Bağış Yap

Sorular

3.678

Kur'an Okurken, Dua Ederken ve Allah'ı Zikrederken Kalpte Hangi Duygular Oluşur?

Kur'an-ı Kerim okurken, dua ederken ve Allah'ı zikrederken insanın kalbinde genellikle rahatlama, huzur, sevinç ve manevi bir lezzet meydana gelir. Çünkü nasıl bedenin gıdaya ihtiyacı varsa ruhun da kendisini yaratan Allah'ı tanımaya, anmaya ve O'na yönelmeye ihtiyacı vardır. Bu tür ibadetler ruhun gıdasıdır. İnsanı manevi yönden doyurur ve kalbine huzur verir. İnsan, ibadet esnasında kendi aczini ve fakrını fark eder. Sonsuz kudret ve rahmet sahibi olan Rabbine yönelerek O'ndan yardım ister ve kendi zayıflığı içinde güçlü bir dayanak bulur. Bu sebeple ibadet, insanın ruhunu besleyen ve ona manevi bir zevk veren bir ihtiyaçtır.Bu ibadetlerde hissedilen huzur ve sevinç, Allah'ın kendi rızasına uygun amellerin içine, cennetteki lezzetleri hatırlatan manevi tatlar yerleştirmesiyle de açıklanabilir. Mesela Kur'an-ı Kerim okumak, Allah'ın razı olduğu ve çok sevdiği güzel amellerdendir. Bu amelin içinde, kalbe huzur ve sevinç veren manevi bir lezzet bulunur. İnsan Kur'an okudukça bu lezzeti hisseder. Ayrıca Allah, insanın kalbine ve ruhuna yerleştirdiği bütün güzel duyguları kendisini tanımak, sevmek ve anmak için vermiştir. Dolayısıyla insan Allah'ı zikrettiğinde, yaratılışına yerleştirilen bu duyguları doğru yerde kullanmış olur. Kalbinde meydana gelen manevi huzur ve zevk de ruhunun yaratılış gayesine uygun bir istikamette bulunduğunu gösteren güzel bir işarettir.Ayrıca BakınızNİÇİN İBADETCENNET İÇİN İBADET ETMEK UYGUN MUDUR?İBADET VE TAKVAİBADETİN MANASI

3.762

Evrim Teorisine Karşı İleri Sürülen “Dünya Vehimden İbarettir” İddiasının İslam Akaidindeki Yeri Nedir?

Aktardığınız ifadenin tam olarak neyi kastettiğini ve hangi kaynağa dayandığını bilmek, sorunuza kesin bir cevap verebilmek açısından önemlidir. Zira bazı eserlerde âlem yalnızca görüntülerden ibarettir, şeklindeki ifadeler, varlığın hakikatini inkar etmek maksadıyla değil, insanın eşya hakkındaki algısının sınırlı olduğunu anlatmak için kullanılabilmektedir. Ancak İslam akaidi açısından eşyanın gerçekten var olup olmadığı meselesi açıktır.Ehl-i sünnet âlimleri, “Hakāiku'l-eşyâi sâbitetün” (Eşyanın hakikatleri sabittir) kaidesinde birleşmişlerdir. Yani dış dünyadaki varlıkların gerçekliği vardır. Bunlar yalnızca zihnimizin ürettiği hayallerden veya vehimlerden ibaret değildir. Gördüğümüz her şey, Allah'ın yaratmasıyla varlık kazanmış birer mahluktur. Bu varlıklar kendi kendilerine mevcut değildir. Allah'ın kudreti, iradesi ve yaratmasıyla vardır. Dolayısıyla eşyanın Allah'a muhtaç olması, onların gerçek olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Allah'ın Hâlık (Yaratıcı), Rezzâk (Rızıklandırıcı) ve Muhyî (Hayat veren) gibi fiili isimleri, gerçek olarak yarattığı ve hayat verdiği varlıklar üzerinden yansımaktadır. Eğer bütün varlıklar yalnızca vehimden ibaret olsaydı, bu fiili isimlerin anlamı da temelsiz kalırdı. Bu ise doğru değildir.12Ayrıca BakınızON SEKİZ BİN ÂLEM TABİRİNİN MANASI VE KAYNAĞI NEDİR?VEHİM, EVHAMALLAH'IN SUBÛTİ, SELBİ, HABERİ VE FİİLİ SIFATLARIALLAHIN SIFATLARINI NASIL ANLARIZALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANKaynakçalarMustafa Çağrıcı, "Hakikat", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1997, c. 15, s. 177-178.Süleyman Uludağ, A'yan-ı Sabite", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991, c. 4, s. 198-199.

Allah'ın Yarattığı Mizaç ve Fıtrat, İnsanın İradesini ve Kaderini Nasıl Etkiler?

