RİSALE-İ NUR

10.08.2025

206

Mana, Kelime, Ses ve Zulmetten Meleklerin Yaratılması Nasıl Anlaşılmalıdır?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Belki madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esîr maddesinden, hattâ manalardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halkeder ki..."

29 sözde geçen bu metinde; zulmetten, mânâdan, kelimelerden ruhani mahlûkların yaratılması ne demektir, nasıl olur, bilgisine mazhar olabildiğimiz örneği var mıdır? İzah eder misiniz?

08.09.2025 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili kısım şu şekildedir:

Elbette o Kadîr-i Hakîm, bu kusursuz kudretiyle, bu noksânsız hikmetiyle nûr gibi, esîr gibi, rûha yakın ve münâsib olan sâir seyyâlât-ı latîfe maddeleri ihmâl edip, hayatsız bırakmaz. Câmid bırakmaz. Şuûrsuz bırakmaz. Belki madde-i nûrdan, hatta zulmetten, hatta esîr maddesinden, hatta ma‘nâlardan, hatta havadan, hatta kelimelerden zîhayat, zîşuûru kesretle halk eder ki, hayvanâtın pek çok muhtelif ecnâsları gibi, pek çok muhtelif rûhânî mahlûkları, o seyyâlât-ı latîfe maddelerinden halk eder. Onların bir kısmı melâike, bir kısmı da rûhânî ve cin ecnâslarıdır. 1

Cenab-ı Hak, gözle görünen kesif yani yoğun maddelerin yanı sıra nur, ateş, ışık, karanlık, hava, ses, koku, kelimeler, esir maddesi, elektrik ve diğer latif akışkanlardan da hayat, ruh ve şuur sahibi varlıklar yaratır. Şeriat ve Kur'an-ı Kerim bu varlıkları melaike, cin ve ruhaniyat olarak isimlendirir. Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade eder:

Nardan, nurdan, ateşten, ışıktan, zulmetten, havadan, savttan, rayihadan, kelimattan esirden ve hatta elektrikten ve sair seyyalat-ı latifeden halk olunan o zihayat ve o ziruhlara ve o zişuurlara şeriat-ı garra-yı Muhammediye Aleyhissalatü Vesselam Kur’an-ı Mu‘ciz ü’l-Beyan, Melaike ve can ve ruhaniyattır, der, tesmiye eder. 2

Bizim bildiğimiz “madde” hep sert, katı veya akışkan şeylerdir. Fakat “seyyalat-ı latife” denilen, nur, hava, kelime, mana, hatta zulmet yani karanlık gibi gözle görülmeyecek kadar ince, akışkan, enerjivari varlık alanları da vardır. Ruhani varlıkların bu maddelerden yaratılması, onların özlerinin maddi değil, latif olduğunu ifade eder. Yani Allah, topraktan insanı yarattığı gibi, meleği nurdan, cini dumansız ateşten; başka latif varlıklardan da ruhani varlıkları yaratabilir ve yaratmaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurur:

Melekler nurdan, cinler alevli ateşten, Adem ise size (Kur’an’da) tarif edildiği üzere (balçıktan) yaratılmıştır. 3

Esir Maddesinden ve Havadan Yaratılış
Kainattaki görülen büyük boşluklar aslında tamamen başıboş ve mutlak boşluk değildir. Esir maddesi fezayı, uzayı doldurmuştur. Bu esir maddesinin görevi, semavi cisimler arasındaki bir nevi taşıyıcılık ve vasıta olmaktır. Yani çekme ve itme gibi kuvvetlerin irtibatına; ziya, hararet ve elektrik gibi şeylerin yayılmasına ve nakline kaynaklık eden latif bir maddedir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şu şekilde ifade eder:

Fennen ve hikmeten sabittir ki, bu haddi yok feza-yı alem, nihayetsiz bir boşluk değildir, belki esir dedikleri bir madde ile doludur. Fennen ve aklen, belki müşahedeten sabittir ki; ecram-ı ulviyenin cazibe ve dafia gibi kanunlarının rabıtası; ve ziya ve hararet ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin naşiri ve nakili; o fezayı dolduran bir madde mevcuddur. 4

Cenab-ı Hak, esir denilen bu latif maddeden yedi kat semavatı yaratmış, onları muntazam bir surette düzenlemiş ve yıldızları da o semavi yapı içinde yerleştirmiştir. Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade eder:

Kadir-i Zülcelal, esir maddesinden yedi kat semavatı halkedip tesviye etmiş ve gāyet dakik ve acib bir nizam ile tanzim etmiş ve yıldızları o madde-i esiriye içinde zer‘ etmiş, ekmiştir. 5

Nasıl ki bizim dünyamızdaki katı cisimlere su ve cam ayna oluyorsa; nurani varlıklara ve ruhaniyata da hava, esir maddesi ve âlem-i misaldeki mevcudat birer ayna hükmüne geçer. Melekler ve ruhaniler, bu latif maddeleri şimşek ve hayal hızında birer seyahat vasıtası olarak kullanır, bu temiz aynalarda dolaşır ve bir anda binlerce yere engelsizce girebilirler. Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade eder:

Evet, nasıl cismaniyata cam ve su gibi şeyler ayna oluyor. Öyle de, ruhaniyata dahi hava ve esir ve alem-i misalin bazı mevcudatı ayna hükmüne geçerler. Ve berk ve hayal sür‘atinde bir vasıta-i seyr ve seyahat suretine geçerler. Ve o ruhaniler hayal sür‘atiyle o meraya-yı nazifede, o menazil-i latifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler. 6

Işık, sıcaklık, hava, elektrik ve esir gibi âlemler arasında yer darlığı ve sıkışıklık olmadığı için, bu latif maddelerden yaratılan meleklerin ve ruhanilerin bizim katı âlemimizde dolaşmalarına ve her yere nüfuz etmelerine de hiçbir şey mani olamaz. Üstad Bediüzzaman bu hakikati şu şekilde ifade eder:

Alem-i ziya, alem-i hararet, alem-i hava, alem-i kehrüba, alem-i elektrik, alem-i cezb, alem-i esir, alem-i misal, alem-i berzah gibi alemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu alemlerin hepsi de ihtilatsız, müsademesiz, küçük bir yerde ictima‘ ederler. Kezalik, pek geniş gaybi alemlerin de bu küçük arzda ictima‘ları mümkündür. Evet, hava ve su insanın yürüyüşüne, cam ziyanın geçmesine, kesif cisimlere bile röntgen vasıtasıyla şua‘ın nüfuzuna ve akıl nuruna, melek ruhuna, demirin içine hararetin akmasına, elektrik cereyanına bir mani‘ yoktur. Kezalik, bu kesif alemde ruhanileri deverandan, cinnileri cevelandan, şeytanları cereyandan, melekleri seyerandan men‘ edecek bir mani‘ yoktur. 7

Manadan ve Kelimelerden Yaratılış

Bizim zihnimizde soyut gibi duran manalar, Allah’ın ilminde sabit hakikatlerdir. Allah isterse o manalara bir varlık elbisesi giydirir, şuur ve hayat verir. Kainattaki varlıklar ve sözler zahiren kaybolsa bile ifade ettikleri manalar baki kalarak manevi âlemlerde tecessüm eder. Yani somutlaşır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şu şekilde ifade eder:

Bir mevcud vücuddan gider, zahiren kendisi fenaya ve ademe gider, fakat ifade ettiği ma‘nalar baki kalır, mahfuz olur. Hüviyet-i misaliyesi ve sureti ve mahiyeti dahi alem-i misalde ve alem-i misalin numuneleri olan elvah-ı mahfuzada ve elvah-ı mahfuzanın numuneleri olan kuvve-i hafızalarda kalır. Demek bir vücud-u suri kaybeder, yüzlerle vücud-u ma‘nevi ve ilmi kazanır. 8

Kâinattaki varlıklar cansız ve şuursuz gibi görünseler de her biri, kendine has varlık dilleriyle Allah'ı tesbih eder. Örneğin, bir ağacın yaprakları, çiçekleri ve meyveleri, onun tesbihat kelimeleri hükmündedir. Aynı şekilde, koca gökyüzü de güneş, ay ve yıldızlarıyla Allah'ı tesbih eder. Yeryüzünde ve gökyüzünde yüz binlerce lisanla edilen bu tesbihat ve tahmidatı âlem-i misal'de tercüme edecek ve alem-i ervah'ta şuurlu bir şekilde temsil edip ilan edecek özel görevli melekler vardır. Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

