7
test1
Ntest açıklamasıaaasd1aDAsdasdasd qweka

7
Ntest açıklamasıaaasd1aDAsdasdasd qweka
5
Şeytan meleklere reislik yaptı mı? Meleklerin birinin Allah'a isyan edeceğini duyup o kişinin kendileri olmaması için şeytandan dua istedikleri rivayeti gerçek mi?
10.262
Santranç, dama, okey gibi zekayı geliştiren oyunları iddia olmadan ara sıra keyf için oynamak İslamiyet'te nasıl görülmüştür?
7.371
"Hususan dua külliyet kesbederek devam etse; netice vermesi galibdir, belki daimidir." Bu cümlede geçen, duanın külliyet kesbetmesi ne demektir?
8.305
Üstad Bediüzzaman neden "Zaman tarikat zamanı degildir" diyor? İzah eder misiniz?
9.422
Farz vazifeleri aksatmadan iddiasız olarak okey ve tavla gibi oyunlar oynamak caiz midir?
16.514
Risale-i Nur Nedir?İnsanlık tarihi boyunca insanlar batıl da olsa bir ilah ve yaratıcı fikrini her daim benimsemiştir. İnkâr eden gruplar olsa dahi dünya üzerinde hiçbir vakit etkili olamamış ve kabul görmemiştir. Lâkin yaşadığımız ahir zamanın en büyük hastalığı inkâr-ı uluhiyyet fikridir. Yani bir yaratıcının tamamen reddedilmesidir. Materyalist bir felsefenin hüküm sürdüğü asrımızda insanlığın aklı gözüne inmiş sadece gördüğüme veya laboratuvarda inceleyebildiğime inanırım fikri benimsenmiştir. Dolayısıyla günümüz insanı üzerinde etki edecek eserlerin temelinde iman olmalı. Bunun yanı sıra iman hakikatleri akıl ve mantık çerçevesinde ispat edilir olmalıdır.Üstad Bediüzzaman Hazretleri 1952 yılında Eşref Edip ile yaptığı röportajda bu tehlikeli durumu şu şekilde dikkat çeker:Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taûn felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete (bulaşıcı hastalığa) karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş (bozulmuş), bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze (taptaze) iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş (toplamış) bulunuyorum. 1Üstad Bediüzzaman Hazretleri tehlikenin farkına varmış ve bütün vaktini ve gayretini iman ve İslâm hakikatleri üzerine harcamış, eserlerinin temelinde hep iman hakikatleri yer almıştır.Bu sebeple, Risale-i Nur Külliyatının ana konusunu iman hakikatlerinin ispatları oluşturur. Risale-i Nur, Allah'ın varlığı ve birliği, sonsuz ahiret hayatının muhakkak geleceği, Kur'an'ın Allah kelâmı olduğu ve Hz. Muhammed (sav)'in hak Peygamber olduğu gibi pek çok iman esaslarını akılda hiçbir şüphe bırakmayacak açıklıkta, hatta en inatçı dinsizleri dahi susturacak bir kuvvette, Kur'anî bir metotla ispat eder.Ayrıca; ibadet, sünnet, güzel ahlak gibi konuları, bunların neler olduğundan ve nasıl yapılacaklarından ziyade, neden yaşanması gerektiğini son derece ikna edici bir şekilde ispat eder. İşte Nurlar, bu noktaya hizmet etmektedir.Kısacası Risale-i Nur, bütün iman ve Kur'an hakikatlerini, sarsılmaz delillerle ispat ederek çok kuvvetli bir imanı insanlara kazandıran ve tam sünnet-i seniyye üzere bir bilinç ve yaşayışı temin eden manevî bir Kur'an tefsiridir. Risalelerin Kur'an'ın bir ilhamı olduğunu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde bildirir:Risâletü'n-Nûr vahiy değil ve olamaz. Ancak ilhâm ve istihrâcdır. 2Vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilhâm değil, belki ekseriyetle Kur'ân'ın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünûhât ve istihrâcât-ı Kur'âniyedir. 3Risâletü'n-Nûr sâir te'lîfât gibi ulûm ve fünûndan ve başka kitaplardan alınmamıştır. Kur'ân'dan başka me'hazi yoktur. Kur'ân'dan başka üstâdı yoktur. Kur'ân'dan başka mercii yoktur. Te'lîf olduğu vakit, hiçbir kitap müellifin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'ân'ın feyzinden mülhemdir ve semâ-yı Kur'âniyeden ve âyâtının nücûmundan ve yıldızlarından nüzûl ediyor. 4Tarikat Nedir?Sözlükte “gidilecek yol, izlenecek usul, hal ve gidiş” anlamındaki tarîkat (çoğulu tarâik) terim olarak “Allah'a ulaşmak isteyenlere mahsus âdet, hal ve davranış” demektir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri ise tarikatı şu şekilde açıklar:Tarîkatin gaye-i maksadı, ma'rifet ve inkişâf-ı hakāik-i îmâniye olarak, mi'râc-ı Ahmedînin (asm) gölgesinde ve sâyesi altında, kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-ü rûhânî neticesinde, zevkî, hâlî ve bir derece şuhûdî hakāik-i îmâniye ve Kur'âniye'ye mazhariyet; 'tarîkat, tasavvuf' nâmıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemâl-i beşerîdir.5Tarikatın asıl hedefi, insanı iman hakikatlerinde derinleştirmek, ma'rifetullah yani Allah'ı tanıma ve iman esaslarının hakikatlerini kalpte yerleştirmektir. Bu yol, doğrudan doğruya Peygamber Efendimizin (sav) manevi gölgesi ve rehberliği altında yürütülür. Yani ölçüsü, kaynağı ve istikameti Peygamberlik çizgisidir. Tarikat yolcusu, kalbi merkeze alarak manevi bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuğun neticesinde iman ve Kur'ân hakikatleri, sadece zihinde var olan bir bilgi olarak değil, hissedilen, manevi olarak görülen bir bilgi seviyesine çıkar. İşte bu yönüyle tarikat ve tasavvuf, insanlığın kemaline hizmet eden yüksek bir terbiye yoludur. Ancak gayesi, şahsî keramet veya olağanüstü hâller değil, iman hakikatlerinin kalpte kökleşmesi ve kulluğun derinleşmesidir.Risale-i Nur ve Tarikat Hizmetlerinin FarklarıEhli velâyetin amel ve ibâdet ve sülûk ve riyâzetle gördüğü hakîkatlar ve perdeler arkasında müşâhede ettikleri hakāik-i îmâniye, aynen onlar gibi Risâle-i Nûr ibâdet yerinde, ilim içinde hakîkata bir yol açmış; ve sülûk ve evrâd yerinde, mantıkî burhânlarla ilmî huccetler içinde hakîkatü'l-hakāika yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarîkat yerinde, doğrudan doğruya İlm-i Kelâm içinde ve İlm-i Akîde ve Usûlü'd-Dîn içinde bir Velâyet-i Kübrâ yolunu açmış ki, bu asrın hakîkat ve tarîkat cereyânlarına galebe çalan felsefî dalâletlere galebe ediyor, meydândadır. 