18.518
Namaz Tesbihatının Ehemmiyeti ve Fazileti
Namaz tesbihatının ehemmiyetini, faziletini ve hikmetini tafsilatlı bir şekilde izah eder misiniz?

18.518
Namaz tesbihatının ehemmiyetini, faziletini ve hikmetini tafsilatlı bir şekilde izah eder misiniz?
0
Nazar, sihir ve büyü gibi hususların hakikati olmakla beraber, bu gibi durumlardan her daim Allah'a sığınmak ve dua etmek gerekmektedir. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de nazarın gerçekliğini şu âyet ile belirtmektedir.Doğrusu inkâr edenler Kur'ân'ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi ve (hasedlerinden): “Şüphesiz ki o, gerçekten bir mecnundur!” diyorlar.1Hadis kaynaklarında Ümmü Seleme r.anha'dan rivayete göre, kendisine nazar değmiş bir çocuğu şu şekilde tespit etmiştir:Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi evinde, yüzünde bir sarılık bulunan (ya da yüzünün rengi değişmiş) bir kız çocuğu gördü. Bunun üzerine: “Buna rukye yapılmasını söyleyiniz. Çünkü buna bir nazar değmiş bulunuyor.” buyurdu.2Bununla birlikte, nazar değmesinin sahih kaynaklarda veya tıbbî anlamda teşhis edilmiş, sabit ve herkesi kapsayacak bütüncül belirtileri olduğu söylenemez. Zira her insanın üzerinde farklı hâllerle kendisini gösterebilir.Lakin kesinlik ifade etmese de genel anlamda, biyolojik veya psikolojik olarak teşhis edilmiş bir sebebi olmaksızın;Aniden gelen halsizlik ve ağırlık hissiSebepsiz bir moral bozukluğu, iç sıkıntısıBaş ağrısı, omuz ve ense ağrılarıUykusuzluk ya da sürekli uyuma hâliGünlük rutin işlerin ters gitmesiBebeklerde, hiçbir sebep yokken meydana gelen huzursuzluk, sürekli ağlama ve emmek istememe gibi durumlar nazar belirtisi olabilir. Lâkin bütün bu hâller, biyolojik bir sorun veya psikolojik yorgunluk sebebiyle de ortaya çıkabilir. Bu sebeple, öncelikle bu hususu değerlendirmek gerekir.Öte yandan, sihir ve büyü gibi hâllerin belirtileri de hangi maksatla yapıldığına göre değişkenlik gösterebilir. Ani kişilik değişimi ve eşler arasında şiddetli geçimsizlik gibi durumlar, sihrin hangi amaçla ve nasıl yapıldığına göre farklılık gösterebilir. Lâkin bütün bunlar elbette hakikî tesir sahibi değildir. Rabbimizin gücü ve kudreti her şeyden üstündür.Bu sebeple, bunlardan Allah'a sığınmak ve mânevî hâli güçlendirmek en tesirli korunmadır. Ayrıca nazar ve sihir konusunda sürekli vesvese ve evham içinde olmak da doğru değildir.Ayrıca BakınızBÜYÜ VEYA SİHİR YAPILMIŞ KİŞİLER TEDAVİ OLMAK İÇİN NE YAPMALARI GEREKİR? HOCALARA MÜRACAAT CAİZ MİDİR?KaynakçalarKalem, 68/51.Buhari, Tıb, 5739.
0
Dünyada bir alanda ilimde, sanatta usta, mahir olan kişinin bu özelliği ahirette bir anlam ifade edecek mi?
0
Peygamber Efendimizin doğumunda 14 sütunun devrilmesi, mecusilerin ateşinin sönmesi ve Kâbe'deki putların devrilmesi gibi olayların yaşandığı zikredilir. Ancak bunların tam veladet gecesinde olduğunun delili nedir? Bu hadiseler sonradan nasıl tespit edilmiştir?
0
Kınayı şifa niyetiyle ayağımızın altına sürmemiz caiz midir? Şifasıyla ilgili hadis var mı?
13
Uzun yıllar kaza namazı borcu olan bir kimse, Ramazan'ın son 10 gecesinde her vakit kaza namazı kılsa ve bunlardan biri Kadir Gecesi'ne denk gelse, bu bir gecede 80 küsur yıllık kaza namazı kılmış sayılır mı?Çok sayıda kaza borcu bulunduğu için sünnetler yerine o vaktin kazasını kılmaya çalışıyor. Eğer borcunu Kadir Gecesi'nin faziletiyle kapatmış sayılırsa, bundan sonra namazlarını sünnetleriyle birlikte kılıp kaza namazını bırakması caiz olur mu?
7
Hz. Musa, denizi ikiye yardığı zaman neden arkadaki Firavun'u ve ordusunu ikiye bölmüyor da denizi yarıyor? Bu şekilde soranlara nasıl cevap verebiliriz?
35
İnsan yatarılışı gereği unutkan bir varlıktır. Hayatın keşmekeşi içinde işlediğimiz küçük hataları, söylediğimiz kırıcı sözleri, hatta bazen yaptığımız iyilikleri bile unutur, zamanın tozlu raflarına terk ederiz. Ancak İslam inancına göre ölümle başlayan ve mahşerle devam eden süreçte unutmak kavramı ortadan kalkacaktır. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde, ahiretin sadece bir ödül ve ceza yeri değil, aynı zamanda hatırlama ve yüzleşme yeri olduğunu anlamaktayız.Kur'an, insanın unutmuş olabileceği amellerin Allah katında korunduğunu ve o gün her şeyin ayan beyan ortaya çıkacağını ve insanın her şeyi hatırlayacağını şu ayetler ile vurgular:Kitap (amel defteri) ortaya konmuştur. Suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, 'Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.1O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir sayıp zaptetmiş, kendileri ise onları unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.2Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.3O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı her şey haber verilir. Doğrusu insan, mazeretlerini ortaya dökse de, kendi nefsi üzerine bir basirettir (kendi kendinin şahididir).4Peygamber Efendimiz (sav) hesabın dehşetini ve hafızanın o günkü netliğini çeşitli vesilelerle anlatmıştır. Bazı hadisleri şöyledir:Sizden her birinizle Rabbi, arada bir tercüman olmadan bizzat konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak, sadece (dünyada iken) gönderdiği amelleri görecek. Soluna bakacak, sadece gönderdiği amelleri görecek...5Kıyamet gününde kulun iki ayağı şu dört şeyden sorgulanmadıkça yerinden ayrılmaz: "Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiğiyle ne yaptığından.”6Allah, kıyamet gününde mümin kuluna yaklaşır, şefkatiyle örterek insanlardan gizler; 'Şu, şu günahını biliyor musun?' der; kul 'Evet Rabbim biliyorum.' der. Allah tekrar 'Şu şu günahını da biliyor musun?' der; o kul 'Evet, Rabbim' der. Böylece o insan bütün günahlarını ikrar eder. Artık ben kurtulamam diye düşünmeye başlayınca Allah, 'Ben senin bütün o günahlarını dünyada örttüm. İşte bugün de onları mağfiret edeceğim.' der.7Cennet; lütuf, iyilik ve nimetlerin bulunduğu bir yer olduğundan, kötülük ve kötü düşüncelere dair hiçbir şey oraya giremez. Çünkü insana elem ve keder verecek hiçbir şey cennette bulunmayacaktır. Bu sebeple, hatırlandığında insana acı verecek olan insanın dünyada yaptığı kötülükler ve günahlar cennete giremez. Belki de Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanı olarak cennette insanlar onları hatırlayamaz.Ayrıca BakınızAHİRET HAYATICENNET NASIL BİR YER? ORADA HER İSTEDİĞİMİZ OLACAK MI?CEHENNEM NASIL BİR YER? ÂYET VE HADİSLERDE CEHENNEM AZABIKaynakçalarKehf Suresi, 18/49Mücadele Suresi, 58/6Zilzal Suresi, 99/7-8Kıyamet Suresi, 75/13-14Buhari, Zekat 20Tirmizî, Kıyâme, 1Buhârî, Mezâlim, 3
5.679
Eflatun, Aristo, İbn-i Sina gibi adamlar "insaniyetin gayetül gayatı teşebbühe bilvacib (Allah'a benzemek)"demişlerdir. Onlar bunu ilimlerindeki hangi noktaya dayanarak demişlerdir? Onları yanıltan ne olmuştur? Sanemperest, tabietperest, nücumperest gibi şirk taifeleri onların hangi görüşlerinden faydalanarak meydana çıkmıştır?
10
Kur'an'da Hz. Zekeriya, Hz. Meryem, Hz. Yahya ve Hz. İsa'dan söz edilirken soylarının hayırlı kılındığı belirtilir. Hz. İsa'nın beşikte konuşup peygamber oluşu ve Hz. İbrahim'in soyundan gelenlere verilen bu özel konum, diğer insanlar açısından bir ayrımcılık olup olmadığı sorusunu gündeme getirir; “o soydan gelseydik biz de böyle olamaz mıydık” şeklinde soranlara nasıl cevap verebiliriz?
12
Ömer bin Hattab, İslam tarihinde adaletin sembolü olarak anılan en önemli şahsiyetlerden biridir. Bunun sebebi, onun adaleti sadece sözde değil, günlük hayatta, şahsi yaşantısı ve devlet yönetiminde en doğru şekilde uygulamasıdır. Hz. Ömer döneminde insanlar, haklarının korunacağına güvenmiş ve devletin herkese eşit davrandığını görmüştür.Hz. Ömer'in adaletine dair en bilinen örneklerden biri Mısır'da yaşanan bir olaydır. Bir gün Mısır valisinin oğlu, bir Kıpti genci haksız yere döver. Bu duruma uğrayan genç Medine'ye giderek Hz. Ömer'e şikâyette bulunur. Hz. Ömer, valiyi ve oğlunu hemen çağırır. Daha sonra mağdur gence kırbaç vererek, kendisine vurana aynı şekilde karşılık vermesini ister. Genç, valinin oğluna aynı şekilde vurur. Hz. Ömer bu olaydan sonra şu sözü söyler: "İnsanları ne zamandan beri köleleştirdiniz? Oysa onlar hür doğar." Bu olay, onun gözünde herkesin eşit olduğunu açıkça gösterir.Bir diğer önemli örnek, Hz. Ömer'in gece yaptığı kontrollerdir. O, bazen kılık değiştirerek halkın durumunu gizlice incelerdi. Bir gece aç bir aileye rastlar. Çocuklar açlıktan ağlamaktadır ve anneleri onları oyalamak için boş bir tencereyi kaynatmaktadır. Kadın, halifeden şikâyet eder. Hz. Ömer bunu duyunca çok üzülür. Hemen devlet hazinesine gidip yiyecek alır ve çuvalı kendi sırtında taşır. Yardım etmek isteyenlere “Bu yükü kıyamet günü siz mi taşıyacaksınız?” diyerek izin vermez. Aileye yemek yapar ve çocuklar doyuncaya kadar orada bekler. Bu olay, onun halkına karşı ne kadar sorumluluk sahibi olduğunu gösterir.Hz. Ömer'in yöneticilere karşı tutumu da oldukça dikkat çekicidir. Valileri göreve getirirken onları sürekli denetlerdi. Görevdeyken haksız kazanç elde edip etmediklerini kontrol ederdi. Eğer bir valinin malında artış olursa, bunun sebebini sorar ve gerekirse fazla malı geri alırdı. Bu sayede devlet yöneticilerinin adil olması sağlanırdı.Ayrıca Hz. Ömer, kendi ailesine bile ayrıcalık tanımazdı. Oğlu veya yakınları bir hata yaptığında, diğer insanlara uygulanan cezanın aynısını onlara da uygulardı. Bu durum, onun adalet anlayışının ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Çünkü çoğu insan yakınlarını korumaya çalışırken adaletten taviz verirken, o adaletten asla vazgeçmemiştir.Hz. Ömer aynı zamanda eleştiriye açık bir liderdi. Bir gün halka “Eğer ben yanlış yaparsam ne yaparsınız?” diye sormuştur. Bir kişi “Seni düzeltiriz” diye cevap vermiştir. Hz. Ömer bu cevaba kızmak yerine sevinmiştir. Çünkü halkın yanlış gördüğünde yöneticiyi uyarabilmesini doğru bulmuştur. Bu da onun adaletli yönetim anlayışını gösterir.Kıtlık zamanlarında da Hz. Ömer adaleti elden bırakmamıştır. Halk zor durumdayken kendisi de sade bir hayat yaşamış, lüks sayılabilecek yiyecekleri yememiştir. “Halkım sıkıntı çekerken ben rahat edemem” diyerek herkesle aynı şartları paylaşmıştır. Bu davranış, yöneticilerin halkını anlaması gerektiğini gösterir. Bu misalleri çoğaltabiliriz.Sonuç olarak Hz. Ömer, adaleti hayatının merkezine koymuş bir devlet başkanıydı. Zengin-fakir, yönetici-halk ayrımı yapmadan herkese eşit davranmıştır. Hem bireysel hayatında hem de devlet yönetiminde adaleti uyguladığı için, tarih boyunca adaletin sembolü olarak anılmıştır.Ayrıca BakınızSAHABELERİN YÜKSEK MAKAMISAHABE MESLEĞİNİN FAZİLETİ / SAHABELERİN ÜSTÜNLÜĞÜADALETLE YÖNETİCİLİK YAPMANIN HADİSLERDE GEÇEN MÜKÂFATI
19
Hz. Peygamber'in (sav) hep yanında olan Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibi sahabeler neden çok az hadis rivayet etmiş? En çok onların rivayet etmesi gerekmez miydi?
9
Risale-i Nur'da kâinatın bir kitap gibi okunması anlayışı, klasik İslam âlimlerinde de var mıdır?
6
İnsanların imtihan şartları eşit değilse (kimisi zengin, kimisi fakir, kimisi Müslüman bir ailede doğuyorsa), bu durumda adalet nasıl sağlanmaktadır?
10
Şeyh Said İsyanı olurken Ankara Hükûmeti, isyan edeni Said Nursî sanıp telaşlandı mı?
8
Hz. Peygamber (asm) hicrete giderken Hz. Ali'yi (ra) yatağında bırakmasının sebebi neydi? Gerçekten emanet mallar için mi?
7
Rivayetlere göre Hz. Âdem ve bazı peygamberlerin çok uzun ömürlü ve uzun boylu olduğu anlatılır. İnsan ömrü ve fiziksel yapısının zamanla değişmesi mümkün müdür?
10
Sabah ezanının diğer vakitlere göre daha uzun sürdüğü doğrudur. Ancak bu durumun özel bir sebebi yoktur. Dini olarak dayandığı bir emir veya tavsiyede yoktur. Sabah namazının daha uzun olmasının bir sebebi "es-salâtü hayrun minen-nevm" (Namaz uykudan hayırlıdır) cümlesinin eklenmesi, camiilerde her vakit için farklı makamlarda ezan okunmasından dolayı sabah ezanının nispeten daha ağır bir okuyuş olan ve insana hüzün, sükunet ve manevi bir uyanış hissi veren "Saba" makamında okunması sabah namazının daha uzun okunmasına sebep olan sebeplerden olabilir.Ayrıca BakınızEZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELEREZAN VE KAMET DUASI NEDİR? HADİSLERDE GEÇER Mİ?EZAN OKUNURKEN YAPILMASI SÜNNET OLAN AMELLERHZ. PEYGAMBER (SAV) EZAN OKUMUŞ MUDUR?EZAN DİNLEME ADABI
5
Nechu'l Belağa Hz. Aliye nispet edilse de ona ait değildir. Hicri 4. asırda telif edilen bu eser, ona nispet edilen rivayetlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur.Eser hutbeler, hitabeler ve emirnâmeler, resmî ve özel mektuplar, vecîzeler ve öğütler olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; Allah Teâlâ'dan, Resûl-i Ekrem'den, Hz. Ali ve Ehl-i beyt'ten, dünya ve âhiretten, bazı içtimaî ve iktisadî meselelerle ilk üç halifeden ve Hz. Ali zamanına ait bazı tarihî olaylardan söz eden 242 hutbe yer alır. İkinci bölüm; Hz. Ali'nin Cemel Savaşı'ndan önce, savaş sırasında ve savaştan sonra yazdığı, Muâviye'ye gönderdiği mektuplar, ayrıca idarî mektuplar, emirnâmeler, ahidnâmeler olmak üzere yetmiş sekiz (tekrarsız altmış üç) parçayı kapsar. Hz. Ali'nin vecizelerine ayrılan son bölümde ise 498 özdeyişe yer verilmiştir. Bunlar din, iman, Kur'an, ibadet, dünya ve âhiret, akıl ve bilgi, hakikat, adalet, insanlık ve savaş gibi konularla Hz. Peygamber, Ali ve Ehl-i beyt'e dair özdeyişlerdir.1Nehcü'l-Belâğa'da İslam inancı ve ahlakına uygun güzel nasihatler ve hikmetli sözler bulunmakla birlikte kitabın yazılış amacına uymayan metinler de yer almaktadır. Muhtevasında ilk halifelere yönelik tenkitler barındırması hasebiyle Ehl-i Sünnet akidesiyle bağdaşmayan unsurlar içermektedir. Mesela Hz. Muâviye'ye yazılan mektuplarda geçen hakaret içerikli ifadeler böyledir. Yine Şia'nın sevmediği bazı sahabileri aşağılayan ve kötüleyen metinler de böyledir. Genel bir değerlendirme yapacak olursak, Nehcü'l-belâğa'da eleştiri konusu yapılan metinlerin en önemli ortak noktası Ehl-i Sünnetin görüşüne uymamalarıdır diyebiliriz. 2Bu sebeple, eserin barındırdığı aykırı fikirlerin reddedilmesi gerekirken; Ehl-i Sünnet çizgisine uygun olan kısımlarından istifade edilebilir. Ancak bu müvazeneyi yapabilmek için ciddi bir ehl-i sünnet akidesi malumatına sahip olmak gerektir ki doğru ile yanlış doğru bir süzgeçten geçirilebilsin. Bu yüzden bizlerin tavsiyesi daha faydalı, sıhhati daha kuvvetli, ehl-i sünnet âlimler tarafından yazılmış kitaplara vaktinizi ayırmanızdır.Kaynakçalarİsmail Durmuş, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c. 32, s. 538.Gültekin, Hikmet. "Nehcü'l-Belâğa'ya Yöneltilen Eleştiriler ve Hadis İlmi Açısından Değeri." Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 9.29/5 (2016): 106-143.
11
Kur'an'ın genelinde hitabın çoğu zaman erkeği muhatap alması nasıl anlaşılmalıdır? Örneğin cennet nimetleri arasında huriden söz edilmesi, bunun sadece erkeğe yönelik olduğu anlamına mı gelir?
29
Nebe Suresi 33. ayetteki "Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar" tabirini nasıl anlamalıyız? Yanlış meal mi verilmiş acaba? Kur'an'da bu tarz mahrem manalar gerçekten var mı yoksa meal verenlerin hatası mıdır?