5.533
Ana-Babanın Sevabı ve Evlatlar
Allah yolunda hizmet eden anne-babanın sevablarından, evladları ahirette hisse alır mı? Evladın sevapları anne-babaya yazılır mı?

5.533
Allah yolunda hizmet eden anne-babanın sevablarından, evladları ahirette hisse alır mı? Evladın sevapları anne-babaya yazılır mı?
Timurlu hanedanının kurucusu ve ilk hükümdarı (1370-1405) olan Timur hakkında en çok tartışılan konulardan biri, onun zalim olup olmadığıdır. Bu soruya tarih ilmi açısından, tek taraflı değil genel bir yaklaşım göstermek lazım. Çünkü Timur, bir taraftan büyük bir devlet kuran, başarılı bir askeri deha ve teşkilatçı hükümdar olarak kabul edilirken, diğer taraftan fethettiği şehirlerde uyguladığı sert yöntemler sebebiyle ağır şekilde eleştirilmiştir. Dönemin tarih kaynaklarında İsfahan, Delhi, Bağdat, Sivas ve Astarhan gibi şehirlerde büyük katliamlar ve yıkımlar yaptırdığı, kendisine karşı çıkanlara son derece acımasız davrandığına dair çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bu sebeple tarihçiler arasında Timur'un sert ve zalim uygulamalar yaptığı konusunda önemli ölçüde görüş birliği vardır. Nitekim onun zulümlerini konu alan müstakil eserler de kaleme alınmıştır. Bununla birlikte bu olaylar değerlendirilirken, 14. yüzyılın savaş anlayışı ve "cihan hâkimiyeti" düşüncesi de göz önünde bulundurulmalıdır. O dönemde birçok hükümdar, isyan eden şehirleri ağır şekilde cezalandırmayı devlet otoritesinin bir gereği olarak görüyordu. Bu durum Timur'un yaptıklarını meşru hale getirmese de, tarihi şartlar içerisinde değerlendirilmesini gerekli kılar.Öte yandan Timur'u yalnızca "zalim" sıfatıyla tanımlamak da eksik bir değerlendirme olur. Çünkü o, Semerkant'ı dönemin en önemli ilim, sanat ve ticaret merkezlerinden biri haline getirmiştir. Camiler, medreseler ve büyük mimari eserler yaptırmış, fethettiği bölgelerden sanatkâr ve âlimleri Semerkant'a getirerek şehrin gelişmesini sağlamıştır. Tarımı geliştirmek amacıyla sulama kanalları açtırmış, ticareti teşvik etmiş ve Orta Asya'nın imarında önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrıca bazı tarihçiler, Orta Asya'daki göçebe toplulukların İslamlaşmasına önemli katkılar sağladığını da ifade etmektedir. Bununla birlikte Timur'un dini hassasiyetlerinin büyük ölçüde siyasi hedeflerine hizmet ettiği, dini zaman zaman meşruiyet aracı olarak kullandığı yönünde değerlendirmeler de yapılmaktadır.1Sonuç olarak Timur'u anlatan tarihi kaynaklar onun hem üstün devlet adamlığı ve askeri dehasını hem de işlediği ağır zulümleri birlikte ortaya koymaktadır. Bu sebeple Timur hakkında en doğru yaklaşım, onu bütün yönleriyle ve yaşadığı dönemin şartlarını dikkate alarak değerlendirmektir. Kısacası, Timur'un zalimce uygulamaları tarihi bir gerçekliktir. Ancak onu yalnızca bu yönüyle değerlendirmek doğru değildir.Ayrıca BakınızBAZI OSMANLI PADİŞAHLARININ KENDİ OĞUL VE KARDEŞLERİNİ ÖLDÜRTMELERİNİN SEBEPLERİOSMANLI DEVLETİ'NİN YIKILIŞINI NETİCE VEREN MANEVİ SARSINTIKaynakçalarİsmail Aka, "Timur", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 44, s. 173-177.
Bediüzzaman Hazretleri eserlerinde gaybdan haber veriyor mu? Ve gaybın açıklamasını yazar mısınız?
3.072
19. Mektub Mucizat-ı Ahmediye Risalesi'ni Baştan Sona İzah Eder misiniz?
2.682
19. Sözdeki 4. Reşha'yı izah eder misiniz?
710
19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Beşinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?
844
19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Dokuzuncu Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?
603
19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin On Birinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?
869
19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Onuncu Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?
2.782
19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Üçüncü Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?
