1
28. Lem'a'da Bahsi Geçen Mestûr (Kapalı) Nükte Hangi Ayete Aittir?
Lema'da Bediüzzaman Hazretleri; "Meşhur bir ayetin mestûr (kapalı) kalmış bir nüktesine dairdir." demekte. Burada bahsi geçen ayet hangi ayettir? Kapalı kalmış nükte nedir?
Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
1
Lema'da Bediüzzaman Hazretleri; "Meşhur bir ayetin mestûr (kapalı) kalmış bir nüktesine dairdir." demekte. Burada bahsi geçen ayet hangi ayettir? Kapalı kalmış nükte nedir?
2
Bediüzzaman Üstadımız, sahabeden üstün olma iddiasının yanlış olduğunu anlatırken, Peygamber Efendimiz'i (asm) görmekle onun peygamberliğini ve getirdiği dini tam anlamıyla tanımanın aynı şey olmadığını söylüyor. Sonra da sahabenin imanına yetişilemeyeceğini açıklarken, onların zamanında hak ile bâtılın çok açık göründüğünü ifade ediyor. Bu durumda, sahabeye iman konusunda bir kolaylık verilmiş gibi görünmesi nasıl anlaşılmalıdır?
3
Hem bedevî bir edip, “فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرْ / Öyle ise emrolunduğun şeyi çatlatırcasına anlat!” (Hicr, 15/94) âyeti okunurken işittiği vakit secdeye kapanmış. Ona demişler: “Sen Müslüman mı oldun?” O demiş: “Hayır, ben bu âyetin belâgatine secde ettim.” Bu âyette, bedeviye secde ettirecek kadar etkileyen neler vardır? Hangi söz sanatları vardır?
2
Şimdi bir öğretmenin öğrencisi için “Bundan adam olmaz ya!” demesi, kadere bir fetva mı olur, yoksa onun bilgisinin bir tecrübesi midir?
3
Arapça mâ (مَاء) ve Gays (غيث) arasındaki fark nedir? Nasıl bir nüans farklılığı bir incelik var ki Kur'an'da bazı surelerde ma bazı surelerde gays kullanılmakta?
4
Bediüzzaman Hazretleri, 30 yaşındayken (1907) İstanbul'a gitmeye karar verir. Konağında on yıl kadar yaşadığı Van Valisi Tahir Paşa'nın, "Harika bir zekâya sahiptir, ilmî ve müşkil meseleleri çözme merciidir. Kendisine has bir kıyafeti vardır ve bütün ricalarımıza rağmen âlimlere ait elbiseleri giymemiştir. Bunun nedeni, kendini talebe (öğrenci) olarak görmesidir. Padişaha sadık ve kanaatkârdır" ifadelerinin yer aldığı mektup da yanındadır. İki büyük amacı vardır.Birincisi: "Doğudaki eğitimsizlik; karışıklığı, vahşeti ve Avrupalıların uğursuz, kirli ellerini ortaya koyar. Eğitim olmadıkça doğudaki sorunlar çözülmez" düşüncesinden hareketle, o dönemde meşhur eğitim kurumları olan mektep, medrese ve tekkeyi birleştirme amacı taşıyan "Medresetüzzehra Üniversitesini" Van merkezli olacak şekilde kurmaktır.İkincisi: Doğudaki ilim ve zekâ potansiyeline dikkat çekmektir.İstanbul'a ulaştıktan sonra iki ay boyunca Ferik Ahmet Paşa'nın yalısında kalır. Sonrasında Fatih'teki Şekerci Hanı'na yerleşir ve ilim ehli insanların ilgisini çekmek için kapısına "Burada her suale cevap olunur, sual sorulmaz" yazar. Medresetüzzehra projesini Padişaha sunmak için bazı paşalarla görüşür. Fakat elbiseleri ve zayıf Türkçesi yüzünden kötü muameleye maruz kalır ve projesi geri çevrilir. Zaptiye (Güvenlik) Nâzırı aracılığıyla kendisine verilen maaşı ve Padişahın ihsan-ı şahanesini kabul etmez.1 Giyimi, üslubu, teklifleri geri çevirmesi ve kapıya yazdırdığı yazı bahane edilerek kendisini hazmedemeyen insanların da meseleyi bulandırmasıyla Üsküdar'daki Toptaşı Tımarhanesi'ne sevk edilir. Bu durumu bir eserinde şu şekilde ifade etmektedir:İstanbul'da bu âfetli şöhret içinde mücâdele ederek nihâyet rakiplerimin ifsâdâtıyla (bozgunculuklarıyla) merhûm Sultân Abdülhamîd'in emriyle tımarhâneye