Bağış Yap

Sorular

Kadınların Namazda Başörtüsü Üzerine Namaz Örtüsü Örtmesi Sünnet midir? Hikmeti Nedir ve Beyaz Olması Şart mıdır?

Kadının namazda örtmesi gereken yerler, Hanefi, Maliki ve Şafii mezhepleri ile Hanbeli mezhebindeki hakim görüşe göre elleri ve yüzü dışında bütün vücududur. Hanbeli mezhebindeki diğer bir görüşe göre eller de avret sayılırken Hanefi mezhebindeki bir görüşe göre ayaklar örtülmesi gereken yerlerin dışında tutulmuştur.1 Kadınlar namaz esnasında bu şartların sağladıkları taktirde asgari tesettüre uymuş olurlar. Kadınların namaz kılarken başörtülerinin üzerine ayrıca namaz örtüsü örtmeleri, başın ve vücudun örtülmesini daha sağlam şekilde temin etmek ve namaz esnasında açılma ihtimalini önlemek bakımından tercih edilen bir uygulamadır. Bu örtü, başın, saçların, boynun ve diğer örtülmesi gereken yerlerin namaz boyunca kapalı kalmasını kolaylaştırır. Ancak başörtüsünün üzerine ayrıca namaz örtüsü örtmenin sünnet olduğuna dair özel ve açık bir delil bulunduğunu söylemek doğru değildir. İkinci sorunuza gelirsek bahsettiğiniz ikinci namaz örtüsünün beyaz olması da şart değildir.Ayrıca BakınızNAMAZDA KADININ ÖRTMESİ GEREKEN YERLER NELERDİR?KADINLARIN NAMAZDA SÜNNET OLAN OTURUŞ ŞEKLİNAMAZDA KADINLARIN ÇENE ALTINI ÖRTMELERİ ŞART MIDIR?KADINLARIN ETEKLERİNİN ALTINA BİR ŞEY GİYMEDEN NAMAZ KILMALARI NAMAZI BOZAR MI?KADINLARIN RÜKU VE SECDESİ NASIL OLMALIDIR?KADINLARIN ERKEKLERİN BULUNDUĞU AÇIK ALANDA NAMAZ KILMASIKaynakçalarFatih Okumuş, TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul 2009, c. 36, s. 576.

Bankaların EFT, Havale ve ATM İşlemlerinden Aldığı Komisyonların Dinî Hükmü Nedir?

EFT ve havale gibi para transfer işlemlerinden alınan ücretler, verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücret çerçevesinde caiz görülmüştür. Zira bu işlemler sırasında sunulan hizmet, vekalet akdi kapsamında değerlendirilebileceği gibi hizmet alım akdi olarak da değerlendirilebilir. Her iki akitte de ücret alınması caiz görülmüştür.1ATM'lerin arka planda çalışan internet sistemleri, yazılımsal güncellemeleri, ATM'lerin bulunduğu yerler için ödenen kira bedelleri, cihazların bakım ve işletme giderleri, ATM'leri doldurup boşaltan personel ve para nakil araçları gibi pek çok masraf bulunmaktadır. Bunların tamamı bankaların üstlendiği işletme giderleridir. Dolayısıyla ATM'lerden alınan komisyon da sunulan hizmetin karşılığı olarak değerlendirilebilir.Ayrıca BakınızKATILIM BANKASI KREDİ KARTI GECİKME CEZASI CAİZ MİDİR?İNTERNET BANKACILIĞI İLE ALTIN ALIM SATIMI CAİZ MİDİR?BANKALAR VE FAİZKATILIM BANKASINDAN İHTİYAÇ KART KULLANIMIKATILIM BANKALARININ VERDİĞİ PROMOSYON PARASINI ALMAK CAİZ MİDİR? Kaynakçalar(Bk. İbn Cüzey, el-Kavânîn, s. 216; Bilmen, Kâmus, 6/328.)

