve ibadet eder. Böylece hem kâinatın yaratılış sırrı hem de insanın varoluş amacı daha açık bir şekilde anlaşılmış olur.Ayrıca BakınızKUR'ÂN'DA ALLAH'IN KENDİNİ ÖVMESİ NASIL ANLAŞILMALIDIR?MARİFETULLAH VE MUHABBETULLAHALLAH'IN KENDİNİ TANITTIRMAK İSTEMESİNİN HİKMETİALLAH'IN VARLIĞINI İSPATKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 12.Zariyat, 51/56.Acluni, Keşfü'l-Hafa, II, 132.

4.418

Cennette Allah İle Konuşmak Mümkün Olacak mıdır?

Bilindiği üzere Kelam Allah'ın subuti sıfatlarındandır. Bu sıfatın bu dünyadaki tecellisini nazara aldığımızda konuşma olarak adlandırılabilir. Bu konuşmanın nasıl olduğu konusunda bir bilgimiz olmadığı gibi mahiyeti de bizce meçhuldür. Kesinlikle insanların konuşma tarzı gibi aklımıza gelmemelidir. Böyle bir konuşma tarzını Allah'a nisbet etmek yanlış ve hatalı olur.Kelam sıfatı, nefsi ve lafzi olmak üzere ikiye ayırılmıştır. Nefsi kelam Allah'ın Zatı ile kaim, mahiyetini idrak edemediğimiz ezeli bir sıfattır. Lafzi kelam ise nefsi kelama delalet eden ses ve harflerden müteşekkil olan Kur'an'ın lafzıdır. Bu lafzi kelam ezeli olmayıp, hadistir.Bu dünyada Allah'ın kelam sıfatının varlıklar üzerindeki yansıması, bizde harfler ve sesler yoluyla konuşma şeklinde tezahür etmektedir. Çünkü biz konuşurken harfleri sıralayarak tedrici bir şekilde konuşuruz. Konuşmamız zorunlu olarak bir sıralamaya, tertibe ve zamansal akışa bağlıdır. Fakat Sübhan olan Rabbimizin konuşması maddi ve fiziksel tüm unsurların dışında tasavvuru mümkün olmayan bir şekilde bilmediğimiz bir tarzda gerçekleşecektir. Bunu bizim dünyevi ve maddi şartlarla anlamaya çalışmamız mümkün değildir. Fakat biz bazı ayetlerden ve sahih hadislerden yola çıkarak Allah'ın cennette müminlere nida edeceğine inanıyoruz. Fakat bunun nasıl olacağını ve mahiyetinin ne olduğunu maalesef dünya şartları içinde algılamamız mümkün değildir. Konuyla ilgili Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:Çok merhametli Rab'den (onlara) hitâben (bir de) selâm vardır.1Bu ayeti tefsir eden Cerir et-Taberi hazretleri şu ifadeleri kullanır:Bu ayet-i kerime farklı şekillerde izah edilmiştir. Bu izahlardan biri me­alde verildiği gibidir. Diğer bir izah tarzına göre de ayetin manası şöyledir: "Cennetlikler için arzuladıkları her şey vardır. Bu da Allah'ın, onları güvenlik içinde kılması ve esenliğe kavuşturmasıdır. Bu, rahman olan Rab tarafından bir sözle gerçekleşir.Cabir b. Abdullah'tan bu ayet-i kerimeyi izah eden şu hadis-i şerif rivayet edilmiştir: "Cabir diyor ki: "Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennetlikler kendilerine verilen nimetler içinde yaşarken birden onları bir nur kaplar. Onlar başlarını kaldırırlar bir de ba­karlar ki Rableri üstten onlara bakmaktadır. Ve "Ey cennet ehli selam olsun si­ze." der. Allah'ın: "Bir de Rahim olan Rablerinden onlara söz olarak selam var­dır." sözü bunu ifade eder. Allah onlara bakar. Onlar da ona bakarlar. Cennetlik­ler Allah'a baktıkları müddetçe hiçbir nimete iltifat etmezler. Nihayet Allah on­lara görünmez olur. Ancak Allah'ın nuru ve bereketi onların yurtlarında, üzerle­rinde devam eder. 2Peygamber Efendimiz de (sav) bazı hadislerinde bu konuda şunları bildirmiştir:Allah Cennetliklere şöyle buyuracak: Ey Cennetlikler! Onlar da Ey Rabbimiz buyur, emret emrini yerine getireceğiz derler. Allah: Cennete girmekten dolayı memnun musunuz? Cennetlikler diyecekler ki: “Nasıl memnun olmayız yarattıklarından hiç kimseye vermediğini bize verdin.” Allah: “Ben bundan daha iyisini size vereceğim” Onlar: Bundan daha üstün şey ne olabilir? Diyecekler. Allah'ta şöyle buyuracak: Sizden razı olduğumu bildirecek ve asla gazab etmeyeceğim. 3Allah Ya Adem! diyecek. O da:Lebbeyk ve Sa'deyk. Bütün hayır senin yed-i kudretindedir diye cevap verecek. Allah Teala Hazretleri: Cehennem heyetini çıkar buyuracak. Adem Aleyhisselam: Cehennem heyeti ne kadardır? diye soracak? Allahü Zülcelal: "Her bin kişinin dokuz yüz doksan dokuzudur." buyuracak.Ya Resulallah! Acaba bu (binde bir zat) hangimiz olacak? dediler. Bunun üzerine Resulallah (sav): Müjde size! Ye'cüc ile Me'cüc'den bin, sizden bir kişi buyurdu. 4Ayet ve hadisler beraber değerlendirildiğinde, Allah cennet ehline nida edecek, selam verecek ve rızasını bildirecektir. Bu, Allah'ın kelam sıfatının ahiretteki tecellisidir. Ancak bu hitap ve konuşma, beşeri konuşma tarzı gibi ses, harf, dil, titreşim, zaman ve mekân gibi kurallara bağlı bir konuşma değildir. Mahiyeti bilinmeyen, keyfiyeti idrak edilemeyen, yalnızca Allah'a mahsus ilahi bir kelamdır.Allah maddeden, zamandan, mekândan ve bütün mahlukat kayıtlarından münezzehtir. Bu sebeple O'nun konuşması da varlıkların konuşmasına benzemez. Konuşma vardır fakat nasıllığı bilinmez. Bu nedenle ne inkâr edilir, ne teşbih edilir (insan konuşmasına benzetilir), ne de tasvir edilmeye çalışılır. Sadece Allah'ın kelam sıfatına iman edilir ve bunun ahirette cennet ehli üzerinde ilahi bir hitap olarak tecelli edeceği kabul edilir.Sonuç olarak denilebilir ki, Allah Cennet ehline nida edecek fakat bunun nasıl olacağını bizim bilmemiz mümkün değildir. Cennet ehli için cennette en büyük nimet; ne köşklerdir, ne ırmaklardır, ne de maddi nimetlerdir. En büyük nimet, Allah'ın rızasına ermek, O'nun hitabına muhatap olmak, selamına mazhar olmak ve cemalini görmektir.Ayrıca BakınızALLAH'IN KELAM SIFATIKaynakçalarYasin, 36/58.Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi, İstanbul 1996, c.7, s. 54-55.Müslim, Cennet, 3.Buhari, Rikak, 46.

1.005

“Cehennem Hurileri” Tabiri Kimleri İfade Eder? Cehennemde Huri Var mıdır?

Huri kelime manası olarak gözleri iri ve siyahı çok siyah, beyaz kısmı da çok beyaz kızlar anlamındadır. Istılah olarak ise Allah'ın, cennetliklere vadetmiş olduğu güzel kızlardan her biridir. Hurilerin mahiyeti, dünyadaki ölçülerle tam ihata edilemeyecek derecede ahirete mahsus bir yaratılış ve nimettir. Bu sebeple hurilerin tafsilatı tam olarak bilinememektedir. Bazı ayetlerde huriler şu şekilde tasvir edilmiştir:İşte böyle! Hem onları iri gözlü hûrilerle evlendirmişizdir. 1(İnciden) çadırlar (cibinlikler) içinde perdelenmiş hûriler!2Sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmış kimseler olarak! Hem onları iri (güzel) gözlü hûrilerle evlendirmişizdir. 3Şübhesiz ki biz onları (Cennetteki o kadınlarını yeni) bir yaratılışla yarattık. İşte onları (dâimî) bâkireler kıldık! Eşlerine düşkün ve (onların hepsi) aynı yaştadırlar. (Bunlar) Ashâb-ı Yemîn içindir! 4Bu ayetler dikkate alındığında hurileri, iri gözlü, inciden yapılmış çadırlar içinde muhafaza edilmiş, eşlerine düşkün ve aynı yaşta olarak tasvir etmek mümkündür. Ayrıca bu ayetlere bakıldığında huriler cennet nimetleri olarak karşımıza çıkarlar. Bunun için diyebiliriz ki cehennemde huriler yoktur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri cehennem hurileri tabirini Kastamonu Lahikasında şu şekilde ifade eder:Bir zaman Eskişehir hapishanesinin penceresinde oturmuştum. Karşısında bulunan lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ederken, onları o dünya cennetinde cehennem hurileri hükmünde gördüm. Fakat birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Onların gülmeleri elim ağlamaları suretini aldı. 5Cehennem hurilerinden maksat, cehennem ehli olan kadınlardır. Zira o kadınlar ki yaratılış gayeleri olan iman, ibadet, tesettür, iffet ve ahlak gibi esaslara zıt hareket ederek açık saçıklığı, ahlaksızlığı ve haramları tercih ederler. Büyük günahlara beyinsizce dalarlar. Nefis ve şeytanın komutasında hareket ederek özellikle gençleri zina gibi büyük günahlara sevk ederek imanlarını zedelerler. Dünyanın geçici zevk ve eğlenceleri adına ahiret hayatlarını seve seve feda ederler. Böylelikle cehenneme layık bir hale gelerek cehennem hurileri olurlar.Huri tabirinin kullanılma sebebi ise, fitnenin en kuvvetli tarafı cazibe ve süs olmasıdır. Huri kelimesi, zihinlerde en ileri derecede güzellik ve cazibe manasını çağrıştırır ve böylece şehveti çeken cazibenin şiddeti ifade edilir. Yani şehveti tahrik eden cazibe, insana cennet gibi gösterilir fakat neticesi cehennemdir.Kelimenin başına cehennem ifadesinin getirilmesi ise tezat yoluyla gafleti kırar. Yani, cenneti hatırlatan bir kelime, cehennemle yan yana gelince cennet zannedilen bir lezzetin cehenneme açılan kapı olabileceği hissedilir.Bilindiği üzere, güzellik bir nimettir. Nimete şükredilse manen ziyadeleşip artar. Şükredilmezse değişir, çirkinleşir ve son bulur. Dünyada çok günahları kazanan ve kazandıran çıplak bacaklar, o kadınlara kabirde yılan suretinde görünecek ve cehennemde çirkinleşmiş olan o a'zalarının yanmalarının azabını çekeceklerdir.Ayrıca BakınızCEHENNEMİN YERİCEHENNEM NASIL BİR YER? ÂYET VE HADİSLERDE CEHENNEM AZABIMÜSLÜMANLAR CEHENNEMDEN ÇIKAMAYACAK MI?CEHENNEMİ KÜBRA CEHENNEMİ SUĞRAŞU AN CENNET VE CEHENNEME GİRMEK VAR MIDIR? / CENNETTEKİLER, CEHENNEME GİDECEK YAKINLARI İÇİN ÜZÜLECEKLER Mİ?HADİSLERDE CEHENNEME GİRECEK OLANLARIN ÇOĞUNUN KADINLAR OLARAK BİLDİRİLMESİNİN HİKMETİCEHENNEMDE AZAP GÖREN BEDENLERİN SÜREKLİ YENİLENMESİKaynakçalarDuhan, 44/54.Rahman, 55/72Tur, 52/20Vakıa, 56/35-38.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 61.