Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

05.06.2009

5048

Yalanın Caiz Olduğu Durumlar/ Eşler Arasındaki Yalan Ruhsatı Nasıl Anlaşılmalı ve Sınırı Nedir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Bir hadîs-i şerifte üç yerde yalan söylenebileceği deniliyordu. Onlardan biri, eşler arasında rızayı sağlamak içindi. Bu maddeyi tam olarak nasıl anlamalıyız? Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki görüşleri nelerdir?

08.06.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Konu ile ilgili hadisler şöyle geçmektedir:

Ümmü Külsûm şöyle dedi: "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, şu üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini hatırlamıyorum: Harbte, Kişilerin arasını düzeltmekte, (Aile dirliğini sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği sözlerde.1

Ey insanlar! Sizi, kelebeğin ateşe tabi olması gibi yalana tabi olmanıza iten nedir? Şu üç özel durum dışında yalan söylemenin hepsi Âdemoğluna haramdır: Hoşnut etmek için adamın hanımına yalan söylemesi, savaşta yalan söylenmesi, zira savaş hiledir, iki Müslüman’ın arasını düzeltmek için kişinin yalan söylemesi.2

İnsanların arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan (veya hayırlı konuşan) yalancı sayılmaz.3

Bu rivayetler yalan söylemenin sınırlı birkaç durum için uygun olacağını haber vermektedir. Yoksa asıl itibariyle yalan söylemek haramdır. Nitekim Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır:

Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında "doğru/sıddîk" olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında "yalancı/kezzâb" olarak tescillenir.4

Fakat Sevgili Peygamberimiz (sav), zararın önlenmesi ve daha büyük bir hayrın gerçekleştirilmesi amacıyla üç durumda ruhsat bulunduğunu haber vermiştir. Bunlardan biri de eşlerin aile huzurunu ve sevgisini korumaya yönelik sözleridir.

Bu ruhsat, eşlerin birbirlerine karşı aldatıcı davranmalarını veya hak ihlalinde bulunmalarını değil aksine sevgi, muhabbet ve aile huzurunu güçlendirecek ifadeler kullanmalarını kapsamaktadır. Nitekim hadiste geçen "Hoşnut etmek için adamın hanımına yalan söylemesi" ifadesi bunun ölçüsünü bize vermektedir.

Mesela "Sen benim için insanların en değerlisisin.", "Dünyanın en güzel insanı sensin", "Hep senin gibi bir insan istedim" gibi sevgi ve gönül almayı amaçlayan, çoğu zaman mübalağa içeren sözler bu kapsamda değerlendirilmiştir.

Ancak bu ruhsat, "fayda gözetiyorum" veya "aile huzuru bozulmasın" düşüncesiyle açıkça yalan söylemeyi kapsamaz. Mesela kişinin eşinden gizlemek istediği bir davranışı için "Başka bir yere gitmiştim." diyerek gerçeğe aykırı beyanda bulunması veya benzeri şekilde aldatıcı sözler söylemesi bu ruhsatın kapsamına girmez. Çünkü bu tür yalanlar güveni zedeler, hak ihlâline yol açar ve suistimale son derece açıktır. Hadisteki ruhsat, aldatmayı değil sevgi, muhabbet ve aile huzurunu koruyacak gönül alıcı ifadeleri kapsamaktadır.

Nitekim bu ruhsatın sınırları son derece açıktır. Eşlerden birinin diğerinin hakkını yemek, maddi veya manevi bir menfaat elde etmek, yerine getirmesi gereken bir görevi yapmamak ya da karşı tarafı aldatmak için yalan söylemesi kesinlikle caiz değildir. Bu hususu İmam Nevevî şöyle aktarmaktadır:

Erkeğin karısına, kadının da kocasına yalan söylemesinin hedefi, ortada olmayan sevgi ve muhabbeti izhar edip ortaya çıkarmak olmalıdır. Ancak yapmaları gereken bir şeyi yapmamak yahut hakları olmayan bir şeyi elde etmek için yalan söylemek Müslümanların icması ile haramdır.5

Bu sebeple, "eşler arasında yalan söylemeğe ruhsat vardır" ifadesi her konuda olarak anlaşılmamalıdır. Buradaki izin, aile içindeki sevgi ve güveni artıran, kırgınlıkları gideren, yuvayı koruyan ve hiçbir hak ihlâline yol açmayan sözlerle sınırlıdır. Esasen bu konuda mümkün olduğu kadar açık yalan yerine, doğru olmakla birlikte gönül alıcı ifadeler kullanmak veya uygun bir üslupla konuşmak daha faziletli görülmüştür. Çünkü doğruluk müminin temel vasfıdır. Bu ruhsat ise kişinin yuvasını kurtaracak ve eşini hoşnut edecek dar bir alan için tanınmış istisnai bir kolaylıktır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

Maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiş. Çünki maslahat ve zarûret için bazı âlimler muvakkat fetvâsı vermişler. Bu zamanda o fetvâ verilmez. Çünki o kadar sû’-i isti‘mâl edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm, maslahata binâ edilmez.6

Bediüzzaman Hazretleri burada dikkat edilmesi gereken önemli bir noktaya işaret etmektedir. Hadis-i şerifte bildirilen ruhsat, zamanla bazı âlimler tarafından maslahat ve zaruret gerekçesiyle daha geniş yorumlanmıştır. Nitekim İmam Gazzâlî gibi bazı âlimler, başka bir çare kalmadığında, daha büyük bir zararı önlemek veya önemli bir maslahat elde etmek amacıyla yalan söylenebileceğine dair istisnaî fetvalar vermişlerdir. Ancak Bediüzzaman Hazretleri, insanların bu genişletilmiş ruhsatı zamanla suistimal ederek "maslahat var" bahanesiyle keyfi şekilde yalana başvurduklarını, bunun da faydasından çok zarar doğurduğunu ifade etmektedir. Bu sebeple "bu zamanda o fetva verilmez" buyurarak, âlimlerin maslahat gerekçesiyle genişlettikleri ruhsatın artık uygulanamayacağını belirtmektedir. Dolayısıyla kapanan alan, hadis-i şerifte bildirilen üç istisna değildir. O üç istinanın ulema tarafından maslahat çerçevesinde genişlettiği ve suistimale açık hâle gelen kısımdır. Hadis-i şerifte belirtilen ruhsatın sınırları ise zaruret ve maslahat (fayda) diyerek aşılmamalıdır. Nitekim Bedüzzaman Hazretleri konu ile alakalı şöyle buyurmaktadır:

Evet, hayât-ı dünyeviyenin muhâfazası için zarûret derecesinde olmak şartıyla, bazı umûr-u uhreviyeye muvakkaten tercîh edilmesine ruhsat-ı şer‘iye var. Fakat yalnız bir ihtiyaca binâen, helâkete sebebiyet vermeyen bir zarara göre tercîh edilmez, ruhsât yoktur. Hâlbuki bu asır, o damar-ı insanîyi o derece şırınga etmiş ki, küçük bir ihtiyâç ve âdî bir zarar-ı dünyevî yüzünden elmas gibi umûr-u dîniyeyi terk eder.7

Yani şer'î ruhsatların ancak gerçek zaruret hâlinde söz konusu olabileceğini, sıradan bir ihtiyaç, küçük bir menfaat veya muhtemel bir zarar gerekçe gösterilerek ruhsatlara başvurulamayacağı vurgulamaktadır. Çünkü "zaruret" ve "maslahat" kavramları suistimale son derece açıktır. İnsan, çoğu zaman kendi nefsinin arzusunu veya dünyevi menfaatini "maslahat" diye isimlendirebilir. Mesela "eşim gerçeği öğrenirse üzülür, aile huzuru bozulur" düşüncesiyle açıkça yalan söylemek ya da "bu yalan daha hayırlı sonuç doğuracak" diyerek gerçeği gizlemek, maslahat gerekçesinin suistimal edilmesine örnektir. İşte Bediüzzaman Hazretleri, bu kapının kontrolsüz şekilde açılmasını önlemek için, alimlerim maslahat çerçevesinde genişlettiği ruhsatın artık uygulanamayacağını ifade etmektedir. Müminin esas ölçüsünün doğruluk olması gerektiğini nazara vermektedir.

Netice itibarıyla hadiste bildirilen üç istisnai ruhsat, bu zamanda sınırları dar bir şekilde geçerliliğini korumaktadır. Ancak bu ruhsatlar genişletilerek, özellikle eşler arasında "aile huzuru" bahanesiyle yalan konuşmaya veya hak ihlaline gerekçe yapılamaz. Esas olan doğruluktur. Hadis-i şerifte belirtilen ruhsatlar ise yukarıda belirttiğimiz sınırlar aşılmadan değerlendirilmelidir.

Kaynakçalar
  1. Müslim, Birr 101.

  2. Tirmizi, Birr, 26.

  3. Buhârî, Sulh 2.

  4. Müslim, Birr, 105.

  5. Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim, XVI, 158.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, s. 454.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 132.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız