Sorular

183

11. Şua, Meyve Risalesi, 1. Mesele'nin İzahı

11. Şuâ/Meyve Risalesi Kısa Künyesi:Tam adı: On Birinci Şuâ – Meyve RisalesiYazılış yeri: Denizli HapishanesiYazılış zamanı: 1943-44 yıllarıMüellifi: Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Hazretlerinin 1943-44 senelerinde Denizli hapishanesinde bulunduğu sırada, “hakiki müdafaanamemiz” dediği ve yine kendi ifadesiyle medrese-i yusufiye hükmünde olan hapsin bir meyvesi olması sebebiyle “Meyve Risalesi” olarak meşhur olmuş bir risaledir. 11. Şua, Risale-i Nur Külliyatı'nın iman hakikatlerine dair önemli eserlerinden biridir.Bu risalede bulunan 11 mesele; iman esasları, namaz, ubudiyyet, marifet-i ilahi, ahirete iman, haşr-i cismani ve Kur'an'ın tekraratının hikmetleri gibi hakikatlerin sade ve anlaşılır bir üslupla izahından oluşur. Üstad Hazretleri, o dönemde kendisiyle birlikte hapiste olan talebelerine imanî hakikatleri ders vermek ve onların kuvve-i manevilerini takviye etmek amacıyla bu eseri telif etmiştir.  Bu şua, onu okuyan mü'minlerin imanını kuvvetlendirecek hakikatleri ihtiva etmekle gayet tesirli ve faydalıdır. Bu eserdeki her mesele sanki İslamiyet ve iman ağacının dallarından kopmuş hakikat “meyve”leri gibidir.BİRİNCİ MESELENİN İZAHI:Dördüncü Söz'de îzâhı bulunan, her gün yirmi dört saat sermâye-i hayatı, Hâlikımız bize ihsân ediyor. Tâ ki, iki hayatımıza lâzım olan şeyler, o sermaye ile alınsın.1Üstad Bediüzzaman Hazretleri burada, dördüncü sözde izahı bulunan bir misal üzerinden, her gün 24 saatlik bir ömür sermayesinin hem dünya hem ahiret hayatımıza lazım olacak şeyleri elde edelim diye rabbimizin ihsanı olarak bize verildiğini ifade eder.Biz kısacık hayat-ı dünyeviyeye yirmi üç saati sarf edip, beş farz namaza kâfî gelen bir saati, pek çok uzun olan hayat-ı uhreviyemize sarf etmezsek, ne kadar hilâf-ı akıl bir hata; ve o hatanın cezâsı olarak hem kalbî, hem rûhî sıkıntıları çekmek; ve o sıkıntılar yüzünden ahlâkını bozmak ve me'yûsâne hayatını geçirmek sebebiyle, değil terbiye almak, belki terbiyenin aksine gitmekle ne derece hasâret ederiz, kıyâs edilsin.2Yani her iki hayat için bize emanet olarak verilen bu 24 saatlik ömür sermayesinin 23 saatini sırf dünya hayatına sarf eder (yani insan bu vakit sermayesinin bir kısmını helal dairede ki rızık, aile, çalışma, vb. gibi dünya işleri için de kullanabilir), fakat sadece bir saatimizi alan namaz ibadetine sarf etmez ve ebedi hayatımız için gerekli olan hazırlığı yapmazsak, ne kadar akılsızlık etmiş oluruz. Zira Hadis-i Şerifte de haber verildiği üzere;Kul, kıyamet gününde ilk olarak namazdan sorguya çekilir. 3Hem bu hatanın bedeli sadece ahreti kaybetmek değildir. Zira bu hata ümitsizlik ve ahlaksızlık benzeri farklı manevi ve ruhi hastalıkların ortaya çıkması gibi büyük zararlara da neden olur. Çünkü namaz sadece ibadet değil, aynı zamanda ahlâk terbiyesidir. Namazsız insan, ruhen daralır, kalben sıkılır. Asr Suresinde buyurulduğu gibi;Asra yemin olsun! Şüphesiz ki insan gerçekten hüsrandadır. Ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâdır. 4Eğer bir saati beş farz namaza sarf etsek, o halde hapis ve musibet müddetinin her bir saati, bazen bir gün ibâdet; ve fânî bir saati, bâkî saatler hükmüne geçebilmesi; ve kalbî ve rûhî me'yûsiyet ve sıkıntıların kısmen zevâl bulması; ve hapse sebebiyet veren hatalara keffâreten affettirmesi; ve hapsin hikmeti olan terbiyeyi alması, ne derece kârlı bir imtihân, bir ders ve musibet arkadaşlarıyla tesellidârâne bir hoş sohbet olduğu düşünülsün.5Bu kısımda, sadece bir saati vermek kâfi gelen beş vakit farz namazın hem dünyevî hem uhrevî faydasını anlatıyor. Rabbimiz şöyle buyuruyor:Muhakkak ki namaz, mü'minler üzerine vakitleri belirli (bir farz) olarak yazılıdır. 6Toplamda bir saatimizi bu vakitleri belirli olan namaza vermekle, hem baki olan ahiret saatlerini kazanmaya hem de dünyevi ve ruhi sıkıntıların giderilmesine vesile olacağı anlatılmaktadır. Çünkü namaz kılan insan bilir ki her derdine çare olacak sonsuz kudret ve rahmet sahibi bir Rabbi var. Hususen musibet (özellikle hapis) gibi sıkıntılı zamanların imtihan ve terbiye vesilesi olması sebebiyle, bu musibet zamanı bir saat namaz ibadetinin bir gün ibadet sevabını kazandırması, manevi terbiyeye vesile olması ve günahlara kefaret olmasının ne derece kârlı olduğunu anlatır. Çünkü bir saati namaza sarf edilse, o zaman hapis süresinin her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer ve o hapis musibeti günahlara kefaret olmasıyla birlikte namaz da günahları temizler. Böylece sıkıntılar hafifler, kalp ferah bulur. Bu hakikat Hadis-i Şerifin ifadesiyle şöyle müjdelenmiştir:Müminin başına gelen yorgunluk, hastalık, gam, keder, hatta bir diken bile, Allah onunla günahlarını affeder. 7“Dördüncü Söz'de denildiği gibi, bin lira ikrâmiye kazancı için bin adam iştirâk etmiş bir piyango kumarına, yirmi dört lirasından beş-on lirasını veren; ve yirmi dörtten birisini, ebedî bir mücevherât hazinesinin biletine vermeyen; halbuki dünyevî piyangoda o bin lirayı kazanmak ihtimâli binde birdir. Çünki bin hissedar daha var. Ve uhrevî mukadderât-ı beşer piyangosunda ise, hüsn-ü hâtimeye mazhar ehl-i îmân için kazanç ihtimâli, binde dokuz yüz doksan dokuz olduğuna yüz yirmi dört bin enbiyânın ona dâir haberlerini, keşif ile tasdîk eden evliyâdan ve asfiyâdan had ve hesaba gelmez sâdık muhbirler haber verdikleri halde, evvelki piyangoya koşmak, ikincisinden kaçmak, ne derece maslahata muhâlif düşer, mukayese edilsin.” 8Yani dünyevi bir piyango kumarında kazanmak ihtimali binde bir olduğu halde yarı malını veren bir adamın yaptığını akıl kabul ederse, kazanmak ihtimali %99 olan ve enbiya, esfiya ve evliya gibi bütün sadık habercilerin hak ve hakikat olduğuna dair haber verdikleri ebedi saadet için 24 saatten birini vermemeyi asla akıl kabul etmeyecektir.“Bu mes'elede hapishâne müdürleri ve sergardiyanları ve belki memleketin idare müdebbirleri ve âsâyiş muhâfızları, Risâle-i Nûr'un bu dersinden memnun olmaları gerektir. Çünki bin mütedeyyin ve cehennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibâtı, on namazsız ve i'tikādsız, yalnız dünyevî hapsi düşünen ve haram ve helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu, çok tecrübelerle görülmüş.”9Bu son kısımda özellikle hükümet idarecilerine, hapishanedeki idareciler ve memurlara hitaben; bu namaz ve iman derslerinin, insanları ıslah ettiği ve ahlâki düzelmeye vesile olduğu vurgulanarak, cehennem azabını bilen bin dindar adamın idaresinin, bir dinsizin idaresinden çok daha kolay olacağı anlatılmaktadır. Ayet-i Kerimede şöyle buyurulmaktadır:Şübhe yok ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden (insanı) alıkoyar. 10Bu ayetten de anlaşılacağı üzere iman hakikatleri ve ibadetler ıslaha sebeptir. Bu nedenle idarecilerin bu derslerden memnun olmaları gerekir.Ayrıca Bakınız11. ŞUA MEYVE RİSALESİ 2. MESENİN İZAHI11. ŞUA MEYVE RİSALESİ 3. MESENİN İZAHIMEYVE'DE BAHSİ GEÇEN MEŞHUR TALEBE KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 192.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 192.Tirmizî, Salât 188.Asr, 103/1–3Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 192-193.Nisâ, 4/103.Buhârî, Merdâ 1.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 193.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 193.Ankebût, 29/45.