Bediüzzaman Hazretleri'nin Sarık Sünnetine Verdiği Ehemmiyet ve Bu Konudaki Net Tavrı

Bediüzzaman Hazretleri, gençlik döneminden itibaren sarık sünnetini muhafaza etmişti. Bu dönemde herhangi bir baskı ve zulümle karşılaşmadan sarığını uzun yıllar rahatlıkla sarabilmişti. Ancak 1924 yılının Mart ayında hilafetin kaldırılmasıyla başlayan mânevî bağlardan kopuş süreci, 1925 yılında çıkarılan bir dizi kanunla hızlanarak devam etti.Önce medreseler kapatılarak İslâm ilimleri eğitimi yasaklandı. Bu toplumun mânevî âb-ı hayat membalarının kuruması demekti. Yine, o gün için herkesin kullandığı sarık cübbe gibi İslâmî kıyafetleri yasaklayan, şapka giymeyi mecbur kılan bir kanunla toplumun günlük hayattaki görüntüsü tamamen değişti. Ardından İslâm hukuku ve kanunları yasaklanarak, Avrupa'dan kanunlar ithal edildi. Bu arada Anayasa'daki “Devletin resmî dini İslâm'dır” hükmü de kaldırıldı ve on sene sonra onun yerine “Laiklik” maddesi Anayasa'ya girdi. 1928 Kasım'ında Kur'ân Harfleri'nin kaldırılıp yerine Latin Harfleri'nin kabulü ise Avrupaî bir topluma geçişteki sürecin zirve noktası oldu. 1932 yılında Arabca ezan okumanın yasaklanmasıyla artık Türkiye halkının bir İslâm toplumu olduğunu gösteren camiler ve eski mezar taşlarından başka çok az şey kalmıştı.1O dönemde Bediüzzaman Hazretleri sarık ve İslami kıyafeti Sünnet-i Seniyye'nin, İslami şeairin ve "izzet-i ilmiye"nin (ilmin izzetinin) vazgeçilmez bir sembolü olarak görmüş; en ağır baskı, hapis ve sürgün şartlarında dahi sarığından ve İslami kisvesinden asla taviz vermemişti. Otuz-kırk sene boyunca mahkemelerde, karakollarda, cezaevlerinde ve sürgün hayatında hiçbir hakim veya görevlinin huzurunda sarığını çıkarmamış, başını açmamıştı. O yaşadığı baskıları Denizli mahkemesi müdafasında şöyle aktarmaktadır:Sonra o zâlim ve dünyaca büyük makamlarda bulunanlar dediler: Sen yirmi senedir bir tek def'a takkemizi başına giymedin. Ve eski ve yeni mahkemelerin huzûrunda başını açmadın. Eski kıyafetinle bulundun. Hâlbuki: on yedi milyon, bu kıyafete girdi. Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızâsıyla ve kalb kabûllüğüyle ancak yedi bin Avrupaperest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye ve cebr-i kānûnî cihetiyle girmekten ise, azîmet ve takvâ-yı şer'iye haysiyetiyle yedi milyar zâtların kıyafetlerine giren benim gibi otuz seneden beri hayât-ı ictimâiyeyi terk eden adama: İnâd ediyor, bize muhâliftir, denilmez.2Konu ile ilgili Risale-i Nur'da geçen başka bir ifade şöyledir:İslâmî kıyâfeti kat'iyen ve aslâ tebeddül etmeyen; Ve kıyafetine ilişmek isteyen ve sonra kendi kendini öldürmekle tokadını yiyen Nevzâd isminde Ankara Vâlîsi'ne: Bu sarık bu başla beraber çıkar tarzında konuşarak boynunu göstermesiyle dokunulmayan bir zâta; hem Isparta, hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemeleri dahi başını açtırmadıkları ve son Afyon Mahkemesi müstesnâ binlerce halk ve yirmi polislerin bulunduğu sıralarda bile başını açması ihtâr edilmediği ve münzevî olduğu hâlde; o düşüncesiz me'mûrun ma'nâsız ihânet için müdâhale niyeti, doğrudan doğruya anarşilik hesabına vatan ve millete tehlike getirmeye çalışmaktır.3Hazret-i Üstad'ın, “Ankara Vâlisi Nevzat Bey, cebren kıyafetime ilişmek istedi; hem muvaffak olamadı” ifadesinden anlaşıldığına göre, zorla şapkayı kendisine giydirmeye çalışmış, fakat bunu başaramamıştır. Vâli'nin küstahça tavrını, fiilî taarruz derecesine taşıması üzerine sabrı tükenen büyük Üstad, “Bu sarık bu başla beraber çıkar. Başından bul!” diye büyük bir hiddetle ona beddua etti. Mazlumun âhı yerde kalmaz Arşa çıkarmış. Üstad'ın bedduasını alan bu zalim vâli, üç sene sonra Ankara'da işlenen bir cinayeti örtbas etmeye çalıştığı anlaşılarak mahkemeye verilmişti. Bunu bir türlü gururuna yedirememiş ve en sonunda başına dayadığı tabancasıyla intihar etmiştir. Üstad'ın başına zorla uzanan bu zalim elin sahibi, buna mukabil aldığı bedduaya aynen uğrayıp “başından bularak” kendi cezasını kendi eliyle vermiştir..4Ayrıca BakınızSARIK SÜNNETİSARIK VE CÜBBE GİBİ SÜNNETLERSARIK İLE İLGİLİ HADİSLERCEMAAT SEVABI İLE SARIK SÜNNETİ ARASINDA ÖNCELİK NEDİR?RİSALE-İ NUR'DA ADI GEÇEN SARIKLI GENÇ KİMDİR?SARIK SARMANIN FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER ZAYIF MIDIR?BAŞI AÇIK NAMAZ KILMANIN VE TAKKESİZ SARIK SARMANIN HÜKMÜKaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 267.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 321.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c. 4, s. 31.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s 710.