6Ehl-i velayet ve tarikat yolunda esas olan şeyler amel, ibadet, riyazet ve sülüktür. Bu yol, kalbî ve ruhi terbiye ile ilerler. İman hakikatleri zevki, hali ve şuhudi bir tarzda, yani yaşayarak, hissederek ve manevi tecrübe ile anlaşılır. Risale-i Nur yolunda ise ibadet ilim içinde yapılır, mantık ve akli deliller esastır. Sülük ve evradın yerini tefekkür, burhan ve ilmi hüccetler alır. İman hakikatleri ilmi, tahkiki ve yakini bir surette, anlayarak ve ispat ederek elde edilir. Tarikat yolunda ilmi çerçeve daha çok ilm-i tasavvuf merkezlidir, kalb ve ruhun terbiyesi esas alınır ve insanın manevi yönünün inkişafı hedeflenir. Bu yolda kalbin arınması, ruhun olgunlaşması ve manevi hâller ön plandadır. Risale-i Nur yolunda ise Kelâm, Akaid ve Usûlü'd-Dîn esas alınarak iman hakikatleri ele alınır ve iman esasları akli, mantıki ve kesin delillerle temellendirilir. Tarikat yolu kalbi esas alarak ilerlerken, Risale-i Nur yolu aklı ve kalbi birlikte ele alıp hakikate ispat ederek ulaştırır.Risâle-i Nûr'a hizmet eden, îmânını kurtarıyor. Tarîkat ve şeyhlik ise, velâyet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın îmânını kurtarmak, on mü'mini velâyet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevablıdır. Çünki îmân, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için, bir mü'mine küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi te'mîn eder. Velâyet ise, mü'minin cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın îmânını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevablıdır. 7Risale-i Nur'a hizmet eden kimse, insanların imanını kurtarmaya vesile olur. Yani inkâr, şüphe ve dalalet tehlikesi karşısında bir mü'minin imanını muhafaza eder ve sağlamlaştırır. Bu ise kişinin ebedi olan sonsuz saadetini teminat altına alır. Çünkü iman, insana cenneti kazandırır. Bir mü'mine, dünya büyüklüğünde ebedi sonsuz bir saltanat verir. Tarikat ve şeyhlik yolunda ise maksat, iman esasları zaten mevcut olan mü'mini velayet/evliyalık mertebelerine yükseltmektir. İnsanın manevi derecesini artırır, cennetini genişletir. Ayrıca BakınızBediüzzaman Hazretlerine İlhamen YazdırılmasıTarikat Zamanı MeselesiKaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c.2 s.978Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.75Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.81Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.79Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.329Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.1 s.125Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.103
3.231
30. Lema'da geçen şu cümleyi izah eder misiniz?"Meselâ bu şey hıfz veya nur veya vücut veya rızık gibi bir cihette buna dayanır, bu da ötekine, o da ona. Git gide, herhalde nihayetsiz olamaz, bir nihayeti bulunacak."
6.969
Öncelikle Hılkat ve Fıtrat kelimelerinin tanımlamalarını yapalım.Halk: Oranlamak, ölçümlemek, takdir, tesviye, icat; bir nesneyi örneği ve aslı yok iken yaratmak; varlıkların bütün tafsilatıyla miktarını ve mertebelerini tayin etmek; yok olan bir şeye vücut vermek; bir nesneden bir nesne meydana getirmek; bir nesneyi yumuşatıp dümdüz ve hamur yapmak; bir nesneyi sıralamak; oranlayarak biçip dikmek; ağacın budaklarını giderip düzeltmek anlamındadır. Yüce Allah'ın (cc) bir sıfatıdır. Dilimizde bu