1.333
Kaleme ve Yazıya Hürmet
Cenab-ı Hakk'ın Kalem suresini indirdiği için "kaleme hürmet göstermek ve onu yer düşürmemek, yüksekte tutmak gerekir" diyen hocalar var. Bunun açıklamasını yapabilir misiniz?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
1.333
Cenab-ı Hakk'ın Kalem suresini indirdiği için "kaleme hürmet göstermek ve onu yer düşürmemek, yüksekte tutmak gerekir" diyen hocalar var. Bunun açıklamasını yapabilir misiniz?
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, "kırk vech-i i'caz" denilen, Kur'an'ın kırk çeşit mucizelik yönünü 25. Söz Mucizat-ı Kur'aniye Risalesi'nde beyan etmiştir.Yine Lemeat namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Söz'de, Kur'an'ın kırk vecihle mu'cize olduğunu icmalen beyan etmişim. Ve kırk vücuh-u i'cazına işaret etmişim...1Yalnız bu risalede mucizeler konularına göre tasnif edilmiş olsa da birden kırka kadar numaralandırılmamış, risalenin içerisine dağılmış bir vaziyettedir. Öte yandan Bediüzzaman Hazretleri, başka bir eseri olan Rumuzat-ı Semaniye'de Kur'an'ın mucize yönlerinin iki yüzü bulduğunu ifade eder. Ancak Hz. Üstad, 25. Söz'de bu kırk ciheti madde madde sıralamamaktadır. Bu noktadan hareketle, ilgili risale dikkatle okunarak bir sıralama yapmak mümkündür. Farklı nazarlar elbette farklı maddeleri tespit edebilirler. Bizim okumalarımız neticesinde 25. Söz'de geçen Kur'an'ın kırk cihetle mucize oluşuna dair hususlar şu şekilde sıralanabilir:Kur'an'ın Belagatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Nazmındaki Cezaletinin Mucize OlmasıKur'an'ın Nazmının Hüsn-ü Metanetinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Bedaatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Garipliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Mustahsenliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Beraatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Faikliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Safvetinin Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin Manalarındaki Kuvvetin Mucize OlmasıKur'an'ın Manalarının Hakkaniyetinin Mucize OlmasıKur'an'ın Lafızlarının Fesahatinin Mucize olmasıKur'an'ın Lafızlarının Selasetinin Mucize olmasıKur'an cümlelerinin Birbirine Karşı Münasebetlerindeki İntizamının Mucize OlmasıKur'an'ın Manasındaki Belagatın Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin Manasındaki Kuvvetin Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin İfadelerindeki Yüceliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubundaki Âliliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubundaki Haşmetin Mucize olmasıKur'an'ın Üslubundaki Letafetin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Tesirin Mucizesi OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Rakikliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Munisliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Şefkatin Mucize OlmasıKur'an'ın Ayetlerinin İfham ve Talimde Mucize OlmasıKur'an'ın Şebabetinin (gençliğinin) Mucize olmasıKur'an Lafızlarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Manasındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Mebhaslarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın İnsanlığın Her Tabakasının Maddi ve Manevi İhtiyaçlarını Görmesinin Mucize olmasıKur'an'ın Îcazının Mucize OlmasıKur'an'ın İ'câzının Cami' Olmasının Mucize olmasıKur'an'ın Maksatlarındaki, Meselelerindeki, Manalarındaki, Üsluplarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Gaybi Haberler Yönünden Mucize OlmasıKur'an'ın Hikmet Yönü ile Mucize OlmasıKur'an'ın İlmi ve Ameli Yönünün Mucize OlmasıKur'an Ayetlerinin Sonlarındaki Fezlekeler ve Allah'ın İsimlerini İfade Yönünden Mucize OlmasıKur'an Ayetlerinin Tekrarının Mucize olmasıKur'an'ın Karanlıkları Aydınlatan Nuru Cihetiyle Mucize OlmasıKur'an'ın Kâinat İlimleri Yönünden Mucize OlmasıBununla beraber Allah kelamı olan Kur'an'ın mucizevi tarafları sınırlandırılamaz. Zira ezeli kelam olduğu için Kur'an'ın mucizeleri bitmez ve tükenmez.Ayrıca BakınızKURANIN HER TABAKAYA HİTABIKURANIN EVRENSELLİĞİKURANIN TAKVA SAHİPLERİNE HİDAYET OLMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 79-224.