Eşler Arasındaki Cinsel Hakların Sınırları Nelerdir? Kadının Mazeretsiz Reddetmesinin ve Sağlık Sebebiyle İlişkiye Girememenin Dini Hükmü Nedir?

Kadın ve erkeğin karşılıklı cinsel hakları olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte, kadının eşinin bu yöndeki isteğini geri çevirmesi durumunda meleklerin ona lanet edeceğini bildiren hadisler de vardır. Bu hükmün bir sınırı yok mudur? Örneğin, bir kadının doğum sancısı çekerken veya doğum sırasında bile eşinin bu isteğini yerine getirmesi gerektiği yönünde bir ifadeyle karşılaşmıştım. Böyle bir hükmün dinî dayanağı var mıdır? Kadın eşini istemediği veya sağlık ve benzeri sebeplerle bu isteği yerine getiremediği durumlarda günaha girer mi?

Kur'an'da Peygamberlerin Kendi Dillerindeki Sözleri ve Duaları Nasıl Arapça Olarak Nakledilmiştir?

Kur'an'ı Türkçeye tercüme ederken dillerin kelime haznesi ve yapısı farklı olduğundan birebir çeviri yapmak mümkün olmayabiliyor. Peki, Kur'an peygamberlerin sözlerini ve dualarını nasıl aktarmaktadır? Hz. Yusuf (as) İbranice ve Kıptice konuştuğuna göre, Yusuf Suresi'nin 53. ayetindeki “Ben nefsimi temize çıkarmam...” ifadesi İbraniceden Arapçaya nasıl aktarılmıştır? Allah (cc) bu sözleri Arapça olarak mı vahyetmiştir, yoksa asıl ifadeler tercüme edilerek mi nakledilmiştir?

Aklımızdan Geçen Düşünceler ve Bilinçli Hayallerden Dolayı Sorumlu Olur muyuz?

Risaleonline sitesinde, Hak Dini Kur'an Dili adlı eserin 7. cilt, 498-499. sayfalarında, söz ve fiillerin yazılmasıyla ilgili şu ifade geçmektedir: “Biz, ortaya çıkan her fiil ve sözün yazıldığı, gizli kalanlardan yazılmayanlar bulunduğu, bununla birlikte hafızaya geçenlerin yazılmış demek olduğu görüşündeyiz.”Bu ifadeyle ilgili iki sualim var:“Hafızaya geçenlerin yazılmış olması” ifadesinden maksat tam olarak nedir?Anlık olarak akla gelen düşüncelerden farklı olarak, kişinin bilinçli bir şekilde hayal kurmaya devam etmesi ve bu hayalleri zihninde canlandırması da bu kapsama girer mi? İzah eder misiniz?

Risale-i Nur'da Mükemmeliyetçilik ve Erteleme Alışkanlığının (Tesvif) Manevi ve Pratik Çözümleri Nelerdir?