kavram “yaratmak” kelimesi ile ifade edilmektedir.Halk, varlığı her yönüyle kendine mahsus ölçüleriyle takdir eden İlahi ilme göre bir maddeden veya maddesiz olarak yaratmak ve tesviye etmek demektir. Bediüzzaman Hazretleri, varlığın iki şekilde halk edildiğini/yaratıldığını ifade etmektedir: Örnek ve aslı yok iken hiçten yaratmak. Bu mana için ibda ve ihtira kelimelerini kullanmaktadır. Mevcut olan unsurlar ve eşyadan toplamak suretiyle yaratmak. Bu manayı da inşa ve terkib ile ifade etmektedir. Hz. Üstad, Cenâb-ı Hakk'ın halk ve icat fiilinde herhangi bir vasıtanın bulunmadığını; icat ve halkın doğrudan doğruya, perdesiz Zât-ı Zülcelâl'in kudretine baktığını düşünmektedir.1Fıtrat kelimesinin tanımı ise şu şekildedir: Sözlükte bir şeyin başlangıcında onu yarmak, bölmek; bir işe ilk defa başlama; yaratma, yaratılış, hilkat, tabiat, tıynet, din, tevhid, İslam, millet anlamında kullanılmaktadır. Fıtrat, yaradılışın ilk tarz, hâl ve heyetini ifade eder. Bediüzzaman Hazretleri, fıtratın tevhidi gösteren bir pencere gibi olduğunu ifade etmektedir. Ona göre fıtrattan hakikat çıkar. Fıtrat, hakikatlere merci ve masdardır. İnsanın fani lezzetler ve dünyevî menfaatlerle hidayet yerine dalaleti tercih ederek fıtratını ifsat edebileceğini beyan eder.2Bediüzzaman Hazretleri hılkat ve fıtrat kelimelerini çokça kullanmıştır. Konumuzla alakalı olduğu için birkaçını aşağıya alıyoruz:Ey İnsan! Kalbin ve hüviyet ve mahiyetin, bir ayinedir. Senin fıtratında ve kalbinde bulunan şedit bir muhabbet-i beka, o ayine için değildir. 3Hattâ halis muhabbet fıtrat-ı insaniyede ve umum validelerde dercedilmiştir. İşte bu halis muhabbete tam manasıyla validelerin şefkatleri mazhardır.4İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. 5Ey İnsan! Kat'iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. 6Yukarıdaki tanımlara baktığımızda, fıtrat hılkatin bir parçası olarak görülmektedir. Hılkat, umumi yaratılışı kapsamaktadır. Fıtrat ise yaratılan varlıklara verilen farklı, hususi özelliklerdir. İnsanların farklı fıtratlarda olmaları bundan dolayıdır. Her insan yaratılmıştır; fakat bazıları cesur, bazıları korkak, bazıları sakin, bazıları ise sinirlidir. Bu haller insanların fıtrî özellikleridir. Fıtrat kelimesi şuur sahibi varlıklar için kullanılır. Şuur sahibi olmayan varlıklar için ise hılkat kelimesini kullanmak daha doğrudur.KaynakçalarMuhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s66Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s54Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s167Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s255Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c1, s24Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s200
8.064
Hz. Üstad'ın vefatından sonra Husrev Efendi'yle beraber hareket etmeyen bazı ileri gelen Nur Talebeleri nasıl değerlendirilmelidir? Ayrıca, Lâhika'daki “vekil, varis, rükün” unvanlı şahısların Husrev Efendi'ye muhalefetini delil gösterenlere ne cevap verilebilir?
5.993