Komşunun evinde internet (Wi-Fi) varsa, şifresini alıp kendi evinde kullanmak caiz değildir. İnternet servis sağlayıcısının sözleşmesinde, internetin ev dışındaki başka kişilerle, dairelerle ve kurumlarla paylaşılmasına izin verilmemişse bu şartlara uyulması gerekir. Dolayısıyla evine internet bağlatan kişinin şifresini komşusuyla paylaşması da komşusunun bu şifreyi alarak interneti kullanması da caiz değildir.Bu tür ihlallerle sözleşmenin kapsamı dışına çıkmak uygun değildir. Sözleşme hükümleri çerçevesinde, internetin bağlandığı mekanda yaşayan hane halkı ve misafirler interneti kullanabilir.Hakkı olmayan bir şeyden iyilik olmaz. Bu sebeple, izin verilmeyen bir paylaşımda bulunan kişinin de bu paylaşım yoluyla interneti kullanan kişinin de bu davranışı caiz değildir.1Ayrıca BakınızİNTERNETTEN VİDEO, KİTAP, PROGRAM İNDİRMENİN HÜKMÜİNTERNETTE BULUNAN ÜCRETSİZ UYGULAMALARIN KULLANIMI CAİZ Mİ?YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ HAZIRLANAN PROGRAMLARIN SAKINCALI TARAFLARIYAPAY ZEKA KADIN SESİNİ DİNLEMEK CAİZ Mİ? DİJİTAL CANLI RESİMLER CAİZ MİDİR? TARİHİ ÇİZİM VE YAPAY ZEKA GÖRSELLERİNİN HÜKMÜKaynakçalarTaşköprü Gazetesi, Dr. Hasan Çınar (Ankara Müftüsü), “Günün Fetvâsı | WiFi Paylaşımı”, 26 Ekim 2025.
Kıyamet alametlerinden biri olarak bildirilen doğudan ateş çıkmasının, zahirî anlamı dışında başka bir manası var mıdır? Hadiste haber verilen bu ateş, gerçekten büyük bir ateşin ortaya çıkması mıdır, yoksa mecazi olarak yorumlanabilecek bir hadise midir?
Bahsedilen âyet, kadınların dışarı çıkarken iç elbiselerinin üzerine giydikleri ve bütün vücutlarını örten cilbabın farziyetiyle alakalıdır. Âyetin meali şöyledir:Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapatacak şekilde) dış örtülerinden (çarşaflarından bir kısmıyla) üzerlerini örtsünler!(2) Bu, onların (iffetli olarak) tanınıp da rahatsız edilmemeleri için daha yakındır(daha elverişlidir). Allah ise, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.1Âyetin sebeb-i nüzulü ise şöyledir:İbn Sa'd, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhakî, es-Sünen adlı eserinde Hazret-i Âişe'nin şöyle dediğini bildirir:Hicab âyeti nazil olduktan sonra Sevde, tuvalet ihtiyacını gidermek için dışarı çıktı. Sevde, cüsseli bir kadındı. Kendisini tanıyan biri, uzaktan görse bile onun kim olduğunu anlardı. Hazret-i Ömer onu gördü ve şöyle dedi:“Ey Sevde! Vallahi, bizden gizlenemiyorsun. Nasıl dışarı çıktığına bir bak!”Bunun üzerine Sevde geri döndü. O sırada Resûlullah (sav), evimde akşam yemeğini yiyordu ve elinde etli bir kemik parçası bulunuyordu. Sevde içeri girerek şöyle dedi:“Ey Allah'ın Resûlü! Bir ihtiyacım için dışarı çıkmıştım. Ömer bana şöyle şöyle söyledi.”Bunun üzerine Yüce Allah, Resûlullah'a (sav) vahiy indirdi. Vahyin ağırlığı Resûlullah'ın üzerinden kalktığında, elindeki kemik parçası hâlâ duruyordu. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:“İhtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza izin verildi.”2İbn Cerîr'in bildirdiğine göre, Resûlullah (sav) Medine'ye geldiğinde evlerde tuvalet yoktu. Resûlullah'ın (sav) hanımları ve diğer kadınlar, gece olunca tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için dışarı çıkıyorlardı. Erkekler de kadınlarla konuşmak amacıyla yollarda oturuyorlardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.3Ayrıca BakınızTESETTÜR VE ÇARŞAFŞERİATA GÖRE TESETTÜR ZORUNLU MUBAYANLARIN BİRBİRİNE KARŞI TESETTÜRÜTESETTÜRDE EL VE YÜZTESETTÜRÜN (ÖRTÜNMENİN) GEREKLİLİĞİTESETTÜRLE ALAKALI İNEN AYETLERİN SIRASIKaynakçalarAhzab, 33/59.Celâleddîn es-Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr, Beyrut: Dârü'l-Fikr, c. 6, s. 659.İbn Cerîr et-Taberî, Câmiʿu'l-Beyân ʿan Teʾvîli Âyi'l-Kurʾân, Mekke: Dârü't-Terbiye ve't-Türâs, c. 20, s. 315.
8.756
Şeytanlar tevbe edip müslüman olabilir mi?
6.887
Sarığın anlamı nedir? Hadislerle sarık ne ifade eder? Açıklayabilir misiniz?
32.283
Söz, nikah ve nişan gibi mübarek merasimlerde yapılabilecek güzel dualar nasıl olmalıdır? Arapça ve Türkçe olarak.
Kadının namazda örtmesi gereken yerler, Hanefi, Maliki ve Şafii mezhepleri ile Hanbeli mezhebindeki hakim görüşe göre elleri ve yüzü dışında bütün vücududur. Hanbeli mezhebindeki diğer bir görüşe göre eller de avret sayılırken Hanefi mezhebindeki bir görüşe göre ayaklar örtülmesi gereken yerlerin dışında tutulmuştur.1 Kadınlar namaz esnasında bu şartların sağladıkları taktirde asgari tesettüre uymuş olurlar. Kadınların namaz kılarken başörtülerinin üzerine ayrıca namaz örtüsü örtmeleri, başın ve vücudun örtülmesini daha sağlam şekilde temin etmek ve namaz esnasında açılma ihtimalini önlemek bakımından tercih edilen bir uygulamadır. Bu örtü, başın, saçların, boynun ve diğer örtülmesi gereken yerlerin namaz boyunca kapalı kalmasını kolaylaştırır. Ancak başörtüsünün üzerine ayrıca namaz örtüsü örtmenin sünnet olduğuna dair özel ve açık bir delil bulunduğunu söylemek doğru değildir. İkinci sorunuza gelirsek bahsettiğiniz ikinci namaz örtüsünün beyaz olması da şart değildir.Ayrıca BakınızNAMAZDA KADININ ÖRTMESİ GEREKEN YERLER NELERDİR?KADINLARIN NAMAZDA SÜNNET OLAN OTURUŞ ŞEKLİNAMAZDA KADINLARIN ÇENE ALTINI ÖRTMELERİ ŞART MIDIR?KADINLARIN ETEKLERİNİN ALTINA BİR ŞEY GİYMEDEN NAMAZ KILMALARI NAMAZI BOZAR MI?KADINLARIN RÜKU VE SECDESİ NASIL OLMALIDIR?KADINLARIN ERKEKLERİN BULUNDUĞU AÇIK ALANDA NAMAZ KILMASIKaynakçalarFatih Okumuş, TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul 2009, c. 36, s. 576.