6.894

Namazları Cem Etmenin (Birleştirmenin) Hükümleri

NAMAZLARDA CEMHanefiler dışındaki cumhura göre seferde, yağmurlu günlerde, hacda Arafat ve Müzdelife'de cem yapılabilir. Hanbelilere göre bu meselede biraz daha genişlik vardır.Öğle ile ikindiyi birinci namazın vaktinde (cem-i takdim tarzında) birleştirmek; yahut öğleyi ikindiye tehir ederek (cem-i tehir tarzında) ikinci namazın vaktinde kılmak caizdir. Öne alınarak kılma konusunda Cuma namazı öğle namazı gibidir. Yine bunun gibi, akşam namazı ile yatsı namazlarını seferde, hem yatsıyı öne alarak birinci namazın vaktinde, hem de tehir ederek akşamı ikinci namazın vaktinde kılmak caizdir.Hanefilere göre; Arefe günü sadece hacılar için öğle ile ikindi namazını cem-i takdim tarzında tek ezan ve iki kametle kılmak caizdir.Müzdelife gecesinde akşam ile yatsı namazı bir ezan ve bir kametle cem-i tehir suretinde birleştirerek kılınır.Cumhurdan Şafiilere Göre Cem-i Takdimin Altı Şartı Vardır:1. Namazları birleştirmeye niyet etmek. Bu niyet birinci namaza başlarken yapılır.2. Tertibe riayet etmek. Yani önce birinci namazı kılmak.3. İki namazı peşpeşe kılmak, aralarında iki rekat namaz kılacak kadar uzun bir ara vermemek.4. İkinci namaz için iftitah tekbiri alıncaya kadar seferiliğin devam etmesi şarttır.5. İkinci namaza başlayıncaya kadar birinci namazın vaktinin kesin olarak devam etmesi, çıkmamış olması da şarttır.6. Birinci namazın sahih olduğuna inanmak. Cuma namazının sahihliği konusunda şüpheye düşse Cuma ile ikindiyi cem-i takdim suretiyle birleştirmek sahih değildir.Cem-i Tehirin İki Şartı Vardır:1. Birinci namazın vakti çıkmadan önce onu tehir ederek kılmaya niyet etmek.2. İkinci namazı tamamlayıncaya kadar seferiliğin devam etmesi şarttır.Cem-i tehirde tertip vacip değildir. Dilediğinden başlayabilir.Sünnet Namazlarda İse Şafiilere Göre;Bir kimse öğle ile ikindi namazını birleştirince, öğle namazından önceki sünneti daha önce kılar, tehir de edebilir. İster cem-i takdim yapsın, ister cem-i tehir yapsın hüküm değişmez. Eğer cem-i tehir yapmışsa iki namazın arasına almak da caizdir.Bir kimse akşam namazı ile yatsı namazını birleştirirse, bunların sünnetlerini sona bırakır. Eğer cem-i tehir yapmış ve akşamı önce kılmışsa akşamın sünnetini araya alabilir. Eğer cem-i tehir yapmış ve yatsıyı önce kılmışsa yatsı namazının sünnetini ortaya almak caizdir. Bundan başka şekiller yasaklanmıştır." 1Ayrıca BakınızYOLCULUKTA NAMAZI BİRLEŞTİRMESEFERİLİKKaynakçalarHALİT ÜNAL, "CEM'", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 7, s. 277-278

5.028

Dudaktan Kopan Deri Parçasını Yutmanın Dini Hükmü

İnsan bütün bedeni ile saygın bir varlıktır. Dolayısıyla kendi vücuduna ait dahi olsa kıl, kabuk, deri, tırnak ve dudak gibi şeyleri (bilerek) yemesi caiz olmaz.1Ancak bilmeden ve farkına varmadan dudağından sarkmış küçük bir parça deriyi ısırıp yutarsa bunda bir mesuliyeti yoktur. Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.2Sonuç olarak, insan bedeni kıymetlidir ve bilinçli yapılan yanlışlar sorumluluk doğurur. Ancak farkında olmadan yapılan hatalardan kişi mesul değildir; çünkü İslam'da esas olan niyet ve bilinçtir.KaynakçalarDin İşleri Yüksek Kuruluİbn Mâce, Talâk, 16.

2.810

Bismillah Neden Tükenmez Bir Kuvvet ve Bitmez Bir Berekettir?

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle, şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyâhat eden adama gerektir ki, bir kabîle reîsinin ismini alsın ve himâyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı perişan olacaktır. 1Bismillah, kelime anlamı olarak “Allah'ın adıyla” demektir. Yani Allah namına başlamak, Allah namına işlemek, Allah namına almak, Allah namına vermek; sonuç olarak her ne hayırlı iş yapıyorsak Rabbimizin adıyla, izniyle, kuvvet ve yardımıyla yapmak demektir.Bismillah'ın "Büyük Tükenmez Bir Kuvvet" OluşuBesmelede öyle bir sır vardır ki insan gibi güçsüz ve muhtaç olan bir varlığı, kuvveti ve merhameti sonsuz olan Allah'a dayandırır.İnsanın sayısız düşmanları vardır. Başta nefis ve şeytan olmak üzere insan, kendini rencide eden, üzen ve çaresizlik içinde kıvrandıran çok bela ve sıkıntılarla karşılaşır. Yine insan öyle âciz ve güçsüzdür ki gözüyle göremediği küçücük virüslere dahi yenik düşer. Vücudundaki 100 trilyon hücrenin bir tanesini bile idare etmeye gücü yetmez. Ateşe, soğuğa, açlığa, hastalığa dayanamaz. Vücudu çelikten değil; çabuk dağılıp bozulan et ve kemikten ibarettir. Sözü ne güneşe, ne buluta, ne toprağa, ne atomlara ne de başka bir varlığa geçmez.Her yönüyle âciz olan insan, kendisini düşmanlarından koruyup kollayacak sonsuz bir kuvveti vicdanıyla aramaya başlar. Sonuç olarak Allah'ın sonsuz kudretini bulur ve ona dayanır. Böylelikle Bismillah diyerek, Rabbinin sonsuz kudretine dayanarak tüm zorluklara, hastalıklara ve belalara karşı dayanabilir. Tıpkı devletine bağlı bir askerin, devletinin ve askeriyenin tüm güç ve servetini arkasına alarak; devlet namına ve devlet başkanının ismi ve kuvvetine dayanarak gücünün çok üstünde işleri yapabilmesi gibi.Bu noktadan Bismillah, tükenmez bir kuvvettir, diyebiliriz. Evet, bizler hayırlı bir işe başlarken ya da yapmaya niyet ettiğimiz bir işin sonucunun hayırlı olmasını istiyorsak Bismillah demeliyiz. Çünkü Bismillah dediğimiz zaman; “Ya Rabbi! Bu başladığım işin tamamlanmasında gerekli olan güç ve kuvvet ancak senin tarafından bana verilmiştir ve sendendir. Sen bana bu gücü vermezsen ben bu işi tamamlayamam. Aynı zamanda her türlü bela ve hastalıklardan beni muhafaza edip koruyan da ancak sensin,” deyip Allah'a iman ve tevekkül ederek Rabbimizin sonsuz kudretine Besmele ile sığınmış olur.Evet, kâinatta çok küçük ve zayıf varlıklar vardır ki kendi güçlerinden çok fazla işleri yapıyorlar. Nokta gibi küçücük tohumların ağaçları âdeta sırtlarında taşımaları; aklı, fikri olmayan hayvanların insan hayatına en sağlıklı gıdalar olan süt, yumurta, bal ve ipek gibi benzersiz muhteşem nimetleri bizlere sunmaları hep bu sırra işarettir. Toprağın tatsız tuzsuz, ilimsiz, kudretsiz, kapkara hâliyle çeşit çeşit yüz binlerce çiçeğin, meyvenin ve sebzenin meydana gelmesine vesile olması elbette o bitki ve hayvanların Rablerinden aldığı güç ve kuvvet ile olduğu açıktır.Demek bütün varlıklar kendilerine has özel dilleriyle “Bismillah” derler. Yani; “Ya Rabbi, biz bu yapılan şeyleri ancak senin güç ve kuvvetin ile yapabiliriz” demektedirler. Eğer bitkilerin o nazik ve yumuşak kökleri sert kayaları delip geçiyorsa bunu kendi güç ve kuvvetleriyle yaptığını söylemek cahillikle eşdeğer olmaz mı? Yaz mevsiminin o yakıcı kavurucu sıcaklarında aylarca yemyeşil kalan incecik nazik yaprakların güçlerini Allah'tan aldığını kabul etmezsek, o zaman bu durumu nasıl açıklayabiliriz? Bunun gibi, atomlardan galaksilere varıncaya kadar her varlık, ortaya koyduğu işlerin büyüklükleri seviyesince Bismillah deyip her şeyi gerçekte yaratan ve yapanın sadece ve sadece Allah olduğunu bütün akıl sahiplerine ilan etmektedirler.Bismillah'ın "Bitmez Bir Bereket" Oluşuİnsan, yaratılışı gereği her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır. Gerek dünyası için gerekse ahireti için insanın çok şeye ihtiyacı vardır. Hayatı için vücuda, sayısız organ ve cihaza muhtaçtır. Hayatının devamı için havaya, suya ve pek çok nimete ihtiyacı vardır. Bunlara ilaveten, hayaliyle de en güzel yemekleri, en güzel evleri, yatları, katları ve giyecekleri yaratılış itibarıyla ister. Bununla da kalmaz, sonsuz bir yaşam ve sıkıntısız bir ömür arzular. Sevdikleriyle sonsuz olarak beraber olmak, hiç ayrılmamak ister. Fakat bu ihtiyaçlarının ve istediklerinin milyonda birine bile sahip değildir. Sahip olmadığı gibi, kendi gücüyle de elde edemez.Tam da bu noktada insanın vicdanı “Bana bu ihtiyaçlarımı ve istediklerimi kim verebilir?” diye bir yardım noktası aramaya başlar. Ve rahmeti ve hazineleri sonsuz olan Allah'ı bulur. İman ve tevekkülle Allah'ın rahmetinden istemeye başlar ve Bismillah der. Yani, “Ya Rabbi! Benim dünyadaki ihtiyaçlarımı ve sonsuza kadar uzanan isteklerimi verebilecek olan ancak sensin. Çünkü senin rahmetin, ihsanın ve ikramın sonsuzdur. En zengin olan sensin. Ancak senden yardım diliyorum.” diyerek imanını, tevekkülünü Allah'a sunar. Bu sayede bitmez bir bereket hazinesini de bulmuş olur.Madem ki kâinatta canlı cansız her şey “Bismillah” diye haykırıyor, biz nasıl olur da âdeta İslâm'ın bir sembolü olan bu mübarek kelimeyi ihmal ederiz? Nasıl olur da bizi Rabbimizin bitmez tükenmez merhamet hazinesine sevk eden, bütün sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelecek sonsuz kudretine dayandıran bir defineden mahrum kalırız?O hâlde biz de her zaman “Bismillah” diyerek hiçbir işimizi besmelesiz bırakmayalım. Ta ki tükenmez bir kuvvete ve bitmez bir berekete Bismillah ile kavuşmuş olalım.Sonuç olarak Bismillah demek, insanın kendi âcizliğini fark edip her işte Allah'ın kuvvet ve merhametine dayanması demektir. İnsan tek başına zayıf ve muhtaçtır; fakat Besmelenin sırrı ile sonsuz bir kuvvete ve bitmez bir rahmete yönelir. Kâinattaki her varlık hâl diliyle Bismillah derken insanın da hayırlı işlerine Besmele ile başlaması âdeta kulluğun bir gereğidir. Bu yüzden Bismillah, insanı korkulardan ve çaresizlikten kurtaran, ona güç, kuvvet, bereket ve ümit veren mübarek bir anahtardır.Ayrıca BakınızİNSANIN BESMELE İLE KURDUĞU İRTİBATBİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIRBİSMİLLAH'IN İSLAM NİŞANI OLMASI NE DEMEKTİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2