Musibet sözlükte, “insanın genellikle kendi iradesi dışında ve beklemediği şekilde karşılaştığı durum” demektir. Daha çok hastalık, kıtlık, zarar ziyan, yangın, deprem gibi âfetler; sevilen birinin ölümü gibi ağır sıkıntı veren hâller için kullanılır.1İnsana, genç olsun ihtiyar olsun, yaradılışın hikmetinden dolayı yaşamı boyunca musibet ve hastalıklar isabet eder. Bu, kulluğun bir gereğidir. Kişi kendisine uğrayan musibet ve hastalıklar sebebi ile bir takım kazanımlar elde eder. Buna şöyle bir örnek verebiliriz: Eğitim kurumlarında yapılan sınavlar seviye belirlemek için gereklidir ve öğrenmeye bir araçtır. Aynen öyle de bizi bu dünyaya gönderen Rabbimiz, içimizdeki potansiyelin ortaya çıkması ve yaradılış amacımızı öğrenmemiz için bizleri bazı imtihanlara tabi tutar. Yani bize musibet ve hastalıklar gönderir. Bunun neticesinde de kendisini bize tanıtır. Bizler acıktığımızda Rabbimizin Rezzâk ismini hatırlıyor ve anlıyorsak, hasta olduğumuzda da Rabbimizin Şâfî ismini anlarız. Ona olan ihtiyacımızı fark eder, bizi var eden Rabbimizi daha iyi tanırız. Musibet ve hastalıkların çocuklara gelmesinin de birçok amacı vardır. Bu konu ile alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:Ma'sûm çocukların hastalıkları, o nâzik vücûdlara bir idmân ve bir riyâzettir. ve ileride dünyanın dağdağalarına mukāvemet verdirmek için bir şırınga ve bir terbiye-i Rabbâniye gibi, çocuğun hayât-ı dünyeviyesine âit çok hikmetlerle beraber, hayat-ı rûhiyesine ve tasaffî-i hayatına medâr olacak » büyüklerdeki keffâretü'z-zünûb yerine« ma'nevî ve ileride veyahut âhirette terakkıyât-ı ma'neviyesine medâr şırıngalar nev'indeki hastalıklarından gelen sevâb, peder ve vâlidelerinin defter-i a'mâline ve bilhassa sırr-ı şefkatle çocuğun sıhhatini kendi sıhhatine tercîh eden vâlidesinin sahîfe-i hasenâtına girdiği, ehl-i hakîkatçe sâbittir.2Yani her çocuk ileride yetişkin olacak ve hayatın yükünü sırtında taşımaya başlayacaktır. Bu nedenle çocuklara gelen musibet ve hastalıklar, ileride karşılaşacakları zorluklara karşı bir ön idman gibidir. Çocuklar bu hâllerle mücadele ettikçe hem dünya hem de ahiret yönünden daha da güçlenirler. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:Sizi mutlakā biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsûllerden bir noksanlık ile imtihân edeceğiz. (Ey Resûlüm!) O hâlde sabredenleri (Cennetle) müjdele!3Bu âyetin müjdesiyle kişi, kendisine gelen musibetlere karşı sabır ve mücadele gösterdiğinde çok güzel sonuçlar elde edebilir.Sonuç olarak musibetler, insana boş bir zorluk için değil olgunlaştırmak, sabrı öğretmek ve Rabbini daha iyi tanımasını sağlamak için vardır. Özellikle çocuklara gelen sıkıntılar, onların hem dünya hayatına hem de ahiret yolculuğuna daha güçlü hazırlanmasına vesile olur.KaynakçalarMustafa ÇAĞRICI, ''Musibet'',TDV İslâm Ansiklopedisi, 2020, Ankara, c.31, s.255Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.228Bakara 2 / 155
11.723
Son zamanlarda kitap kafelerde kapalı insanların da nargile içtiklerine şahit oluyoruz. Nargilenin fıkhen hükmü nedir?
