Çok evlilik ile ilgili ayetler şöyledir:
Eğer yetim olan (kız)lar hakkında (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) adâletli olamayacağınızdan korkarsanız, o hâlde size helâl olan (başka) kadınlardan iki(nci), üç(üncü)ve (en çok) dörd(üncü hanımınız) olmak üzere nikâhlayın! Buna rağmen (onların da aralarında) adâletli olamayacağınızdan korkarsanız, artık bir tek (hanım) veya sâhib olduğunuz câriyeler (ile yetinin)! Bu, haksızlık etmemenize daha yakındır.1
Kadınlar arasında eşitliği sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. Öyleyse büsbütün birine meyledip de diğerini yok saymayın. Eğer arayı düzeltir ve takvalı olursanız Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.2
Konu ile ilgili hadisler şöyledir:
Gaylân b. Seleme Müslüman olduğunda nikahı altında, henüz Müslüman olmayan on kadın vardı. Gaylân Müslüman olunca, bu kadınlar da kendisiyle birlikte Müslüman oldular. Bunun üzerine Hz. Peygamber Gaylân'a, "onlardan dördünü tut, diğerlerini bırak" dedi. 3
Müslüman olduğumda, nikahım altında sekiz kadın vardı. Hz. Peygamber'e gelip, "Ya Resûlallah, ben Müslüman oldum, yanımda sekiz kadın var. Onlar da benimle beraber Müslüman oldular ve hicret ettiler." dedim. Hz. Peygamber, "onlardan istediğin dört tanesini seç" buyurdu. Bunun üzerine kalmasını istediklerime "gel", bırakmayı istediklerime de "git", dedim.4
Urve b. Mes'ûd dedi ki: "Müslüman olduğumda nikahım altında on kadın vardı. Bunlardan dördü Kureyşli, Kureyşlilerden biri de Ebû Süfyân'ın kızı idi. Resûlullah bana, "onlardan dördünü seç, diğerlerini bırak" dedi. Ben de onlardan dördünü seçtim; seçtiklerim arasında Ebû Süfyân'ın kızı da vardı.5
İslam’da çok evlilik meselesi çoğu zaman yanlış anlaşılmakta ve sanki dinin herkese birden fazla evliliği tavsiye ettiği düşünülmektedir. Halbuki Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetleri dikkatle incelendiğinde, burada bir emir değil, belirli şartlara bağlı bir ruhsat bulunduğu görülür. Nisa suresindeki "iki, üç ve dört kadınla evlenebilirsiniz" ifadesi bir zorunluluk değil, ihtiyaç halinde verilmiş bir izin niteliğindedir. Ayetin devamında ise "eğer adaleti sağlayamamaktan korkarsanız bir tane ile yetinin" buyurularak asıl dikkat çekilen noktanın adalet olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu da İslam’ın çok evliliği teşvik etmekten ziyade, onu sıkı şartlara bağladığını göstermektedir.
Ayrıca Kur’an’ın indiği dönemde Arap toplumunda evlilik sayısına dair bir sınır yoktu. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebiliyorlardı. Kur’an ise bu sınırsız uygulamaya bir sınır getirerek en fazla dört eşe izin vermiştir. Bu yönüyle İslam, mevcut düzensiz yapıyı kontrol altına almış ve kadın haklarını koruyan bir düzenleme yapmıştır. Hadislerde geçen Gaylân b. Seleme, Urve b. Mes’ûd ve diğer sahabelerle ilgili rivayetler de bunu göstermektedir. Bu kişiler Müslüman olduklarında nikahlarında dörtten fazla kadın bulunuyordu. Hz. Peygamber (sav) ise onlara yalnızca dört eş bırakmalarını, diğerlerinden ayrılmalarını emretmiştir. Bu durum, İslam’ın çok evliliği artıran değil, aksine sınırlayan bir hüküm getirdiğini ortaya koymaktadır.
Kur’an’ın evrensel bir kitap olması da bu ruhsatın hikmetlerinden biridir. İnsanlık tarihi boyunca savaşlar, göçler, dul kalan kadınların korunması, yetimlerin himayesi gibi farklı sosyal şartlar ortaya çıkmıştır. Bazı dönemlerde kadın nüfusunun artması veya sosyal sorunların çoğalması sebebiyle çok evlilik belirli şartlar altında bir çözüm yolu olmuştur. Bu nedenle Kur’an, bütün zaman ve toplumları dikkate alarak tamamen yasaklayıcı bir hüküm koymamıştır. Ancak bu ruhsatın uygulanabilmesi için adalet şartı vazgeçilmezdir.
Nitekim Kur’an’ın başka bir ayetinde "Ne kadar isteseniz de kadınlar arasında tam eşitlik sağlayamazsınız" buyurularak insanın duygusal açıdan mutlak adaleti gerçekleştirmekte zorlanacağı bildirilmiştir. Bu ayet de aslında çok evliliğin ağır bir sorumluluk olduğunu göstermektedir. Çünkü maddi ihtiyaçları karşılamak kadar sevgi, ilgi ve muamele bakımından da adil davranmak gerekmektedir. Bu sebeple Kur’an’ın genel yönlendirmesi tek eşliliğe daha yakındır.
Ayrıca dünyadaki kadın ve erkek nüfusunun birbirine yakın olması da tek evliliğin temel yapı olduğunu göstermektedir. Eğer çok evlilik İslam’da asıl amaç olsaydı, toplum yapısının ve nüfus dengesinin buna uygun olması gerekirdi. Fakat insanlığın genel düzeni tek eşlilik üzerine kuruludur. Eğer kadın erkek dengesi bozulursa -savaşlar gibi- o zaman çok evlilik toplum için gerekli hale gelmektedir. Bu nedenle İslam’da çok evlilik istisnai durumlar için tanınmış bir ruhsattır. Esas olan ise huzur, sadakat ve adalet içinde sürdürülen tek evliliktir.6 Bediüzzaman Hazretleri ise bu konuda şöyle demiştir:
Çünkü birden tabîat-ı beşerde umumen hükümfermâ olan bir emri birden ref‘ etmek, bir tabîat-ı beşeri birden kalb etmek iktizâ eder. Binâenaleyh şerîat vâzı‘-ı esâret değildir. Belki en vahşi sûretten böyle tamamen hürriyete yol açacak ve geçebilecek sûrete indirmiştir, ta‘dîl etmiştir. Hem de dörde kadar taaddüd-ü zevcât, tabiata, akla, hikmete muvâfık olmakla beraber; şerîat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus taaddüde öyle şerâit koymuştur ki, ona mürâât etmekle hiçbir mazarrâtı müeddî olmaz. Bazı noktada şer olsa da, ehvenüşşerdir. Ehvenüşşer ise bir adâlet-i izâfiyedir. Heyhat! Âlemin her hâlinde hayr-ı mahz olamaz.7
Yani İslam dini toplumdaki köklü alışkanlıkları bir anda tamamen kaldırmak yerine, insan tabiatını ve sosyal şartları dikkate alarak tedrici yani aşamalı bir düzenleme yapmıştır. İnsanlık tarihinde kölelik ve çok evlilik gibi uygulamalar yalnızca Arap toplumunda değil, dünyanın birçok medeniyetinde yaygın şekilde bulunuyordu. Bediüzzaman Hazretleri burada, "birden tabiat-ı beşerde umumen hükümferma olan bir emri kaldırmanın" insan yapısını ve toplum düzenini bir anda değiştirmek anlamına geleceğini nazara vermektedir. Bu yüzden İslam, mevcut sosyal yapıyı tamamen görmezden gelip ani bir devrim yapmak yerine, onu ıslah ederek daha adil bir noktaya taşımıştır. Kölelik konusunda nasıl hürriyete götüren kapılar açılmışsa, çok evlilik konusunda da sınırsız uygulamaya sınır getirilmiştir.
Ayrıca dikkat çekilen noktalardan biri de şeriatın çok evliliği ortaya çıkaran bir sistem olmadığıdır. Çünkü İslam’dan önce erkeklerin sekiz, dokuz hatta daha fazla kadınla evlenmesi yaygın bir durumdu. Kur’an ise bunu teşvik etmemiş, aksine en fazla dört eş ile sınırlandırmıştır.