kadar sürüklendim.2Yine kendi döneminde yaşamış; yazar, yayıncı ve aynı zamanda siyasi bir figür olan Ahmed Ramiz, Bediüzzaman Hazretlerinin yaşadığı bu süreci şöyle aktarmaktadır:Rumi 1323 (m. 1907) senesi zarfında idi ki, Şarkın yalçın, sarp, âhenîn mâverâ-i şevâhik-i cibalinde tulû etmiş Said Nursî isminde nevâdir-i hilkatten mâdud bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfâkında rüyet edildiği haberi etrafa aksetmiş ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o harika-i fıtratı peyapey gördükçe, mâder-i hilkatin hazâin-i lâ-tefnâsındaki sehaveti bir türlü hazmedemeyenler, Şarkî Anadolu kıyafetinde, o şal ve şalvar altında öyle bir kanun-u dehânın ihtifa edebileceğini bir türlü anlayamayarak, bir kısım adamlar ona, "mecnun" demişlerdi. Said Nursî, filvâki ifrat-ı zekâ itibarıyla hudud-u cünunda idi. Fakat, öyle bir cünun ki, "Onun ulvî ruh ve kemâl-i aklına işarettir".3Yani Rumî 1323'te (1907) Hz. Üstad'ın İstanbul'a gelişi büyük dikkat uyandırmıştır. Üstün zekâsı, farklı şahsiyeti ve doğu vilâyetlerine mahsus kıyafeti sebebiyle herkesin ilgisini çekmiştir. Ancak bazı kimseler, bu sade görünüş altında böyle parlak bir dehânın bulunabileceğini anlayamadıkları için onu yanlış değerlendirmiş ve “mecnun” demişlerdir.Doktorun yaptığı muayene sonucunda rapora "bu adamda cünun (delilik) varsa dünyada akıllı adam yoktur" şeklinde kayıt düşülür ve taburcu edilir.Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'A KARŞI TAVIR VE TUTUMUKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Divan-ı Harb-i Örfi, Hayrat Neşriyat, Isparta, s. 23.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 531.Bediüzzaman Said Nursi, Divan-ı Harb-i Örfi, Hayrat Neşriyat, Isparta, s. 3.
6
İnsanları saptıran bir şeytan var. Peki henüz insan yaratılmadan önce bizzat İblisi kim saptırdı ve onu kötülüğe iten dış bir güç yokken o, nasıl şeytanlaştı?
4.188
10.Hüccet-i İmaniyenin 1. kelimesini açıklar mısınız?
4.183
''Evvelâ: Sizi teselliye muhtaç bilmiyorum. Birbirinizin kuvve-i mâneviyenizi takviye ederseniz, o kâfidir. Karşımdaki levha dahi bana kâfi geliyor''. Üstadın ''karşımdaki levha'' dediği nedir?
7.113
İslâm fıkhında bir davranışın caiz olup olmadığı değerlendirilirken, o davranışın aslı, niyeti, içeriği ve başka dinlere özgü bir ibadet veya sembol olup olmadığı esas alınır. Doğum günü kutlaması meselesi de fıkıh kitaplarında doğrudan “doğum günü” başlığıyla yer almaz. Bunun sebebi, bugünkü anlamıyla doğum günü kutlamalarının Peygamberimizin (sav) hayatta olduğu dönemde toplumda yaygın bir uygulama olmamasıdır. Ancak İslam fıkhı, yeni ortaya çıkan meseleleri genel ilkeler üzerinden ya da olmuş benzer bir olay üzerinden değerlendirdiği için, kıyas ile bu meseleye bakabiliriz.Öncelikle, dinimizde ibadetler konusunda temel kural, “aslı olmayan bir ibadetin dine sokulmamasıdır. Kur'an ve Peygamber (sav) sünnetinde, her yıl kişinin kendi doğum gününü dini bir merasim gibi kutlamasına dair bir emir veya uygulama bulunmamaktadır. Bu nedenle bir kısım âlimler, doğum günü kutlamasını dinî bir anlam yüklenerek yapılması hâlinde bid'at kapsamına girebileceğini ifade etmişlerdir. Fıkıh kitaplarında bid'at, “dinde aslı olmayan ve ibadet kastıyla yapılan şey” olarak tanımlanır. Bu açıdan bakıldığında, doğum gününü bir ibadet, sevap vesilesi veya dinî vecibe gibi görmek caiz kabul edilmez.Buna karşılık, fıkıh kitaplarında yer alan bir