Sorduğunuz kısım şu şekilde geçmektedir:
Evvelâ rızâ-yı İlâhî ve iltifât-ı Rahmânî ve kabûl-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer teveccüh-ü rahmet varsa, yeter. İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin in‘ikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbûldür. Yoksa arzu edilecek bir şey değildir. Çünki kabir kapısında söner, beş para etmez.1
Yukarıdaki paragrafa göre Allah'ın bizden razı olması, amellerimizi kabul etmesi öyle bir makamdır ki bütün insanların hatta varlıkların dahi bizden razı olması Allah'ın razı olması yanında kıymet ifade etmez. Çünkü fanidir ,kabir başında son bulacaktır. Eğer insanların teveccühü Allah'ın teveccühünün bir yansıması ise o zaman makbuldür. Yani bir kimsenin takva ve salih amelleri dolayısıyla Allah o kişiye merhamet nazarıyla bakar. O kişiden razı olur . Bundan dolayı insanları da o kişiye teveccüh ettirir. O kişiyi sevdirir. İşte bu sevgi dolayısıyla insanların o kişiye kıymet vermesi, sözünü dinlemesi makbul olabilir. Peygamberimiz sav bu hususta şu hadis-i şerifi söylemiştir:
Allah bir kulunu sevdiğinde, Cebrâil’e ‘Ben falanı seviyorum, sen de sev’ der. Cebrâil de onu sever ve göktekiler arasında ilan eder. Sonra yeryüzündekilerin kalbine de o kulun sevgisi yerleştirilir.2
Yukarıdaki hadisten anladığımız üzere önemli olan Allah'ın rızasını ve iltifatını kazanmaktır. Allah'ın rızası kazanılırsa Allah diğer insanlara hatta meleklere dahi o kişiyi sevdirir. Diğer insanları onun etrafına toplattırır. Bu hususa işaret eden bir ifadesinde Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:
Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı..Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmet
i iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.3
Yukarıdaki pararaftan anlaşıldığı üzere insan amelinde Allah'ın rızasını gözetmelidir. Samimi olmalıdır. Eğer böyle yaparsa, amelini Allah kabul ederse diğer insanlara da kabul ettirir. Diğer insanları da razı eder. Onun etrafına toplattır. Unurulmamalıdır ki asıl hüner rızayi ilahiyi kazanmaktır. Bilinmelidir ki ; Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yâr ise, herkes yârdır, her yer yarar. Eğer yâr değilse, her yer kalbe bârdır ve herkes düşmandır.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.29
Buhârî, Bedü’l-halk 6; Müslim, Birr 157
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.

