Sorular

4

Cinlerin İbadeti Nasıldır?

Sözlükte “örtmek, örtünmek, gizli kalmak” anlamındaki cenn kökünden türeyen bir isim olup tekili olan cinnî “örtülü ve gizli şey” manasına gelir. Terim olarak “duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kâfir gruplarından oluşan varlık türü” anlamına gelir. Cinlerin atalarına ise cân adı verilir.1Cinlerin imtihanı da temel olarak insanlarla aynı amaca dayanmaktadır. Yani her iki varlık da Allah'a kulluk etmek ve O'na itaat etmek için yaratılmıştır. Nitekim Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!2Cinler de akıl ve irade sahibi oldukları için sorumludur, yani iyi–kötü arasında seçim yaparlar ve buna göre hesaba çekilirler. Ancak bu imtihanın şartları ve uygulanış biçimi birebir aynı değildir. Çünkü cinler farklı bir varlık türüdür (ateşten yaratılmıştır) ve hayat şartları insanlardan farklıdır.3 Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak kalmıştır. Peygamberimiz (sav) insanlara olduğu gibi cinlere de ilâhî emirleri tebliğ etmiştir.4İbadetler konusuna gelince onların da bir kulluk sistemi vardır ancak bu, "insanlardaki namaz ve oruç birebir aynıdır" anlamına gelmez. Alimler bu konuda şunu söyler: Cinlerin ibadetleri vardır fakat şekli ve uygulaması insanlardan farklı olabilir. Örneğin namaz ve oruç gibi ibadetlerin özü (Allah'a yönelmek, itaat etmek) ortaktır. Fakat cinlerin fiziksel yapısı farklı olduğu için bu ibadetlerin nasıl yerine getirildiği tam olarak bilinmez.Bu bağlamda Kur'an'ın hitabına cinler de muhataptır. Yani vahiy sadece insanlara değil, cinlere de yöneliktir. Nitekim Kur'an'da cinlerin Kur'an'ı dinledikleri, iman edenlerinin bulunduğu ve inkâr edenlerinin de sorumlu tutulacağı açıkça ifade edilir.5 Cinler de akıl ve irade sahibi varlıklardır, bu yüzden İlâhî hitapla yükümlü bulunmaktadırlar. Ancak bu muhataplık, her hükmün birebir aynı şekilde uygulanacağı anlamına gelmez. Çünkü cinlerin yaratılış ve yaşam şartları insanlardan farklıdır. Bu nedenle Kur'an'ın temel mesajları (iman, itaat, ahlak) açısından cinler tamamen muhataptır. Fakat ibadetlerin detayları ve uygulanışı kendi yapılarına uygun şekilde farklılık gösterebilir.6Sonuç olarak cinlerin imtihanı ile insanların imtihanı aynı hedefe yöneliktir ama aynı şartlarda değildir. İkisi de sorumludur, ikisi de hesaba çekilecektir fakat her varlık kendi yaratılışına uygun şekilde imtihan edilir. Bu da aslında adaletin bir gereğidir. Allah herkesi kendi kapasitesine ve şartlarına göre sorumlu tutmaktadır.Ayrıca BakınızCİNLERİN HZ. PEYGAMBER'E (SAV) İMAN ETMESİ / KUR'ÂN DİNLEMELERİCİNLERDEN PEYGAMBER GELMİŞ MİDİR?CİNLER İLE İNSANLARIN İMTİHANINDA EŞİTSİZLİK VAR MI?CİNLER VE ŞEYTANLAR ARASINDAKİ FARKHÂTİFLERİN (CİNLERİN) PEYGAMBER EFENDİMİZDEN (SAV) HABER VERMELERİKaynakçalarM. Süreyya Şahin, "Cin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 8, s. 5.Zâriyât, 51 / 56.Halil İbrahim Aydın, "Cinlerin Mükellef Varlıklar Olmalarıyla İlgili Kur'an'ın Ortaya Koyduğu Perspektifin Tespitine Dair Bir İnceleme", Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 30/2, Aralık, 2025, s. 232-233.Ahmet Saim Kılavuz, "Cin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 8, s. 8.(Ey Resûlüm!) De ki: “Bana vahyolundu, şu şübhesiz ki, cin'lerden bir topluluk (ben Kur'ân okurken) dinlemiş de: 'Doğrusu biz, hârikulâde güzel bir Kur'ân dinledik!' demişler. (Ve demişler ki:) “(O Kur'ân) doğru yola götürüyor; artık (biz de) ona îmân ettik. Ve Rabbimize hiçbir şeyi aslâ ortak koşmayacağız! (Cin, 72 / 1-2.)Aydın, a.g.m., s. 240-241.

