"Kendinin Zail Ve Hayatıyla Bağlı Kararsız Dünyasını Harici Dünyaya İltibas Etmemektir..." Ne Demektir?
İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Evet, dünyanın fani yüzüne karşı olan aşk-ı mecazi, eğer o aşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, baki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve ayine-i esma-yı İlahiye ve mezraa-i ahiret olan iki diğer yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-i meşru' mecazi aşk, o vakit aşk-ı hakikiye inkılaba yüz tutar. Fakat bir şart ile ki, kendinin zail ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını harici dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalalet ve gaflet gibi, kendini unutup, afaka dalıp, umumi dünyayı hususi dünyası zannedip ona aşık olsa, tabiat bataklığına düşer, boğulur. Meğerki harika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın.1Burada geçen “iltibas etmemek”, birbirine karıştırmamak, bir şeyi başka bir şey zannetmemek demektir. Bediüzzaman Hazretleri, bu ifadeyle insanın kendi şahsi dünyasını, yani kendi hayatıyla sınırlı olan ve ölümle sona erecek dünyasını, bütün dış dünyayla karıştırmaması gerektiğini nazara vermektedir. Çünkü insanın kendi dünyası; sevdiklerinden, malından, gençliğinden, sağlığından, hatıralarından ve yaşadığı hayattan meydana gelir. Bunların hepsi zamanla değişir ve bir gün sona erer. İnsan, bu geçici dünyayı hiç bitmeyecekmiş gibi düşünür ve bütün sevgisini ona bağlarsa, kaybetmekten korktuğu şeyler yüzünden sıkıntı çeker. Halbuki dünyanın yalnızca bu fani yüzü yoktur. Dünya, aynı zamanda Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellilerini gösteren bir ayna ve ahiret hayatı için hazırlık yapılan bir tarladır. İnsan, kendi şahsi hayatının geçiciliğini kabul ederken dünyanın bu diğer yönlerini de görebilmelidir.Mesela bir insan, gençliğine, güzelliğine veya sahip olduğu mallara aşırı derecede bağlanırsa, gençliğinin geçmesi, güzelliğinin değişmesi veya malını kaybetmesi karşısında büyük bir üzüntüye kapılabilir. Bunun sebebi, kendi geçici dünyasını kalıcı zannetmesidir. Halbuki gençliğin geçmesi, Allah'ın sanatını ve kudretini gösteren dünyanın sona ermesi demek değildir. İnsan, gençliğini Allah'ın bir nimeti olarak görüp onu hayırlı işlerde kullanabilir. Malını ise ihtiyaç sahiplerine yardım etme ve ahiretini kazanma vesilesi olarak değerlendirebilir. Böylece dünyanın fani güzelliklerine duyduğu sevgi, Allah'ın isimlerini tanımaya ve ahiret için çalışmaya yönelen hakiki bir sevgiye dönüşür. Demek ki burada önemli olan, insanın kendi hayatıyla sınırlı olan geçici dünyasını bütün dünyanın hakikatinden ibaret sanmamasıdır. Aksi halde insan, geçici olanı kalıcı zannederek ona bağlanır. Oysa dünyanın Allah'ın isimlerine ayna olma ve ahirete hazırlık yeri olma yönünü fark ettiğinde, sevgisini daha doğru bir istikamette kullanmayı öğrenir. Bediüzzaman Hazretleri konunun devamında bu durumu şöyle bir örnekle açıklamaktadır:Meselâ, şu güzel ziynetli odanın dört duvarında dördümüze âit dört endâm aynası bulunsa, o vakit beş oda olur. Biri hakîkî ve umûmî, dördü misâlî ve husûsî. Her birimiz kendi aynamız vâsıtasıyla husûsî odamızın şeklini, hey'etini, rengini değiştirebiliriz. Kırmızı boya vursak kırmızı, yeşil boyasak yeşil gösterir. Ve hâkezâ, aynada tasarrufla çok vaz'iyetler verebiliriz. Çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz. Fakat hâricîve umûmî odayı ise, kolaylıkla tasarruf ve tağyîr edemeyiz. Husûsî oda ile umûmî oda, hakîkatte birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar. Sen bir parmak ile odanı harâb edebilirsin. Ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın.2Yani, dört kişinin aynı odada bulunduğunu ve her birinin önünde odanın görüntüsünü yansıtan bir ayna olduğunu düşünelim. Ortada bir tane gerçek oda, aynalarda ise dört kişinin kendine ait dört ayrı oda görüntüsü vardır. İnsan, aynadaki görüntüyü istediği gibi değiştirebilir, aynayı kırmızı bir boyayla kapatırsa oda kırmızı, yeşil bir boya ile kapatırsa yeşil görünür. Fakat bu değişiklikler gerçek odada değil, yalnızca aynadaki görüntüde meydana gelir. İşte insanın şahsi dünyası da böyledir. Olayları kendi düşünceleri, duyguları ve bakış açısıyla farklı şekillerde algılayabilir. Fakat bu, dış dünyadaki hakikatin değiştiği anlamına gelmez.Mesela bir insan, sevdiği bir yakınının ölümünü veya sahip olduğu bir nimetin elinden çıkmasını düşünerek bütün dünyayı karanlık ve anlamsız görebilir. Burada kararan, aslında onun kendi şahsi dünyasıdır. Yoksa Allah'ın isimlerini gösteren ve ahirete hazırlık yeri olan bütün dünya hakikati ortadan kalkmış değildir. İnsan kendi bakış açısını, düşüncelerini ve duygularını değiştirebilir. Ancak dış dünyadaki her şeyi kendi isteğine göre değiştiremez. Bu sebeple kendi şahsi dünyasında meydana gelen üzüntüleri bütün dünyanın hakikati gibi görmemelidir. Böylece geçici duygularının etkisiyle dünyaya küsmek yerine, olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakabilir ve dünyanın Allah'ı tanımaya, O'nun nimetlerini görmeye ve ahirete hazırlanmaya vesile olan yönünü fark edebilir.Ayrıca BakınızDÜNYA HAYATINA BAKIŞ AÇISIİKİNCİ SÖZ'DE ANLATILAN MÜ'MİNLE KÂFİRİN BAKIŞ AÇISI FARKITAHKİKİ İMANI ELDE ETMENİN YOLLARI NELERDİR?İMAN VE KÜFÜRKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 6.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 6-7.

