Soru

Hz. İbrahim'in Üç Yalanı Nasıl Anlaşılmalıdır?

Hz. İbrahim'in üç yalanı nasıl anlaşılmalıdır?

Tarih: 16.02.2024 16:36:23
Okunma: 184

Cevap

Ebu Hureyre’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“İbrahim Nebi (aleyhisselâm) üç yalan dışında asla yalan söylemedi. İkisi Allah içindi. Biri: Ben gerçekten hastayım demesi diğeri ise hayır bunu bu büyükleri yaptı demesidir. Bir yalanı da Sâre hakkında idi. O Sâre de beraberinde olduğu halde zorba (cebbar) birisinin memleketine geldi. Sâre insanların en güzeli idi. Ona: Bu zorba kişi senin benim zevcem olduğunu bilecek olursa beni yenik düşürüp seni elimden alır. Bu sebeple sana soracak olursa benim kız kardeşim olduğunu ona haber ver. Çünkü sen İslam’da benim kız kardeşimsin. Ayrıca yeryüzünde benden ve senden başka müslüman bir kişi olduğunu bilmiyorum, dedi. İbrahim onun ülkesine girince o zorba kişinin yakınlarından birisi onu gördü ve zorbanın yanına giderek ona: Senin memleketine öyle bir kadın geldi ki bu ancak senin olmalıdır, dedi. Bunun üzerine ona birisini gönderdi ve Sâre getirildi. İbrahim (aleyhisselâm) de kalkıp namaza durdu. Sâre o zorbanın yanına girince kendisini tutamayıp ona elini uzattı. Fakat eli çok şiddetli bir şekilde kabzedildi. Zorba Sâre’ye: Allah’a elimi bırakması için dua et ve sana zarar vermeyeceğim, dedi. O da dua etti. Ama tekrar aynı işi yapmaya kalkışınca bu sefer eli öncekinden daha şiddetli bir şekilde kabzedildi. Zorba ona öncekinin aynısını söyledi. O da, dediğini yaptı. Tekrar elini uzatınca bu sefer önceki iki seferinden daha şiddetli bir şekilde eli kabzedildi. Bu sefer: Allah’a elimi bırakması için dua et, Allah adına sana zarar vermeyeceğime dair yemin ederim, dedi. Sâre de dua etti, eli serbest bırakıldı. Sonra Sâre’yi getiren kişiyi çağırdı ve ona: Şüphesiz sen bana ancak bir şeytan getirdin, bir insan getirmedin. Bunu memleketimin dışına çıkart ve ona Hâcer’i ver, dedi. Sonra Sâre yürüyerek gitti. İbrahim (aleyhisselâm) onu görünce namazından ayrıldı ve ona: Ne oldu, dedi. Sâre: Hayır oldu, Allah o günahkârın elini tuttu ve bir hizmetçi de hizmetimize verdi”, dedi. [1]

Bahsedilen 3 Yalanın İzahı

  1. “Ben Hastayım” Sözü

İlgili âyet şöyledir;

“Neye tapıyorsunuz? Allah 'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz? Alemlerin Rabb'i hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)? Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi. "[2]

Hz. İbrahim’in: “Muhakkak ben hastayım”[3] sözünü “hastalanacağım” diye de yorumlamışlardır. Çünkü insan hastalıklara maruzdur. O bu sözleri ile onlarla birlikte bayramlarına çıkıp bâtıl işlerine ve küfür amellerine tanık olmamak için bir mazeret göstermek istemiştir. Bir başka açıklama da şöyledir: Yüce Allah’ın benim üzerime takdir buyurduğu ölüm sebebi ile ben hastalanacağım. Bir diğer açıklamaya göre o zamanlarda onu bir sıtma yakalıyordu.[4]

Razi; Hz. İbrahim'in "ben hastayım" sözünün, "bu kadar çok insanın küfür ve şirk üzere olması yüzünden kalbim hastadır, hüzünlüdür" anlamında olduğunu söylemiştir.[5]

Ebussuud ise, bir rivayetten hareketle, "Geceleyin bazı zamanlarda Hz. İbrahim'in belli sıtma nöbetleri olurdu. Bundan dolayı acaba o saat mi diye baktı. O saat olduğu belli olunca da "ben hastayım" dedi. Bu sözünde de doğru idi. Onların (müşrik kavminin) bayramlarından geri kalma konusunda bu hastalığını bir mazeret yaptı" diyerek, Hz. İbrahim'in bu sözünde haklı olduğu ve yalan söylemediği görüşünü benimsemiştir.[6]

  1. “Onu Bu Büyükleri Yaptı” Sözü

Hz. İbrahim kavminin taptığı putların bulunduğu yere yönelmiş ve oradaki putlarını kırmıştı. İçlerinden sadece büyük putu kendisine başvursunlar diye bırakmıştı. Daha önce putlar ile ilgili neler söylediğini bilen kavmi de ifadesine başvurmak amacıyla kendisini halkın huzuruna çağırmaya karar vermiş ve bu işi kendisinin yapıp yapmadığını sormaları üzerine Hz. İbrahim; "belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun.” demişti.[7]

İbrahim (aleyhisselâm)’ın: “Hayır, onu bu büyükleri yaptı”[8] sözü hakkında da İbn Kuteybe ve bir grup şöyle demiştir: Bu sözleri ile putların büyüklerinin bu işi yapması için putların konuşmalarını şart koşmuştu. Yani “eğer bunlar konuşuyorlarsa bu işi de büyükleri yapmıştır” demek olur.[9]

İbn Hazm’a göre Hz. İbrahim, ‘Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.' sözünü, kavmini azarlamak ve kınamak amacıyla söylemiştir. Nitekim Allah, cehennemde azap görmekte olan kişiye “Tut bakalım azabı! Çünkü sen çok güçlü ve şerefliydin”[10] Oysa bu şahıs adi, zelil ve cehennemde azap gören bir kimsedir. Gerek Hz. İbrahim'in, gerekse Allah'ın bu sözü, muhataplarını kınamak içindir. Çünkü Hz. İbrahim'in muhatabı olan kavmi, putların iyilik ve kötülük yaptığına inanmaktaydılar. Cehennemde azap gören kişi de, dünyada iken güçlü ve şerefli olduğuna inanıyordu.[11]

  1. Hz. İbrahim'in Eşini Kız kardeşi Olarak Tanıtması

Hz. İbrahim bu sözleri ile tevriye yapmıştır. Sâre hakkında: İslam’da kız kardeşim, demiştir ki bu da işin hakikatinde doğrudur. Eğer bu tevriyesiz bir yalan olsaydı yine de zâlimlerin şerrinin önlenmesi için caiz olurdu. Nitekim fukaha, bir zâlim, öldürmek maksadıyla saklanmış bir insanı arasa yahut da gasp yolu almak maksadıyla bir insanın emanetini istese ve buna dair soruştursa bunu bilen kimsenin bu gibi şeyleri saklaması ve bunu bilmediğini söylemesi icab eder. Bu caiz bir yalandır. Hatta zâlimi def etmek için söylendiği için vaciptir. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) böylelikle bu üç yalanın mutlak olarak yerilmiş olan yalan kapsamına girmediğine dikkat çekmiş olmaktadır. Sâre hakkında söylediği söz de aynı zamanda yüce Allah içindir. Çünkü böyle bir söz zâlim ve kafir birisini pek büyük bir hayasızlığı işlemekten alıkoymak için bir sebeb, bir yoldur.[12]

Özetle her üç yerde de tevriye ve tariz yollu bir anlatım bulunduğunu söylemek en doğrusudur. Ancak eğer bunlar kelimenin gerçek anlamıyla “yalan” değilse, Efendimiz (s.a.v) tarafından hadiste “yalan” olarak nitelendirilmesinin sebebi nasıl anlaşılmalıdır?

 “Hasenâtu’l-ebrâr seyyiâtu’l-mukarrebîn” (Ebrâr mertebesinde bulunanlar için sevap olan şeyler, daha üst merhaledeki “Mukarrebun” için küçük günah mesabesindedir) kaidesi meselenin anlaşılması açısından oldukça ehemmiyetlidir. Yani aslında sıradan insanlar için “yalan” olmayan söz konusu üç husus, bir peygamber için “yalan” olarak nitelendirilir ve o peygamber de –rivayetlerde de geçtiği üzere– bunu büyük bir kusur olarak görüp mahcubiyet duyar.

Bunların gerçek anlamda birer “yalan” olduğunu bir an için kabul etsek bile, yalan söylemenin caiz, hatta vacip olduğu durumlar bulunduğu malumdur. Zaruriyyat-ı diniyyyeden herhangi birisinin bir tasalluttan muhafazası bunların başında gelir.[13]


[1] Buhari, 3357, 5084

[2] Saffat 89

[3] Saffat 89

[4] Muhyiddin En-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, c. 10, s. 183

[5] ) Fahrüddin er-Razi, Mefatihü'l-Gayb, Beyrut, 1997, c. XXVI, s. 147

[6] Ebussuud, Muhammed b. Muhammed, İrşaidu'l-Akli's-Selim, Kahire, tsz., c. VII, s. 197

[7] Enbiya 63

[8] Enbiya, 63

[9] Muhyiddin En-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, c. 10, s. 183

[10] Duhan, 49.

[11]  İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Said, ei-Fasl fi'I-Milel ve'I-Ehvai ve'n-Nihal, Kahire, tsz., c.IV, s. 5.

[12] Muhyiddin En-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, c. 10, s. 185

[13] Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 05.08,2007; https://ebubekirsifil.com/okuyucu-sorulari/peygamberlerin-ismet-sifati-2/


Yorum Yap

Yorumlar