126
EFT ve havale gibi para transfer işlemlerinden alınan ücretler, verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücret çerçevesinde caiz görülmüştür. Zira bu işlemler sırasında sunulan hizmet, vekalet akdi kapsamında değerlendirilebileceği gibi hizmet alım akdi olarak da değerlendirilebilir. Her iki akitte de ücret alınması caiz görülmüştür.1ATM'lerin arka planda çalışan internet sistemleri, yazılımsal güncellemeleri, ATM'lerin bulunduğu yerler için ödenen kira bedelleri, cihazların bakım ve işletme giderleri, ATM'leri doldurup boşaltan personel ve para nakil araçları gibi pek çok masraf bulunmaktadır. Bunların tamamı bankaların üstlendiği işletme giderleridir. Dolayısıyla ATM'lerden alınan komisyon da sunulan hizmetin karşılığı olarak değerlendirilebilir.Ayrıca BakınızKATILIM BANKASI KREDİ KARTI GECİKME CEZASI CAİZ MİDİR?İNTERNET BANKACILIĞI İLE ALTIN ALIM SATIMI CAİZ MİDİR?BANKALAR VE FAİZKATILIM BANKASINDAN İHTİYAÇ KART KULLANIMIKATILIM BANKALARININ VERDİĞİ PROMOSYON PARASINI ALMAK CAİZ MİDİR? Kaynakçalar(Bk. İbn Cüzey, el-Kavânîn, s. 216; Bilmen, Kâmus, 6/328.)
106
Bediüzzaman Hazretleri, gençlik döneminden itibaren sarık sünnetini muhafaza etmişti. Bu dönemde herhangi bir baskı ve zulümle karşılaşmadan sarığını uzun yıllar rahatlıkla sarabilmişti. Ancak 1924 yılının Mart ayında hilafetin kaldırılmasıyla başlayan mânevî bağlardan kopuş süreci, 1925 yılında çıkarılan bir dizi kanunla hızlanarak devam etti.Önce medreseler kapatılarak İslâm ilimleri eğitimi yasaklandı. Bu toplumun mânevî âb-ı hayat membalarının kuruması demekti. Yine, o gün için herkesin kullandığı sarık cübbe gibi İslâmî kıyafetleri yasaklayan, şapka giymeyi mecbur kılan bir kanunla toplumun günlük hayattaki görüntüsü tamamen değişti. Ardından İslâm hukuku ve kanunları yasaklanarak, Avrupa'dan kanunlar ithal edildi. Bu arada Anayasa'daki “Devletin resmî dini İslâm'dır” hükmü de kaldırıldı ve on sene sonra onun yerine “Laiklik” maddesi Anayasa'ya girdi. 1928 Kasım'ında Kur'ân Harfleri'nin kaldırılıp yerine Latin Harfleri'nin kabulü ise Avrupaî bir topluma geçişteki sürecin zirve noktası oldu. 1932 yılında Arabca ezan okumanın yasaklanmasıyla artık Türkiye halkının bir İslâm toplumu olduğunu gösteren camiler ve eski mezar taşlarından başka çok az şey kalmıştı.1O dönemde Bediüzzaman Hazretleri sarık ve İslami kıyafeti Sünnet-i Seniyye'nin, İslami şeairin ve "izzet-i ilmiye"nin (ilmin izzetinin) vazgeçilmez bir sembolü olarak görmüş; en ağır baskı, hapis ve sürgün şartlarında dahi sarığından ve İslami kisvesinden asla taviz vermemişti. Otuz-kırk sene boyunca mahkemelerde, karakollarda, cezaevlerinde ve sürgün hayatında hiçbir hakim veya görevlinin huzurunda sarığını çıkarmamış, başını açmamıştı. O yaşadığı baskıları Denizli mahkemesi müdafasında şöyle aktarmaktadır:Sonra o zâlim ve dünyaca büyük makamlarda bulunanlar dediler: Sen yirmi senedir bir tek def'a takkemizi başına giymedin. Ve eski ve yeni mahkemelerin huzûrunda başını açmadın. Eski kıyafetinle bulundun. Hâlbuki: on yedi milyon, bu kıyafete girdi. Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızâsıyla ve kalb kabûllüğüyle ancak yedi bin Avrupaperest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye ve cebr-i kānûnî cihetiyle girmekten ise, azîmet ve takvâ-yı şer'iye haysiyetiyle yedi milyar zâtların kıyafetlerine giren benim gibi otuz seneden beri hayât-ı ictimâiyeyi terk eden adama: İnâd ediyor, bize muhâliftir, denilmez.2Konu ile ilgili Risale-i Nur'da geçen başka bir ifade şöyledir:İslâmî kıyâfeti kat'iyen ve aslâ tebeddül etmeyen; Ve kıyafetine ilişmek isteyen ve sonra kendi kendini öldürmekle tokadını yiyen Nevzâd isminde Ankara Vâlîsi'ne: Bu sarık bu başla beraber çıkar tarzında konuşarak boynunu göstermesiyle dokunulmayan bir zâta; hem Isparta, hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemeleri dahi başını açtırmadıkları ve son Afyon Mahkemesi müstesnâ binlerce halk ve yirmi polislerin bulunduğu sıralarda bile başını açması ihtâr edilmediği ve münzevî olduğu hâlde; o düşüncesiz me'mûrun ma'nâsız ihânet için müdâhale niyeti, doğrudan doğruya anarşilik hesabına vatan ve millete tehlike getirmeye çalışmaktır.3Hazret-i Üstad'ın, “Ankara Vâlisi Nevzat Bey, cebren kıyafetime ilişmek istedi; hem muvaffak olamadı” ifadesinden anlaşıldığına göre, zorla şapkayı kendisine giydirmeye çalışmış, fakat bunu başaramamıştır. Vâli'nin küstahça tavrını, fiilî taarruz derecesine taşıması üzerine sabrı tükenen büyük Üstad, “Bu sarık bu başla beraber çıkar. Başından bul!” diye büyük bir hiddetle ona beddua etti. Mazlumun âhı yerde kalmaz Arşa çıkarmış. Üstad'ın bedduasını alan bu zalim vâli, üç sene sonra Ankara'da işlenen bir cinayeti örtbas etmeye çalıştığı anlaşılarak mahkemeye verilmişti. Bunu bir türlü gururuna yedirememiş ve en sonunda başına dayadığı tabancasıyla intihar etmiştir. Üstad'ın başına zorla uzanan bu zalim elin sahibi, buna mukabil aldığı bedduaya aynen uğrayıp “başından bularak” kendi cezasını kendi eliyle vermiştir..4Ayrıca BakınızSARIK SÜNNETİSARIK VE CÜBBE GİBİ SÜNNETLERSARIK İLE İLGİLİ HADİSLERCEMAAT SEVABI İLE SARIK SÜNNETİ ARASINDA ÖNCELİK NEDİR?RİSALE-İ NUR'DA ADI GEÇEN SARIKLI GENÇ KİMDİR?SARIK SARMANIN FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER ZAYIF MIDIR?BAŞI AÇIK NAMAZ KILMANIN VE TAKKESİZ SARIK SARMANIN HÜKMÜKaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 267.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 321.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c. 4, s. 31.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s 710.
Kadın ve erkeğin karşılıklı cinsel hakları olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte, kadının eşinin bu yöndeki isteğini geri çevirmesi durumunda meleklerin ona lanet edeceğini bildiren hadisler de vardır. Bu hükmün bir sınırı yok mudur? Örneğin, bir kadının doğum sancısı çekerken veya doğum sırasında bile eşinin bu isteğini yerine getirmesi gerektiği yönünde bir ifadeyle karşılaşmıştım. Böyle bir hükmün dinî dayanağı var mıdır? Kadın eşini istemediği veya sağlık ve benzeri sebeplerle bu isteği yerine getiremediği durumlarda günaha girer mi?