Bediüzzaman Hazretlerinin "tabiata, akla ve hikmete muvafık" ifadesiyle çok evliliğin bazı özel şartlarda sosyal bir ihtiyaç olabileceğini nazara vermektedir. Mesela savaşlar sebebiyle erkek nüfusunun azalması, dul kadınların ve yetimlerin korunması gibi durumlarda çok evlilik toplum açısından bir çözüm yolu olmuştur. Bu durumda ise Kur’an; adalet şartını temel koymuş, maddi ve manevi hakların korunmasını istemiştir.
Bediüzzaman Hazretlerinin metnin son kısmında nazara verdiği "ehvenüşşer" ifadesi de önemlidir. Bu ifade, tamamen kusursuz bir çözüm bulunamadığında, daha büyük zararı önleyen daha az zararlı bir çözümün tercih edilmesi anlamına gelir. Dünya hayatında her zaman "hayr-ı mahz", yani hiçbir yönünde sıkıntı bulunmayan mutlak bir durum gerçekleşmeyebilir. Bazı sosyal şartlarda çok evlilik birtakım sıkıntılar taşısa bile, tamamen sahipsiz kalan kadınların, yetimlerin veya toplumdaki ahlaki problemlerin ortaya çıkmasından daha az zararlı bir çözümdür. Bu sebeple İslam, insanlığın her dönemini ve farklı toplum şartlarını dikkate alarak kesin yasak yerine ölçülü ve şartlı bir ruhsat getirmiştir.
İkinci Esas: Medeniyet taaddüd-ü ezvâcı kabul etmiyor. Kur’ân’ın o hükmünü kendine muhâlif-i hikmet ve maslahat-ı beşeriyeye münâfî telakkî eder. Evet, eğer izdivâcdaki hikmet, yalnız kazâ-yı şehvet olsa, taaddüd bil‘akis olmalı. Halbuki, hatta bütün hayvanâtın şehâdâtıyla ve izdivâc eden nebâtâtın tasdîkiyle sâbittir ki, izdivâcın hikmeti ve gayesi tenâsüldür. Kazâ-yı şehvet lezzeti ise, o vazîfeyi gördürmek için rahmet tarafından verilmiş bir ücret-i cüz’iyedir. Madem hikmeten, hakîkaten izdivâc, nesil içindir, nev‘in bekāsı içindir. Elbette bir senede yalnız bir def‘a tevellüde kābil ve ayın yalnız yarısında kābil-i telakkuh olan ve elli senede ye’se düşen bir kadın, ekser vakitte tâ yüz seneye kadar kābil-i telkîh bir erkeğe kâfî gelmediğinden, medeniyet pek çok fâhişehâneleri kabul etmeye mecbûrdur.8
Bediüzzaman Hazretleri bu metinde öncelikle medeniyetin, Kur’an’ın çok evlilik ruhsatını hikmete ve insan maslahatına aykırı gördüğünü ifade etmektedir. Ancak ardından evliliğin asıl amacının ne olduğu sorusunu ele almaktadır. Eğer evliliğin tek gayesi şehveti tatmin etmek olsaydı, o zaman çok evlilik yerine kadınların birden fazla erkekle evlenmesi daha uygun görülürdü. Fakat insan fıtratı, biyolojik yapı ve canlılar âlemi göstermektedir ki evliliğin temel hikmeti neslin devamıdır. Nitekim hayvanlar ve bitkilerde üreme, hayatın temel kanunlarından birisidir. Şehvetten alınan haz ise bu ağır sorumluluğu insanlara sevdirmek için verilmiş sınırlı bir lezzettir. Yani evlilik yalnız bireysel zevk için değil, insan neslinin devamı ve toplumun korunması için vardır. Bu bağlamda kadının belirli dönemlerde çocuk sahibi olabilmesi ve yaş ilerledikçe doğurganlığının sona ermesi, buna karşılık erkeğin daha uzun süre baba olabilme özelliği taşıması bilinen bir gerçektir. Bu sebeple bazı dönem ve şartlarda tek eşlilik, bütün toplumsal ihtiyaçlara cevap verememektedir.