5.422
İmamoğlu Hafız Mustafa Ertürk, 1904 yılında Kuleönü'nde dünyaya gelmiştir. Üstad'ın 'Erkân-ı Sitte' namını verdiği en seçkin altı talebesinden biridir. Risale-i Nur'un neşrinde çok muktedirâne faaliyet ve hizmetlerde bulunmuştur. Risalelerin teksir makinesiyle ilk defa çoğaltılması, 1942-43 yıllarında onun evinde yapılmaya başlanmıştı. Denizli Hapsi öncesinde evinde yapılan aramada bu makinenin klişelerinin ele geçmesi onun da hapse girmesine sebeb olmuş ve dokuz ay hapis yatmıştır.Risale-i Nur Hizmeti'nde faalâne çalışan Hâfız Mustafa Efendi'nin uzun yıllar devam ettiği güzel âdetlerinden biri, her gün sabah hizmete çıkmadan önce Bediüzzaman Hazretleri'nin okuduğu evradlardan derlenen Hizbü'l-Hakaiki'n-Nûriye mecmuasının tamamını okumasıydı. Bu güzel âdet, o dönemin Nur Talebelerinin önde gelen simalarının, bilhassa Kuleönü Mübarekler Heyeti kahramanlarının umumiyetle benimsediği ve titizlikle sürdürdüğü bir uygulamaydı. Sabahları Cevşenü'l-Kebir, Delailü'n-Nur ve Evrad-ı Kudsiye gibi bu mecmuadaki duaları mânevî bir zırh kuşanmak niyetiyle okurlar ve evlerinden öyle ayrılırlardı.Bediüzzaman Hazretleri, Hâfız Mustafa'nın 'Said Nursî' adını verdiği oğlunun ismini 'Said Nuri' olarak değiştirmesi, Risale-i Nur Hizmet tarihi açısından dikkat çekici hâdiselerden biri olmuştur. Hazret-i Üstad'ın buna dair Emirdağ Lâhikası'nda yer alan mektubu şöyledir:Çalışkan mübareklerden ve Nurlar'ın neşrine çok hizmet eden Hâfız Mustafa'nın yedi yaşında iken Altıncı Şuâ'ı ve bana bir mektup yazan tam mübarek, masum mahdumu; burada, masumlar içinde Nurlar'a bir iştiyak uyandıracak. Onun namı, Said Nuri olmalı; Nursî köydür, mânâsız olur. (Sin) olmasın, yalnız (ye) olsun; tâ Nurlar'a alâkasını göstersin.1Evet, Hafız Mustafa Efendi'nin oğlu olan ve ismini bizzat Bediüzzaman Hazretleri'nin verdiği Said Nuri Efendi, Ahmed Hüsrev Efendi'nin uzun yıllar omuz omuza hizmet ettiği, birçok defa "manevî evlâdım" diye hitap ettiği ve Risale-i Nur davasının sevk ve idaresini kendi yerine emanet ettiği Said Nuri Ertürk Hoca Efendi'den başkası değildir. Hayrat Vakfı Başkanı olan Said Nuri Ertürk Hoca Efendi, bugün de Risale-i Nur davasının başında bulunarak Kur'ân ve iman hizmetinin istikametle devamına rehberlik ve Üstadlık etmektedir.Hazret-i Üstad, Hafız Mustafa Efendi'nin Nur Hizmeti'ndeki mühim mevkiine işaretle kendisinden övgüyle şöyle bahsetmiştir:Hâfız Mustafa'nın Hizmet-i Nûriye'de büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakatı ve fedakârâne teslimiyeti...2Hazret-i Üstad'ın emriyle Nur Talebeleri aralarında taksimat yaparak hazırladıkları Fihrist Mecuması'nın ikinci cildinde Hastalar ve İhtiyarlar Risaleleri'nin fihristlerini yapmak da Hafız Mustafa'ya nasib olmuştur.1950 kışında Emirdağ'da bulunan Bediüzzaman Hazretleri'ne Isparta'da yazılan risalelerigötürürken bindikleri vasıta yolda arızalanmış, karlar içerisinde saatlerce yürüyerek donma tehlikesi geçirmiştir. Hasta vaziyette evine dönüşünde çocuklarına: “Hazret-i Üstad ayrılırken beni çağırıp ikinci bir kez daha musafaha etti. Hiç böyle yapmazdı. Ya o, ya ben, birimiz âhirete gideceğiz” diye söyler. Gerçekten de kendisinin firâsetiyle haber verdiği gibi, şiddetli soğuktan dolayı yakalandığı bu hastalıktan kurtulamayarak kısa süre içinde, o sırada imamlık yapmakta olduğu Denizli-Çivril'in Süngüllü Köyü'nde vefat eder ve