Kur'an'ı Türkçeye tercüme ederken dillerin kelime haznesi ve yapısı farklı olduğundan birebir çeviri yapmak mümkün olmayabiliyor. Peki, Kur'an peygamberlerin sözlerini ve dualarını nasıl aktarmaktadır? Hz. Yusuf (as) İbranice ve Kıptice konuştuğuna göre, Yusuf Suresi'nin 53. ayetindeki “Ben nefsimi temize çıkarmam...” ifadesi İbraniceden Arapçaya nasıl aktarılmıştır? Allah (cc) bu sözleri Arapça olarak mı vahyetmiştir, yoksa asıl ifadeler tercüme edilerek mi nakledilmiştir?
Risaleonline sitesinde, Hak Dini Kur'an Dili adlı eserin 7. cilt, 498-499. sayfalarında, söz ve fiillerin yazılmasıyla ilgili şu ifade geçmektedir: “Biz, ortaya çıkan her fiil ve sözün yazıldığı, gizli kalanlardan yazılmayanlar bulunduğu, bununla birlikte hafızaya geçenlerin yazılmış demek olduğu görüşündeyiz.”Bu ifadeyle ilgili iki sualim var:“Hafızaya geçenlerin yazılmış olması” ifadesinden maksat tam olarak nedir?Anlık olarak akla gelen düşüncelerden farklı olarak, kişinin bilinçli bir şekilde hayal kurmaya devam etmesi ve bu hayalleri zihninde canlandırması da bu kapsama girer mi? İzah eder misiniz?
Mişail (Mika) Peygamber'in yaklaşık olarak MÖ 737-696 yılları arasında yaşadığı belirtiliyor. Eski Ahit'in (Tevrat) 8. kitabının ona nispet edildiği ve bu kitabın çeşitli vaat ve tehditler içerdiği ifade ediliyor. İnternette böyle bir bilgiyle karşılaştım. Birden fazla peygamber aynı dönemde gönderilmiş olabilir mi? Bu durumu nasıl anlamalıyız?
Ağlama veya hastalık dışında esnerken gözden sıvı veya yaş gelmesi abdesti bozan bir durum mudur?
Mükemmelliyetçilik, her işi en kusursuz şekliyle yapma arzusu olarak faydalı görünebilir; fakat insanı hayırdan alıkoyar, başlatmaz veya devamını kırarsa zararlı bir hal alır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilaftır. Bazen hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen. 1Bu ölçü gösteriyor ki, her meselede “ehak” yani en hakkı aramak veya “ahsen” yani en güzelin peşinde koşarken mevcut hakkı ve haseni (güzelliği) terk etmek doğru değildir. Yani bir kişi “en mükemmel ibadet düzenini kuramadım”, “en iyi şekilde hizmet edemeyeceğim”, “eksiksiz yapamayacağım” diyerek bugünkü hayrı erteliyorsa, bu doğru bir hassasiyet değil; vazifeyi geciktiren bir aldanıştır. Bu da ancak şeytanın bize bir vesvesesidir.Erteleme alışkanlığı da burada ortaya çıkar. Nefis ve şeytan, insanı çoğu zaman açık bir inkarla değil, “daha hazır değilim”, “daha uygun zamanda yaparım”, “tam olsun, sonra başlarım” gibi düşüncelerle oyalar. Halbuki bu noktada bizim üzerimize düşen şey, neticeyi ve kemal derecesini tayin etmek değil; üzerimize düşen vazifeyi o anda yapmaktır. Bu konuda da Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Tarik-i hakta çalışanlar ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmeleri lazım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekatlarını ona bina ederek hataya düşerler... insan kendi vazifesini yapmalı, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamalıdır. 