RİSALE-İ NUR

29.03.2014

4317

Bediüzzaman Hazretleri Tevhiddeki Kolaylığı Nasıl İzah Ediyor?

Tevhiddeki kolaylık, şirkteki zorluk nasıl oluyor? Risale-i Nur'da bu konu nasıl izah ediliyor? Örneklerle açıklar mısınız?

29.03.2014 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bir iş tek bir merkeze, tek bir irâdeye ve tek bir kanuna dayandığında kolaylık, sürat ve intizam meydana geldiği gibi; çok merkezlere, çok ellere ve dağınık sebeplere havale edildiğinde ise müşkilât, zorluk ve karışıklık ortaya çıkar. Kâinatta görünen nihâyetsiz kolaylık, mükemmel nizam, umumî denge ve birbirine karışmadan cereyan eden hadsiz faaliyetler, her şeyin bir tek Hâlık’ın ilmi, kudreti ve irâdesiyle idare edildiğini gösterir. Aksi takdirde, en küçük bir varlığın vücûdu dahi içinden çıkılmaz zorluklara düşerdi. Konuyla ilgili Risale-i Nur'da çok fazla izah ve ispat bulunmakta. Örneğin Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri şu ifadeleri kullanır ve şöyle örnekler verir:

Vahdet ve îmân yolunda, vücûb derecesinde bir suhûlet ve kolaylık var. Şirk ve esbâb yolunda, imtinâ‘ derecesinde müşkilât ve suûbet var. Çünkü bir vâhid, külfetsiz olarak kesîr eşyâya bir vaz‘iyet verir. Ve bir neticeyi istihsâl eder. Eğer o vaz‘iyeti almayı ve o neticeyi istihsâl etmeyi, o eşyâ-yı kesîreye havâle edilse; o vakit pek çok külfetle ve pek çok hareketlerle ancak o vaz‘iyet alınır ve o netice istihsâl edilir. 1

Kâinatın bütün galaksileri, yıldızları, dünyamızdaki bütün canlıları ve zerreleri tek bir Yaratıcı'nın kudretiyle, tek bir kanunla ve tek bir iradenin emriyle yaratılıp idare edilse, iş son derece kolaylaşır. Çünkü aynı ilim, aynı kudret ve aynı sistem içinde hesapsız varlıklara zahmetsizce bir vaziyet verilir ve istenilen netice elde edilir. Böylece koca bir evrenin idaresi ve yaratılışı, âdeta bir tek çiçeğin yaratılışı kadar kolay olur.
Fakat bu iş birlik içinde değil de tabiata, tesadüflere veya birbirinden farklı şuursuz sebeplere bırakılmak istense, o zaman bir tek çiçeği var etmek için bile neredeyse bütün kâinatı yaratacak kadar büyük bir güç ve ihtimam gerekir. Çünkü o tek çiçeğin oluşması için toprağa, suya, havaya ve güneşe, o çiçeği bütün incelikleriyle bilecek bir ilim, onu yapacak bir kudret ve birlikte çalıştıracak bir irâde vermek gerekir. Bu da imkânsız bir durumdur.

Bütün mevcûdât, Sâni‘-i Ehad’e isnâd edildiği vakit, bir tek mevcûd hükmünde kolaylaşır. Eğer Vâhid-i Ehad’e verilmezse; bir tek mahlûkun îcâdı, bütün mevcûdât kadar müşkilleşir ve bir çekirdek, bir ağaç kadar suûbetli olur. Eğer Sâni‘-i Hakîkî’sine verilse, kâinât, bir ağaç gibi; ve ağaç, bir çekirdek gibi; ve cennet, bir bahar gibi; ve bahar, bir çiçek gibi kolaylaşır, suhûlet peydâ eder. 2

Eğer kâinattaki her şey, sonsuz güç sahibi olan tek bir Yaratıcı'ya verilirse, koca kâinatı yaratmak ve idare etmek, tek bir varlığı yaratmak kadar kolaylaşır. Çünkü her şey aynı kanuna, aynı ilme ve aynı güce boyun eğer.
Ancak yaratılış tesadüflere, sebeplere veya şuursuz tabiata havale edilirse, o zaman küçücük bir çekirdeği var etmek bile bütün kâinatı yaratmak kadar zor ve imkânsız hâle gelir. Çünkü tek bir çekirdeğin veya meyvenin oluşması için güneşin, dünyanın, atmosferin ve su döngüsünün kusursuz bir uyumla çalışması, yani tüm kâinatın çarklarının dönmesi gerekir. Bu ise imkânsız bir durumdur.
Allah'ın sonsuz kudreti için bir çiçeği yaratmakla koskoca bir baharı yaratmak, küçücük bir çekirdeği yaratmakla devasa bir ağacı veya sonsuz bir cenneti yaratmak arasında hiçbir zorluk farkı yoktur; sonsuz bir güç için hepsi aynı derecede kolaydır.

