Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

18.09.2010

3671

Ehl-i Dünya Neden Bazı Konularda Daha Başarılı Oluyor?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Gençlik Rehberi'nde geçen, "Hem senin dünyaca muvaffakiyetin... ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin." cümlesi neyi ifade etmektedir? Ehl-i dünya bazı konularda ehl-i diyanete neden geçici olarak üstün gelebilmektedir?

06.06.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili kısım Risale-i Nur’da şöyle geçmektedir:

Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin.1

Allah Teala, insanı hem ahiretini kazanmaya hem de dünya hayatını idare etmeye yetecek duygu ve kabiliyetlerle yaratmıştır. İnsana verilen bu hislerin bir kısmı daha güçlü, bir kısmı ise daha hafiftir. Hayatı sadece dünya hayatından ibaret zannedenler ise bu kabiliyetlerin tamamını dünyaya yöneltirler. Bütün duygu, düşünce ve gayretlerini fani menfaatlere sarf eder, dünyayı hayatlarının tek hedefi haline getirirler.

Bu sebeple, ehl-i imana nispetle dünya işlerinde daha büyük bir hırs, daha yoğun bir gayret ve daha kuvvetli bir azim gösterebilirler. Aynı dünyevi hedefler etrafında dindar insanlarla karşı karşıya geldiklerinde, bütün hissiyatlarını o dar alana yoğunlaştırdıkları için bazı meselelerde geçici olarak üstün gelebilirler.

Fakat bu üstünlük, hakiki bir üstünlük değildir. Çünkü onlar, ebedi hayatı kazandıracak kadar kıymetli olan ömür ve his sermayesini, hakikatte değersiz olan fani menfaatlere harcamaktadırlar. Yani Allah'ın kendilerine verdiği duygu ve kabiliyetleri yaratılış gayesine uygun olmayan alanlarda kullanmaktadırlar.

İşte bu yanlıştan kurtulmanın yolu, insana verilen his ve kabiliyetleri doğru mecraya yönlendirmektir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:

İnsanlar, insana verilen manevî cihazları, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilane davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya işlerine ve şiddetlilerini âhirete ve manevî vazifelere sarfetse, güzel ahlâk-ı hamîdeye menşe’, hikmet ve hakikata muvafık olarak iki dünya saadetine medar olur.2

Bu hakikati bilmeyen kimseler, aslında hiçbir gerçek değeri olmayan meselelere, divane olmuş bir elmasçının cam parçalarına elmas kıymeti vermesi gibi büyük bir vakit ve enerji harcarlar. Yanlış bir yolda da olsalar, bütün güçlerini tek bir hedefe yönelttikleri için o dar sahada başarılı olabilir ve ehl-i hakka geçici olarak galip gelebilirler.

Ancak bu başarı, görünüşte bir başarıdır. Gerçekte yaptıkları şey, ebedi hayatın sermayesini geçici dünya menfaatleri uğruna tüketmektir. Kur'an-ı Kerim bu hakikate şöyle işaret etmektedir:

Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki âhiret daha hayırlı ve daha süreklidir.3

Peygamber Efendimiz (sav) de dünya sevgisinin insanı nasıl yanlışlara sürüklediğini şöyle haber vermiştir:

Dünya sevgisi her hatanın başıdır.4

Netice olarak, ehl-i hak her anını Baki-i Zülcelal'in rızasını kazanmaya çalışarak değerlendirirken, sadece dünyayı hedef edinenler bütün kuvvetlerini dar, geçici ve fani bir alana toplarlar. Bu sebeple, o sınırlı sahada zaman zaman galip görünseler de, gerçekte yaptıkları şey; pırlanta değerindeki ebedi hayatı, cam parçası hükmündeki geçici menfaatlere feda etmektir. Bu hataya düşmemek ve hem dünya hem de ahirette saadete ulaşmak için şu hakikati daima hatırda tutmak gerekir:

Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.5

Dünya ile ahiret dengesini doğru kurabilmek, yani hem dünya vazifelerini ihmal etmemek hem de ahireti unutmamak için Bediüzzaman Hazretleri şu ölçüleri hatırlatmaktadır:

Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lazımdır:

1. Dünyanın ömrü kısa olup, süratle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.

2. Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

3. Seni intizar etmekte ve senin de süratle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.

4. Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah'ın davetine icabet et.6

Bu dört ölçü, dünyayı terk etmeyi değil; dünyaya kalben bağlanmamayı, onu ahiretin tarlası olarak görmeyi ve insana verilen bütün his ve kabiliyetleri yaratılış gayesine uygun şekilde kullanmayı öğretmektedir. Böylece insan, hem dünya hayatını istikamet üzere yaşar hem de ebedi saadeti kazanacak bir ömür sürmüş olur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 162.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 25.

  3. Ala, 87/16.

  4. Beyhakî: Şuabü’l-İmân ,İbn Ebü’d-Dünyâ: Kitâbü’z-Zühd ve Dammü’d-Dünyâ

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 25.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 119.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız