Risale-i Nur'un hiç bir yerinde onların söylediği gibi bir "dinler arası diyalog" tabiri geçmemektedir. Soruda ifade edilen kısım Risale-i Nur'un Lem'a'lar adlı eserindeki haşiye de şöyle geçmektedir;
[Hâşiye] Hatta hadîs-i sahîhle âhirzamanda Îsevîlerin hakîkî dindârları ehl-i Kur’ân ile ittifâk edip، müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi.. şu zamanda dahi ehl-i diyânet ve ehl-i hakîkat, değil yalnız dindaşı ve meslektaşı ve kardeşi olanlarla samîmî ittifâk etmek، belki Hıristiyanların hakîkî dîndâr rûhânîleriyle dahi، medâr-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medâr-ı münâkaşa ve nizâ‘ etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecâviz dinsizlere karşı ittifâka muhtâçtırlar.1
Ana metin olan bu haşiyeden iddia edilidiği gibi bir "dinler arası diyalog" kavramı çıkmayacağı açıktır. Burada ortak düşman olan dinsizliğin saldırısının şiddetlendiği bir dönemde bazı samimi hristiyanlarla -tartışmalara girmeyip- mümkün olsa aynı hedefe karşı mücadele edebilmekten bahsettiği anlaşılmaktadır. Resul-ü Ekrem Efendimiz de (a.s.m.) bazı müşrik kabilelerle, ortak düşmanlarına karşı ittifaklar yapmıştı. Bunda İslami açıdan bir problem yok. Problem onlarla ittifak yapacağız derken İslam'ın reddettiği eylem ve söylemlere girmektedir. Yani aradaki ilişki veya diyaloğun nasıl yapıldığıdır önemli olan.
Yine bir temel referans olarak da "İsevîlerin hakiki dindarları" kaydı da önemlidir. Dolayısıyla burada Hz. Üstad'ın kastettiği Hristiyanlar; dinsizliğe karşı mücadele eden Hristiyanlardır. Yoksa doğduğu kültür içinde o kültürün bir realitesi olarak Hristiyanlığı benimseyip dinsizlik, yozlaşma vesaire gibi toplumu bozan halleri umursamadan yaşayan Hristiyanların kastedilmediği çok açıktır.
Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur Külliyatın hiçbir yerinde "Hristiyanlık da hak bir dindir" veya "Muhammedun resulullah demeseler de olur" gibi İslam'a zıt hiçbir şey söylemiyor. Hatta tam aksine Mektubat adlı eserinde şöyle der:
Kelime-i şehadetin iki kelâmı ("la ilahe illallah" ve "Muhammedurresulullah") birbirinden ayrılmaz, birbirini isbat eder, birbirini tazammun eder, biri birisiz olmaz. Madem Peygamber aleyhissalâtü vesselâm Hâtem-ül Enbiya'dır, bütün enbiyanın vârisidir; elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrasından (büyük yolundan) hariç, hakikat ve necat (kurtuluş) yolu olamaz.2
Yukarıdaki metinden anlaşılacağı üzere kurtuluşun tek yolu Hazret-i Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğini kabul edip onun getirdiği İslam'a girmek ve gereği gibi yaşamaktan başka bir çare ve yol yoktur. Beddiüzzaman Hazretleri bu metinde, Kelime-i Tevhidin iki cümlesinden ilki olan "la ilahe illallah" ve ikincisi olan "Muhammeden Resulullah" birbirini temellendirip birbirinin lâzımı olduğunu ifade ediyor. Hakikat böyleyken pazarlanan "dinler arası diyalog" ile Risale-i Nur'ların maksadı birbirine tamamen zıttır.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 285
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 275