Yani birlik usûlüyle, bir merkezde, bir elden, bir kanun ile olan işler, gayet derecede kolaylık oluyor. Eğer müteaddid merkezlere, müteaddid kanuna, müteaddid ellere dağılsa, müşkilât peydâ eder. 3

Bir iş bir merkezden, bir irâde ile, bir kanunla yürürse; düzen, sürat ve kolaylık meydana gelir. Çünkü emir birdir, hedef birdir, karışıklık olmaz. Fakat aynı iş birçok merkeze, birçok ayrı irâdeye ve farklı kanunlara dağıtılırsa; uyumsuzluk, düzensizlik ve zorluk ortaya çıkar. Bu hakikate göre, tevhîdde kolaylık vardır. Kâinat bir tek Allah’ın mülkü ve idaresi altında olduğu için nihâyet derecede intizam ve suhulet vardır. Eğer işler çok ellere, çok kanuna, çok müstakil sebeplere verilseydi, o vakit her tarafta karışıklık ve imkânsızlık olacaktı.

Meselâ, nasıl ki bir ordunun bütün neferâtının esâsât-ı techîziyeleri, bir merkezden, bir kanun ile, bir kumandan-ı a‘zamın emriyle yapılsa, bir tek nefer kadar kolay olur. Eğer ayrı ayrı fabrikalarda, ayrı ayrı merkezlerde yapılsa, bir ordunun techîzine lâzım olan bütün askerî fabrikaları, bir tek neferin techîzâtı için lâzım gelir. Demek vahdete istinâd edilse, bir ordu bir nefer kadar kolay olur. Eğer vahdet olmazsa, bir neferin techîzi, bir ordunun techîzi kadar müşkilâtlı olur. 4

Bir ordunun bütün askerlerinin elbise, silâh, yiyecek ve diğer ihtiyaçları tek merkezden, tek kanunla ve tek kumandanın emriyle hazırlansa, iş son derece kolaylaşır. Çünkü aynı sistem, aynı usûl ve aynı plan içinde çok sayıda askerin ihtiyacı birlikte karşılanır. Böylece koca bir ordunun donatılması, âdeta bir tek neferin donatılması kadar kolay olur.
Fakat bu iş birlik içinde değil de her bir asker için ayrı merkezler, ayrı usûller ve ayrı fabrikalar ile yapılmak istense, o zaman bir tek askeri donatmak için bile neredeyse bir orduyu donatacak kadar büyük bir teşkilât gerekir. Çünkü her bir nefer için silâh fabrikası, elbise imalâthanesi, erzak sistemi ve ayrı bir düzen lâzım gelir.

Hem bir ağacın meyvelerinin vahdet noktasında bir merkeze, bir kanuna, bir köke istinâden madde-i hayatiyeleri verilse, binler meyveler tek bir meyve gibi kolay olur. Eğer her bir meyve ayrı ayrı merkeze rabt edilse, ayrı ayrı yerlerden mevâdd-ı hayatiyeleri gönderilse, her bir meyve bütün ağaç kadar müşkilât peydâ eder. Çünkü bütün ağaca lâzım olan mevâdd-ı hayatiye, her bir meyve için dahi lâzımdır.5

Bir ağacın binler meyvesi, tek bir köke, tek bir merkeze ve tek bir kanuna bağlı olduğu zaman, hepsinin beslenmesi kolay olur. Çünkü ağacın kökünden gelen hayat maddesi, dallar vasıtasıyla bütün meyvelere aynı sistem içinde ulaşır. Böylece binler meyve, âdeta bir tek meyve gibi rahatça meydana gelir.
Fakat her bir meyvenin hayat maddesi ayrı ayrı yerlerden, ayrı ayrı merkezlerden gönderilecek dense, o vakit bir tek meyve için bile bütün ağacı çalıştıracak kadar geniş bir sistem lâzım gelir. Çünkü bir meyvenin teşekkülü, oluşması sadece küçük bir parçadan ibaret değildir; o meyve, ağacın tamamıyla, köküyle, suyuyla, havasıyla, güneşiyle, yani bütün hayat düzeniyle alâkalıdır.