5.286

Birinci Söz'deki "Biz Dahi Başta Ona Başlarız" Cümlesinin İzahı

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir;Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır .1''Biz dahi ona başlarız'' cümlesi ile Bediüzzaman Hazretleri ona başlarız derken "Bismillah" kelimesinin kendisine işaret etmektedir. Her hayırlı işin başı olan Bismillah nedir, ne demektir, neyi ifade eder, bunu açıklamak için Risale-i Nur külliyatının başına alınmıştır. Yani her hayırlı iş gibi bu eser de besmele ile başlamıştır ve manası tarif edilmiştir. Madem her hayrın başı Bismillah ile başlar o halde hayır kapıları bu kelimenin manası ile açılır. Biz de Bismillah kelimesinin sırlı anahtarını açıklamakla başlarız demektir.Hem yine madem hayırlı işlere Bismillah ile başlanmalıdır. Kur'an'ın tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatına da Bismillah lafzı ile ve bu mübarek kelimenin tefsiri ile başlanmaktadır. Zira Kur'an'a tefsir yazmak da hayırlı bir iştir. Ayrıca BakınızBİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIRBİSMİLLAH'IN İSLAM NİŞANI OLMASI NE DEMEKTİR?İNSANIN BESMELE İLE KURDUĞU İRTİBATKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2