4

Kur'ân'da Kutuplardan Bahsediliyor mu?

Cevabımıza Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle başlayalım. Şöyle ki:بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ٭ وَلَا رَطْبٍ وَلَا یَابِسٍ اِلَّا فٖی كِتَابٍ مُبٖینٍBir kavle göre Kitâb-ı Mübîn, Kur'ân'dan ibârettir. Yaş ve kuru her şey içinde bulunduğunu şu âyet-i kerîme beyân ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zîrâ muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri, bazen düstûrları, bazen alâmetleri ya sarâhaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtâr tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'âna münâsib bir tarzda ve iktizâ-yı makam münâsebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor.1En'am suresinin 59. ayeti kerimesine göre, Kuran-ı Mübin'de yaş kuru her şey vardır. Bu şeylerin bazıları açık, herkes anlayabileceği şekilde vardır, bazıları alamet ve işaretler şeklinde vardır, bazılarının öz ve çekirdek hali vardır, bazıları ise kapalı ve ihtar şeklinde bulunur. Öyle olduğu için herkes her şeyi içinde göremez. Ve Kuran-ı Kerim bunları ihtiyaç ölçüsünde, maksadına uygun bir tarzda ifade etmiştir. Bu çerçevede Kur'ân, açık ve doğrudan bir anlatımla olmasa da, işaret ve remiz yoluyla kutuplara dikkat çekmektedir. Mesela:Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun!2(O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.3Yer'in küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batıya işaret edilmiştir. Buna göre ayet, Dünya'nın yuvarlak olduğuna da işaret etmektedir. Bunda doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı, batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir.4Bu ince ifadeyle, yeryüzünün sabit ve düz bir yüzey olmadığını, aksine hareketli ve kürevî bir yapıya sahip olduğunu bizlere düşündürmektedir.Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir; gören ve düşünenler için bunlardan alınacak ibretler vardır.5Aynı şekilde, gece ile gündüzün birbirine sarılması, çevirmesi ifadesi de, bu dönüşümün düz bir zeminde değil, küresel bir yapı üzerinde gerçekleştiğini hatıra getirir. Çünkü sarma fiili, ancak yuvarlak bir cisim üzerinde tam anlamını bulur. Yuvarlak bir cisimde de göreceli olarak iki uç nokta diyebileceğimiz kutup noktalarının olması zorunluğu vardır. Bu yönüyle Kur'ân, açık ve doğrudan değil, işaret, remiz ve ince beyanlarla kutuplardan haber vermektedir.Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in ele aldığı esas maksadlar ve temel konular dört ana başlıkta toplanır:1. Tevhid: Bu kâinatın yaratıcısının varlığını ve birliğini ispat etmek.2. Nübüvvet: Peygamberlik müessesesini ve özellikle Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini ortaya koymak.3. Haşir: İnsanların kıyamet günü bedenleriyle birlikte diriltileceğini (haşr-i cismanîyi) beyan ve ispat etmek.4. Adalet ve ibadet: Şeriatın bütün hükümlerini içine alan ilahî esasları bildirmek.Özetle Kur'ân, bütün anlatımını bu dört temel maksada hizmet edecek şekilde kurar. Bir konudan bahsettiğinde, o konu doğrudan doğruya bu esaslardan birine hizmet eder veya onlara delil olacak şekilde zikredilir. Meselâ Kur'ân'da kâinatın yaratılışından veya geçmiş kavimlerin kıssalarından söz edilmesi; tarih anlatmak veya tabiatı tasvir etmek amacıyla değildir. Bu anlatımların amacı; ya tevhidi göstermek, ya peygamberlik hakikatini açıklamak, ya haşrin mümkün ve hak olduğunu ispat etmek ya da İlâhî adalet ve kulluk esaslarını öğretmek içindir.Bu sebeple Kur'ân bir coğrafya, tarih veya fen kitabı değildir. Kâinata ve varlıklara dair yaptığı açıklamalar asıl maksad değil, o maksadlara götüren deliller mahiyetindedir ve istitradîdir; yani asıl konuya hizmet eden yardımcı açıklamalardır.Nitekim Kur'ân'da sinek, deve, arı, güneş, ay gibi varlıklardan bahsedilmesi; onların biyolojik veya fiziksel özelliklerini anlatmak için değildir. Bu varlıklar, kâinattaki nizamı, hikmeti ve sanatı gösteren deliller olarak zikredilir. Böylece insanın dikkatini ya onların yaratıcısına yöneltir ya öldükten sonra bir yaşamın olacağına ya ibadet ve kulluğa davet için ya da peygamberliğe delil olarak gösterilir.Ayrıca Kur'ân'ın kullandığı delillerin, muhatapların gördüğü, bildiği ve kolayca anlayabildiği şeylerden seçilmesi de hikmet gereğidir. Çünkü bir iddiayı ispat eden delil, muhatap için anlaşılır olmalıdır. Eğer delil, iddiadan daha kapalı ve anlaşılmaz olursa maksad gerçekleşmez. Bu nedenle Kur'ân'da o dönemin insanlarının açık bir şekil bildiği varlıkların zikredilmesi lazımı vardır. Bu da Kur'ân'ın hidayet maksadına uygun bir üsluptur. Çünkü muhatapların tanımadığı, bilmediği ve anlamakta zorlanacağı şeylerle delil getirilmesi, mesajın anlaşılmasını zorlaştırırdı.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 159.Mearic, 70/40.Rahman, 55/17.İbn Aşur, XXVI/247; Yazır, VII/370-371Nur, 24/44.

24

Ahirette İnsanın Hafıza Nasıl İşleyecek? İşlenen Bütün Günahlar Hatırlanacak mı?

İnsan yatarılışı gereği unutkan bir varlıktır. Hayatın keşmekeşi içinde işlediğimiz küçük hataları, söylediğimiz kırıcı sözleri, hatta bazen yaptığımız iyilikleri bile unutur, zamanın tozlu raflarına terk ederiz. Ancak İslam inancına göre ölümle başlayan ve mahşerle devam eden süreçte unutmak kavramı ortadan kalkacaktır. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde, ahiretin sadece bir ödül ve ceza yeri değil, aynı zamanda hatırlama ve yüzleşme yeri olduğunu anlamaktayız.Kur'an, insanın unutmuş olabileceği amellerin Allah katında korunduğunu ve o gün her şeyin ayan beyan ortaya çıkacağını ve insanın her şeyi hatırlayacağını şu ayetler ile vurgular:Kitap (amel defteri) ortaya konmuştur. Suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, 'Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.1O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir sayıp zaptetmiş, kendileri ise onları unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.2Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.3O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı her şey haber verilir. Doğrusu insan, mazeretlerini ortaya dökse de, kendi nefsi üzerine bir basirettir (kendi kendinin şahididir).4Peygamber Efendimiz (sav) hesabın dehşetini ve hafızanın o günkü netliğini çeşitli vesilelerle anlatmıştır. Bazı hadisleri şöyledir:Sizden her birinizle Rabbi, arada bir tercüman olmadan bizzat konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak, sadece (dünyada iken) gönderdiği amelleri görecek. Soluna bakacak, sadece gönderdiği amelleri görecek...5Kıyamet gününde kulun iki ayağı şu dört şeyden sorgulanmadıkça yerinden ayrılmaz: "Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiğiyle ne yaptığından.”6Allah, kıyamet gününde mümin kuluna yaklaşır, şefkatiyle örterek insanlardan gizler; 'Şu, şu günahını biliyor musun?' der; kul 'Evet Rabbim biliyorum.' der. Allah tekrar 'Şu şu günahını da biliyor musun?' der; o kul 'Evet, Rabbim' der. Böylece o insan bütün günahlarını ikrar eder. Artık ben kurtulamam diye düşünmeye başlayınca Allah, 'Ben senin bütün o günahlarını dünyada örttüm. İşte bugün de onları mağfiret edeceğim.' der.7Cennet; lütuf, iyilik ve nimetlerin bulunduğu bir yer olduğundan, kötülük ve kötü düşüncelere dair hiçbir şey oraya giremez. Çünkü insana elem ve keder verecek hiçbir şey cennette bulunmayacaktır. Bu sebeple, hatırlandığında insana acı verecek olan insanın dünyada yaptığı kötülükler ve günahlar cennete giremez. Belki de Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanı olarak cennette insanlar onları hatırlayamaz.Ayrıca BakınızAHİRET HAYATICENNET NASIL BİR YER? ORADA HER İSTEDİĞİMİZ OLACAK MI?CEHENNEM NASIL BİR YER? ÂYET VE HADİSLERDE CEHENNEM AZABIKaynakçalarKehf Suresi, 18/49Mücadele Suresi, 58/6Zilzal Suresi, 99/7-8Kıyamet Suresi, 75/13-14Buhari, Zekat 20Tirmizî, Kıyâme, 1Buhârî, Mezâlim, 3

16

Allah Zamandan Münezzeh Olduğuna Göre Kur'an'daki " Gün, Gece, Önce ve Sonra" Gibi Zaman İfadeleri Nasıl Anlaşılmalıdır?

Bahsettiğiniz kavramlar Kur'an'da şöyle geçmektedir:Muhakkak ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, geceyi kendisini sür'atle taleb (ve ta'kib) eden gündüze örten Allah'dır.1Melekler ve Rûh (Cebrâîl), mikdârı (sizce) elli bin sene olan bir günde O'na (arşına)çıkarlar.2Sonra duman hâlinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. (İkisi de:) “İtâat edenler olarak geldik!” dediler.3Fahrettin Razi bu konuyu açıklarken Kur'an'daki zaman ifadelerinin Allah için değil, yaratılmış varlıklar için geçerli olduğunu söyler. Ona göre "altı günde yaratma" ifadesi Allah'ın gücünün aşamalı bir düzen kurduğunu anlatmak içindir; yoksa Allah'ın bir işi yapmak için zamana ihtiyacı yoktur demiştir.4 Nitekim Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Yani Allah zamanın içinde yaşayan bir varlık değildir, zamanı da yaratan O'dur. Bu yüzden Allah için "önce", "sonra", "gün", "gece" gibi zaman kavramları insanların anladığı anlamda geçerli değildir. Ancak Kur'an insanlara hitap eden bir kitap olduğu için, insanların anlayabileceği dil ve kavramlarla konuşur. Bu sebeple Kur'an'da bazen "gün", "önce", "sonra" gibi zaman ifadeleri geçebilmektedir. Dolayısıyla Kur'an'daki bu ifadeler mecazi ve öğretici bir anlatım olarak anlaşılmalıdır.Ayrıca BakınızALLAH GÖKTEDİR (HAŞA) İDDİALARINA CEVAPALLAHIN ZATIALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANALLAH'IN EZELİ VE EBEDİ OLMASIKaynakçalarA'râf, 7/54.Meâric, 70/4.Fussilet, 41/11.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 10, s. 397-399.

18

Başkalarını Olumsuz Etkilemeyen Günahlar Kul Hakkı Sayılır Mı?

İslam ahlakı ve İslam hukuku penceresinden bakıldığında, bir fiilin "günah" olması ile "kul hakkı" olması arasında ince fakat net bir ayırım vardır. Şöyle ki, kul hakkı; bir başkasının canına, malına, onuruna veya kişilik haklarına yönelik bir tecavüzü ifade eder. Dolayısıyla, işlenen bir günah doğrudan veya dolaylı olarak bir başkasını olumsuz etkilemiyorsa, o fiil "Allah ile kul arasındaki haklar" (Hukukullah) kategorisine girer ama kul hakkı kapsamına girmez.Bu meseleyi daha iyi kavrayabilmek için şu noktaları göz önünde bulundurmak gerekir:1. Hakların Tasnifiİslam hukukunda sorumluluklar genel olarak iki ana başlığa ayrılır:Allah'ın Hakları (Hukukullah): Kişinin ibadetlerindeki eksiklikleri (namaz, oruç vb.) veya sadece kendi nefsine zarar veren haramları (örneğin gizlice tek başına işlenen ve kimseyi etkilemeyen bir haram) kapsar. Bunların affı doğrudan Allah'ın rahmetine ve kişinin samimi tövbesine bağlıdır.Kulların Hakları (Hukuk-u İbad): Bir başkasının maddi veya manevi alanına müdahale edildiğinde ortaya çıkar. Bu hakların affı için önce hak sahibinin rızası şart koşulmuştur.2. "Olumsuz Etkileme" KriteriBir günahın kul hakkı sayılabilmesi için mutlaka bir "muhatabının" olması ve o muhatabın meşru bir hakkının ihlal edilmesi gerekir. Eğer işlediğiniz bir hata; birinin malına zarar vermiyor, gıybetini yaparak onurunu zedelemiyor, hakkı olan bir şeyi ondan mahrum bırakmıyor veya ona fiziksel/ruhi bir acı vermiyorsa, bu bir kul hakkı ihlali değildir. Ancak bu, o fiilin "günah" olmadığı anlamına gelmez; sadece kategorisinin farklı olduğunu gösterir.3. Gizli ve Sosyal Günah AyrımıBazı günahlar vardır ki dışarıdan bakıldığında kimseye zararı yokmuş gibi görünür ancak toplum düzenini bozduğu için dolaylı yoldan kul hakkına dönüşebilir. Örneğin, kamuya ait bir alanda kural ihlali yapmak, kimse o an zarar görmese bile toplumsal hakkı (kamu hakkını) ihlal etmektir. Fakat tamamen bireysel sahada kalan, kimsenin duymadığı, görmediği ve etkilenmediği bir hata sadece "Allah'a karşı işlenmiş bir suç" olarak kalır.Sonuç ve YaklaşımÖzetle, bir başkasını olumsuz etkilemeyen günahlar kul hakkı kapsamına girmez. Ancak İslam âlimleri, her türlü günahın aslında insanın kendi ruhuna ve yaratılış gayesine (fıtratına) karşı bir haksızlık olduğunu ifade ederler. Yani kişi kul hakkına girmese bile, kendi "nefsine zulmetmiş" olur. Bu durumda yapılması gereken samimi bir tövbe ve istiğfardır. Kul hakkı yoksa helalleşme mecburiyeti de yoktur; kul ile Rabbi arasındaki o bağın tövbe ile yeniden onarılması yeterlidir.1Ayrıca BakınızKUL HAKKI İHLALİNDE YAPILMASI GEREKENLERÜZERİNDE KUL HAKKI OLAN KİŞİ NE YAPMALIDIR?Kaynakçalarhttps://kurul.diyanet.gov.tr/soru/kul-hakkinin-onemi-nedir-ve-ihlali-durumunda-nasil-odenir/0193c42d-9bcc-7638-464f-b3fb0161518f