diğer önemli konu şudur: Âdetler ve muamelât alanında asıl olan ibahadır. Yani bir uygulamanın yasak olduğuna dair açık bir delil yoksa mubahtır (helal sayılır). Doğum günü kutlaması, dinî bir ibadet olarak değil de, kişinin hayatta oluşuna şükretmesi, ailesiyle ve dostlarıyla bir araya gelmesi, helal daire içinde sevinmesi şeklinde ele alındığında, bu yönüyle bir âdet olarak değerlendirilir. Dinimiz sevinç ve mutluluğun, haram yollarla ifade edilmediği sürece meşru/helal olduğunu vurgular. Dolayısıyla içinde haram unsurlar bulunmayan, israf ve taşkınlığa kaçmayan, dinî bir anlam yüklenmeyen kutlamalar bu genel ilkeye göre caiz görülmüştür. Bu konuda diyanet İlmihalinde geçen cevabı aşağıya alıyoruz:Doğum günü kutlamalarını yapılış amacı ve doğurduğu sonuçları açısından değerlendirmek gerekir. Bu kutlamalarda amaç, bir kişinin doğmuş veya o anda kutlamış olduğu yaşa gelmiş olmasının sevincini çevresi ile paylaşmaktan, bir araya gelip hoşça vakit getirmekten ibaret ise kutlamanın meşru ölçüler içinde yapılması şartıyla makul ve caiz olduğu söylenebilir. Fakat yılbaşı eğlence ve kutlamalarında olduğu gibi, bu tür kutlamaların yabancı kültüre imrenme ve taklit unsurları galip gelirse, kutlamalarda meşru ölçüler dışına çıkılırsa sakıncalı olacağı tabiidir.1Fıkıh kitaplarında ayrıca başka dinlere özgü ibadet ve sembollere benzeme (teşebbüh) meselesi ele alınır. Eğer bir uygulama, doğrudan başka bir dinin ibadetine veya kutsal gününe aitse ve o niyetle yapılırsa sakıncalı kabul edilir. İbn Ömer"in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur:Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.2Ancak günümüzde doğum günü kutlaması, birçok toplumda dinî kimlikten bağımsız, kültürel ve sosyal bir alışkanlık hâline gelmiştir. Bu nedenle pek çok fakih, niyetin belirleyici olduğunu, sırf benzerlik gerekçesiyle her doğum günü kutlamasının haram sayılmasının isabetli olmadığını ifade etmiştir.Sonuç olarak, kaynaklarında yer alan genel kaidelere göre doğum günü kutlaması tek başına caiz veya değil olarak nitelendirilemez. Eğer doğum günü; dinî bir ibadet gibi görülmez, haram unsurlar içermez, israf ve gösterişe kaçmaz ve Allah'a karşı bir şükür duygusuyla, helal daire içinde yapılırsa caiz olabilir. Ancak dinî anlam yüklenmesi veya günaha sebep olacak eğlenceler ile kutlanması hâlinde caiz olmaktan çıkar.Ayrıca BakınızÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI CAİZ MİDİR? İSLÂM'DA ÖĞRETMENLER GÜNÜ VAR MIDIR?YILBAŞI KUTLAMASININ MADDİ VE MANEVİ ZARARLARI / YILBAŞINDA YAPILAN İBADETLERİN FAZİLETİİSLAM'DA ANNELER VE BABALAR GÜNÜNÜ KUTLAMANIN HÜKMÜMEVLİD-İ NEBİ GECESİNİ KUTLAMAK BİD'A MIDIR?KaynakçalarHeyet, İlmihal-2, Türkiye Diyanet Vakıfları Yayınları, Ankara 2016, c. 1, s. 483.Ebû Dâvûd, Libâs, 4
19.181
İhlâs suresini okumak, Kur'an-ı Kerim'in üçte birini okumaya denktir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadırlar:Canımı gücü ve kuvvetiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bu sûre Kur'an'ın üçte birine denktir.1 Bir başka rivayette şöyle geçmektedir:"Sizden biriniz bir gecede Kur'an'ın üçte birini okumaktan âciz mi kalıyor?” Bu onlara gerçekten zor geldi ve: "Buna hangimizin gücü yeter ki, yâ Resûlallah!" dediler. Bunun üzerine Efendimiz: “Kul hüvellahü ahad Allahü's-samed, Kur'an'ın üçte biridir” buyurdular. 2 Hz Enes (ra)den rivayet edildiğine göre, bir adam: "Ben şu “kul hüvellahü ahad” sûresini seviyorum" dedi. Peygamberimiz: “Şüphesiz ki onun sevgisi seni cennete sokar” buyurdular.3 İhlas Suresinin faziletini beyan eden daha başka rivayetler de vardır. Bu rivayetlere binaen büyüklerimiz bize güzel bir âdet olarak 3 İhlas 1 Fatiha okumayı tavsiye etmişlerdir. Hatta yine bu rivayetlere binaen, kabristan ziyaretlerinde ya da vefat eden kimseler için veya farz namazlardan önce 3 İhlas 1 Fatiha okunması uygun görülmüştür. Kişi, istediği vakitte istediği zaman bu sureleri okuyabilir. Bediüzzaman Hazretleri de bu gibi konulara işareten şöyle demiştir:Kur'ân-ı Hakîm'in her bir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlâhîden o harflerin sevabı sünbüllenir. Bazen on tane verir. Bazen yetmiş, bazen yedi yüz, Âyetü'l-Kürsî harfleri gibi; bazen bin beş yüz, Sûre-i İhlâs'ın harfleri gibi; bazen on bin, Leyle-i Berâet'de okunan âyetler ve makbûl vakitlere tesâdüf edenler gibi; ve bazen otuz bin, meselâ, haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir'de okunan âyetler gibi ve bin aya mukābil işaretiyle bir harfinin o gecede otuz bin sevabı olur, anlaşılır.4Kur'ân-ı Hakîm'in her bir harfi, bir sevap taşır. Allah'ın ikramı ile bu sevaplar artar, sümbüllenir. Bazen on, bazen yetmiş kat, bazen de yedi yüz kat olur. Örneğin, Âyetü'l-Kürsî'deki harfler için bu artış mümkündür. Sûre-i İhlâs'ın harfleri gibi bazı harfler ise bin beş yüz kat sevap kazandırır. Kadir Gecesi'nde okunan âyetler gibi bazı zamanlarda, bir harf otuz bin sevap kazandırabilir.Meselâ, içinde mısır ekilmiş bir tarla farz edelim ki, bin tane ekilmiş. Bazı habbeleri yedi sünbül vermiş farz etsek, her bir sünbülde yüzer tane olmuş ise, o vakitteki bir habbe, bütün tarlanın iki sülüsüne mukābil oluyor. Meselâ, birisi de on sünbül vermiş, her birinde iki yüz tane vermiş. O vakit bir tek habbe, asıl tarladaki habbelerin iki misli kadardır. Ve hâkezâ, kıyâs et. Şimdi Kur'ân-ı Hakîm'i, nûrânî mukaddes bir mezraa-i semâviye tasavvur ediyoruz. İşte her bir harfi, asıl sevabıyla birer habbe hükmündedir. Onların sünbülleri nazara alınmayacak. Sûre-i Yâsîn, İhlâs, Fâtiha, قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْكَافِرُونَ اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ gibi sâir fazîletlerine dâir rivâyet edilen sûre ve âyetlerle muvâzene edilebilir.5Konuyu daha iyi anlamamızı sağlayan yukarıdaki örneği izah edelim: İçerisinde 1000 mısır tohumu ekilmiş bir tarla farz edelim ki, bazı tohumlar yedi mısır sümbül vermiş, her bir sümbülde 100'er tane olsa şu vaziyette 1 tohumdan 700 mısır tanesi çıkar. Bu da tarlaya ekilen sayının üçte ikisine denk gelir. Halk arasında 1'e 700 verdi denilir. Başka bir tarlaya da yine 1000 mısır tohumu ekilse, bir tohumdan 10 mısır koçanı çıksa, her koçanda 200 tane bulunsa, 1 tohum 2000 mısır tanesi vermiş olur ki bu da ekilenin iki katı vermiş demektir. Buna da 1 e 2000 verdi denilir. Şimdi Kur'an-ı Azîmüşşan'ı manevi ve semavi bir tarla kabul edersek, her bir harf, faraza bir tohum gibi; normal vakitlerde okunduğunda 1'e 10 sevabı varken, kıymeti ve sevabı rivayetlerde geçen özel günlerde ve bazı hususi surelerde meselâ İhlas, Yâsin, Fâtiha gibi surelerde 1'e 100, 1000, 10.000, 30.000 meyve ve sevaplar verebilir.Hz Peygamberin (asm) bu surenin Kur'an-ı Kerîm'in üçte birine denk olduğunu belirtmesini âlimlerimiz, Kur'an'ın manası itibariyle üçte birine denk olması ve bir de Kur'an tilavetinden hâsıl