8.454
Büyük Günah İşlemek İnsanı Kafir Yapar mı? Büyük Günah İşleyenin Hükmü Nedir?
Büyük Günah İşleyenin DurumuEhl-i Sünnet'in iki ana kelam mezhebi olan Maturidilik ve Eş'arilik, büyük günah işleyen bir Müslümanın durumu hakkında aynı temel hükmü kabul eder: Bir kimse büyük günah işlese bile, eğer o günahı helal saymıyorsa dinden çıkmaz. Yani o kişi kâfir değil, günahkar bir mümin olur. Bu anlayış, büyük günah işleyeni hemen kâfir sayan Haricilere ve onu imanla küfür arasında bir yerde gören Mu'tezile'ye karşı Ehl-i Sünnet'in açık ve dengeli görüşüdür.1. Maturidi Mezhebine Göre Büyük Günah İşleyen Kişinin DurumuMaturidi mezhebinde iman ile amel birbirinden ayrıdır. İman, kalbin inanması ve bunu diliyle söylemesidir. Namaz, oruç, zekat gibi ameller ise imanın bir parçası değil; imanın gereği ve meyvesidir. Bu sebeple bir Müslüman büyük günah işlediğinde imanı tamamen yok olmaz. Fakat imanı zayıflar, manevi hayatı yara alır ve Allah katında ağır bir sorumluluk altına girer.Dünyadaki hüküm bakımından da bu kişi Müslüman kabul edilir. Cenaze namazı kılınır, Müslüman mezarlığına defnedilir ve İslam toplumunun bir ferdi sayılmaya devam eder. Çünkü onun işlediği günah ne kadar büyük olursa olsun, bu tek başına onu İslam dairesinden çıkarmaz.Ahiretteki durumu ise Allah'ın takdirine bırakılmıştır. Yani Allah dilerse onu affeder, dilerse günahı kadar cezalandırır. Fakat kalbinde iman bulunduğu için cehennemde ebedi kalmaz; sonunda kurtuluşa erer. Maturidi alimleri, Allah'ın dilerse affetmesini O'nun rahmet ve kereminin bir tecellisi olarak değerlendirmişlerdir.2. Eş'ari Mezhebine Göre Büyük Günah İşleyen Kişinin DurumuEş'ari mezhebi de büyük günah işleyen kimsenin dinden çıkmayacağını kabul eder. Onlara göre de iman esas olarak kalbin tasdikidir. Amel, imanın özü değildir. Bu yüzden büyük günah işlemek, kişinin mümin olma vasfını tamamen ortadan kaldırmaz.Eş'arilere göre de tövbe etmeden ölen günahkar mümin cehennemde sonsuza kadar kalmaz. Eğer ceza görürse bu ceza geçici olur. Daha sonra Allah'ın rahmetiyle veya şefaat vesilesiyle cennete girer. Yani netice itibarıyla kalbinde iman bulunan kimse için ebedi cehennem söz konusu değildir.Maturidilerle Eş'ariler arasındaki ince fark, Allah'ın azap tehdidinin nasıl anlaşılacağı noktasında ortaya çıkar. Maturidiler, Allah'ın dilerse günahkar kullarını affedebileceğini daha açık şekilde vurgularlar. Eş'ariler ise ilahi tehdidin tamamen boşa çıkmış gibi anlaşılmaması gerektiğini söylerler. Bu sebeple, tövbesiz ölen günahkar müminlerden bazılarının cezalandırılmasının uygun olacağını ifade ederler. Ancak bu ceza yine sonsuz değildir. 1 Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri ise dilediği kimse için bağışlar. 2Bu ayet, büyük günah işleyen fakat imanı bulunan kimsenin affedilme ihtimalinin bulunduğunu açıkça göstermektedir.SonuçHer iki mezhebin ortak görüşü şudur: Büyük günah işleyen Müslüman, işlediği günahı helal saymadıkça dinden çıkmaz. O kimse fasık olur; yani günahkar bir mümin sayılır. Dünyada Müslüman muamelesi görür. Ahirette ise durumu Allah'ın adalet ve rahmetine bağlıdır. Cezalandırılsa bile, iman sebebiyle cehennemde ebedi kalmaz.Bu yaklaşım, Ehl-i Sünnet'in hem ümidi hem de sorumluluğu birlikte koruyan ölçülü anlayışını gösterir. Yani ne “büyük günah işleyen kesin kafirdir” denilir ne de “nasıl olsa iman var, günah zarar vermez” gibi yanlış bir düşünceye kapı açılır. Doğru yol; günahı hafife almadan, imanı da inkar etmeden meseleyi yerli yerine koymaktır. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:İkinci şık ki: Günah-ı kebiri işleyen, nasıl mü'min kalabilir? diye olan suallerine cevab ise: evvela, sabık işaretlerde onların hatası kat'i bir surette anlaşılmıştır ki, tekrara hacet kalmamıştır. Saniyen: Nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel ve gāib bir batman lezzete tercih ettiği gibi; hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azabdan daha ziyade çekinir.Hem insanda hissiyat gālib olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Hevesi ve vehmi hükmedip, en az ve en ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı, ileride gāyet büyük bir mükafata tercih eder. Ve az hazır bir sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müeccelden ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyorlar, belki inkar ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlub olurlar. Şu halde kebairi işlemek, imansızlıktan gelmiyor. Belki hissin ve hevesin ve vehmin galebesiyle, aklın ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir.3İnsan, büyük günahı her zaman imansızlıktan veya iman zayıflığından dolayı işlemez. Çoğu zaman nefsine kapıldığı, hevesine uyduğu ve duygularına yenildiği için günaha düşer. Çünkü insan her durumda aklıyla hareket edemez. Bazen nefis ve hissiyat o kadar baskın hale gelir ki, aklın ve kalbin sesini geri planda bırakır. İnsanı kâfir yapan şey inkârdır. İnkâr ise kalp ve akılla yapılan bilinçli bir reddetmedir. Oysa mü'min ve Allah'tan korkan bir insan, büyük bir günahı aklı ve kalbiyle isteyerek işlemez. Daha çok nefsine, hevesine ve duygularına söz geçiremediği için o günaha yönelir. Günahı işledikten sonra duyduğu pişmanlık da bunun açık bir göstergesidir. Çünkü pişmanlık, kalbin o günahı aslında benimsemediğini gösterir.İnsan bazen ileride elde edeceği çok büyük bir faydayı bırakıp, o anda eline geçecek küçük bir zevki tercih edebilir. Mesela kısa sürecek bir keyif için, ileride karşılaşacağı büyük zararı düşünmeyebilir. Bunun sebebi, nefsin hemen olanı istemesi ve sabretmekten hoşlanmamasıdır.Aynı şekilde insan, ileride gelecek büyük bir cezadan çok, o anda yaşayacağı küçük bir sıkıntıdan daha fazla korkabilir. “Şimdi zorlanmayayım, şimdi üzülmeyeyim” düşüncesiyle yanlış bir davranışta bulunabilir. Bu durum, insanın bazen doğru ve faydalı olanı değil, kolay ve hoşuna gideni seçtiğini gösterir.His ve heves güçlendiği zaman, aklın sesi zayıflar. İnsan o anda ahireti, günahın sonucunu ve imanının gereğini gereği gibi düşünemez. Kalp ve akıl tamamen ortadan kalkmaz; fakat o anda etkisiz hale gelir ve mağlup olur. Bu sebeple büyük günah işlemek, doğrudan imansızlıktan kaynaklanmaz. Asıl sebep, nefsin, arzuların ve anlık duyguların baskın çıkmasıdır. Yani insan, imanını kaybettiği için değil; o anda nefsine yenildiği için günaha düşer.Ayrıca BakınızBÜYÜK GÜNAHLAR NELERDİR?FARZLARI İŞLEYİP KEBAİRİ TERK ETMEKPEYGAMBERLERİN GÜNAHSIZLIĞI VE HAZRETİ ÂDEM'İN İŞLEDİĞİ GÜNAHHUDUS VE İMKAN DELİLLERİ İLE GAYE VE NİZAM DELİLİ MUKAYESESİKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Feza Yayıncılık, İstanbul, 1994, c. 1, s. 388-390; İmam Şatıbi, el-Muvafakat, İz Yayıncılık, İstanbul, 1990, c. 1, s. 134-139; İmam Şatıbi, el-Muvafakat, İz Yayıncılık, İstanbul, 1990, c. 1, s. 301-308; Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Feza Yayıncılık, İstanbul, 1994, c. 8, s. 15-17; İmam Şatıbi, el-Muvafakat, İz Yayıncılık, İstanbul, 1990, c. 3, s. 240-246; İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar ale'd-Dürri'l-Muhtar, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1983, c. 1, s. 115-120; İbn Abidin, Hanefilerde Mezhep Usulü, Yasin Yayınevi, İstanbul, 2014, s. 90-95Nisa, 4/48Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 78.

