Tarihselci yaklaşımın burada yaptığı temel şey, ayetteki hükmü değil, hükmün arkasında olduğunu düşündüğü hikmeti esas almaktır. Halbuki İslam’da helal ve haramın kaynağı insanların değişen sosyolojisi değil, Allah’ın emridir. Hikmet elbette vardır. Fakat hikmet başka, hüküm başkadır. Çünkü hikmetler zamana ve şartlara göre değişebilir, fakat İlâhî emir değişken değildir. Eğer "o dönemin şartları için böyleydi, bugün şartlar değiştiği için hüküm de değişir" denirse, o zaman dinin sabit hükümleri sürekli toplumlara göre yeniden yorumlanır. Böyle bir mantık ise dinin ölçüsünü vahiyden alıp insanların sosyal anlayışına bırakır.
Çok evlilik konusunda Kur’an’ın yaptığı şey, cahiliyedeki sınırsız uygulamayı disiplin altına almak ve adalet şartı koymaktır. Kur’an’da tek eşlilik teşvik edilmiş olsa da, çok evlilik açıkça haram kılınmamıştır. Bir şeyin helal veya haram olması, insanların onu faydalı ya da zararlı görmesine göre değil, Allah’ın onu emretmesine veya yasaklamasına göre belirlenir. Çünkü insanlar çağdan çağa farklı düşünür. Bir toplumun doğru gördüğünü başka bir toplum yanlış görebilir. Eğer hükümleri toplumun geldiği seviye belirleyecek olursa, o zaman dinin sabitliği ortadan kalkar.
Bu mantığın problemli olduğunu Kur’an’dan başka örneklerle de anlayabiliriz. Mesela faiz yasağına tarihselci mantıkla bakılırsa denebilir ki; faiz o dönemde fakiri ezen bir sistemdi, Kur’an bunun için yasakladı. Bugün ise modern bankacılık sistemi değişti, ekonomi farklılaştı, o halde faiz yasağı da değişebilir. Ancak Kur’an faizi açıkça haram kılmıştır. Müslüman için esas olan ekonomik sistemlerin değişmesi değil, Allah’ın hükmüdür. Hikmetini tam anlayamasak bile emir baki kalır.
Veya içki yasağı için denebilir ki; o dönemde içki toplumda büyük kavgalara ve ahlaki bozulmaya sebep oluyordu, Kur’an bu yüzden yasakladı. Bugün kontrollü tüketim var, insanlar bilinçli içiyor, o halde yasak kalkabilir. Fakat İslam’da içkinin haram oluşu, insanların onu nasıl kullandığına göre değişmez. Çünkü hükmün kaynağı toplumsal şart değil, vahiydir. Yoksa kişi ben sapkınlık çıkartmıyorum diyerek içki tüketimini kendine helal sayabilir. Bu da haşa kişiye göre değişkenlik gösteren bir dini ortaya çıkartır.
Sonuç olarak; İslam’da hikmet aranır ama hüküm hikmete indirgenmez. Çünkü hikmeti merkeze koyarsak herkes ayetleri kendi dönemine hatta şahsına göre yeniden yorumlamaya başlar. O zaman kesin bir helal-haram ölçüsü kalmaz. Bugün "kadın hakları" gerekçesiyle bir hüküm değiştirilir, yarın başka bir toplum başka gerekçelerle farklı hükümleri değiştirmek ister. Bu yüzden İslam’da asıl olan, Allah’ın emrini esas almaktır. Hikmetler değişebilir fakat İlâhî hüküm, açık bir ayet ile sabit olduğu sürece insanların değişen anlayışına göre ortadan kaldırılamaz.