Bu bağlamda baktığımızda tarihin bazı dönemlerinde toplumların nüfusa ve insan gücüne büyük ihtiyaç duyduğu da bir gerçektir. Tarım toplumlarında tarlada çalışacak insana, savaş dönemlerinde ise orduya katılacak nüfusa ihtiyaç vardı. Bir kadının hamilelik sürecinin uzun sürmesi sebebiyle tek eş sınırı uygulanması bazı dönemlerde nüfus artışını zorlaştırabilirdi. Çok evlilik ruhsatı ise belirli ölçüler içinde toplumun bu ihtiyacına cevap verebilmiştir. Aynı şekilde devlet yönetiminde hanedan devamı da önemli görülmüş, özellikle padişahlar açısından tahtı devredecek varis meselesi büyük önem taşımıştır. Bunun yanında, bir kadından çocuk olmadığı durumlarda erkeğin eşini boşayıp yeniden evlenmesi yerine mevcut evliliği koruyarak ikinci bir evlilik yapabilmesi, aile düzenini koruyan bir durum olmuştur. Bu sebeple çok evlilik, herkes için zorunlu veya tavsiye edilen bir sistem değil, farklı zamanların ve toplum şartlarının doğurabileceği bazı sosyal ihtiyaçlara karşı tanınmış bir ruhsat olarak toplum hayatında bir kolaylık sağlamıştır.
Metnin son kısmında ise Bediüzzaman Hazretleri, modern toplumların çok evliliği tamamen reddetmelerine rağmen insan tabiatından gelen bazı ihtiyaçların ortadan kalkmadığına dikkat çeker. Bu durumda insanlar bazen meşru olmayan ilişkilere yönelebilmekte ve böylece aile yapısı zayıflayabilmektedir. Bu yüzden, bir taraftan çok evliliği kesin şekilde reddedip diğer taraftan evlilik dışı ilişkilerin yaygınlaşmasına sessiz kalmak modern toplum açısından tutarsız bir durumdur. Nikah ile yapılan evlilikte erkek, eşinin geçimini sağlamak, haklarını korumak ve çocuklarının sorumluluğunu taşımakla yükümlüdür. Kadın ve çocuk da hukuki güvence altında olur. Buna karşılık evlilik dışı ilişkilerde çoğu zaman aynı sorumluluk bilinci ve aile bağı bulunmamaktadır. Bu nedenle, toplum düzeni ve aile kurumunun korunması açısından meşru/helal ve sorumluluk taşıyan çok evlilik hükmü, başıboş/gayrimeşru ilişkilere göre çok daha koruyucudur.
Sonuç Olarak
İslam’da çok evlilik bir emir, zorunluluk veya herkes için ideal gösterilen bir hayat biçimi değildir. İnsan tabiatını, toplumların farklı şartlarını ve tarih boyunca ortaya çıkan sosyal ihtiyaçları dikkate alan bir ruhsattır. Kur’an, sınırsız çok evliliğin yaygın olduğu bir dönemde bunu teşvik etmemiş, aksine dört ile sınırlandırmış ve adalet şartına bağlamıştır. Hatta "adalet yapamamaktan korkarsanız bir tane ile yetinin" buyurarak tek eşliliği daha güvenli ve esaslı yol olarak göstermiştir. Bununla birlikte savaşlar, nüfus dengesi, dul ve yetimlerin korunması, neslin devamı, aile düzeninin korunması gibi bazı özel şartlarda çok evlilik toplum için bir kolaylık ve çözüm yolu olmuştur. İslam’ın getirdiği yaklaşım, insan fıtratını yok sayan katı bir yasak değildir. Aksine sorumluluk, hukuk ve ahlak çerçevesinde toplumu koruyan ölçülü bir düzenlemedir. Bu nedenle meseleye sadece şahsi arzular açısından değil de dönemin sosyal şartları, aile yapısı ve toplum düzeni açısından bakıldığında Kur’an’ın hükmünün ne kadar dengeli ve hikmetli olduğu anlaşılmaktadır.
Nisâ, 4/3.
Nisâ, 4/129.
Beyhaki, Sünen, VII, 181-182, Tirmizi, Nikah 33 (III,435).
Beyhaki, Sünen, VII, 183-184. Ebu Dâvud, Talak 25 (II,677).
Beyhaki, Sünen, VII, 184.
Yusuf Ziya Keskin, "Poligamimyi Dörtle Sınırlayan Ayet ve Hadislerin Tahlili", https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/257455
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 421.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 118-119.