Mükemmelliyetçilik, her işi en kusursuz şekliyle yapma arzusu olarak faydalı görünebilir; fakat insanı hayırdan alıkoyar, başlatmaz veya devamını kırarsa zararlı bir hal alır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilaftır. Bazen hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen. 1Bu ölçü gösteriyor ki, her meselede “ehak” yani en hakkı aramak veya “ahsen” yani en güzelin peşinde koşarken mevcut hakkı ve haseni (güzelliği) terk etmek doğru değildir. Yani bir kişi “en mükemmel ibadet düzenini kuramadım”, “en iyi şekilde hizmet edemeyeceğim”, “eksiksiz yapamayacağım” diyerek bugünkü hayrı erteliyorsa, bu doğru bir hassasiyet değil; vazifeyi geciktiren bir aldanıştır. Bu da ancak şeytanın bize bir vesvesesidir.Erteleme alışkanlığı da burada ortaya çıkar. Nefis ve şeytan, insanı çoğu zaman açık bir inkarla değil, “daha hazır değilim”, “daha uygun zamanda yaparım”, “tam olsun, sonra başlarım” gibi düşüncelerle oyalar. Halbuki bu noktada bizim üzerimize düşen şey, neticeyi ve kemal derecesini tayin etmek değil; üzerimize düşen vazifeyi o anda yapmaktır. Bu konuda da Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Tarik-i hakta çalışanlar ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmeleri lazım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekatlarını ona bina ederek hataya düşerler... insan kendi vazifesini yapmalı, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamalıdır. 2Bu cümle, hem mükemmelliyetçiliğin hem de ertelemenin ilacıdır. Çünkü mükemmelliyetçilikte insan bazen kendi vazifesini bırakıp neticenin kusursuz olmasını ister. Ertelemede de yine aynı şekilde, henüz gelmemiş bir zamanı, hazır olmayan şartları veya ideal neticeyi bekler. Oysa kulun vazifesi başlamak, gayret etmek, sebat etmektir; tesir yaratmak, neticeyi tamamlamak ve kemale erdirmek ise Cenab-ı Hakk'ın takdirine bakar.Manevi ve Pratik ÇözümlerHak olan işi, daha mükemmelini bekleyerek terk etmemek gerekir. Her zaman “ahsen” yani en güzel mümkün olmayabilir; fakat “hasen” olan da çok kıymetlidir.Vazifeyi neticeye bağlamamak gerekir. “Tam olmayacaksa hiç olmasın” düşüncesi, kulluğun ruhuna uygun değildir.Bugünün vazifesini yarına bırakmamak gerekir. Çünkü insan bugüne memurdur; yarın ise insanın elinde değildir.Kusur ederim korkusuyla hayrı engellememek lazım. İhlasla yapılan eksik bir amel, gururla bekletilen kusursuz amelden daha hayırlıdır.Manevi çözüm, insanın aczini bilip kendini vazifenin sahibi değil, vazifedar bir kul olarak görmesidir. Böylece “ben kusursuz yapmalıyım” baskısını kırabiliriz. “Ben yapayım, kabul ve tevfik Allah'tandır” diyebilmeliyiz.Pratik çözüm ise işi büyütmeden hemen başlamaktır. Az da olsa devamlı bir amel, zihinde büyütülüp ertelenen büyük planlardan daha verimlidir. Bir ders okunacaksa bir miktar okunur; bir ibadet yapılacaksa o günün imkanı kadar yapılır; bir hizmet varsa eldeki şartlarla başlanır. Çünkü terakki, beklemekle değil, fiilen yürümekle olur.Netice olarak, Risale-i Nur'da bu meselelerin çaresi ehak peşinde hakkı terk etmemek ve neticeyi düşünerek vazifeyi geciktirmemek şeklinde görünür. Kul, elindeki hayrı yapar; daha mükemmeli nasip olursa ona da şükreder. Fakat mükemmeli beklerken mevcut vazifeyi terk etmez.Ayrıca BakınızHAKKI BULDUKTAN SONRA EHAK İÇİN İHTİLÂFI ÇIKARMA / LEMAATTEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.343Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137