4.972

Bediüzzaman Hazretlerinin Defterinde Yazılı Olan 33 Hadis-i Şerif

Bediüzzaman Hazretleri, 3. defa girdiği Afyon hapishanesinde, 33 hadis-i şerifeyi kendi defterinde yazmış, daha sonra bâzı talebeleri de, kendi defterlerine kaydetmişler. Bunların bir kısmını, Bediüzzaman Hazretleri kendi kalemiyle düzenleyip, Arapça ve Türkçe dipnotlar ilâve etmiştir. Risâle-i Nur'un ilim talebeliği şerefini kazandıran ve ilim içinde hakikate bir yol açan mesleğini, bu Hadis-i şerifler bizlere göstermektedir.Bu Hadis-i şerifler sırasıyla şu şekildedir:1. تعلموا العلم فإن تعليمه خشية وطلبه عبادة ومذاكرته تسبيح والبحث عنه جهاد                 Meâli: İlmi öğreniniz. Zira ilim öğrenilmesi, Allah'a karşı haşyettir. (Allah korkusu) Talebi ibadettir. Müzâkeresi tesbihtir. Ondan bahsetmek ve onu aramak ise cihâddır.12. سَاعَةٌ مِنْ عَالِمٍ مَتَّكِيءٍ عَلَى فِرَاشِهِ يَنْظُرُ في عِلْمِهِ خَيْرٌ مِنْ عِبادَةِ العَابِدِ سَبْعِينَ سَاعَةًMeâli: Ulemay-ı Hakikatin yatağına yaslanarak ilmine (kitabına) bir saat bakması, yetmiş saat ibâdetten hayırlıdır.23. طالب العلم طالب الرحمن طالب العلم ركن الإسلام ويعطى أجره مع النبيينMeâli: İlmi isteyen aynı zamanda, Rahman'ı isteyendir. İlmin taleb eden, İslâm'ın rüknüdür. Onun ecri Peygamberlerle beraber verilecektir.34.  طَلَبُ العِلْمِ أَفْضَلُ عِنْدَ الله مِنْ الصَّلاَةِ والصِّيَامِ وَالحَجِّ وَالْجِهَادِ فِي سَبِيلِ الله عَزَّ وَجَلَّMeâli: İlmi talep etmek, Allah katında (nâfile) namaz, oruç, hac ve Allah yolunda olan cihaddan daha efdaldir.45.  عَالِمٌ يُنْتَفَعُ بِعِلْمِهِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ عَابِدٍMeâli: İlminden istifade edilen bir âlim, bin abidden hayırlıdır.56.  ويل لمن طلب الدنيا بالدينMeâli: Dini vasıta kılarak dünyayı talep eden kimselere yazıklar olsun.67. كلمة حكمة يسمعها الرجل خير له من عبادة سنة والجلوس ساعة عند مذاكرة العلم خير من عتق رقبةMeâli: Kişinin bir hikmet kelimesi işitmesi, onun için bir sene ibadetten daha hayırlıdır. Bir saat ilim müzâkeresi için bir arada bulunmak da, bir köle azad etmekten daha hayırlıdır.78.  لأَنْ يَهْدِيَ الله عَلَى يَدَيْكَ رَجُلاً خَيْرٌ لَكَ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُMeâli: Cenâb-ı Hak, bir kişiyi senin vesilenle hidâyete getirse, senin için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.89.  لن يجمع الله على هذه الأمة سيف الدجال وسيف الملحمةMeâli: Cenâb-ı Hak bu ümmet üzerinde hem deccalın kılıcını (fitnesini), hem de melhame kılıcını (büyük harplerin fitnesini) beraber cem etmeyecektir.910.  لن تزال الخلافة فى ولد عمى صنو أبى العباس حتى يسلموا إلى الدجالMeâli: Benim amcam, Pederimin kardeşi Abbas'ın çocuklarında Hilafet-i İslamiyye deccalin tahripkâr eline geçinceye kadar devam edecektir.1011.  لو وزن مداد العلماء ودم الشهداء لرجح مداد العلماء على دم الشهداءMeâli: Mahşerde Ulemâ-yı Hakikatin mürekkepleri şehitlerin kanıyla muvâzene edilse, âlimlerin mürekkepleri, Şühedânın kanından üstün gelecektir.1112.  ليس الشديد الذى يغلب الناس ولكن الشديد الذى يغلب نفسه عند الغضبMeâli: Kuvvetli insan, insanları mağlup eden kimse değildir. Gerçekte kuvvetli o kimsedir ki, gadap ve hiddet ânında, nefsini mağlup eder.1213.  ما أهدى المرء المسلم هدية أفضل من كلمة حكمة يزيده الله بها هدى أو يرده بها عن ردىMeâli: Bir Müslüman, Müslüman bir kardeşine hikmetli bir kelimeden daha efdal bir hediye vermemiştir.  Allah o hikmet kelimesi vasıtasıyla o Müslümanın hidayetini arttırır yâ da ondan bir kötülüğünü def eder.1314.  مَا بَيْنَ خَلْقِ آدَمَ إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ أَمْرٌ أَكْبَرُ مِنْ الدَّجَّالِMeâli: Âdem (a.s)'den ta kıyamet kopuncaya kadar, âlem-i insaniyyet arasında, deccalden daha büyük bir hadise yoktur.1415.  من أتاه ملك الموت وهو يطلب العلم كان بينه وبين الأنبياء درجة واحدة درجة النبوةMeâli: Her kim ilim taleb ederken vefat etse, onun mertebesi ile enbiya mertebesi arasında yalnız nübüvvet (peygamberlik) mertebesi kalır.1516.من تعلم بابًا من العلم عمل به أو لم يعمل به كان أفضل من صلاة ألف ركعة فإن هو عمل به أو علمه كان له ثوابه وثواب من يعمل به إلى يوم القيامةMeâli: Her kim ilimden bir mesele öğrenirse (yani iman-ı tahkiki ilminden)  ister onunla amel etsin, ister etmesin o kimse hakkında bin rekât ( nafile ) namazdan daha efdaldir. Eğer teallümle beraber bir de amel eder veya o ilmi başkasına öğretirse hem o öğrettiği kimsenin sevabını hem de kıyamete kadar onunla amel edeceklerin sevabını alır.1617. من طلب بابا من العلم لیحیی به الاسلام كان بینه و بین الانبیاء درجةMeâli: Kim ki İslam'ı ihya etmek niyetiyle ilimden bir bölüm tahsil etse, o kimsenin derecesiyle peygamberlerin derecesi arasında yalnız bir derece kalmış olur.17 18. لا يجتمع أربعة في المؤمن إلا أوجب الله له بهن الجنة: الصدق في اللسان، والسخاء في المال، والمودة في القلب، والنصيحة في المشهد والمغيب.Meâli: Mü'minde dört hususiyyet içtima edince, Cenab-ı Hak, o mü'mine bu hasletleri sebebiyle cenneti vacip kılar. Bunlar: Lisanında Sıdk. (Doğruluk. Yani yalan söylememek.), Malda Cömertlik, Kalpte meveddet, Hazırda ve gaybda olanlara karşı ihlaslı ve samimi olmak.1819.  يكون في أحد الكاهنين رجل يدرس القرآن دراسة لا يدرسها أحد يكون بعدهMeâli: Kelam âlimlerinden birisi gelecek, Kur'an'ı (Kur'an'ın hakikatlarını) öyle bir tarzda ders verecektir ki, ondan sonra, onun gibi ders ve talimi veren olmayacaktır.1920.  إذا جاء المَوْتُ لِطالِبِ العِلْمِ وهُوَ على هذِهِ الحالَةِ ماتَ وَهُوَ شَهِيدٌMeâli: İlim talebesi ilim tahsil etmekteyken vefat etse şehittir.2021.  قَلِيلُ الْعَمَلِ يَنْفَعُ مَعَ الْعِلْمِ وَكَثِيرُ الْعَمَلِ لاَ يَنْفَعُ مَعَ  الجَهْلِ أفضل العمل العلم باللهMeâli: İlmin en efdali ilm-i billah'tır. Bu İlimle beraber amel azda olsa menfaat verir. İlm-i billahtan (iman ilminden) nasibi olmayınca amelin çokluğu menfaat vermez.2122.  أكرموا حملة القرآنMeâli: Kur'an hamillerine ( Hâfız-ı Kur'an olan ve Kur'an hakikatlarını neşr edenlere karşı) ikramda, hürmette bulununuz.2223.  أكْرِمُوا العُلَماءَ فإنّهُمْ وَرَثَةُ الأَنْبِياءِMeâli: Ulema-yı hakikate ikramda bulununuz. Muhakkak ki onlar, peygamberlerin varisleridir.2324.  إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَيَبْتَلِي الْمُؤْمِنَ بِالْبَلاءِ ، وَمَا يَبْتَلِيهِ إِلا لِكَرَامَتِهِ عَلَيْهِMeâli: Şüphesiz ki Allah, mü'minleri bir kısım (belalarla) imtihan eder.  Fil hakika Cenab-ı Hakk'ın bu musibeti vermesi o kulun üzerindeki ikramını izhar içindir.2425.  إنّ السَّعِيدَ لمن جُنِّبَ الفِتَنَ ولمن ابتلى فصبر فواها ثم واهاMeâli: Said, fitnelerden uzak kalmış kimse, musibet ve fitneye giriftar olduğu halde, sabreden kimsedir. O çok güzel ve çok hoş bir kimsedir.2526.  إن الفتنة تجيء فتنسف العبادة نسفا وينجو العالم منها بعلمه           Meâli: Muhakkak fitne gelmektedir. Kulları parça parça edecektir. Ancak âlimler (ilimleri vesilesiyle) bu fitneden kurtulacaktırlar.2627.  إنه سيصيب أمتى فى آخر الزمان بلاء شديد لا ينجو منه إلا رجل عرف دين الله فجاهد عليه بلسانه وقلبه فذلك الذى سبقت له السوابق ورجل عرف دين الله فصدق بهMeâli: Ahir zamanda çok dehşetli bir bela gelecek. O dehşetli musibetten ancak Allah'ın dinini bilen ve imanıyla bu uğurda lisanıyla ve kalbiyle mücahede eden bir adam kurtulacak. O böyle yapmakla öncekilerin mesleğiyle hareket etmiş olur.  Bir de, Allah'ın dinini bilip, tasdik eden kimse kurtulacaktır.2728.  أَنَا أَجْوَدُ بَنِي آدَمَ، وَأَجْوَدُهُمْ مَنْ بَعْدِي رَجُلٌ عَلِمَ عِلْمًا فَنَشَرَهُ يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَمِيرًا وَحْدَهُMeâli: İnsanların en cömerdi benim. Benden sonra, onların en cömerdi ise, öyle bir adam ki, (iman-ı tahkiki) ilmini bilir ve neşreder. O kimse kıyamet günü tek başıyla bir ümmet ve bir emir olarak diriltilecektir.2829. الامن تعلم القران و علمه و علم ما فیه فانا له سائق و دلیل الی الجنةMeâli: Dikkat ediniz! Her kim Kur'an öğrenir, öğretir ve içindeki hakikatleri ders verirse onların cennete girmelerine saik ve delil ben olacağım.2930. إياكم والبدع فإن كل بدعة ضلالة وكل ضلالة تصير إلى النارMeâli: Bid'atlardan sakınınız. Şüphesiz ki bütün bid'atlar dalalettir. Bütün dalaletler de ateşe irca olacaktır.3031.  لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا لَا تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ وَلَا بِالنَّصَارَىMeâli: Bizim dışımızdakilere kendini benzetenler, bizden değildir. Sakın Yahudi ve Hıristiyanlara kendinizi benzetmeyiniz.3132.  أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍMeâli: Cihadın en efdali, haktan ayrılmış, zalim ve cabbar sultanlara karşı hak bir kelamı söylemektir.32 33. أفْضَلُ الجِهَادِ أنْ يُجاهِدَ الرَّجُلُ نَفْسَهُ وَهَواهُMeâli: Cihadın en faziletlisi, kişinin kendi nefsine ve hevasatına karşı mücahade etmesidir.33Rabbimiz bizlere bu hadislerin müjdelediği hallere ulaşmayı nasib eylesin.KaynakçalarCamiu'l-Ehâdis, c.11, s.297,  h.no: 10825. ; Kenzul Ummal, c. 10 s. 167 h.no: 28867Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.13, s.207, h.no: 12947. ; Kenzul Ummal, c. 10, s. 154, h.no: 28789Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.14, s.113, h.no: 13909. ; Kenzul Ummal, c. 10, s. 143, h.no: 28729Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.14, s.122, h.no: 7510. ; Camiu's-Sağir, c. 2, s. 80, h.no: 5268Kenzul Ummal, c.10 s.143 h.no: 28723. ; Fethü'l-Kebir, c. 2, s. 210, h.no:7618Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.14, s.226,  h.no: 14169. ; Kenzul Ummal, c. 10, s. 206 h.no:29091Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.15, s. 389,  h.no: 15772. ;  Tenzihü'l-Şeriat, c. 1, s. 322 h.no:117Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.38, s. 411,  h.no: 41764. ; Mecmuul-Kebir, c. 1, s. 332, h.no: 994Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 18, s. 64,  h.no: 18852Kenzu'l-Ummal, c: 14 s. 271, h. no: 33436. ; Mecmau'z-Zevaid, c: 5 s. 187 h.no: 8954Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 18, s. 169,  h.no: 19136Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 18, s. 248,  h.no: 19329Keşfül Hafa, c. 2, s. 180, h.no: 2182Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 18, s. 477,  h.no:19941. ; Müsned Ahmed, c. 26, s. 185, h.no:16253Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c.41, s.361,  h.no: 45215Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 20, s. 169,  h.no: 21805. ; Kenzul Ummal, c. 10, s. 164 h.no: 28852Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 20, s. 169, Kenzul Ummal, c. 15, s. 876, h.no: 43482Kenzul Ummal, c. 11, s. 378, h.no 31808Fethül Kebir, c. 1, s. 92, h.no:905.; Camiussağir, c. 1, s. 41, h.no: 545Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 5, s. 236,  h.no: 4050Camiussağir, c. 1, s. 306, h.no: 3060Fethül-Kebir, c. 1, s. 214, h.no: 2341. ; Keşfül-Hafa, c. 1, s. 172, h.no:512Elehadi vel-Mesani c. 2, s. 175, h.no: 974Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 7, s. 318,  h.no: 6387Kenzul Ummal, c. 10, s. 150, h.no: 28766Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 10, s. 38,  h.no: 9043Şe'bel İman, c. 3, s. 266, h.no: 1632. ; Camiu Beynel-Ulum c. 1, s. 242, h.no: 478.Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 6, s. 48.  h.no: 9747.Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 10, s. 334,  h.no: 9747.Ketebettesa, c. 31, s. 431,  h.no: 86. ; Kenzul Ummal, c. 9, s. 128, h.no: 25333.Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 5, s. 198,  h.no: 3981. ; el-Müstedrek, c. 4, s. 505.Fethül-Kebir, c. 1, s. 196, h.no: 2092. ; Suyûti, Camiu'l-Ehâdis, c. 5, s. 196,  h.no: 3977.

311

Cünüpken Oruca Başlanır mı? Ezandan Önce Güsletmezsek Orucumuz Kabul Olur Mu?

Oruçken uyumuştum. Uyandığımda cünüp olmuşum. Bu durumda orucum bozulmuş mudur? İftara kadar bir şey yiyip içmedim? Cünüpken Oruca Başlanır mı? Ezandan Önce Güsletmezsek Orucumuz Kabul Olur Mu?Bir de cünüp olunca zaruri işlerim olduğundan o şekilde dışarı çıktım ve ne yazık ki Öğle ve İkindi namazlarını kılamadım, akşam kazasını yaptım. Cünüpken gusül abdesti alabiliri miyiz?

20

Nikâh Esnasında Mehir Konuşulmadıysa Eş Rızasıyla Yeni Mehir Nasıl Belirlenir?

Eşimle evlenirken, nikâh esnasında imam “Mehir belirlediniz mi?” diye sordu. O sırada önceden konuşmadığımız için bir an ailemle birbirimize baktık. Ailemde iki ablam da 100 gr dediği için babam da o şekilde düşünmüş; ancak biz cevabı vermeden imam başka konuya geçti. Biz de konu havada kalmasın diye dönüşte arabada babam 100 gr diye teyit etti; ama eşimle sonradan konuştuğumuzda 100 gr'ı kabul etmiyor. Biz o gün kendi ailemle aramızda bu rakamı kararlaştırdık; ama eşim kabul etmiyor. Ne yapmak lazım?