oraya defnedilir.3İmamoğlu Hafız Mustafa'nın (Ertürk) Süngüllü'de bulunan Kabr-i ŞerifiVefatından hemen önce hanımına ve o anda beraberlerinde bulunan hanımının kız kardeşine4 hitaben: “Başlarında Bediüzzaman Hazretleri olarak bir kile (teneke dolusu) haşhaş tanesi kadar binlerle evliya ziyaretime geldiler” demesiyle Risale-i Nur Talebeleri'nden bir mâneviyat kahramanı olarak âhirete gideceğini müjdeler.Vefatı üzerine çok müteessir olan Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ Lâhikası'nda bulunan şu tâziye mektubunu kaleme alır:Aziz, sıddık kardeşlerim! Evvelâ: Hem Medresetüzzehrâ şâkirdlerini, hususan Mübarekler Heyeti'ni ve Isparta Vilayeti'ni merhum Hâfız Mustafa'nın vefatıyla tâziye ile Hâfız Mustafa'yı tam vazifesini yapmasıyla yirmi senede ikinci bir Hâfız Ali olarak yirmi seneden beri usanmadan, sarsılmadan Nurlar'ın neşrine çalışmasını, bütün ruh u canımızla tebrik, hem onu, hem Isparta Vilayeti'ni, hem Medresetüzzehrâ'yı tebrik ediyoruz. Hakikaten bu merhum kahraman kardeşimiz aynen Hâfız Ali gibi vazifesini bitirdi; âlem-i nura ve berzaha Hâfız Ali ve Hasan Feyzi gibi kardeşlerinin yanına gitti. Cenab-ı Hak Risale-i Nur'un hurufatı adedince onun defter-i hasenatına hayırlar yazsın ve ruhuna rahmet eylesin. Âmîn!5Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİŞAMLI HAFIZ TEVFİK (MEHMED TEVFİK GÖKSU) KİMDİR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÇOK TAKDİR ETTİĞİ SAFRANBOLULU MUSTAFA USMAN KİMDİR?DENİZLİ HAPSİ ÂDİL HAKİMESİ HESNA ŞENER HANIM KİMDİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.1, s. 400.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 310.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 257Hafız Mustafa'nın hanımının kız kardeşi olan bu hanım Nur Talebeleri'nden olup bahsi geçen Hizbü'l-Hakaik dua mecmuasını kırk yıl boyunca aralıksız her gün okuyup bitirmiştir.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.17.
982
Barla Lahikası'nda yer alan 227 numaralı Mektup'ta "Hakîkaten vakt-i kırâatim olan iki sâat zarfında, Risâletü'n-Nûr ve Mektûbâtü'n-Nûr'un kâffesini icmâlen okumuş kadar mütelezziz ve müstefîd ve mütefeyyiz oldum." ifadeleri ile Santral Sabri Ağabey'in kastettiği risale hangi risaledir?
795
Barla Lahikası 24. Lahikada Zekai Ağabey'in Bediüzzaman Hazretleri için söylediği bu cümleyi izah eder misiniz?
Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?
Gazze, Doğu Türkistan vs. Yerlerde zülüm yaşanmasına rağmen neden zâlimler cezasını bulmuyor? Bunda nasıl bir hikmet olabilir? Bir Müslüman olarak bakışımız ve duruşumuz nasıl olmalıdır?
3.027
Ve keza, "Musibet taammüm ettiğinde elem hafif olur. Ben de emsalim gibiyim" diye yine yük altından kaçar. Fakat, musibet âmm olduğunda, elemi muzaaf olur, kat kat ziyade olur. Çünkü, kendisi gibi akrabası, ahbâbı da o musibete dahildir. Çünkü, insanın ruhu, ebnâ-yı cinsiyle alâkadardır. Ne kadar umumî olursa, o kadar da elemi fazla olur. ( Mesnevi Nuriye, Zeylü'z-Zeyl, osmn. 139) Üstadımız bu paragrafın ilk başında musibetin umumi olması halinde kişinin herkes gibiyim diyerek musibetin hafifleşmesinden bahsederken sonrasında da yine eğer musibet umumileşirse bu sefer de musibetin kat kat ziyade olacağını ifade ediyor. Yani musibet umumi olduğunda hem hafifleşmesini hem de ziyadeleşmesini anlayamadık, bir tezat mı var acaba, izah edebilir misiniz?
5.975
Mevcudat içinde en latif en güzel en cami ayine-i samediyyet hangisidir?
5.533
islamiyetsiz iman medar-ı necat olamaz cümlesini açıklarmısınız?
1.996
(Ey habîbim!) Yüzünün göğe çevrilip durduğunu muhakkak görüyoruz. Artık seni, hoşnûd olacağın bir kıbleye elbette döndüreceğiz; bundan sonra yüzünü Mescid-i Harâm tarafına (Kâ'be'ye) çevir! (Ey mü'minler!) O hâlde (siz de) nerede olsanız, artık (namazda)yüzünüzü onun tarafına çevirin! Bu ayette geçen yüzünü göğe çevirmek terimi hangi manada anlaşımalıdır? Peygamber efendimiz dua ederken yukarı bakıyor muydu?
Vahhabilik bahsinde Hz. Üstadın 2. Nüktede zikrettiği esasların 3.sünde sadece "Sükut..." yazıyor. Bunun hikmeti nedir? Bu esasla ilgili şifahen gelen bir detay var mıdır?
2.537
İlgili kısım şu şekildedir:Ve o hadsiz fa'aliyet dahi, hadsiz bir tebdil ve tağyir ve tahvil ve tahribi dahi iktiza ediyor. Ve o hadsiz tağyir ve tebdil dahi mevt ve ademi, zeval ve firakı iktiza ediyor. 1Kâinatta sürekli bir hareket, yenilenme, değişim ve dönüşüm görünür; bu hareket ve değişim neticesinde eski suretlerin kalkması, yerlerine yenilerinin gelmesi sebebiyle mevt, zeval ve firak ortaya çıkar.Buradaki tebdil, tağyir, tahvil ve tahrib mutlak manada yok etme anlamında değildir. Aksine, bir suretten başka bir surete geçirme, bir vazifeyi bitirip diğer bir vazifeye sevk etme, bir yerden başka bir yere nakletme demektir. Baharda gelenler güzde gider; çiçek meyveye inkılap eder; gençlik ihtiyarlığa döner; hayat bu dünyadan berzaha geçer. Demek ki kâinatta gördüğümüz bu değişim ve hareket, sabit bir durgunluk değil, daimi bir faaliyet içindedir.Tağyir ve tebdil zeval ve firakı gerektirir. Çünkü bir şeyin bir halden başka bir hale geçmesi, önceki halin sona ermesini gerektirir. Bir çiçeğin meyve olması, çiçek suretinin zevalidir. Bir çocuğun büyümesi, çocukluk halinin gitmesidir. Bir binanın yıkılıp yeniden yapılması, ilk şeklin tahribidir. İnsan ölünce de dünya hayatındaki suret ve münasebetleri çözülür; bu da zahirde firak gibi görünür. Yani değişme varsa, eski şeklin devam etmemesi de vardır; buna zeval denir. Bir yerden başka bir yere geçiş varsa, önceki beraberliğin bozulması da görünür; buna da firak denir.Fakat burada çok mühim bir nokta vardır. Bu zeval ve firak, hakikatte adem-i mutlak ve manasız bir yok oluş değildir. Yani ölüm, bir idam değil, bir yok oluş değil; vazife değişikliğidir. Zeval, başıboş bir kayboluş değil; suret değişmesidir. Firak, ayrılık ise ebedi bir ayrılık değil; başka bir âlemde kavuşmaya yol açan geçici bir ayrılıktır.Bu sebeple kâinatta faaliyet varsa hareket vardır; hareket varsa değişme vardır; değişme varsa eski suretlerin kalkması ve yeni suretlerin gelmesi vardır. Bundan dolayı mevt, zeval ve firak görünür.Kısacası, tağyir ve tebdil zeval ve firakı gerektirir; çünkü her yenilenme, eski suretin kalkmasını ve bir ayrılığı netice verir. Fakat bu zeval yokluk değil, suret değişmesidir; bu firak da ebedi ayrılık değil, hikmetli, geçici bir ayrılıktır.Ayrıca BakınızMEVT, TEVEHHÜM EDİLDİĞİ GİBİ DEHŞETLİ DEĞİL / LEMAATÖLÜMÜN RAHMET VE NİMET OLUŞUÖLÜMÜN TANIMIÖLÜMÜN EZELİYETE DELİL OLMASIBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN İŞARETİYLE BİLİMİN ÖLÜMÜ GECİKTİRMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68.