6.586

Dünya ve Ahiret Meyvelerini İstemek

29. mektup, 9. kısım, 6. telvih, 3. nokta da üstadımızın tarikatle ilgili bazı teşhisleri var.....Diyor ki: "Bu dünya darül hizmettir..Darül mukafat değil...Madem hakikat budur uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir...Cunki cennetin meyveleri gibi, kopardıkça yerine gelmek sırrıyla baki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini, bu dünyada fani bir surette yemek,kar-ı akıl değildir...Baki bir lambayı, bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lamba ile o mübadele etmek gibidir............." Burada anlamadığm olay şudur: Uhrevi neticeleri veren şeyleri insan neden istemesin? Baki olan lamba,uhrevi ezvakları burada istemekle neden sönüyor?Yani bu olay niye 2 şıkka indirgeniyor: A)Ya bu dünyada geçici alırsın mükafatını B)Ahirett lamban ebedi yanar.....Biz, hem bu dünya için isteyelim o zevkleri, ücretleri v.s hemde ahiret icin.....Yani Allah niye hem bu dünyada hem ahirette vermiyor bu zevkeleri? Yani işin garip tarafı bu zevkerde nefsi değil.

Kadınların Kol ve Bacak Kıllarını Alması Caiz midir? Vücut Kıllarının Temizlenmesinin Dini Hükmü Nedir?

İslam fıkhına göre kadının kol ve bacaklarındaki kılları temizlemesinde (ağda, epilasyon, tıraş vb. yöntemlerle almasında) dinen hiçbir sakınca yoktur ve caizdir. Vücudun bu bölgelerindeki kılların alınması genel olarak mübah kılınmıştır. Koltuk altı ve kasık (etek) kıllarını temizlemek kadın ve erkek için fıtrat gereği sünnettir. Kol, bacak, göğüs ve sırt gibi bölgelerdeki tüylerin alınması caizdir. Ayrıca kadının yüzünde sonradan çıkan sakal ve bıyık benzeri sert kılların temizlenmesi de caiz ve hatta müstehaptır.1Ayrıca estetik veya kişisel bakım amacıyla lazer epilasyon ya da ağda yaptırırken, kadının kadınlara karşı olan avret mahallini (göbek ile diz kapağı arasını) bir başkasına açması ve baktırması dinen kesinlikle helal değildir.2Ayrıca BakınızVÜCUT KILLARIVÜCUTTA BULUNAN KILLARIN HİKMETLERİ/FAYDALARIKASIK VE KOLTUK ALTI KILLARINI TEMİZLERKEN TIRAŞ MAKİNESİ KULLANMAK CAİZ MİDİR?KADINLARIN KAŞ YAPTIRMASI (KAŞ KONTÜRÜ)KADININ YÜZÜNDEKİ TÜYLERİ VE KAŞLARINI ALMASININ HÜKMÜKAŞLARIN RENGİNİ AÇTIRMAK (TEŞKİR) CAİZ MİDİR?KaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 228-229.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 337.

Mesnevi-i Nuriye Nasıl Bir Eserdir? Hangi Konuları Ele Alır, Hangi Risalelerden Oluşur ve Ne Zaman Telif Edilmiştir?

