Bazı kişiler "Hz. Muhammed (sav) iyi ve zeki bir insandı, toplumun bozuk olduğunu gördü ve toplumu düzeltmek için Kur’an’ı kendisi yazdı" şeklinde bir iddia ortaya atmaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Peygamber Efendimizin (sav) iyi ve zeki bir insan olması, Kur’an’ı kendisinin yazdığına dair bir delil değildir. Sadece bir ihtimal olarak ileri sürülen varsayımdır. Oysa mantıkta bilindiği gibi ihtimaller delil sayılmaz. Mesela her insanın kalbinin bir gün durması ihtimaldir fakat ortada hiçbir belirti yokken sürekli "kalbim şimdi durabilir" diye düşünülmez ve bu ihtimale göre hüküm verilmez. Aynı şekilde "iyi ve zeki biriydi, o halde Kur’an’ı kendisi yazmış olabilir" demek de sadece bir varsayımdır, bunu destekleyen hiçbir delil yoktur.
Ayrıca böyle bir iddiayı ortaya atan kişinin bunu nasıl bildiği de sorgulanmalıdır. Çünkü Peygamber Efendimizin (sav) "Ben toplumu düzeltmek için Kur’an’ı kendim yazdım" şeklinde bir beyanı yoktur. Onun yakın çevresinden veya tarihi kaynaklardan da böyle bir ifade aktarılmamıştır. O halde bu iddiayı dile getiren kişi bunu neye dayanarak söylemektedir? Peygamberin kalbine bakıp niyetini bilmek mümkün olmadığına göre, bu iddia sadece tahmine dayanan bir yorumdan ibarettir.
Bunun yanında, Kur’an’ı kendisi uydurup insanları kandıran birinin hem iyi hem de zeki bir insan olduğu söylenemez. Bu kurguda iyi ve zeki sıfatlarını değerlendirecek olursak;
O İyi Bir İnsandı Ama Yalancıydı (Haşa!)
Hz. Peygambere (sav) vahiy geldiği zaman titremeleri, terlemeleri, üzerini örtmeleri vb. detaylar dikkate alındığında tüm bunların -haşa- bir kandırmacadan ibaret olduğunu düşündüğünüzde, bunların sahibi olan kişi ile ilgili, "İyi bir insandı ve toplum önderiydi. Ancak bile bile yalan söylüyordu." Gibi bir kurgu ile işin içinden çıkılmayacağı kolayca anlaşılabilir. Kendimizi, böyle hareketler ve numaralar yaparken hayal edersek, bu durumu biraz daha kolay anlayabiliriz.
Hz. Peygamber (sav) bir gün Übey İbni Kâ’b’ı çağırarak "Allah, sana Beyyine suresini okumamı emretti." demiş. Übey de heyecanla, "Allah size benim adımı mı andı ya Resûlullah?" diye sormuş, "Evet" cevabını alınca da sevinçten ağlamıştı.1
Mesela bu olayda, peygamberin bilerek ve sahabesini manipüle etmek için yalan söylediğini düşünseniz, onun iyi bir insan olabildiğine ihtimal verebilir miyiz? Böylesi bir iddiaya göre onun -haşa- en saf duyguların üzerine dalga geçen, kötü karakterli biri olması gerekmez mi?
Yine başka bir açıdan bakacak olursak; Hz. Peygamber (sav), toplumu 23 yıl sürecek bir düşmanlık içine atmış, babaların oğullarına, oğulların babalarına düşmanlık etmesine sebebiyet vermiş, babalar ve oğullar birbirine düşman olurken ne hissetmiş? Pek çok sahabesinin bulunduğu bir ortamda, "Şimdi Cebrail bana geldi" dedikten sonra onlarda oluşan heyecan ve üzüntüleri nasıl görmüş? Birisi bizim oğlumuzu ya da babamızı böyle manipüle etse, onun iyi insan olduğunu düşünür müyüz? Hangi arkadaşımız, söylediği yalan için oğlumuzu bize düşman etse, onun gerçekten iyi olduğu kanaatinde oluruz?
Şayet onun iddiaları -haşa- yalan olsaydı, koyduğu keyfi ve anlamsız bir sürü yasak ve ibadetle hayatı kısıtlanan insanları düşünün, ömürlerini bunlarla harcayan kimseleri düşünün. Böylesi bir insan, onlar açısından nasıl olur da iyi görülebilir? Eğer o, bilerek yalan söyleyen biri olsaydı, gerçekten düşük karakterli ve kötü ahlaklı olması lazım gelirdi. Faziletli bir sahte peygamber olmaz..! Yalancı birisi iyi insan olamaz! Fakat o Nebi (sav), tüm bunlardan münezzehtir.
O Zeki Bir İnsandı
Diğer iddiada ise bazı kişiler Hz. Muhammed’in (sav) çok zeki bir insan olduğunu, bu zekasını kullanarak toplumu değiştirmek için peygamberlik iddiasında bulunduğunu ve Kur’an’ı kendisinin yazdığını ileri sürer (haşa). Ancak tarihi olaylara bakıldığında bu iddianın mantıklı olmadığı görülmektedir. Çünkü böyle bir plan yapan bir kişinin insanların hoşuna gitmeyecek hükümler koyarak işini zorlaştırması beklenmez. Oysa İslam’ın ilk yıllarında getirilen bazı emir ve yasaklar tam tersine toplumun alışkanlıklarına ciddi şekilde karşı çıkmıştır. Cahiliye Arapları içkiye, eğlenceye ve serbest hayat tarzına oldukça düşkündü. Buna rağmen İslam içkiyi ve fuhşu yasaklamış, ayrıca Ramazan orucu gibi oldukça disiplinli bir ibadeti farz kılmıştır. Birçok araştırmacı da bu durumun Arap toplumunda hoş karşılanmadığını belirtmektedir. Eğer Peygamberimiz (sav) sadece siyasi başarı hedefleyen bir lider olsaydı, insanların çok bağlı olduğu bu alışkanlıkları bir anda yasaklamak yerine onları hoşnut edecek daha kolay hükümler getirmesi beklenirdi.
Benzer bir durum namaz konusunda da görülür. Güçlü kabilelerden biri olan Sakîf heyeti Müslüman olmak için bazı şartlar ileri sürmüş ve namazdan muaf tutulmayı istemiştir. Böyle bir talebi kabul etmek siyasi açıdan oldukça avantajlı olabilirdi. Fakat Peygamber Efendimiz (sav) bunu kesin şekilde reddetmiş ve "Namazın olmadığı bir dinde hayır yoktur." diyerek bu isteği kabul etmemiştir. Eğer o sadece akıllı bir siyasetçi olsaydı, güçlü bir kabileyi kazanmak için bu tür tavizler verebilirdi. Fakat böyle yapmamış, aksine onların hoşuna gitmeyecek yükümlülükleri korumuştur. Bu da onun hareketlerinin sırf siyasi hesaplarla açıklanamayacağını göstermektedir.
Peygamberimizin (sav) samimiyetini gösteren başka bir olay da oğlu İbrahim’in vefatı sırasında yaşanmıştır. Oğlu İbrahim’in öldüğü gün güneş tutulması meydana gelmiş ve bazı insanlar bunu Hz. Peygamberin (sav) oğlunun ölümüyle ilişkilendirmiştir. Böyle bir durum, peygamberlik iddiasında bulunan bir kişi için kendi otoritesini güçlendirmek adına büyük bir fırsat sayılabilirdi. Ancak Peygamber Efendimiz (sav) bunu hemen reddetmiş ve "Güneş ve ay Allah’ın ayetlerindendir, hiç kimsenin ölümü için tutulmaz" diyerek bu düşüncenin yanlış olduğunu açıklamıştır. Eğer biri insanları kandırmak amacıyla böyle bir iddia ortaya atmış olsaydı, böylesine güçlü bir fırsatı kullanması beklenirdi.2
Bu örnekler gösteriyor ki Hz. Muhammed (sav) insanların hoşuna gidecek tavizler vermemiş, aksine toplumun alışkanlıklarına karşı çıkan hükümleri kararlılıkla uygulamıştır. Ayrıca kendisi lehine kullanılabilecek olağanüstü bir olayı bile doğruluk adına reddetmiştir. Bu nedenle "O çok zeki bir insandı ve Kur’an’ı kendisi yazdı" şeklindeki iddia da hiçbir dayanağı olmayan bir vesveseden başka bir şey değildir. Çünkü gerçekten sadece zekasını kullanarak bir toplumu yönlendirmek isteyen biri, toplumun kutsal saydığı putlara karşı çıkmaz, güçlü kabilelerin şartlarını kabul eder ve lehine görünen olağanüstü olayları kendi iddiasını güçlendirmek için kullanırdı. Bütün bunları değerlendirdiğimiz zaman Kur'an, şahsi bir zeka ile değil ancak bir vahiy ile yazılmıştır.
Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr, 16. / Müslim, Müsâfirîn, 246.
Altay Cem Meriç, Peygamberliğin İspatı Haber Delili, İnsan Yayınları, 2022, s. 159-167.