17

"Artık O Zaman Gök Yarılıp Da Erimiş Yağ Gibi (Kıpkırmızı) Bir Gül Hâline Gelir!" Ayetinin Tefsiri

İlgili ayet Kur'an'da şöyle geçmektedir:Artık o zaman gök yarılıp da erimiş yağ gibi (kıpkırmızı) bir gül hâline gelir!1Bu ayet hakkında tefsir âlimleri şöyle demiştir: Elmalılıya göre, Sonra da gök bir yarıldı mı yani kıyamet kopmaya başlayıp gök dürülmek üzere çatladığı çatlayıp da bir gül olduğu, kıpkırmızı bir gül gibi kızarmış bir halde yağ gibi eridiği zaman.. şartiyyedir, cevabı mahzuftur. Yani kıyamet zamanı şimdi tafsilatını anlayamayacağınız, beyana sığmaz ne dehşetler, ne inkılablar olacaktır.2İmam Matüridi'ye göre, Gökyüzü yağ gibi kızarır ve erir. Dünya semasının demirden olduğu rivayet edilmiştir, kıyamet koptuğunda cehennem ateşinin hararetiyle yeşilden kırmızıya döner, tıpkı ateşte ısıtılan demirin kızarması gibi.3Fahrettin Razi'ye göre, Meşhur olan manaya göre bu, "Sema o zaman hemen, kıpkırmızı olur.." anlamındadır. Buna göre, eritilmiş olan yağ, bir defada dökülür ve bir defada erir. Demir ve kurşun ise, iyice erimezler. Böylece, yağın, eridikten sonraki hareketi, dışındaki şeylerin hareketinden daha süratli olur. Buna göre Cenab-ı Hak sanki, "O zaman göğün hareketi, ince kısımları eriyip de kendisinden yararlanılan, geriye ise tortuları kalan bir kurşun gibi değil de, bir hamlede akıveren yağ gibi, tek bir meydana geliş (verde) olur." buyurmuştur. Demir ve bakır da böyledir. kelimesi, semânın büyüklüğü ve unsurlarının farklılığından dolayı, meydana gelecek olan erimelerin çokluğu sebebiyle çoğul getirilmiştir. Zira gök cisimleri, dışındakilere muhalefet halindedir.4Vehbe Zuhayli'ye göre ise: Gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül..." teşbih-i beliğdir. Burada benzerlik yönü ve edatı zikredilmemiştir. "Kırmızılıkta gül gibi" demektir.Artık gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül olduğu zaman." Yani kıya­met günü gelip gök yarıldığı, kırmızı bir gül gibi olup dağıldığı ve yağ gibi eridiği, bir başka manaya göre kırmızı deri (sahtiyan) gibi renklendiği za­man. Burada anlatılmak istenen şudur: Gökyüzü zeytin yağı gibi erir ve renkten renge girer: Bazan kırmızı, bazan sarı, bazan mavi, bazan yeşil olur. İşte bu, emrin şiddetinden ve kıyametin dehşetindendir.5Birçok klasik müfessir bu ayeti kıyametin kopması sırasında gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimlerin anlatımı olarak açıklamışlardır. Göğün yarılması, kızarması ve eriyen yağ gibi bir hâle gelmesi, kıyametin dehşetli olaylarını anlatan güçlü bir benzetmedir. Kıyamet anında gök düzeninin bozulacağı, renginin değişeceği ve insan aklının tasavvur etmekte zorlanacağı büyük dönüşümler yaşanacağı ifade edilmiştir.Bununla birlikte modern çağda bilimsel gelişmeler sayesinde bazı araştırmacılar bu ayete farklı bir açıdan da bakmaktadır. Günümüzde teleskoplar ve uzay araştırmaları sayesinde insan gökyüzünü adetâ yararak uzayın derinliklerini gözlemleyebilmektedir. Bu durum da ayette geçen "göğün yarılması" ifadesinin daha geniş anlamlara işaret edebileceği de muhtemeldir. Bu noktada özellikle uzayda görülen bazı görsel oluşumlar ayette "gül" tabiriyle uyumlu olması Kur'an'ın ezeli ve ebedi bir kitap olduğu gözler önüne sermektedir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:Ne yerde, ne de gökte zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalır; ne bundan daha küçük, ne de daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) bulunmasın!6Rosette Nebuba (Güle Benzeyen Bulutsu)Konunun daha iyi anlaşılması için uzayda gerçekleşen iki önemli astronomik olaya değinmek gerekir: Nebula ve süpernova. Nebula (bulutsu), uzayda geniş alanlara yayılmış gaz ve toz bulutlarına verilen isimdir. Bu yapılar genellikle hidrojen, helyum ve çeşitli iyonize gazlardan oluşur ve milyonlarca kilometrelik alanlara yayılabilir. Nebulaların sıcaklıkları çok yüksek değerlere ulaşabilir ve bazıları yeni yıldızların oluştuğu bölgeler hâline gelir.Süpernova ise büyük yıldızların ömrünün sonunda meydana gelen çok şiddetli patlamalara verilen isimdir. Bir yıldızın yakıtı tükendiğinde gerçekleşen bu patlama sırasında ortaya çıkan enerji son derece büyüktür hatta bazen Güneş'in milyarlarca yılda yayacağı enerjiden daha fazlası kısa sürede açığa çıkabilir. Bu patlamalar sonucunda uzayda büyük gaz bulutları oluşur ve bu bulutlar çoğu zaman renkli ve çiçeğe benzer şekiller meydana getirirler.7Bu tür oluşumlardan biri de "gül bulutsusu” olarak bilinen "Rosette Nebula"dır. Bu bulutsu 1690 yılında İngiliz astronom John Flamsteed tarafından gözlemlenmiş ve görünüşü bir güle benzediği için Latince "gül şeklindeki bulutsu" anlamına gelen bu isim verilmiştir. Uzay teleskoplarıyla çekilen görüntülerde gerçekten de kırmızı tonlarda, gül şeklini andıran büyük gaz bulutları görülmektedir.89Kur'an'daki "gök yarılıp erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül hâline gelir" ifadesi bu tür kozmik görüntülere de dikkat çekiyor olabilir. Çünkü süpernova patlamaları sonucu oluşan nebulalar (bulutsu), ayetteki tasvire benzer bir görüntü ortaya çıkarabilmektedir.Sonuç olarakRahmân Sûresinin 37. ayeti klasik müfessirlere göre kıyamet günü gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimleri anlatan bir benzetmedir. Modern dönemde ise uzay araştırmaları sayesinde görülen nebula ve süpernova gibi olayların görüntülerinin ayetteki tasvire benzemesi dikkat çekmiş ve bu durum Kur'an'ın derin anlamlarından biri olması muhtemeldir.Güle Benzeyen Bulutsu Görselleri:Ayrıca BakınızKURAN-I KERİM'İN BİLİMSEL MUCİZELERİ NELERDİR.KUR'AN İLE BİLİM ARASINDA GÖRÜNEN ÇELİŞKİLER NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?HER BİR AYETİN BİRÇOK MANASIKaynakçalarRahmân, 55 / 37.Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku'ran Dili, Huzur Yayınevi, 2005, c. 7, s. 379-380.Ebu Mansur el-Maturidi, "Te'vilatül Kur'an", Râhman 55/37.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c.21, s. 118-119.Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü'l-Münir, Risale Yayınları, c. 14, s. 187-189.Yunus, 10 / 61.https://tua.gov.tr/tr/blog/evren/bulutsu-nebula-nedirhttps://bilimgenc.tubitak.gov.tr/cassiopeia-supernova-kalintisihttps://enpopulersorular.com/library/lecture/read/86473-rosetta-nebula-nedir

12

"Düğünde Takılan Takılar" Boşanma Durumunda Kime Bırakılır?