ESERİN KİMLİĞİRisâlenin İsmi: el-Mesnevî en-Nûrî el-Arabî Türkç: Mesnevî-i Nuri'yeTelif Tarihi ve Yeri: 1921-1923 yılları arasında büyük kısmı İstanbul'da, bir kısmı ise Ankara ve Van'da telif edilmiştir.Dili: Arapçadır.Konusu: Allah'ın varlığı ve birliği başta olmak üzere imanın esaslarını ve İslam'ın hakikatlerini akıl ve kalbi birleştirerek ispat eder.Müellife Göre Değeri: Bediüzzaman Hazretletine göre sonradan telif ettiği Risale-i Nurların çekirdeği, fidanlığı hükmündedir.Risalenin Metodu: Gaye ve Nizam delili, Kıyas-ı Temsili, Burhan-ı İnni, Burhan-i Limmî vs.Bediüzzaman Hazretleri, Mevlâna Hazretleri'nin meşhur kitabı Menevî-i Şerif'in mübarek isminden alarak "Risale-i Nur'un Mesnevî'si" anlamında "Mesnevî-i Nuriye" adını vermiştir. Mesnevî, beyitler halinde yazılan eserlere denir.Bu eser de kısa paragraflar halinde yazıldığından Mesnevî-i Şerif'in beyitlerine benzetilerek ve onun gibi hakikat ve ilim deryası olduğuna telmihen bu isim verilmiş olsa gerektir.Bediüzzaman Hazretlerinin onayından geçen, Risale-i Nur talebelerinin şu sözü bu risalenin kıymet ve ehemmiyetini ortaya koymaktadır:Kur'anın Arabî bir tefsiri ve Risale-i Nur'un Arabî Mesnevî-i Şerifi olan ve Zülfikar büyüklüğünde ve altunla yazılmağa lâyık bir mecmua dahi inşâallah teksir edilecek.1Evet Kur'ânın bir tefsiri olan ve çok derin ve büyük hakikatleri ihtiva eden ve telif edildiğinde alimlerin de beğenisini alan bu risale hakikaten altınla yazılmaya layıktır.Mesnev-i Nûriye eserinde şu risaleler bulunmaktadır:MukaddimeLemalar RisalesiReşhalar RisalesiLâsiyyemâlarKatre RisalesiKatrenin ZeyliHabab RisalesiZeylü'l-HababHabbe RisalesiZeylü'l HabbeZeylü'l-ZeylZehre RisâlesiZerre RisâlesiŞemme RisâlesiOnuncu RisâleOn Dördüncü ReşhaŞu'le RisâlesiŞu'le' nin ZeyliNokta RisâlesiOn Dördüncü Lem'a'nın İkinci MakamıFihristDuaMUKADDİMEMukaddime Beş Nokta'dır. Bu kısımlarda;Bediüzzaman Hazretleri, Mesnevi-i Nuriye eserinin mahiyetini izah eder.Kur'an'ın dersiyle İmam Gazali (ra), İmam Rabbani (ra) ve Mevlana Celaleddin-i Rumi (ra) gibi kalp, ruh ve akıl gözleri açık bir şekilde hakikate yol bulduğunu ifade eder.Eski Said'den Yeni Said'e geçiş döneminde Arapça olarak Lem'alar, Habab, Katre, Habbe, Zehre, Zerre ve Şemme gibi risaleler telif eder.Mesnevi-i Nuriye'nin Risale-i Nur'un bir çekirdeği olduğunu ve bu eserde hakikatlere gayet kısa işaretler yapıldığından dolayı ancak dikkatli alimler tarafından anlaşılabileceğini belirtir.Bu eserdeki her bir i'lemin adeta ayrı bir risalenin şifresi olduğunu ifade eder.LEM'A'LARTevhidin yani Allah'ın varlığının ve birliğinin on dört delilini barındıran bu risale Risale-i Nur'daki yirmi ikinci sözün temelidir.REŞHALAR RİSALESİRisale-i Ahmediyeyi yani Peygamber Efendimizin (sav) peygamberliğini çok güçlü delillerle ispat eden bu risale on dokuzuncu sözün temelidir.LÂSİYYEMÂLARKelime anlamı olarak 'özellikle' demektir. Haşri konu alan bu risale bir yönden onuncu söz haşir risalesinin temeli ve yirmi sekizinci sözün Arapça ikinci makamının Türkçesidir.KATREBediÜzzaman Hazretleri'nin nefis ve şeytanıyla yaptığı mücadelelerden Kur'ân'dan aldığı ders ile zaferle ayrıldığını anlatan bu risalede her bir kelime kazandığı zafere işaret eder.Bu risale bir Bâb, bir Hâtime, dört Hakikat, beş