olacak sevap olarak izah etmişlerdir. Çünkü Kur'an-ı Kerîm'in üçte biri tevhîd, üçte biri teşri' (kanun, ahkâm) ve üçte biri de ahlak hususlarını ihtiva eder.6Üç İhlas, bir Fatiha, muhtasar/özet bir hatim hükmünde olduğundan ona vakit tayin edilmez. Her vakitte okunması gayet müstahsendir, güzeldir.Ayrıca BakınızFarzdan Önce Üç İhlas Bir Fatiha OkunmasıKaynakçalarBuhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitr 18; Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'ân 11Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 13. Ayrıca bk. Müslim, Müsâfirîn 259; Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'ân 11Buhârî, Ezân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilu'l-Kur'ân 11 Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137M. Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur'an Dili, VIII, 6343-6345
7
Peygamberimize kıyameti sorduklarında, “Sorulan, sorandan daha bilgili değildir.” şeklinde cevap vererek bilmediğini söylemiş; hem Kur'an'da da bu bilginin yalnızca Allah katında olduğu söylenir. Buna rağmen Bediüzzaman Üstadımız neden kıyameti ebced ile arıyor ve tarih veriyor; bu, Kur'an'a ve sünnete ters düşmez mi?
6
İslam'ın özgür düşünceye bakışı nasıldır? Risale-i Nur'da Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında nedemiştir?
10
Sahabe efendilerimizin verdikleri haberlerin hepsi mütevatir midir? Özellikle başka ülkeden gelmiş ve ömrü hayatında sadece bir defa Peygamberimizi görmüş sahabelerin sözleri de mütevatir haber solur mu?
6
Şâfiî mezhebinde nikâh akdinde velî ve şahitlerin adil olması gerekir. Ancak bazı Şâfiî âlimler, fâsıklığın yaygınlaştığı durumlarda fâsık velînin nikâhının caiz olabileceğini söylemiştir. Bu ruhsatın şahitler için de geçerli olup olmadığı ve bazı kaynaklarda fâsık şahitlerle nikâhın geçerli sayıldığına dair ifadeler bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca Dârülharp'te veya gurbette âdil şahit bulunamadığında, en az fâsık kimselerle yapılan nikâh Şâfiî mezhebinde geçerli olur mu?
4.275
Mesnevî-i Nûriye Mecmuasında geçen, "Kudretin levazımı ile hikmetin levazımı bir değildir. Birisine ait levazımatı ötekisinden taleb etmek hatadır." cümlesindekudretin levazımına ve hikmetin levazımına tatmin edici misaller verebilir misiniz ve cümleyi biraz açarmısınız.?
3
9. hakikatte geçen 'salah ve hayrı kabule liyakati kalmaz ' kısmını açar mısınız
3
Helal sertifikalı deodorantlar vücut kokusunu engelleyemiyor ve hem beni hem de yanımdaki insanları rahatsız ediyor. Boykot olmayan ama alkollü deodorantlar ise bunu fazlasıyla karşılıyor ve biz de bunu kullanmaya mecbur hissediyoruz. Bu sebepten dolayı hem alkollü olması cihetini hem de helal sertifikası olmaması cihetini değerlendirebilir misiniz?
6
Zarar verici olan kargaların öldürülmesi Hanefî ve Şafiî mezhebine göre caiz midir? Eğer caiz ise, fıkhî delillerini ve sebeblerini izah ederek, zarar verici tabirinde, zarardan kasdımızdaki fıkhi ölçüleri ve kriterleri tam olarak açıklar mısınız?
5.778
"Evet, Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği nur ile kâinatın mâhiyeti, kıymeti, kemâlâtı ve içindeki mevcudatın vazifeleri ve neticeleri ve memuriyetleri ve kıymetleri bilinir, tahakkuk eder." izah eder misiniz?''Kainatın mahiyeti'' ifadesinden ne anlamalıyız?
3.652
Gençlik Rehberindeki, "Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin." cümlesini izah eder misiniz?