2Bu cümle, hem mükemmelliyetçiliğin hem de ertelemenin ilacıdır. Çünkü mükemmelliyetçilikte insan bazen kendi vazifesini bırakıp neticenin kusursuz olmasını ister. Ertelemede de yine aynı şekilde, henüz gelmemiş bir zamanı, hazır olmayan şartları veya ideal neticeyi bekler. Oysa kulun vazifesi başlamak, gayret etmek, sebat etmektir; tesir yaratmak, neticeyi tamamlamak ve kemale erdirmek ise Cenab-ı Hakk'ın takdirine bakar.Manevi ve Pratik ÇözümlerHak olan işi, daha mükemmelini bekleyerek terk etmemek gerekir. Her zaman “ahsen” yani en güzel mümkün olmayabilir; fakat “hasen” olan da çok kıymetlidir.Vazifeyi neticeye bağlamamak gerekir. “Tam olmayacaksa hiç olmasın” düşüncesi, kulluğun ruhuna uygun değildir.Bugünün vazifesini yarına bırakmamak gerekir. Çünkü insan bugüne memurdur; yarın ise insanın elinde değildir.Kusur ederim korkusuyla hayrı engellememek lazım. İhlasla yapılan eksik bir amel, gururla bekletilen kusursuz amelden daha hayırlıdır.Manevi çözüm, insanın aczini bilip kendini vazifenin sahibi değil, vazifedar bir kul olarak görmesidir. Böylece “ben kusursuz yapmalıyım” baskısını kırabiliriz. “Ben yapayım, kabul ve tevfik Allah'tandır” diyebilmeliyiz.Pratik çözüm ise işi büyütmeden hemen başlamaktır. Az da olsa devamlı bir amel, zihinde büyütülüp ertelenen büyük planlardan daha verimlidir. Bir ders okunacaksa bir miktar okunur; bir ibadet yapılacaksa o günün imkanı kadar yapılır; bir hizmet varsa eldeki şartlarla başlanır. Çünkü terakki, beklemekle değil, fiilen yürümekle olur.Netice olarak, Risale-i Nur'da bu meselelerin çaresi ehak peşinde hakkı terk etmemek ve neticeyi düşünerek vazifeyi geciktirmemek şeklinde görünür. Kul, elindeki hayrı yapar; daha mükemmeli nasip olursa ona da şükreder. Fakat mükemmeli beklerken mevcut vazifeyi terk etmez.Ayrıca BakınızHAKKI BULDUKTAN SONRA EHAK İÇİN İHTİLÂFI ÇIKARMA / LEMAATTEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.343Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137
Cennet nerededir? Bediüzzaman Hazretleri, cehennemin dünyanın çizdiği yörüngenin altında bulunduğunu ifade ediyor. Peki cennet nerededir? Yedinci kat semada mıdır?
Hüccet'te geçen "La ilahe illallah ile vahdehü" kelimeleri arasında ne gibi bir fark var? ikisi de Allah'ın birliğinden bahsetmiyor mu?
6.587
29. mektup, 9. kısım, 6. telvih, 3. nokta da üstadımızın tarikatle ilgili bazı teşhisleri var.....Diyor ki: "Bu dünya darül hizmettir..Darül mukafat değil...Madem hakikat budur uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir...Cunki cennetin meyveleri gibi, kopardıkça yerine gelmek sırrıyla baki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini, bu dünyada fani bir surette yemek,kar-ı akıl değildir...Baki bir lambayı, bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lamba ile o mübadele etmek gibidir............." Burada anlamadığm olay şudur: Uhrevi neticeleri veren şeyleri insan neden istemesin? Baki olan lamba,uhrevi ezvakları burada istemekle neden sönüyor?Yani bu olay niye 2 şıkka indirgeniyor: A)Ya bu dünyada geçici alırsın mükafatını B)Ahirett lamban ebedi yanar.....Biz, hem bu dünya için isteyelim o zevkleri, ücretleri v.s hemde ahiret icin.....Yani Allah niye hem bu dünyada hem ahirette vermiyor bu zevkeleri? Yani işin garip tarafı bu zevkerde nefsi değil.
3.812
Dünya hayatını sevmemek ve dünya hayatından kendimizi soğutmak ve ahiret merkezli bir hayat yaşamak için nasil bir yol takip etmeliyiz ?