Bu konudaki görüşler şöyledir:Düğünlerde, evlenen erkek ve kadının birbirlerine ve bunların anne, baba, nine, kardeş, amca, dayı, hala, teyze gibi mahrem akrabalarının gelin veya damada vermiş oldukları hediyeler hibe hükmünde olup tek taraflı olarak bunlardan dönmeleri caiz değildir. Ancak bunların dışındakiler, tahrîmen mekruh olmakla birlikte verdikleri hediyeyi geri isteyebilirler.1 Hediyeler eşlerden hangisine verilmiş ise ona ait olur. Kimin adına getirildiği bilinmemesi hâlinde, mümkünse getirenlerden sorulur ve onların sözüne göre hareket edilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde bulunulan yerin örf ve âdeti esas alınır.2 Damadın veya ana babasının geline taktıkları takılar örfen mehirden sayılıyorsa mehirdir. Eşlerin boşanmaları halinde mehir hükümleri geçerli olur.3Kaynakçalarel-Fetâva'l-Hindiyye, 4/385-387el-Fetâva'l-Hindiyye, 4/382-383Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 535.

2.998

Kadir Gecesinin Fazileti Ve Bu Gecede Yapılacak İbadetler

En kutsal ve faziletli gece Kadir Gecesi'dir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur'ân-ı Kerim'de de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sure vardır.Bu surede yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail, o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir."1Bu geceye Kadir Gecesi denilmesi, şeref ve kıymetinden dolayıdır. Bu gecenin ehemmiyetlerinden bazıları şöyledir:Kur'ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamıştır.Bu gecede yapılan ibadetler, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetlerden daha faziletlidir.Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler, Allah Teâlâ'nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir.2Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.Bu gece, tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler, uğradıkları her mü'mine selam verirler.Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, genellikle Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde olduğu üzerine genel bir kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününün tek gecelerinde3 veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır.4Dolayısıyla Ramazan'ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek gerekir. Nitekim Ramazan'ın son on gecesi içinde, özellikle tekli gecelerde olduğunu şöyle ifade etmektedir:Siz Kadir gecesini Ramazan'ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız.5Abdullah b. Ömer'den gelen bir rivayette ise Sevgili Peygamberimiz (sav), 27. geceye işaret etmiş ve bu geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir.Kadir gecesini aramak isteyen, 27. gecede arasın.6Bununla beraber Bediüzzaman Hazretleri, Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın 27. gecesi olmasının çok kuvvetli bir ihtimal olduğunu; velev ki olmasa dahi bütün müminlerin o geceyi ihya etmelerinden dolayı hakikî Kadir Gecesi hükmüne geçebileceğini şöyle ifade etmektedir:Yarın gece Leyle-i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından, bir kısım müçtehidler o geceye Leyle-i Kadr'i tahsis etmişler. Hakikî olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor, inşâallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur.”7Kadir Gecesinde Yapılabilecek İbadetlerMü'minler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle değerlendirmelidir. Ebû Hüreyre (r.a)'ın rivâyet etmiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek ibadet ve taatle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.8Bediüzzaman Hazretleri kadir gecesi ile alakalı şunları söylemektedir:"Her bir hasenenin (iyiliğin-salih amelin) Leyle-i Kadir'de (Kadir Gecesinde) otuz bin olduğu gibi, Leyle-i Berâet'de (Berâat gecesinde) her bir amel-i sâlihin (salih amelin) ve her bir harf-i Kur'ânın sevabı yirmi bine çıkar. Sâir (diğer) vakitlerde on ise, şuhûr-u selâsede (üç aylarda) yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî-i meşhûrede (mukaddes meşhur gecelerde) on binlere veya yirmi bine veya otuz bine çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'ân'la ve istiğfâr ve salavâtla meşgul olmak pek büyük bir kârdır."9“Rivayat-ı sahiha ile "Leyle-i Kadr'i nısf-ı âhirde (son yarısında), hususan aşr-ı âhirde (son on günde) arayınız." ferman etmesiyle, bu gelecek geceler, seksen küsur sene bir ibadet ömrünü