İnsan, dünyada sonsuza kadar kalamayacağını bilse bile yine de burada mümkün olduğu kadar uzun yaşamak, var olmak, unutulmamak, eser bırakmak, isminin devam etmesini istemek gibi duygular taşır. Dünya hayatı ne kadar fani de olsa, ne kadar uzasa da nihayet ölümle sona erer. Fakat insan, buna rağmen hayatının sürmesini ister. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde ifade eder:
Ve dünyada muvakkat bekāsını arzuladığı gibi, bir dâr-ı ebedîde bekāsını, aşk derecesinde arzuluyor. 1
İnsan, bu fânî, geçici, misafir olduğu şu dünyada elindeki hayatın devamını ister. Hastalıktan kurtulmayı, ömrünün uzamasını, sevdiklerinden ayrılmamayı, sahip olduğu nimetlerin sürmesini arzu eder. Çünkü fıtratında beka, sonsuzluk sevgisi vardır. Fakat bu dünyadaki devam isteği nihayet yine geçicidir; ne kadar uzasa da sonu ayrılıktır.
İnsanın en kuvvetli arzusu ebedî yaşamaktır. Yani insan, yalnız birkaç sene daha fazla yaşamayı değil, bütünüyle yok olmamayı; sevdikleriyle beraber daimî bir hayatı, zevalsiz bir saadeti ister. Akıl, kalp ve ruhun bu kadar geniş arzuları, bu kısa dünya hayatına sığmaz. Demek ki insan ruhu yalnız dünya için değil, beka için yaratılmıştır.
İşte haşir ve ahirete iman, insanın mahiyetinde bulunan bu derin ihtiyaca cevap verir. Çünkü ahiret, insanın beka arzusunu gerçekleştiren; ölümü ve ayrılığı ebedî bir yokluk olmaktan çıkaran ilahî bir müjdedir. İnsan, dünyadaki geçici bekayı ne kadar isterse istesin, onun ruhunu asıl tatmin edecek olan şey, sonu olmayan bir hayatın varlığına ve o hayatta sevdikleriyle birlikte ebedî saadete kavuşacağına iman etmesidir.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 32.