Meselâ nasıl ki, bir memleketin tek bir padişahı bulunsa, o padişah, o vahdet-i saltanat kanunu cihetiyle her bir neferin arkasında bir ordu kuvvet-i ma‘neviyesini tahşîd edebilir. Ve edebildiği için o tek nefer bir şâhı esîr edebilir. Ve şâhın fevkinde padişahı nâmına hükmedebilir. Hem o padişah vâhidiyet-i saltanat sırrıyla bir neferi ve bir me’muru istihdâm ve idare ettiği gibi, bütün ordusunu ve bütün me’murlarını idare edebilir. Güya vâhidiyet-i saltanat sırrıyla herkesi, her şeyi bir ferdin imdâdına gönderebilir. Ve her bir ferdi, bütün efrad kadar bir kuvvete istinâd edebilir. Yani ondan meded alabilir. Eğer o vâhidiyet-i saltanat ipi çözülse ve başıbozukluğa dönse, o vakit her bir nefer, hadsiz bir kuvveti birden kaybedip yüksek bir makam-ı nüfûzdan sukūt eder. Âdî bir adam makamına düşer. Ve onların idare ve istihdâmları, efrad adedince müşkilât peydâ eder. 6

Eğer bir memleketin tek bir padişahı varsa, onun saltanatı bir olduğu için en küçük bir askeri bile devletin umumî kuvvetine dayandırabilir. Yani o asker kendi şahsî gücüyle değil, arkasındaki devletin ve ordunun mânevî kuvvetiyle iş görür. Bu sebeple küçük bir nefer, o padişah namına hareket ettiğinde büyük işler yapabilir; hattâ bir hükümdarı esir edebilir. Çünkü o artık sıradan bir fert değil, bir saltanatın temsilcisidir.
Aynı şekilde padişah, saltanatın birliği sayesinde bir tek askeri idare ettiği gibi, bütün orduyu da idare eder. Bir memuru sevk ettiği gibi, bütün memurları da aynı kanun altında sevk eder. Demek ki birlik varsa, hem umumî idare kolaylaşır hem de her bir fert büyük bir kuvvete dayanmış olur.

Fakat vâhidiyet-i saltanat ipi çözülse, yani birlik bozulup başıbozukluk başlasa, o vakit her fert bu büyük dayanağı kaybeder. Artık bir neferin arkasında ordu yoktur; bir memurun arkasında devlet nüfuzu yoktur. Böylece o yüksek kuvvet ve tesir düşer, asker sıradan bir kişi hâline gelir. Ayrıca bu durumda idare de çok zorlaşır. Çünkü birlik olmayınca, her bir ferdin ayrı ayrı sevk ve idaresi büyük zorluklar meydana getirir.

Nasıl ki bir kitap, eğer yazma ve mektub olsa, onun yazmasına bir kalem kâfîdir. Eğer basma ve matbû‘ olsa, o kitabın hurûfâtı adedince kalemler, yani demir harfler lâzımdır. Tâ o kitap tab‘ edilip vücûd bulsun. Eğer o kitabın bazı harflerinde gayet ince bir hat ile o kitabın ekserîsi yazılmış ise; Sûre-i Yâsîn, lafz-ı Yâsin’de yazıldığı gibi, o vakit o demir harflerin küçücükleri o tek harfe lâzımdır, tâ tab‘ edilsin. 7

Bir kitap bir kâtip tarafından kalemle yazılsa, onu meydana getirmek için bir tek kalem yeter. Çünkü o kalemin arkasında bir ilim, bir irâde, bir şuur vardır. Kâtip, istediği harfi istediği yere koyar, kelimeleri bir araya getirir, mânâyı gözetir ve kitabı kolayca yazar.
Fakat aynı kitap matbaa usûlüyle basılacak olsa, bu defa kitabın harfleri sayısınca kalıplar, yani demir harfler gerekir. Çünkü matbaa şuurla değil, kalıpla çalışır. Her harfin ayrı kalıbı hazırlanmalı, yerli yerine dizilmeli ve bütün sayfalar o şekilde basılmalıdır. Bu, yazıya göre daha çok âlet ve daha çok tertip ister.
İşte bu misaller gibi, yüzlerce misal gösterir ki; tevhidde, sonsuz derecede kolaylık vardır. Şirkte ve kesrette ise sonsuz derecede zorluk ve karışıklık vardır. Dünyadaki bolluğun, ucuzluğun ve bizce imkânsız görünen işlerin kolayca ve birbirine karıştırılmadan meydana gelmesinin sebebi, kâinatı yaratan ve idare eden Zât’ın bir olmasıdır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 106.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 202.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 96.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 96.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 96.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 33.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 53.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız