“Şek ile yakîn zâil olmaz” demek, kesin olarak bilinen bir hükmün, sonradan gelen şüpheler ile bozulmayacağı anlamına gelmektedir. Kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile yok sayılamaz. Mecelle'deki bu kural ile ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulmuştur:
Elbette zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz!1
Bu kural, ibadet, muâmelât (ibadetler dışında kalan alışveriş, evlilik, miras gibi insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik ilişkileri düzenleyen kurallar bütünü) ve ceza hukuku olmak üzere bütün hükümlerde geçerlidir.
Mesela, bir kimse abdest aldıktan sonra abdestini bozup bozmadığı konusunda şüpheye düşerse abdestli sayılır. Fakat abdest bozduktan sonra abdest alıp almadığı konusunda şüpheye düşerse abdest almamış kabul edilir. Birisine borcu olduğunu kesin bilen ama ödeyip ödemediğinden şüphe eden kişi, borçlu kabul edilir. Bir kişi suçluluğu ispatlanana kadar suçsuz sayılır.
Bediüzzaman Hazretlerinin “imkân-ı zâtî” ve “imkân-ı zihnî (aklî)” bahsi de bu kural ile irtibatlıdır. Çünkü bir şeyin yalnız aklen mümkün görülmesi veya zihinde tasavvur ve hayal edilebilmesi, onun hakikaten gerçekleştiği anlamına gelmez. Mesela bir kişinin aklına, Kur'ân-ı Kerîm veya Peygamber Efendimiz (asm) hakkında gelen bir şüphe, o şüphe hakkında kesin bir delil bulunmadığı sürece, Kur'ân'ın kelamullah olmasına veya Hz Muhammed (asm)'in peygamberliğine zarar veremez, onları çürütemez. "Acaba Kur'ân değiştirilmiş olabilir mi?" şüphesi, Kur'ân'ın değiştiğine dair hiç bir delil bulunmadığı için, kişinin imanına zarar vermez.
İmkân-ı zâtî ve imkân-ı zihnî (aklî) kavramları ile ilgili ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız:
Yûnus, 10/36.