18.360
MehdiSözlükte “doğru yolu bulmak; yol göstermek, rehberlik etmek” anlamındaki hüdâ (hedy, hidâyet) kökünden türemiş bir sıfat olup “hidayete erdirilmiş, kendisine doğru yol gösterilmiş kişi” demektir. 1 İslam'da mehdi; Soyu Peygamberimize (sav) dayanan, kıyametin kopmasına yakın zamanda ortaya çıkıp dünyadaki zulüm ve sapkınlığın yerine hak ve adaleti hakim kılacak, insanlara iki dünya saadeti sağlayacak lider ve kurtarıcı olan kimsedir.Hadîslerde MehdiPeygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi'den geniş ve ayrıntılı şekilde bahsederek onun kıyamete yakın bir zamanda yeryüzüne geleceğini; 2 Hz. Îsâ (a.s.) ile birlikte hareket edeceğini ve Hz. Îsâ (as)'ın onun arkasında namaz kılacağını; 3 Müslümanların hidayetine vesile olacağını, olağan üstü bir mânevî ve ilmî donanıma sahip olacağını ve kendisinin bir gecede ıslah olup insanların hidayetine son derece hızlı bir şekilde vesile olacağını; 4 ayrıca dağınık hâlde bulunan ümmetinin başına geçerek onlara halife olacağını, zulümle dolan yeryüzünü adaletiyle dolduracağını ve onun döneminde bereket ve bolluğun artacağını, öyle ki Müslümanların zekât verecek kimse bulamayacak kadar zenginleşeceklerini ifade etmiş 5 ve o gelmeden kıyametin kopmayacağını haber vermiştir. 6Risale-i Nur'da MehdiBediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur eserlerinde Hz Mehdi (as) hakkında genişçe izahlarda bulunmuştur. O işaretlerin bir kısmını ifade edeceğiz.Âhir zamânın en büyük fesâdı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u a'zam olarak bir zât-ı nûrânîyi gönderecek. Ve o zât da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.7Ahir zamanın manevi sıkıntısının en ileri seviyeye ulaştığı bir zamanda, Müslümanların en ihtiyaç duyduğu bir anda, Cenab-ı Hak elbette gerek ilmi gerek manevi alanlarda en ileri seviyeye ulaşmış olan Mehdi (as)'ı Müslümanların kurtarıcısı olarak gönderecektir. Bediüzzaman Hazretleri Mektubat eserinde Hz. Mehdi ile ilgili şöyle buyurmaktadır:Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyânı kuvvet bulacak. Birisi, nifâk perdesi altında risâlet-i Ahmediyeyi (asm) inkâr edecek Süfyân nâmında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifâkın başına geçecek. Şerîat-ı İslâmiyenin tahrîbine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevî'nin silsile-i nûrâniyesine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek Âl-i Beyt'ten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nûrânî, o Süfyân'ın şahs-ı ma'nevîsi olan cereyân-ı münâfıkāneyi öldürüp dağıtacaktır.8Ahir zamanda “küfür ve dinsizlik” iki ayrı yol hâlinde güç kazanacağını, birinci yolun dinsizlik akımını, kendini İslâm kimliği altında saklayacak; görünüşte Müslüman, gerçekte ise Hz. Peygamberi (asm) inkâr eden bir “münafıklık” hareketinin fiilî lideri “Süfyân” namında dehşetli bir şahısın ortaya çıkacağı ve buna karşı da Peygamber Efendimiz'in (sav) soyundan gelen Hz. Mehdi'nin onunla ve inkar ve küfür sistemiyle mücadele edeceğini ve Hz. Mehdi'nin kurmuş olduğu manevi sistemin Süfyan'ın sistemini ortadan kaldıracağını ifade buyuruyor.Bazı Nur talebeleri, Isparta'nın meşhur evliyalarından Osmân-ı Hâlidî ve Topal Şükrü Efendi'nin haberlerine dayanarak Hz. Üstad'ı âhirzamanda geleceği bildirilen Hz. Mehdi olarak nitelemişlerdir. İlgili yer için lütfen bakınız: Osmân-ı Hâlidî ve Topal Şükrü Efendi'nin İhbarıBuna karşılık Bediüzzaman Hazretleri, Mehdi (as) ve onun 3 tane vazifesi hakkında şöyle der:Ümmetin beklediği âhir zamanda gelecek zâtın üç vazîfesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan îmân-ı tahkîkîyi neşredip, ehl-i îmânı dalâletten kurtarmak cihetiyle yapılan bu en ehemmiyetli vazîfeyi, aynen bitamâmihâ Risâle-i Nûr'da görmüşler. İmâm-ı Alî (ra) ve Gavs-ı A'zam (ks) ve Osmân-ı Hâlidî (ra) gibi zâtlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risâle-i Nûr'un şahs-ı ma'nevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazen da o şahs-ı ma'nevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitâne bakmışlar. Bu hakîkatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübârek zât, Risâle-i Nûr'u bir program olarak neşir ve tatbîk edecek. 9Âhir zamanda beklenen zâtın en önemli görevi, tahkikî îmân hakikatlerini yayarak mü'minleri imansızlıktan kurtarmaktır. Bu vazife, tam mânâsıyla Risâle-i Nûr'un şahs-ı ma'nevîsinde yerine getirilmiştir; Hz. Ali (r.a), Gavs-ı Âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi büyükler de buna keşfen işaret etmiştir. Gelecekteki o mübârek zât, Risâle-i Nûr'u kendisine program yapacak.O zâtın ikinci vazîfesi: Şerîatı icrâ ve tatbîk etmektir. Birinci vazîfe, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli i'tikād ve ihlâs ve sadâkatle olduğu halde; bu ikinci vazîfe, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzımdır ki, tatbîk edilebilsin.10Hz. Mehdi'nin ikinci görevi, şerîatı toplumda fiilen uygulamaktır. Bunun gerçekleşmesi için ihlâs ve îmân yeterli olmayıp güçlü bir maddî kudret ve hâkimiyet gerekir: “Bu ikinci vazîfe için, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzımdır.O zâtın üçüncü vazîfesi: Hilâfet-i İslâmiyeyi ittihâd-ı İslâma bina ederek, Îsevî rûhânîlerle ittifâk edip dîn-i İslâma hizmet etmektir. Bu üçüncü vazîfe, pek büyük bir saltanat ve kuvvetle ve milyonlar fedâkârlarla tatbîk edilebilir.11İslâm hilâfetini, Müslümanların birliği üzerine bina edip, Hz. Îsâ (as)'ın İslam'a döndürmüş olduğu Hristiyanlarla birleşerek İslam dinine hizmet etmektir; bunun için büyük bir siyasî güç ve milyonlarca fedakâr destekçi gerekir.Birinci vazîfe, o iki vazîfeden üç-dört derece daha kıymetdardır. Fakat o ikinci ve üçüncü vazîfeler, pek parlak ve çok geniş bir dâirede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünürler.12Birinci vazîfe, diğer iki vazîfeden çok daha üstün bir değere sahiptir; fakat ikinci ve üçüncü vazîfeler gösterişli ve geniş alanlı olduklarından halk onlara daha çok önem verir.O gelecek zâtın ismini vermek, üç vazîfesini birden hatıra getiriyor, yanlış olur. Hem hiçbir şeye âlet olmayan Nûr'daki ihlâs zedelenir.13Bediüzzaman Hazretleri talebelerine, kendisinden Mehdi (as)'ın üç vazifesini birden beklemelerini doğru bulmadığını, Risale-i Nur vasıtasıyla kendisinin ve talebelerinin, Mehdi'nin en mühim vazifesi olan “îmânları kurtarma” hizmetini gördüğünü belirterek siyaset, şeriat ve İttihâd-ı İslâm gibi büyük güç, makam ve kuvvet gerektiren sahaların nazara verilmesini uygun görmediğini ve bu üç vazifenin de tek bir şahıstan beklenmesinin doğru olmadığını ifade ediyor.Yine bu 3 vazife ile alakalı Risale-i Nur'un en önemli vazife olan "iman kurtarma" meselesini mükemmel olarak hallettiğine şöyle işaret ediyor:Mehdî-i Resûl'ün temsîl ettiği kudsî cemâatin şahs-ı ma'nevîsinin üç vazîfesi olduğu; bunların, “Îmânı kurtarmak ve hilâfet-i Muhammediye (sav) ünvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihyâ etmek; ve inkılâbât-ı zamâniye ile çok