kazandıran Leyle-i Kadr'in gelecek gecelerde ihtimali pek kavî (kuvvetli) olmasından istifadeye çalışmak, böyle sevaplı yerlerde bir saadettir.10Bu gece yapılan her bir ibadetin sevabı, başka vakitlere nispeten bin aylık ibadetlerle çarpılmaktadır. Bu yüzden özellikle bu gecenin içerisinde bulunan akşam, yatsı ve sabah namazları da cemaatle kılınmalıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), cemaat ile kılınan namazın tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletli olduğunu ifade ederek namazları cemaatle kılmaya bizleri teşvik etmiştir.Ayrıca bu gecede üzerinde namaz borcu olanların hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları çok faziletlidir.Bu gecelerde Kur'an okumak da çok sevaplıdır. Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:“Kur'ân-ı Hakîm'in her bir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden (Allah'ın fazlından) o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan binbeşyüz (Sure-i İhlas'ın harfleri gibi), bazan onbin (Leyle-i Berat'ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuz bin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti (çokluğu) misillü, Leyle-i Kadir'de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil (karşılık gelme) işaretiyle, bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur'an-ı Hakîm, tezauf-u sevabıyla (sevapların katlanması) beraber elbette müvazeneye gelmez ve gelemiyor.”11Bununla beraber Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân ilimleriyle meşgul olmayı, marifet ve tefekküre çalışmayı da şöyle tavsiye etmektedir:“Leyle-i Kadr'in sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak lâzım geliyor. İnşâallâh Kur'ân'a âit mesâille iştigal, bir nevi' ma'nevî mütefekkirâne Kur'ân okumak hükmündedir. Hem ibâdet, hem ilim, hem ma'rifet, hem tefekkür, hem kırâat-i Kur'ân ma'nâları risâlelerin istinsâh ve mütâlaalarında vardır i'tikādındayız. Zaten bu ciheti siz takdîr etmişsiniz.”12Bunlar dışında bolca nafile namazı kılmak, Cevşen okumak, çokça tövbe ederek günahlardan bağışlanma dilemek, ilim meclislerindeki sohbetlere katılmak, sadaka vermek, salavat getirmek, "Lâ ilâhe illallah", "Estağfirullah", "Sübhânallah", "Elhamdülillah" gibi tesbihlerle Rabbimize niyaz etmek bizlere büyük ecirler kazandıracaktır. Bu gece fazileti çok olan Tesbih Namazı kılınmasını da tavsiye ediyoruz.Süfyan-ı Sevrî bu gece dua, tövbe ve Kur'an ile meşgul olmak hakkında şöyle demiştir:"Kadir gecesi dua ve istiğfar etmek, namazdan sevimlidir. Kur'ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir." demiştir.13Hz. Aişe validemiz demiştir ki:Resûlüllah'a (s.a.s): "Ey Allah'ın Resûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?" diye sordum. Resûlüllah (s.a.s):“اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِِّي ”"Allahümme inneke afüvvün tühıbbü'l-afve fa'fu annî/Allah'ım sen çok affedicisin, affı seversin, beni affet." diye dua et, buyurdu.14Bediüzzaman Hazretleri bu gecede yapılacak duaların makbuliyyet ihtimalinin çok güçlü olduğunu şu ifadelerle anlatmaktadır:“Hem şuhur-u selâsede (üç aylarda), hususan leyali-i meşhurede (meşhur mübarek gecelerde;) ; hem ramazanda, hususan Leyle-i Kádir'de (Kadir Gecesinde) dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden (Allah'ın rahmetinden) kaviyyen (kuvvetle) me'muldür. (umulur)”15Ayrıca BakınızKADİR GECESİNİN GİZLİ OLMASININ HİKMETLERİKADİR GECESİNİN FAZİLETİ / RİSALE-İ NUR'DA KADİR GECESİREGAİB GECESİ NASIL İDRAK EDİLMELİDİR? REGAİB GECESİ'NİN FAZİLETİBERAT GECESİNİN EHEMMİYETİ VE BU GECEDE YAPILABİLECEK İBADETLERMİRAC GECESİNİN EHEMMİYETİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBADETLERKaynakçalarKadir sûresi, 97/ 1-5.Tecrîdi Sarih Tercemesi, c. VI, s. 312.Müslim, Sıyâm, 207.Müslim, Sıyâm, 205-206.Buhârî, Leyletü'l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216.Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 541.Buhârî, Kadir, 1Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 538.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 541.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s.137.Bedîüzzaman Saîd Nursî, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta, s. 340.Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.6, s. 313.Tirmizî, Deavât, 84.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 123.