RİSALE-İ NUR

27.03.2012

5702

Felsefeye Göre İnsanın En Yüksek Gayesi Nedir?

Eflatun, Aristo, İbn-i Sina gibi adamlar "insaniyetin gayetül gayatı teşebbühe bilvacib (Allah'a benzemek)"demişlerdir. Onlar bunu ilimlerindeki hangi noktaya dayanarak demişlerdir? Onları yanıltan ne olmuştur? Sanemperest, tabietperest, nücumperest gibi şirk taifeleri onların hangi görüşlerinden faydalanarak meydana çıkmıştır?

31.03.2012 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili paragraf şu şekildedir:

Hatta silsile-i felsefenin en mükemmel ferdleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflâtun ve Aristo, İbn-i Sînâ ve Fârâbî gibi adamlar, “İnsaniyetin gayetü’l-gāyâtı teşebbehe bilvâcibtir. Yani Vâcibü’l-Vücûd’a benzemektir.” deyip firavunâne bir hüküm vermişler. Ve enâniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak esbâbperest, sanemperest, tabiatperest, nücûmperest gibi çok envâ‘-ı şirk tâifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderic olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubûdiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.1 

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, büyük filozofların (Eflâtun, Aristo, İbn Sina, Farabi) “İnsanın en yüksek amacı, Vâcibü’l-Vücûd’a benzemektir” şeklinde yanlış bir hedef belirlediklerini ve hatalı bir hüküm verdiklerini ifade etmekle, bu hükmün “firavuncasına” bir hüküm olduğunu belirtiyor. Çünkü Allah’a benzemek, yaratılmışlar için mümkün değildir. Zira Allah'ın zâtî sıfatlarından biri de Muhalefetün li'l-havâdis'tir. Yani Allah, yarattığı hiçbir varlığa benzemez ve varlıklardaki tüm özellik ve vasıflardan uzaktır.

Filozofların bu düşüncesi ise insanın enesini (benlik, ego, enaniyet) şişirir. Böylece insan, “Ben de çok yüce bir varlığım” hissine kapılır ve Firavun gibi kendini yüceltmeye başlar. Üstad Bediüzzaman Hazretlerine göre bu anlayış, eşyayı sebeplere bağlama (esbâbperestlik), putlara kudret atfetme (sanemperestlik), tabiata yaratıcı rolü verme (tabiatperestlik) ve yıldızlardan güç bekleme (nücûmperestlik) gibi birçok şirk çeşidine kapı açmıştır. Çünkü insan, kendisini Yaratıcı’ya benzettiğinde kendinde bulunan acz ve fakrı unutur. Kendini Yaratıcı ile kıyaslayarak varlıkları sebeplere pay eder. Böylece kulluk ve şükür yolunu kaybeder.

Yani insan, Yaratıcı’ya benzemeye çalışarak gücü kendinde bilmeye, yaratılan bazı şeyleri kendine isnat etmeye başlar. Kendi gücü yetmediği şeyleri de sebeplere pay eder. Böylece eşyanın ve yaratılan fiillerin Allah'ın eseri olduğunu görmez, firavunluğa ve şirke kapı açar.

Halbuki Üstad Bediüzzaman Hazretlerine göre insanın amacı Allah’a benzemek değil; razı olduğu güzel ahlakla ahlaklanmak, sanatını tefekkür ederek O'nun isimlerini anlamak ve kendi aczini ve fakrını fark ederek ibadetle O’na yönelmektir. Öyleyse insanın görevi kendini putlaştırmak değildir. Aksine insan, Allah'ın isimlerine en güzel bir ayna olduğunu bilmeli ve ona göre kulluk hâline bürünmelidir.

Netice olarak: İnsan ve hiçbir mahluk Allah'a benzeyemez. Bize düşen vazife, Allah'ın eserlerini görerek O’nu tanımaya ve kendi üzerinde tecelli eden Allah'ın güzel isimlerini anlamaya çalışmaktır. Böylece acz ve fakrımızın farkına vararak kulluğa ve şükre yönelmektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 224.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız