Bağış Yap

Sorular

Zaman İsrafı Günah Mıdır?

İnsanın hayatındaki en değerli şey olan zamanın israfı belki diğer israflardan daha ileri derecede kişiyi sorumlu tutar. Dolayısıyla zamanı israf etmek elbette hesabı verilecek bir durumdur. Nitekim aşağıda da değineceğimiz gibi zaman, her saniyesinin hesabı sorulacak bir emanettir. Cenâb-ı Hak Asr Sûresi'nde şöyle buyurmaktadır:“Asr'a yemîn olsun! Şübhesiz ki insan, gerçekten hüsrandadır! Ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâdır. 1Sûrenin zamana yeminle başlaması dikkat çekicidir. Zira insanın en kıymetli sermayesi olan zamanın, îman, sâlih amel, hakkı ve sabrı tavsiye gibi değerlerle değerlendirilmediğinde, geri dönüşü olmayan bir kayba dönüştüğü anlatılmaktadır. Zamanı hakkıyla değerlendirebilenlerden istisnâ kaydıyla bahsedilmesi de, insanların bu hususta ekseriyetle aldandıklarına işâret eden acı bir hakîkattir.İnsanın gaflet ve unutkanlığı sebebiyle sıkça düştüğü hatalardan biri, sahip olduğu zamanı gereksiz ve faydasız işlerle tüketmesidir. Hâlbuki hayat, Allah Teâlâ'nın insana sınırlı bir süre için verdiği en değerli nimetlerden biridir. Kaybedilen mal yeniden kazanılabilir; fakat geçen bir anın tekrar elde edilmesi mümkün değildir. Bu sebeple mümin, vaktini kendisine, ailesine, toplumuna ve âhiretine fayda sağlayacak işlere ayırmaya gayret etmelidir. Nitekim bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Kıyâmet gününde dört şeyden sorgulanmadıkça, kulun ayakları yerinden kımıldamaz: 1. Ömründen; onu ne ile yok etti? 2. Gençliğinden; onu nerede çürüttü? 3. Malından; onu nereden kazandı ve nereye sarf etti? 4. İlminden; onunla ne yaptı? 2İki nîmet vardır ki, insanların çoğu bu nîmetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit. 3Ayrıca Kur'ân-ı Kerim, İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?4 âyetleri ile insanın başıboş bırakılmadığınıve yaptığı her şeyden sorumlu olduğunu hatırlatır. Bu, mümini hayatının her alanında ölçülü ve dengeli olmaya yönlendirir. İsraf yalnızca malı gereksiz yere harcamak değildir; insanın sahip olduğu nimetleri yaratılış gayelerine aykırı biçimde kullanması da bir tür israftır. Zaman da Allah'ın insana emanet ettiği büyük nimetlerden biri olduğuna göre, onu faydasız ve gereksiz işlerde tüketmekten sakınmak gerekir.Ayrıca Cenâb-ı Hak, zamanı kullanma, ibâdet ve hayırlı işlerin biri bittiğinde hemen diğerine koşmak, herhangi bir zamanın ibâdetsiz ve hayırdan uzak geçmesine fırsat vermemek hususlarında kullarının hüsrandan kurtularak ilâhî ikramlara nâil olabilmeleri için şu tavsiyede bulunmaktadır: “Bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş! Hep Rabbine yönel, (O'na yaklaş!)”5Ayrıca BakınızİSLAM'DA ZAMANI VERİMLİ KULLANMAK VE ÇALIŞMA, İLİM, İBADET VE AİLE HAYATINI DENGEDE TUTMAKVAKTİN BEREKETLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?CÖMERTLİK VE İSRAF ARASINDAKİ DENGE"YİYİNİZ, İÇİNİZ, İSRAF ETMEYİNİZ." ÂYETİNİN NÜZUL SEBEBİ/ TEFSİRİİSRA SURESİ 29. AYET CİMRİLİK VE İSRAF HAKKINDA NE ANLATIR?İKTİSAD, KANAAT, İSRAF, CİMRİLİK VE TEBZİR KAVRAMLARI VE ARALARINDAKİ FARKLARCÖMERTLİK VE İSRAF ARASINDAKİ DENGEKaynakçalarAsr, 1-3Tirmizî, Kıyâme, 1Buhârî, Rikak, 1Kıyamet. 75/36İnşirâh, 7-8

Tahaddi Nedir? Tehaddi Ayetleri Nelerdir?

Tehaddi; Kur'ân-ı Kerîm'in ilâhî kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur'an'ın benzerini getirmeleri hususunda meydan okuması anlamında bir terimdir. İnsanların Kur'an'ın benzerini ortaya koymaktan âciz olduğunu belirtmek için “Tehaddî âyetleri” olarak bilinen âyetlerle inkârcı muhataplara meydan okunarak onlardan Kur'an'ın benzerini getirmeleri talep edilmiştir. Birinci safhada, müşriklerden Kur'ân'ın tamamına benzer bir kitap getirmeleri talep edilmiştir:De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o hâlde Allah katından, bu ikisinden (Kur'ândan ve Tevrât'tan) daha doğru bir kitab getirin de, (ben) ona uyayım!” 1(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Yemîn olsun ki, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardımcı da olsalar,(yine) onun benzerini getiremezler.”"2Eğer (iddiâlarında) doğru kimseler iseler, haydi onun benzeri bir söz getirsinler!3Müşrikler Kur'ân'ın bir benzerini ortaya koymaktan âciz kalınca, meydan okumanın ikinci aşamasında kapsam daraltıldı ve onlardan yardımlaşarak Kur'ân'daki sûreleri andıracak on sûre getirmeleri istendi. Mekke döneminde nâzil olan Hûd Sûresi'nde bu husus şöyle ifade edilmektedir:Yoksa: “Onu (o Kur'ân'ı, kendisi) uydurdu” mu diyorlar? (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o takdirde onun benzeri uydurulmuş on sûre getirin! (Yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırın!” 4Ancak inkârcılar, bu meydan okumaya da karşılık veremediler. Bunun üzerine üçüncü aşamada, Kur'ân'ın herhangi bir insan tarafından uydurulmuş bir söz olmadığı ve onun Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ tarafından gönderildiği vurgulanarak, inkârcılardan yardımlaşarak Kur'ân'ın sadece bir sûresinin benzerini getirmeleri istendi:Yoksa, “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “O hâlde (iddiânızda)doğru kimseler iseniz, (yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırarak onun benzeri bir sûre getirin!” 5İnkârcılar buna da cevap veremeyince, dördüncü safhada Kur'ân onları, yardımlaşarak tam misli olmasa da kısmen kendisine benzeyen bir söz söylemeye dâvet etti:Ve eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'ân)dan şübhe içindeyseniz, haydi onun benzerinden bir sûre getirin; eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, Allah'dan başka şâhidlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın!6Fakat müşrikler bu teklif ve meydan okumalara rağmen Kurân'a ve ümmî olan Sevgili Peygamberimize (sav) itiraz edemedikleri için bu meydan okumalar düşmanları tarafından her defasında karşılıksız kalmıştır.Kurân'ın bir benzerinin getirilmesi imkansızdır. Müşrikler; bir iki satırla muâraza edip Hz. Peygamberin (sav) davasını iptal etmek gibi rahat bir çareleri varken canlarını, mallarını ve sahip oldukları her şeylerini tehlikeye atacak en son yol olan savaş yolunu tercih etmişlerdir.Nitekim edebiyatta çok ileri olan bir kavmin uzman oldukları sahada en kısa, rahat ve hafif bir yolu terk edip, en tehlikeli ve bütün mal ve canını tehlikeye atarak savaş yolunu tercih etmeleri acizliklerinin en açık delilidir. Zira en iyi edebiyatçıları birkaç harfle muâraza edebilseydi Kur'ân, davasından vazgeçerdi, onlar da maddî ve mânevî olarak yok olmaktan kurtulurlardı.Halbuki onlar istemeseler de savaş gibi dehşetli, kendilerini hüsrana uğratan bir yolu tercih ettiler. Demek ki Kurân'a karşı sözle mücadele etmek mümkün değildi, imkânsızdı. Onun için kılıç ile muâraza etmeye mecbur oldular. Tarih boyunca Kur'ân'ın bir benzeri getirilememiştir. Bundan sonra asla yapılamayacağı da açıktır. Çünkü her asırdaki bilginler, edipler, filozoflar, eleştirmenler ve yazarlar Kurân'ın mucizeliğini; belagat, fesahat ve ifadede onun derecesine çıkmaktan aciz olduklarını itiraf etmişlerdir.(Bu parça Abdulkadir Ertaş'ın Süeda Yayımlarından neşredilen “Peygamberliğin İspatı” kitabından alınmıştır.)Ayrıca BakınızKUR'AN'IN MEYDAN OKUMASINDAKİ DOKUZ MERTEBE7 KÜLLİ VECH-İ İ'CAZKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİKUR'ÂN'IN BENZERİNİN İMKÂNSIZ OLUŞUNUN DELİLLERİKUR'ÂN'IN BELÂGAT MUCİZESİKUR'AN'IN MUCİZE OLUŞUKaynakçalarKasas, 28/49.İsrâ, 17/88.Tûr, 52/34.Hûd, 11/13.Yûnus, 10/38.Bakara, 2/23.