ahkâm-ı Kur'âniyenin zedelenmesiyle ve Şerîat-i Muhammediyenin (sav) kanunlarının bir derece ta'dîle uğramasıyla; o zât, bu vazîfe-i uzmâyı yapmaya çalışır. Nûr şâkirdleri birinci vazîfeyi tamamıyla Risâle-i Nûr'da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazîfeleri de buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir diye, Risâle-i Nûr'un şahs-ı ma'nevîsini haklı olarak bir nevi' Mehdî telakkî ediyorlar.14Bediüzzaman Hazretleri, Mehdi (as)'ın en mühim vazifesi olan, insanların hidayetine vesile olacak “îmân kurtarma” hizmetini, Risale-i Nur eserleriyle Nur talebeleri mükemmel şekilde yerine getirdiklerini fakat şerîat ve halifelik gibi vazifeleri de beklemelerinin doğru olmadığını bir kez daha ifade ediyor.DeğerlendirmeBediüzzaman Hazretleri, hadîs-i şeriflerde Peygamberimizin (sav) soyundan geleceği bildirilen Mehdi (as)'ı ve onun vazifelerini üç ana başlıkta toplar: 1) İnsanların îmânını kurtarmak, 2) Hz. Muhammed'in (sav) şerîatını ihyâ edip hayatlandırmak, 3) Hilâfeti ve İttihâd-ı İslâm'ı tesis etmek. Bu üç vazifenin tamamının tek bir kişide toplanmasının doğru olmayacağını ifade eder. Bazı ehl-i kalp zatların kendisine Hz. Mehdi olarak işaret etmeleri ve Risale-i Nur'un, felsefeden gelen Allah'ı inkâr fikrine karşı ortaya koyduğu kuvvetli hakikatlerle imanı olmayanların hidayetine, şüpheye düşenlerin de şüphelerinin ortadan kaldırılmasına vesile olması, bu eserlerin Mehdi (as)'ın en mühim vazifesi olan “îmân kurtarma” hizmetini fiilen yerine getirdiğini gösterir. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri ikinci ve üçüncü vazifeyi icrâ edecek Mehdi (as)'ın Risale-i Nur'u bir program haline getireceğini, şerîat, hilâfet ve İttihâd-ı İslâm sahalarında bu programdan istifade edeceğini bildirmektedir.Ayrıca BakınızHz. Mehdi ile Hz. İsa Aynı Kişi mi?Kaynakçalarhttps://islamansiklopedisi.org.tr/mehdiBuhari, İman, 390Buhari, İman, 393İbn Mace, Fiten, 34/4085Tirmizi, Fiten 53/2232Ebu Davud, Mehdi, 4/4283Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.325Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.46Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 5Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 5Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 497
10.015
Kader risalesinin girişindeki, "Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir." cümlesindeki "hâlî ve vicdanî","ilmî ve nazarî" tabirlerinden ne anlamamız gerekir?
9.910
Ateizm hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz?
5.016
Ahirette hayvanların hakları görüldükten sonra toprak olacağı belirtilir. Buna karşılık cennette insanın dilediği her şeyin verileceği vâdedilir. Öyleyse kişi, dünyada çok sevdiği bir hayvanı—meselâ köpeğini—cennette bedenî olarak talep edemez mi?
4.533
Mesnevî-i Nûriye'de geçen "insanın kalbini binlerce âlemlere örnek ve pencere yapan" cümlesını izah edebilir misiniz?
7
İktisad Risalesi'nin sonundaki 51 ve 53 tevafukunu izah eder misiniz?
9
Secde yapamayan ve yere oturduktan sonra ayağa kalkamayan; buna karşılık ayakta durmaya, rükû etmeye ve yere oturmaya gücü yeten bir Müslüman, ilk rekâtı ayakta kıldıktan sonra namazını yere oturarak mı tamamlamalıdır, yoksa her rekâtta kıyam ve rükûu edâ edebilmek için sandalyeye oturarak mı sürdürmelidir?
6.914
Risale-i Nur'un pek çok mevzusunun baş kısımlarında bulunan "Mukaddime" ile "Mukaddeme" arasındaki farklar nelerdir?
3.557
Sigaranın hükmü nedir? Yapılan ibadetlere bir etkisi olur mu?