Mizaç ve fıtratın insanın karakterine, iradesine ve kaderine etkisi nedir? Allah insanın tercihlerini ezelî ilmiyle bildiği gibi, bu tercihlere yön veren mizaç ve fıtratını da yaratmıştır. Bu durumda insanın tercihleri Allah'ın yarattığı özelliklerin bir sonucu olmuyor mu? İnsanın iradesi ve sorumluluğu nasıl açıklanır?Ayrıca her insanın kendine has bir yaratılışı olduğu ve mizacını değiştirmenin zor olduğu düşünüldüğünde, Allah'ın ezelî ilmi insanın yaratılışı ve tercihleriyle nasıl ilişkilidir?

İmam Gazali Hazretlerine Göre İnsan Kendi İradesiyle mi Seçim Yapar, Yoksa Kader Gereği Mecbur mudur?

İmam Gazali Hazretleri, Allah'ın dilemesi olmadan kulun dileyemeyeceğini, hatta kulun seçiminde de bir tür mecburiyet bulunduğunu ifade etmektedir. Devamında bu meseleyi üç farklı şekilde açıklasa da tam anlayamadım.Burada kulun özgür iradesinin olmadığı mı anlatılmaktadır? Kul hem seçmeye mecbur olup hem de nasıl irade sahibi olabilir? Ayrıca Allah dilerse kulun küfrü seçmek zorunda kalacağı mı kastedilmektedir? Bu ifadeleri Ehl-i sünnetin kader ve cüz-i irade anlayışı çerçevesinde açıklar mısınız?

“Görmüyor musun ki, koca baharın çiçekli ve meyveli bütün mevcudatı, bunların sahife-i amelleri, teşkilat kanunları ve suretlerinin timsalleri mahdut sayıdaki tohumcuklarda muhafaza ediliyor. İkinci bir baharda ise onlara göre bir muhasebe içinde yeniden ortaya çıkarılıyor” Ne Demektir?

Bu cümleye dair üç sualim var:1. Parçada geçen “Onlara göre bir muhasebe içinde” ifadesini örnekler vererek açıklar mısınız?2. “Onlara göre bir muhasebe” ifadesi, adetullaha göre işleyen birtakım kaidelerin bulunduğuna mı işaret etmektedir? Bu hususu izah eder misiniz?3. Aynı şartlarda veya aynı toprakta bulunan bazı tohumlar zararlı maddeleri kendilerine çekerek toprağın altında çürürken, bazıları ağaç hâline gelebilmektedir. Bu durumda tohumun kendi kabiliyetinin, mahiyetinin veya şartlara uyumunun bir rolü var mıdır? Bu farklılaşmayı “onlara göre bir muhasebe” ifadesi kapsamında nasıl açıklayabiliriz?

"...Sani'in vacib ve vahid olduğuna her şeyde iki şahid olduğu gibi, Halık'ın Ehad ve Samed olduğuna da her bir zihayatta iki ayet vardır" Ne Demektir?