Nasıl bir ağaç, yaprak, meyve ve çiçeklerinin kelimatı ile bir tesbihatı var. Öyle de, koca semavat denizi dahi kelimatı hükmünde olan güneşler, yıldızlar, ve ayları ile Fatır-ı Zülcelal’ine tesbihat yapar. ve Sani‘-i Zülcelal’ine hamd eder. Ve hakeza, mevcudat-ı hariciyenin her biri, sureten camid, şuursuzken, gāyet hayatkarane ve şuurdarane vazifeleri ve tesbihatları vardır. Elbette, nasıl melaikeler bunların alem-i melekutte mümessilidirler. Tesbihatlarını ifade ederler. Bunlar dahi alem-i mülk ve alem-i şehadette o melaikelerin timsalleri, haneleri, mescidleri hükmündedirler. 9

İnsanın ağzından çıkan güzel, imani ve hakikatli kelimeler havada öylece kaybolup gitmez. Allah'ın rızası gözetilerek, ihlaslı bir şekilde ağızdan çıkan mübarek kelimeler, Cenab-ı Hakk'ın izniyle havada hayat bulup canlanır. Hayatlanan bu nurlu kelimeler, havadaki sayısız şuur sahibinin, meleklerin ve ruhanilerin kulaklarına giderek onları nurlandırır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde açıklar:

Hava unsurunun yüksek ve ehemmiyetli bir vazifesi اِلَیْهِ یَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّیِّبُ ayetinin sırrıyla, güzel ve ma‘nidar ve imani ve hakikatli kelimelerin kalem kaderin istinsahıyla ve izn-i İlahi ile intişar etmesiyle, bütün küre-i havadaki melaike ve ruhanilere işittirmek ve arş-ı a‘zam tarafına sevketmek için, kudret-i İlahiye kaleminin mütebeddil bir sahifesi olmaktır. Madem havanın kudsi vazifesinin, hikmet-i hilkatinin en mühimmi budur. Ve ruy-i zemini radyolar vasıtasıyla bir tek menzil hükmüne getirip nev‘-i beşere pek büyük bir ni‘met-i İlahiye olmaktır. Elbette ve elbette, beşer, bu pek büyük ni‘mete karşı, bir umumi şükür olarak, o radyoları her şeyden evvel kelimat-ı tayyibe olan Kelamullah’ın, başta Kur’an-ı Hakim ve hakikatleri ve imanın ve güzel ahlakların dersleri ve beşerin lüzumlu ve zaruri menfaatlerine dair kelimatları olmalı ki, o ni‘mete şükür olsun. Yoksa ni‘met böyle şükür görmezse, beşere zararlı düşer. 10

Zulmetten Yaratılış

Zulmet bazen hakiki bir madde ismi olarak değil, şer, isyan, dalalet, habaset ve manevi kesafet manasında kullanılır. Şeytanın mahiyeti, fiili ve mesleği zulmanidir denilebilir; yani karanlık, habis ve şerre bakan bir yapısı vardır.

Bu zulmani yapı ve şer mesleği, gücünü aslında kainattaki ademden yani yokluktan ve tahribattan alır. Zira bütün kötülüklerin, şerlerin, elemlerin, günahların ve dalaletin mayası ile esası, birer karanlık olan bu adem ve tahriptir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde ifade eder:

Bütün ehl-i hakikatin icmaıyla vücud, hayr-ı mahzdır, nurdur. Adem, şerr-i mahzdır, zulmettir. 11

Ayrıca, karanlık, bizim için yokluk gibi görünür ama aslında bir hakikat taşıyabilir. Cinlerin “dumansız ateşten” yaratılması, bu mananın bir örneği gibidir. Yani insana göre yok gibi olan bir unsur, Allah’ın kudretiyle canlı bir mahiyete kavuşur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 184.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 186.

  3. Müslim, Zühd, 60.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 131.

  8. Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 74.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 190.

  10. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s. 282-283.

  11. Bediüzzaman Said Nursi, Siracü’n-Nur, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 110.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız