Bediüzzaman Hazretlerinin Son Yolculuğu Ana Hatlarıyla Şöyle Gerçekleşmiştir;
Bediüzzaman Hazretleri Isparta'da ikamet ettiği evindeyken hastalığı şiddetlenir. Gece yarısı ateşler içerisinde uyurken bir ara gözlerini açıp talebelerine, “Arabayı hazırlayın Urfa’ya gideceğiz!” der. Sabah olduğunda hizmetini gören üç talebesiyle birlikte 20 Mart 1960 günü saat dokuzda Isparta’dan ayrılır. Bir rivayete göre, rüyasında kendisini Urfa’ya çağıran İbrahim (as)'ın davetine icabet etmek için yağmurlu bir havada, son menzili olan Urfa’ya doğru hareket ederler. Hz. Üstad, 21 Mart Pazartesi günü öğleye doğru Urfa’ya ulaşıp İpek Palas Oteline yerleşir. Urfa İpek Palas Oteli’nin sahibi Mahmut Erbaş, oteline gelen Üstad’ı odasında ziyareti esnasında, “Niçin bu hasta halinizle buralara kadar geldiniz?” diye sorması üzerine Üstad’ın: “Oğlum ben İbrahim (as)’ı rüyamda gördüm. Beni Urfa’ya çağırdı. Belki buraya ölmeye geldim” dediğini bildirmektedir. 1
Bediüzzaman Hazretleri, hastalığında tedaviyi ihmâl etmemiş; ehl-i îman olan ve itimad ettiği hekimlerin müdahalesini kabul etmiştir. Nitekim Emirdağ’da şiddetli derecede rahatsızlandığında, Emirdağ talebelerinden Doktor Tâhir Barçın tarafından muayene edilmiş, hastalığının ciddî olduğu anlaşılınca yapılan iğne tedavisine de razı olmuştur. 2
Hz. Üstad’ın, bazı doktorları bizzat kabul etmediği de olmuştur. Nitekim bir defasında kendisini muayene ve tedavi etmek isteyen bir doktora, “Ben hastalığımı muayene ettirmem, ben hekimlere muhtaç değilim. Hekim, Cenâb-ı Hak’tır.” demiştir. Ardından o doktora ehemmiyetli bir mektup okuyarak onun asıl derdine devâ olacak mânevî bir ilâç vermiştir. Daha sonra anlaşılmıştır ki, o doktor Ramazan ayında oruç tutmamaktadır.3 Bu hâdise, Hz. Üstad’ın kalbi yaralı, îmanı zayıf ve dinin esaslarına karşı lâkayd kalan bazı kimselerin yalnız maddî teşhis ve tedavisine itimad etmediğini göstermektedir. Ayrıca zehirlenme endişesi de Hz. Üstad'ı doktorlara tedavi konusunda ihtiyatlı davranmaya sevk etmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri, sürgünler, mahkemeler ve hapis hayatları hâriç, bütün seyahatlerini kendi isteği ve arzusu çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Bazen sevk-i İlâhî ile, bazen bir dâvet üzerine, bazen tenezzüh (gezinti) ve nefes almak maksadıyla seyahat etmiştir. Hayatının sonuna kadar hiçbir seyahatini, bir başkasının kontrolü altına girerek planlamamıştır. Seyahatlerini daima bilinçli ve şuurlu bir şekilde, kendi iradesiyle yapmıştır. Hastalığının tedavisi hususunda ise, ehl-i îman doktorlara muayene ve tedavi olmaktan çekinmemiş; fakat itimat etmediği, güvenmediği ve îmanı zayıf gördüğü doktorlara tedavi olmayı kabul etmemiştir. Hayatının sonuna kadar yanında bulunan hiçbir kimse, Hz. Üstad doktora gitmek istediği hâlde onu doktora götürmeyecek bir yetkiye sahip olmamıştır. Yine hiç kimse, doktora gitmek istediğinde ona mâni olabilecek bir kuvvet ve salahiyet taşımamıştır. Diğer bir ifadeyle, Bediüzzaman Hazretleri doktora gidip gitmeme hususunda bir başkasının karar vereceği şekilde âciz bir duruma düşmemiştir. Cenâb-ı Hak ona böyle bir acziyet yaşatmamıştır.
Hulasa; Hz. Üstad'ın şehir ziyaretleri kendi iradesiyle gerçekleşmiştir. Tedaviyi ise kendi arzusuyla bazen kabul etmiş bazen reddetmiştir.
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1145.
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1144.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 123.