Bediüzzaman Hazretleri, Mesnevi-i Nuriye risalesinin Lem'alar kısmının On Üçüncü Lem'ası'nda bu hakikatleri ele alır. Şöyle der Bediüzzaman Hazretleri:Arkadaş! Zerrelerden tut, ta seyyarelere kadar; nefislerden tut, ta şemslere varıncaya kadar her şey, zatında ve hakikatinde sabit olan acz ve fakrın lisanıyla Sani'in vücub-u vücudunu i'lan eder.1Burada Bediüzzaman Hazretleri, varlıkların özelliklerinden onları yaratan Yaratıcı'ya ulaşır. Varlıklara bakıldığı zaman, küçük büyük fark etmeksizin, hayat sahibi olsun veya olmasın, şuur sahibi olsun veya olmasın, ayırmaksızın her bir varlığın en temel iki özelliği vardır. Bunlardan birincisi acizlik, yani güçsüzlük ve kudretsizlik; diğeri ise fakirlik, yani kendi ihtiyaçlarını karşılayacak ve görecek bir sermayelerinin olmamasıdır. Bu iki durum, sonradan yaratılan varlıkların özelliğidir. Bir varlıkta acizlik varsa, fakirlik varsa o, başkasına muhtaç demektir. Bu muhtaçlık, var olmaya kadar gider. Dolayısıyla, varlıklardaki bu acizlik ve fakirlik, onların sonradan yaratıldıklarını gösterir. Bu ise onların bir yaratıcılarının olması hakikatine bizi götürür. O Yaratıcı ise varlığı vacip olan, varlığı zorunlu olan; yani var olmak için aciz ve fakir varlıklar gibi birisine muhtaç olmayan Allah'tır. Bediüzzaman Hazretleri şöyle devam eder:Ve keza, acziyle beraber nizam-ı umuminin bozulmaması için hamil bulunduğu acib ve mühim vazifeler cihetiyle Sani'in vahdetine delalet eder.2Ancak her şeydeki bu acizlik ve fakirliğe rağmen, evrenin düzeninin bozulmadığını ve her şeyin kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirdiğini görmekteyiz. İşte her şeyin güçsüzlüğü ve fakirliği ile beraber, kendi güç ve kuvvetlerinin çok üstünde işleri yapması ve görevleri yerine getirmesi, onları yapan zatın BİR olduğuna ve sonsuz kuvvet ve gücü ile bu işleri gördürdüğünü gösterir. Küçük bir çam çekirdeğinin başında koca bir ağacın programını taşıması, toprağın sayısını bilemediğimiz kadar sebze ve meyveye kazan olması, trilyonlarca yıldızın düzenini bozmadan uzayda seyahat etmesi gibi.Bu hakikatleri ifade ettikten sonra Bediüzzaman Hazretleri, bir başka hakikat penceresini şöyle açar:Binaenaleyh, Sani'in vacib ve vahid olduğuna her şeyde iki şahid olduğu gibi, Halik'ın Ehad ve Samed olduğuna da her bir zihayatta iki ayet vardır.3Varlıklardaki acizlik, fakirlik ve bu acizlik ve fakirliklerine rağmen harika işler görmeleri ve düzenlerinin bozulmaması, nasıl ki Allah'ın vacip yani varlığının zorunlu olmasına ve bir olmasına delil ise aynen öyle de hayat sahiplerindeki bu acizlik ve fakirlik, Allah'ın Ehad ve Samed olduğunu gösteren iki ayettir.EHAD: Sözlükte, öyle bir zattır ki onun için ikincisi tasavvur olunmaz anlamında kullanılmaktadır. Vasıf olarak Cenab-ı Hak'tan başkası için kullanılmaz. Ehad, Cenab-ı Hakk'ın esma-yı hüsnasındandır. Allah Teala'nın ismi olan Ehad, ezel ve ebedde hep bir olan ve beraberinde bir diğeri bulunmayan ferd demektir.4SAMED: Allah'a nisbet edildiğinde "ihtiyaçlarını gidermesi için herkesin başvurduğu, yaratılmışlara özgü acz ve ihtiyaçtan münezzeh ebedi ve baki yüce varlık" manasına gelir.5Yukarıdaki ifadede geçen ayetlerden ilki, hayat sahiplerindeki acizlik, yani güçsüzlüktür. Evet, hayat sahiplerinin düşmanları sonsuzdur. Ve kendilerini bu düşmanlarından koruyacak bir güç ve kuvvetleri yoktur. Bu hal, hayat sahiplerini gücü ve kudreti sonsuz ve kendisi gibi bir ilah daha düşünülmeyen Ehad olan Allah'a ulaştıran bir ayettir. Evet, her hayat sahibi düşmanlarına karşı bir dayanağa ve onu düşmanlarının şerrinden koruyacak bir güce muhtaçtır. Kendi güçsüzlüğünü ve kudretsizliğini gören bir hayat sahibi elbette gücü ve kudreti sonsuz, kendisinden başka ilah olmayan EHAD olan Allah'ı bulacaktır.İkinci ayet ise hayat sahiplerindeki fakirliktir. Bu, öyle bir fakirlik halidir ki buna bir sınır çizilemez. Sonsuzdur. Onun için Bediüzzaman Hazretleri, nefsi tarif ederken fakirliğinin sonsuz olduğunu söyler.6 Bu fakirlikle beraber, hayat sahiplerinin ihtiyaçları da sonsuzdur. İşte bu sonsuz muhtaç olma hali ve fakirlik, kendisine muhtaç olunan Yaratıcı'ya açılan bir pencere ve onu gösteren bir ayet, bir delildir. İnsan, kendisindeki bu muhtaç olma halini ve fakirliğini bu şekilde okuyabilirse SAMED olan Allah'ı bulur. Ve bütün ihtiyaçlarını karşılar. Sonsuz bir zenginliği elde etmiş olur. Fakirliliğini zenginliğe çevirmiş olur.Sonuç olarak, hayat sahiplerindeki bu iki ayet acizlik ve fakirliktir ki Ehad ve Samed olan Allah'a bizi ulaştırır ve onu gösterir.Ayrıca BakınızSAMED AYNASI OLAN KALBRAMAZAN'DA ORUÇ TUTMAK ALLAH'IN SAMEDİYETİNİ NASIL GÖSTERİR?“MEVCUDAT İÇİNDE EN LATİF, EN GÜZEL, EN CAMİ' AYİNE-İ SAMEDİYET DE HAYATTIR” NE DEMEKTİR?ALLAH'IN SAMED İSMİ NE DEMEKTİR VE TECELLİLERİ NASIL GÖRÜLÜR?KUDRET-İ SAMEDANİYEKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 15.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.15.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 15.Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s. 44-45.Bekir Topaloğlu, "Samed", TDV İslam Ansiklopedisi, 2009, c. 36, s. 68-69Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 1.