Nükte, beş Nokta ve İ'tizardan oluşmaktadır.KATRENİN ZEYLİBediüzzaman Hazretleri, On Sekiz Remiz'de on sekiz farklı konuyu ele alır.HABAB RİSÂLESİBediüzzaman Hazretleri bu risâlede 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak kırk farklı hakikate, sonradan on yedinci söze de alınmış olan bir farisî münacata ve Türkiye Büyük Milet Meclisinde irat ettiği namaza dair hutbeye yer vermektedir.ZEYLÜ'L-HABABHabab Risâlesi'nin Zeyli olan bu kısımda ise Bediüzzaman Hazretleri yine 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak on sekiz farklı hakikati izah etmektedir.HABBE RİSÂLESİBu parçada ise her defasında 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak otuz bir farklı hakikati izah etmektedir. Sonunda ise Bediüzzaman Hazretleri'nin Arapça hüzünlü bir duası bulunmaktadır.ZEYLÜ'L-HABBEHabbe Risâlesi'nin Zeyli olan bu kısımda ise 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak on dokuz farklı hakikati izah etmektedir.ZEYLÜ'Z-ZEYLZeylin Zeyli olan bu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak altı farklı hakikati izah ederZEHRE RİSÂLESİBediüzzaman Hazretleri'nin Arapça yazdığı risalelerden biridir. Hz. Üstad daha sonra kendisi Türkçeye çevirmiş ve On Yedinci Lem'a ismini vermiştir. Bu risale On Yedi Nota'dır. Her bir notada farklı hakikat izah edilmiştir.,ZERRE RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak otuz dört farklı hakikati ele almıştır.ŞEMME RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak yirmi iki farklı hakikati izah etmiştir. Sonunda ise Hz. Üstad'ın, Abdükâdir-i Geylanî Hazretlerinin (ra) diliyle yaptığı dua vardır.ONUNCU SÖZBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak kırk dokuz farklı hakikati izah etmiştir. Bu risale Onuncu Söz Haşir Risalesi İle karıştırılmamalıdır.ON DÖRDNCÜ REŞHAPeygamber Efendimiz (sav)'in nübüvvet delillerinin ve Kur'ân'ın tarifinin, tekrarlarındaki hikmetin, üsluptaki bazı özelliklerini açıklayan Altı Katre ve Allah'ın isimlerinde kullanılan üstünlük zarfı 'EN'in tevhide eksiklik getirmediğin açıklayan bir tane 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayan bölümden oluşmaktadır.ŞU'LE RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak on altı farklı hakikati izah etmektedir.ŞU'LENİN ZEYLİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak beş farklı hakikati izah etmektedir.NOKTA RİSÂLESİÜç kısımdır.Birinci Kısım: Tevhidin dört geniş delilini gösterir.,İkinci Kısım: Haşir, Melaike ve Beka-i Ruha ait hakikatlerini izah eden kısımdır. Ancak bu hakikatleri yirmi dokuzuncu söz parlak bir şekilde izah ettiğinden Mesnevî-i Nuriyye risalesine alınmamıştır.Üçüncü Kısım: Nurun İlk Kapısı adında müstakil olarak yazılmıştır.ON DÖRDÜNCÜ LEM'ANIN İKİNCİ MAKAMIBesmelenin altı mühim sırrı izah edilir.FİHRİSTRisale-i Nur talebeleri tarafından Mesnevî-i Nuriye'ye yazılan ilk fihrist'tir.DUASonunda ise Bediüzzaman Hazretleri'nin âdeti olduğu üzere Ahmed Hüsrev Efendi'ye ve yardımcılarına dua ile bitirir.Ayrıca BakınızMESNEVİ-İ NURİYE İSMİEMİR ÂLEMİ / KALP ÇEKİRDEĞİ / MESNEVİ-İ NURİYEİŞARATÜL İCAZ MESNEVİ İ NURİYE TERCÜMELERİ"BİR MEYVE BİR ŞECERENİN BİR MİSÂL-İ MUSAGGARIDIR" CÜMLESİNİN İZAHI / MESNEVİ-İ NURİYEKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4 s. 442

