Ruhlar mahiyetçe aynı nev’dendir; fakat kabiliyet, istidat ve vazife cihetiyle farklı yaratılmıştır. Bu farklılık imtihan sırrına zıt değildir. Çünkü imtihan, herkesten aynı neticeyi istemek değil; herkese verilen istidat, şart ve mesuliyet nispetinde ubudiyet ve takva istemektir.
Bir insanın daha yüksek bir istidatla yaratılması, onu otomatik olarak kurtuluşa götürmez. Aynı şekilde daha sınırlı kabiliyetle yaratılmak da mahrumiyet sebebi değildir. Asıl fazilet, verilen istidadı doğru yolda kullanmak, nefsin ve hevanın sevkine kapılmamaktır. Cenab-ı Hak hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez; mükâfat ve mesuliyet de buna göre tecelli eder.
Bu sebeple enbiya, evliya ve büyük zatlar fıtraten yüksek istidatlarla yaratılmış olsalar da onların ubudiyetleri, sabırları, ihlâsları ve sadakatleri yine kendi iradeleriyle tahakkuk eder. Sıradan görünen bir mümin de kendi derecesinde samimiyet ve takva ile Allah katında çok kıymetli olabilir. İmtihanın adaleti, eşit kabiliyet vermekte değil; her şeyi yerli yerinde verip herkesi kendi mizanıyla hesaba çekmektedir.
Kısaca: Başlangıçta herkesin aynı istidatta yaratılması şart değildir. Adalet, istidadın farklı; teklifin, yardımın ve mükâfatın ise o istidata uygun olmasıyladır.