"Her Şey İçin İki Suret ve Şekil Vardır. Biri Maddiyedir... Diğeri Ma'kuledir..." Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:...Arkadaş! Her şey için iki sûret ve şekil vardır. Biri maddiyedir ki, âdetâ bir gömlek gibi her şeyin vücûduna göre kaderin takdîriyle biçilmiş şu görünen suretlerdir. Diğeri ma'kūledir ki, bir şeyin yaşadığı bir ömürde mürûr-u zamanla değiştirdiği muhtelif maddî sûretlerin ictimâından tasavvur edilen bir sûret-i vehmiyedir.1Bu kısım,, Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat eden yerlerden birisidir. Bediüzzaman Hazretleri ilgili yerde bir atom üzerinden örnek vermektedir. Havadaki veya topraktaki bir atom, herhangi bir bitkinin, çiçeğin, meyvenin içine girebilir. Hangi ortama girerse girsin, oraya dahil olduğu andan itibaren o ortamın içinde çalışmaya başlar. Ardından o bitkiyi veya meyveyi bir hayvan veya bir insan yese, o hayvanın veya insanın bir herhangi biri organında çalışmaya başlar.Bitkiler, çiçekler, meyveler, hayvan ve insanların organları… Bunların herbirisi adeta birbirinden çok farklı fabrikalardır. Aynı atom bu fabrikaların hepsine girebiliyor. Hangisine girse, sanki senelerdir o fabrikanın işçisiymiş gibi çalışıyor.Buna şöyle bir örnek verebiliriz. Bir insan hangi fabrikaya girse, birden bire büyük bir usta gibi çalışmaya başladığını farzedelim. Otomotiv, tekstil, gıda, kimya, demir-çelik, cam, elektronik, çimento, ayakkabı, vs. Hangi fabrikaya girse, o anda hiç acemilik göstermeden ustalığını konuşturuyor. Bu durumu gördüğümüzde, bu kişinin normal bir insan olmadığını, olağan üstü güçlere sahip olduğunu düşünürüz.Atomların hâli, bu örnekten çok daha gariptir. Çünkü farklı fabrikalara girip çalışan insan akıl sahibidir. Fakat atomlar, akıl ve şuur sahibi olmamalarına rağmen, girdikleri her fabrikada en doğru bir şekilde vazifelerini yerine getirmektedirler. Bu durum, o atomların kendi kendilerine değil, sonsuz bir kudret tarafından idare edildiklerini ispatlamaktadır. Sadece atomlar dahi, bize Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini göstermek için yeterlidir.Başka bir örnek ise, meyvelerin çekirdekleridir. Bir çekirdek toprağa düşünce ağaca dönüşür. Çünkü o ağacın nasıl şekilleneceğine dair olan kanunlar, mucizevi bir şekilde ağaçın meyvelerinin çekirdeklerine kaydedilir. Daha sonra da o çekirdeğe kayıtlı olan o kodlar, mucizevi bir şekilde toprak tarafından okunarak yeni bir ağaca dönüşür. Bu işleri ağaca, çekirdeğe, toprağa vermek mümkün değildir. Yine, bütün kâinatı içine alan sonsuz bir ilim ve kudrete ihtiyaç vardır.İşte tam da burada Bediüzzaman Hazretlerinin “ma'kūle” kavramıyla ifade ettiği hakikat ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir varlığın şu anki hâli ve görüntüsü Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat eder. Fakat zaman içerisinde o varlığın başına gelen olaylar, bunu çok daha güçlü bir şekilde ispatlar. Atomların varlıklar içine girip çalışması, ağaçların programlarının çekirdeklere kaydedilmesi, hayvanların programlarının yumurtalara kaydedilmesi, bitkilerin programlarının tohumlarına kaydedilmesi, tekrar o programlardan ağaçların, hayvanların, bitkilerin ortaya çıkması o kadar büyük icraatlardır ki, ancak sonsuz ilim ve kudret sahibi olan bir Zât bunları yapabilir.Dolayısıyla bir varlığın şu anki hâline göre, hayatı boyunca geçirdiği bütün hâller, Cenab-ı Hakk'ı daha aşikar gösterir. Bediüzzaman Hazretleri bu önemli noktayı göz önüne koyarak bizlere çok farklı bir bakış açısı kazandırmıştır.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.29-30.

Kadınların Kabir Ziyareti Yapması Caiz midir? Hanefi ve Şafii Mezheplerine Göre Hükmü Nedir?

Kadınların kabir ziyaretinde bulunmaları hakkında Hanefi ve Şafii mezheplerine göre üç sorum var:Kadınların hayızlı veya temiz oldukları dönemlerde kabir ziyareti yapmaları caiz midir?Kadınların bu dönemlerde sık sık kabir ziyareti yapmalarında bir sakınca var mıdır? Bu durum takva ve fazilet açısından uygun mudur?Halk arasında, kadınların hayızlı veya temiz oldukları dönemlerde kabir ziyareti yaparken avret mahallerine yedi kat örtü koymaları gerektiği söylenmektedir. Bu iddianın Hanefi ve Şafii mezheplerinde bir dayanağı var mıdır? İzah eder misiniz?